12 kasım 1999 düzce depremi

1 /
i am a man who walks alone i am a man who walks alone
eski fotoğraflara bakıyorum da aklıma geldi, tarih: 17 ağustos 1999. didimde tatildeyiz. sabah babam uyandırıyor. "duydunuz mu çocuklar deprem olmuş". deprem ilk defa adana depremiyle duymuşum. korkuyorum. öğreniyorum ki sallanan, depremde hasar gören yerlerden biri düzce. haberlerde binlerce ölüden bahsediliyor. gölcükten bahsediliyor. yalovadan, düzceden bahsediliyor. tabi o zaman cep telefonu yeni çıkmış. dayımda var bir tane biz de yok. otel telefonlarından ulaşmaya çalışıyoruz. hatlar o kadar yoğun ki başarısız oluyoruz tabiki. otelde bir panik havası, herkes yakınlarına ulaşma çabası içinde. çoğu garson, müşteri oteli terkediyor. yollara çıkıyor. sonra bir aile dostuna ulaşıyoruz. dışarda arabada yatıyoruz diyor. sonra dedemlere ulaşıyor. herkesin iyi olduğundan emin oluyoruz. buraya gelmeyin diyorlar, kalacağınız kadar kalın perişan haldeyiz. dönüyoruz tatil bitince. herşey kolay geliyor, oturduğumuz ev sağlam. çıkıyoruz eve hazırlıklar falan derken bir deprem,artçı. kendimizi eylül ayında dışarda buluyoruz. giremiyoruz evlere. yağmur yağıyor, o ana kadar ben öyle yağmur görmedim, tam bir rezillik her yer su, çamur. zaman geçiyor, çadırlarda kalmaya devam. sonra artık deprem tehlikesi geçti diyorlar, çadırları toplatıyorlar. zorla eve çıkartılıyor pek çok düzceli korkularına rağmen. bir hafta sonrası 7.2yle vuruyor deprem ki o hafta içinde düzcede olanlar bilir. her gün akşam üzeri orta şiddetli depremler olmaktadır. 5.2, 5, hatta 6 şiddetinde sarsılıyor düzce. uzmanlar uyarıyor. deprem olduğu gün pek çok jeolog düzceye tv programına katılmaya geliyorlar. babamlar okulda şakalar yapıyorlar aralarında. "sıkıldık artık gidelim şu fay nerdeyse gidip kıralım rahatlayalım.". o akşam rahatlıyoruz hepimiz. ilk darbe ev yıkılıyor. benim için harika bir cuma akşamı. televizyon izleyip, sevdiğim ingilizce ödevini yapacağım, arkasından yatana kadar fifa99. daha ne isterim ki. yemek yerken vuruyor. duvarlar, tuğlalar düşüyor her yerden. hazırlık yapmışız güya önceden, hepsi yalan oluyor. annem kapıya koşuyor babamla. ben kardeşimle kalıyorum salonda. ışıldak var odada duvarların yıkıldığını görebiliyorum. öleceğim heralde diyorum, bir dua okumayı beceremiyorum. neyseki bitiyor. 2.kattayız. 1. kat tamamen çökmüş. dışarı çıkıyoruz hemen. allaha şükür bir şeyimiz yok bir iki ufak sıyrık sadece. şanslıyız. sonra akrabalara ulaşıyoruz falan. belki de depremi en az hasarla anlatanlardanız. ne aileler yıkıldı hakikaten. ne umutlar söndü o enkazların altında. sonra hayat değişti birden. çadırlarda geçen zor bir kış. 2 sene prefabrikler saçma sapan hayatlar. psikolojisi bozuk olduğu her halinden belli olan insanlar. düşünüyorum da. deprem olmasaydı hayatımda bir değişiklik olur muydu? nerde olurdum şimdi? nasıl biri? bulunduğumdan daha iyi bir konumda mı yoksa daha mı kötü? hayat hakikaten bazen kontrolümüzden çıkıyor. bizi alıp sürüklüyor istediği yere. kaderci bir insan sayılmam ama sanırsam öyle bir şey var.
fingon fingon
9 yıl önce bu saatlerde düzce'de okuyan abimden haber almaya çalışan annemin ve babamın suratındaki korku ve endişeyle hatırladığım deprem.
neva neva
sol frame de görünce utandığım kendimden, hayatta herşeye alışıyormuş sahiden insan. olan ölene olur, kalan yaşar gider demişler, çok doğru söylemişler
asymmetry asymmetry
fizik dersini asmıştık, bolu'yu bilenler için postahanenin orda dar sokakta yakalamıştı bizi. arasında kaldığımız iki binanın camları çatır çatır ederek aşağıya düşmüştü. elektrikler kesilmiş arabaların farları aydınlatmıştı caddeyi. bizi bekleyen arkadaşları almak için orta refüjdan bir yandan yetişelim, bir yandan da gözü bir şey görmeyen arabaların altında kalmayalım diye telaşla onların yanına gittik, onlarda kendilerini kafeden zar zor dışarı atmışlardı.

sonrası daha da karışık tabii, kızları, tek başlarına kalmasın, evlerine bırakalım diye ben eve geç gitmek zorunda kalmıştım. telefonlarda çalışmadığı için bizimkiler bana ulaşamadılar doğal olarak, yalın ayak beni aramaya gitmiş annem, döndüğünde ve beni gördüğünde, uzun bir süre kendine gelememişti, ben orada herhalde bir daha eskisi gibi olmayacak diye aklımdan geçirmiştim. en sonunda ise çadır, ankara'da liseye devam, geri dönüş, çadırda eski okula devam, 2 sene prefabrikte yaşa.

düşününce aradan 10 sene geçmiş, ben zorda olsa bir üniversite kazandım, bitirdim şimdi iş arıyorum. acaba tüm bunlar olmasa bu kadar zorlanır mıydım ki?

edit: uykulu gözlerle yapılan imla hataları.
nar kırmızısı nar kırmızısı
bugün 11. yıl dönümü. ve benim karaladıklarımı bir yere yazma zamanı.

depremin ne demek olduğunu tam olarak anladığım gün. sonrasında ise nasıl bir şey olduğunu unutturmadı hiç. hep hatırlattı tıpkı az önce olduğu gibi.

aldığımız o tatbikatların tümü hiçbir işe yaramadı. hala her deprem olduğunda nefesimi tutarım. giderek çoğalacak mı yoksa küçük bir deprem mi diye beklerim. o kısacık 10 saniyede insanın kalbi yerinden çıkacak gibi olur. aklına ne sığınmak gelir ne de hazırladığın çantan. gerçi hazırlamayı da bıraktık artık. düdük olmalıydı mesela, sesin çıkmadığında sesini duyurabilmek için.

hayatımın hem en zor hem de en garip senesini geçirdim. güzel diyemiyorum ama insanlarla daha çok ilişki içindeydik. sokakta yaşıyor insanların çoğu. akşam çöktüğü zaman daha çok korkuyor insan yalnız kalmak istemiyor. o baraka senin bu çadır benim bütün kışı kestane kızartıp mısır patlatarak geçirdik. okulumuz da hasarlıydı, yıkıldı sonra. arkadaşlarım çadırda eğitim görmüşler ben gitmedim okula. çok soğuk olurmuş çadırlarda ders görmek. 7. sınıfım böyle dandik geçmiştir işte. kıyafetlere çok karışmadılar. kot pantolon giyip üstüne okul kazağını giyip giderdim. soğuktu çünkü ve sanırım kar da çok yağmıştı o sene.

arkadaşlarım çoğu başka şehirlere yerleştiler. aylarca çadırda, konteynırlarda kalanlar oldu. biz ise 10 gün dışarıda kalmaya katlanabildik. korkuyorduk ama yine de girdik eve. kapıya en yakın yerde hep beraber yatıyorduk. televizyon sabaha kadar açık. hep bir ses olsun diye. sessizlik çok kötü. uğultuları duymak ve her an deprem olacakmış gibi olması.

kedilerden korkmamın sebebi belki de sokakta geçirdiğim on gündü. gece boyu uyumaya çalışırken hatırladığım kedi sesleri. korkarım işte hep.

babamın iş yeri zarar gördü. bir sene hiç çalışmadı hatta onarımı yapıldı. kazanılmayan para, okuyan çocuklar, onarılması gereken bir iş yeri. işte en zor kısmı.

gördüğüm bir rüyayı hatırlıyorum. beyazlar giymişiz annem ve ben. yer yarılıyor ikimiz içine giriyoruz. cennet belki orası, belki değil. ama burasından daha iyi bir yer. bir çok rüya gördüm o zaman. çoğunda ölüyorduk. uyanıp, o korkuyla yaşıyorduk...

en utanç verici kısmı ise o geceyi hırsızların değerlendirmeye çalışması. depremde kapılar patladı, kilitler tutmadı. ailelerin yanında olması gereken çalışanlar dükkan beklemek zorunda kaldı. yıkılan evlerden açığa çıkan değerli eşyalar çalındı. kazı yapmaya çalışanlar bir de bunlarla uğraşmak zorunda kaldı.

bir çok cenazeye tanık olduk. en acısı yeni evli bir çift. ikisi de yıkılan binanın altında kalarak hayatlarını kaybettiler. her depremde gözümde tabutları canlanır. sonra ailesinin neden bu kadar suskun olduğu.

bir süre suskun yaptı bizi deprem. şikayet edemez olduk o kadar insanın acı çekişini izlerken.

gelecek kaygısı yok oldu bir anda. anlamını yitirdi. tek umudumuz artık bitmesi idi. bitsindi.

sanki bir kabusdu geçti. ta ki bir yenisi olana kadar. her yıl dönümünde, her yeni depremde o günler yeniden canlanır. unutulması imkansız olan bir kabus.
karamuratbenim karamuratbenim
allah'tan geldiği için değil, insanlarımız ciddiye almadıklarından hayatı dünyayı, bilim insanını, yaptığımız beton mezarlardan dolayı yine % 80 insan eli değmiş felaket. şili'de geçen olan depremin şiddeti kaçtı, kaç kişi öldü? japonya depremden italyan köselesi oldu bahsetmiyorum bile.
çıt çıtlı badi giyen tesisatçı çıt çıtlı badi giyen tesisatçı
17 ağustos 1999 marmara depremi kadar vurucu olan, neredeyse onunla aynı etkilere sahip olan, fakat ona gösterilen duyarlılığın %1'inin bile gösterilmediği felakettir.

her yıl 17 ağustos'ta anma törenleri düzenlenir, televizyonlar sabahtan akşama depremden korunma yollarını anlatır, depremden bu yana deprem bölgesinde yaşanan veya yaşanamayan gelişmeleri anlatır. bu faydalı bir şeydir bana göre evet. en azından senede bir gün de olsa ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan deprem felaketi hakkında halkımız bilinçlendirilmektedir. fakat aynı duyarlılık neden düzce depremi'ne gösterilmemektedir? düzce'de yaşayan vatandaşlarımız, orda o depremden zarar gören, hatta o depremde hayatını kaybeden depremzedeler bu devletin insanı değil miydi?

sadece can kaybının binlere varmaması mıdır bu ve diğer deprem felaketlerini marmara depremi'den daha az anılır hale getiren? bence kesinlikle değil. bu yaşıma kadar edindiğim tecrübelerde hep gördüm ki kötü bir olay veya bir felaket istanbul'a ne denli yakın ise o kadar önemlidir. o kadar anılması hatırlanması gerekmektedir. yaşanan her deprem felaketinin (türkiye'nin ve çevre ülkelerin neresinde yaşanırsa yaşansın) ardından istanbul depremini tetikleyip tetiklemeyeceği sorusunun bütün ana haber bültenlerinde sorulması bu psikolojinin eseri değil midir?
azwepsa azwepsa
bu depremden bir hafta kadar önce düzce'deki çadır kentler kaldırılmaya başlandı. evleri 17 ağustos depreminde orta veya hafif hasar görenleri evlerine geri yolladılar. o orta hasarlı binaların büyük kısmı 12 kasım depreminde içindeki insanlarla beraber çöktü.
bring to front bring to front
telefon ile bağlanan bir depremzedenin buralar yanıyor demesi hala kulaklarımdadır. 3 kuruş kazanacağım diye çürük bina yapanların allah belasını versin.
buğday ambarındaki aç tavuk buğday ambarındaki aç tavuk
yıldönümünde aynı acıları hala yaşadığımızdır. ders alamadığımızdır.

türk milleti balık hafızalıdır. 11.11.11 diye başımızın etini yediniz. 11.11.11 den daha önemli bir tarih varsa o da 12.11.1999'dur. binalarımızdan önce zihinlerimizin sallanması gerekiyorki yaşanmışlıklardan ders alalım... ders alalım ki "şirinler"i izlerken bir daha kimse öyle korkmasın.

gereksiz not: evet 10 yaşındaydım ve ben de herkes gibi deprem anında şirinleri izliyordum; sonunu kaçırdım
vsskip vsskip
küçüktüm. günlerce adile sultan kasrı'nın otoparkında, arabamızın içinde yattığımızı hatırlarım. keşke 17 ağustos'tan, 12 kasım'dan biraz ders alsaymışız da bugün deprem üstüne deprem olurken hepimiz yasa boğulmasaydık diyebiliyorum sadece.
1 /