17 ağustos 1999 marmara depremi

15 /
cehennet bekçisi cehennet bekçisi
çakma! beton yığınlarının bıraktığı duman bulutlarının arasında en ilkel haliyle
(4 gün su-elektrik-telefon yoktu) tanıdıklarını aramış ve halen yaşayan insanlar için kalplerinde derin acı hissini kaybetmiş ama akılda tatsız ve boğucu bir iz bıraktığı kesin olan bir gün...

bu diyardan uyku halinde iken ansızın göçüp giden tüm dostlarımızın, arkadaşlarımızın, insanlarımızın ölümleri hakkında ki tüm teolojik, askeri, siyasal ve insanlık dışı komplo teorili yorumlar arasında en önemsiz durummuş gibi yitip gitmeleri, yoruyor insanı.
evet ateş düştüğü yeri yakıyor...
evet başa gelen çekiliyor...
evet inanç - zeka dengesini derinden sarsabiliyor...

bu ölümlerin ardından beni en çok etkileyen ;insanların isimsiz bir mezar taşının altında yatması.. hayatta kalanlar için ise; büyük bir kötü şaka ve kendilerine halen bu şaka değil denmesini beklercesine şokta bıraktığı durumdur. inançları, ırkları , kimlikleri ne olursa olsun... umarım kimse bir daha bu durumu yaşamaz dediğim bir gün

yitip giden herkese selam olsun... unutulmadınız... ve unutulmayacaksınız...(!)
stetoskopla yeri dinleyen insan stetoskopla yeri dinleyen insan
merkez üssü gölcük olan saat 03:02 de başlayıp 45saniye süren 7.4büyüklüğündeki deprem, resmi kayıtlara göre 17.840 kişinin öldüğü 43.953 kişinin yara aldığı türkiyenin aklına kalbine kazınan derin yaranın adı.

bir çoğumuzun hayatından 45 saniye ile çok büyük şeyler çalan doğal afet!
yanlış yapılaşmayı kenarda tutuyorum onun vebali yeterince büyük bir de ben konuşmayayım.

9yaşındaydım ve tek hatırladığım


sesimi duyan var mı


ulaşılabilenin sağ kurtulabildiği umudun kesilip sesini duyuramayanların göçük altında kaldığı o kara leke!



dile kolay tam 15.yıl dönümündeyiz...

allah kimseye yaşatmasın.
ne depremde göçük altında kalıp ölmeyi ne de bu sebeple geride kalmayı...

"ağustos güzeldir, 17.günü olmasa.."
sairmccandless sairmccandless
acıdır 17 ağustos,sesimi duyan var mıdır,en uzun en kanlı gecedir.beton tutmayan yaradır 17 ağustos velhasıl şehirde hiçbir şeyi değiştirmeyen depremdir.deprem öncesi evleri kamufle edip öğrencilere yüksek mevlalardan kiralamaktan başka bir şey yapmamışlardır.ölümler bu zihniyetler için fıtrattır.
harpoon harpoon
dile kolay 17 yıl gecmiş üzerinden...
hala içim acır aklima gelince. yan komşumuz kızını ve kardeşi kendi götürüp depremin olduğu gun gölcük'ten dönmüştü. tabi gecesinde deprem ve bütün ailesini kaybetti.
sonra taşınıp gittiler, eşi ben duramam burda kızımın sesini duyuyorum demişti...

gece gece aklıma geldi gene hüzünlendim

(bkz: üzgün surat )
driving einstein driving einstein
birebir yaşamadığım ama o zamanlardaki insanların halini hatırladığım deprem. depremin olmadığı yerlerdeki insanların da akrabaları, tanıdıkları gitmişti ve herkes bombaların patladığı zamanlardaki gibi iyice kafayı yemişti...

aşağıdaki videoyu dün deprem muhabbeti yüzünden izledim ve ağladım... birebir yaşamamama rağmen teyzenin acısı ve hiç tanımadığı insanın onu kurtarmak için cabası ağlattı. dayanışma ve kim ne olursa olsun herkes herkesin hayatını kurtarmak için canla başla kurtarmaya çalışması depremin tek kazancı. şimdi olsa böyle bir sahne olur mu bilmiyorum ama böyle bir deprem olsa bile hırs ve başka şeyler araya girilip yardım etmezse insanlık da depremde ölmüş demektir...


delipedro delipedro
benim hakkım olan parayla dış borç ödeyen hükumete
benim hakkım olan ve alamadığım kızılay çadırını alan kurnaz haysiyetsiz mahalle sakinine
benim hakkım olan kızılay çadırı yerine 4 tane kalas ve şeker çuvalından bozma bez veren yöneticiye
çadırına ulaşamayan, çadır edinemeyen depremzedeyi tartaklayan polise
dağıttığı sözde yardım yemekleriyle yiyenleri ishal eden ankara belediyesine
i̇stanbul'da depremzedelere yardım götürmek üzere toplanan eşyalar ile kaçan kamyon şoförü şerefsize
üzerinden 6 aydan fazla zaman geçti diyerek takılan platini sökme ameliyatından para talep eden baltalimanı hastanesi idaresine
12 ay süre ile yapılan 100 tl kira yardımını çok görüp, ''kapağı attınız devlete amk'' diyen haysiyetsiz semt sakinine
hakkımı hala helal etmiyorum.

dar günümü ferahlatan aile akraba ve arkadaşlarıma
maddi manevi destek olan dost akraba ve yakınlarıma
ulaşımımızı sağlayan yurt i̇çi kargonun kahraman şoförüne
o günlerde desteğini, arkadaşlığını eksik etmeyen herkese minnettarlığımı sunarım.


x biri x biri
askerdeydim deprem olduğu zaman. arıyorsun, telefonlar çalışmıyor. haber alamamak çok kötüydü. ablam da deprem bölgesinde oturuyordu. neyse ki sonradan aldığım haberlerinde onlar bursa'da bizim evdeymiş. sadece yeğenim orada kalıyormuş o da evin sadece çatısında hasar olduğu için sıkıntısız atlatmış. yalnız ablamların evin tam karşısındaki binalar deprem başlamadan o ilk patlama ile çökmüş ve yangın da çıkmasıyla çoğu kişi acı şekilde can vermiş.

nice ailelerde anne baba çocuklar dahil tek fert kalmadan ölenler oldu. nice ocaklar söndü. şimdilerde depremde yıkılan evlerden oluşan boşluklar yerine yeni yapılan evlere bıraktı. o dönemler bina yapılmaması kararı alınmıştı aslında. türkiye deprem bölgesinde, deprem bu ülkenin gerçeği ama depremle yaşamasını öğrenemiyoruz. umarım 1999 yılındaki gibi bir hüsran gecesi bir daha yaşanmaz. ölenlere rahmet kalanlara sabırlar olsun.
tobeortobe tobeortobe
bizzatihi avcılar'da yaşadığım deprem. allah bir daha yaşatmasın demekten başka çare bulamıyorum ve belediyeler de bulamıyor sanırım ki hala önlem alınmıyor. hala saçma sapan yapılar bitmedi. hala toplanma alanlarına ev ve avm yapılıyor. i̇stanbul için bunca deprem uyarısı varken bir de. o gün hayatını kaybeden, enkaz altında kalan herkesin mekanı cennet olsun.
anglaclel anglaclel
bizim karamürsel'de yazlık evimiz vardı denize sıfır. normalde yazların 1-2 haftasını orada geçirdik (80'li yıllarda ailem orada daha fazla zaman geçirmiş ama sonra ben doğmadan 2 yıl önce altınoluk'dan yazlık alınınca orası biraz imhal edildi) genelde temmuz ağustos ayları giderdik ya da hafta sonunda giderdik karamürsel'de ki yazlığa(yazlık dediğim 5 katlı apartmanın 4. katında 2 oda 1 salon daire). neyse benim depremden önce sünnet düğünüm olmuştu(14 ağustos 1999) o hengame de gidemedik tabi oraya yoksa ağustos sonları giderdik hep vakit geçirmeye. eğer benim sünnet düğünü muhabbetleri olmasaydı eğer çok büyük korku yaşayacaktık. çünkü; oturduğumuz yazlığın balkonları çökmüş duvarları patlamış ve bina kullanılmaz hale gelmişti. tabi sonra o evi boşalttık ve o binayı yıkıp yerine yeni bina yaptılar ama biz o evi sattık ve bir daha gitmedik oraya. ertesi sene 2000 yılında yani o zamana yeni sayılan(10 yıllık) bir yazlık aldık(yine denize sıfır 5 katlı ama bu sefer 1. kat aynı şekilde 2 oda 1 salonlu bir daire) mudanya'dan ve karamürsel'de ki eşyaları mudanya'da ki yeni yazlığa taşıdık. ve 20 yıl oldu annem yazları mudanya'da ki yazlıkta kalıyor. bende şu an oradayım ve dikkat ettim ki; benim yattığım odadaki kolonda çatlaklar var. yani diyeceğim o ki; beklenen büyük istanbul depremi olursa biz buradayken şayet; ya bu bina başımıza yıkılır ya da büyük hasar görür.

not: bu arada kuzey anadolu fay hattı'nın bir kolu tam bizim altımızdan geçiyor. yani; güzelyalı*-mudanya sahil şeridinden.
absimiliard absimiliard
hafızalardan kazınmayan bizim (bir izmitli olarak) için hayatımızda yaşadığımız en büyük travmadır. psikolojik olarak fazlası ile kaybımız olmuştur. çok ama çok büyük acı idi yaşananlar.

geçen 22 senede ise çok büyük bir atılım görülmemesi çok daha trajik bir durum. deprem yönetmeliğine uygun evler ve kat sınırlaması dışında dişe dokunur çözümler yok. kentsel dönüşümler faydalı hale getirilebilir ama onlar da rant kapısı haline geldi ve mağduriyet yarattı.

onun dışında vatandaşta hala deprem bilinci yok, zorunlu deprem sigortası yaptıranların oranı yüzde 40 larda, eski binalar dönüşüm yapılacağına verimli tarım arazileri imara açılarak rantın önü açılıyor. nüfus dahi depremden sonra daha fazla artış gösterdi kocaeli de. planlama yok, günlük aksiyonlar var, planlamalarda "kader", "kısmet" yoktur mühendislik vardır, bilim vardır.

kamucu anlayış, eğitim, liyakat sahibi yöneticiler, mühendislik çalışmaları, nüfusu ve yatırımları ülkenin farklı alanlarında homojon hale getirme! gibi yaklaşımlar hayal olmaktan öteye gidemiyor maalesef.
purge me purge me
öncelikle yakınını kaybedenlere başsağlığı diliyorum. acıları tazedir. böyle şoklarda 20 küsür yıl yetersiz bir zaman acıların dinmesi için, unutmak için. adettendir, ağzımızdan yel alsın, gözler görmesin bir daha böyle büyük bir acı diyerek lafa girip somut konuşayım birazcık..ne deprem çığırtkanlığı olsun, ne gamsızlık. ortalarda bir şey olsun salt gerçekler ışığında...

* bilim adamları, böyle "bilinmez" bir konuda kriter olamaz, sadece el feneri olur ama görüş olarak yine ayrılmış durumdalar. ben, önümüzdeki --en az-- 40-60 yıl boyunca büyük istanbul depremine neden olabilecek bir enerji boşalmasının mümkün olmadığını söyleyen güruha inanmayı seçtim haliyle. bu zaman dilimi içinde altyapı olarak çok eski ve bitik durumda olan istanbul'un yenilenmesini ummaktan başka elimizden gelen bir temenni yok şu an. felaket tellalı görünümlü "yarın bile deprem olabilir" diyen bilim insanlarını pek ciddiye almıyorum şu an duygusal nedenlerle. ek olarak açıp incelemenizi öneririm, teknik veriler de büyük kırılmanın 40 yıl gibi bir zaman dilimi içinde gerçekleşeceği yönünde. bunu, rahat olun anlamında yazmadım haliyle. veri veridir.

* 99'dan sonraki yönetmeliklere göre yapılan binaların nispeten daha dayanıklı olduğu kanısı ile işler yürür emlak piyasasında. gel gelelim, türkiye gibi bir ülkedeysek, denetim mekanizmasının yetersizliği ve rüşvet gibi hususlar çok aşikar olduğu için kimsenin bir şeye güvenmemesi gerektiği ortada. kentsel dönüşümler de ayrı hikaye zaten, güven ver-mi-yor.

* veli göçer'e kesmişlerdi faturayı o dönem. akp'nin geldiği günden itibaren vazgeçmediği dikey mimari ve inşaat çılgınlığı sonrası kaç adet veli göçer daha yaratmışızdır şu an, düşünemiyorum. inşaat işi, özellikle akp ve ekonominin rakamsal verilerle uçuşa geçtiği ilk zamanlarda öyle bir furya olmuştu ki, hepinizin, bakkal dükkanını ve berberini kapatıp müteahit olan bir tanıdığı vardır. bu arada, --belki-- bilmediğiniz bir haber vereyim, (ben bilmiyordum bakınca gördüm yuh dedim güldüm şu an) veli göçer yeniden inşaat işine girmiş. böyle bir memleketiz.

* dediğim gibi, denetimsizlik, liyakatsiz iş yapma, rüşvet, kısa yoldan köşe dönme arzusu gibi ülkece dna'larımızda olan kanserler birleşti ve günümüz kentleşmesini oluşturdu. en kurumsal dedikleri cengiz-limak-kolin cart curt gibi firmaların yaptığı büyük projelerdeki (misal havaalanı) ölümlere, iş kazalarının bolluğuna, çıkan mühendislik bazındaki sorunlara bakarsanız bile bu korkunç gerçeği hayal edebilirsiniz rahatça. şimdi bir de "hadi para birleştirip 12 katlı 3 blok dikelim enişte" diyen lokal müteahit (eski tefeci) tipli insanların yaptığı huzur sitesi türünde binaları düşünün. korkunç bir tablo.

* o dönem, alternatif medyanın olmadığı, çoğu konuda yorum yapacak kadar bilgimizin olmadığı, cahil olduğumuz senelerdi. (hoş şimdi z kuşağı bilgiye ışık hızında ulaşıyor lsdkjfk ama halleri ortada o ayrı bir konu neyse). haberlerde duyduğumuzu salt doğru kabul eder, manüplasyon, algı yönetimi gibi kavramları bilmezdik. demek istediğim, şu an 99 yeniden yaşansaydı, depremin sembol kelimesi sesimi duyan var mı olmazdı sanırım. çok daha ayrı skandallar zaman içinde depremin ötesine bile geçerdi gündem olarak. bunu tahmin etmek zor değil.

* halk zerre bilinçlenmedi bu kadar tantanaya rağmen. biz de buralardan bik bik ötüyoruz, hükümetlere, yanlışlara salladıkça sallıyoruz elimizde kola-cips ama harika insanlar değiliz kabul etmek lazım bunu da. anca laf anasını satim. bu gibi şeylerin konusu dahi açılsa, benim de girinin başında kullandığım "allah gecinden versin" "ağzından yel alsın" gibi kelimelerle susturan kaderci bir kültürümüz, inanış sistemimiz var genelde. hükümetler de bu işlere yeterli bütçeyi ayırıp, devletin yaptırım gücünü göstermediği için bilinç seviyemiz 22 yılda hala aynı. çoğunlukta deprem çantası yoktur. depremlerle yaşamaya alışan japonlardaki organize oluş bilinci yoktur. tatbikat, deprem simülasyonu yapmadık. sigara yasağına ayırdıkları enerjinin onda birini şu depreme ayırıp bilinçaltımıza şu işi sokmadılar 3-5 kamu spotu hariç. dask mask çıktı işte, bir kaç yönetmelikle artık güya deniz kumu koymuyor veli göçer kılıklı müteahitler. muamma bunlar hep.

* 26 eylül 2019 istanbul depreminde dahi, (5.8 di) telefon hatlarının, paniğin, altyapı çöküşünün hafızalarımızda taze olması, olası büyük senaryo için halimizin ne kadar aciz kalacağının göstergesi. istanbul çok eski bir şehir. düşünmesi bile korkunç. 2019 dan sonra 2 sene geçti, yine aynıyız. demek ki herkeste kadercilik hakim arkadaş, şunu da inkar etmeyelim be.. "amaaan öleceksek ölürüz" şeklinde bakıyor çoğu kişi. bu gamsızlığın başka açıklaması olamaz.

* son olarak aklımda olan bir madde şeklinde şunu eklemesem çatlarım...99 depreminde bile, kollar kesilerek alınan bilezikler, enkaz altında altın arayan çeteler gibi ne haberler duydu bu kulaklar. çoğu kulaktan dolma bilgiler olarak kaldı. kimi abartı, kimi yanlış, kimi az bile söylenmiş derecesinde doğrudur diyelim hadi uzatmayalım ama bunlar oldu biliyoruz. oldu bunlar. yağma denen gerçeği gördü insanlar. bir şişe suyu o kaosta 5 liraya satan piçleri gördü.

şu an allah korusun böyle bir durum yaşansa, o akitci puştların sırf yalakalık olsun diye, şu an vatan elden giderken, "kurtuluş savaşında bize yardım etmiş güzel insanlar" diye tanıttığı afganlar ölümüzü bile siker.

velhasıl, bazı süslü beyzadelerin kölesi haline gelen güvenlik güçlerimiz, böyle felaket durumlarında, asıl görevi olan depremzedelere yardım etmek dışında çok büyük oranda yağma, tecavüz, insan kaçakçılığı, hırsızlık gibi kriminal suçları önlemeye kanalize olacak ve deprem sonrası en çok ihtiyaç duyulan iş gücü sekteye uğrayacak. demografik yapının amına koydukları için, daha deprem falan olmadan ve herkesin eli ayağı tutup tepki verebiliyorken, biz çoğunluk iken bile kadıköy'de, moda'da taliban bayrağı açıp sallayan bu öfkeli kalabalık, biriktirdiği tüm kini, en acı zamanımızda almaya çalışacaktır diye düşünmekteyim. umarım bunda yanılırım.
3
15 /