2 temmuz 1993 sivas katliamı

kelebekler kayısı yemez kelebekler kayısı yemez
çocuktum.

misafirimiz vardı. uzun boylu, yakışıklı. amcalarımdan yakındı, tüm mesafelere rağmen. anlatmadığı şeyler vardı hep, çocuk halimle seziyordum.

mağrur ama umutlu; keşke denmemiş yılların hüznü vardı mavi gözlerinde.

çok sonraları dinlemiştim hikayesini. bozulan saat yüzünden direnmekten vazgeçme düşüncelerini, tanıdık bir el yazısına tutunup; işkencelere boyun eğmeyişini.

nedendir bilmem, ankara'daydı; misafirdi bizde. sivas'a yolcu etmişti babam. her zaman ki gibi, 'son' olur korkusuyla sıkıca bir sarılmayla uğurlamıştı babam.

temmuz sıcağından kaçıp eve geldiğimde televizyonda bir felaket, babamın bembeyaz kesilmiş yüzü, annemin gözlerinde yaşlar.

bir yerler yanıyordu, insanlar yanıyordu; yakılıyordu.

sürekli bir telefon trafiği..otobüsteki o yakışıklı adama ve olayların hemen yanı başında ki caddede oturan ailesine ulaşmaya çalışan babam..

eve kurşunlar yağıyordu,
insanlar bağırıyordu,
apartmanları basıyorlardı.

korkmuşlardı..
çünkü o kadın ve kız çocuğu;
her gece evlerine atılan silahlarla yaşamışlardı nice sene.
o kız çocuğu babası, 'baba kaç, geliyorlar' diye bağırmıştı.
o kadın, kocasının -nereye olduğunu bilmeden- götürülüşünü izlemiş; bize sığınmıştı.

ve telefonlar kesildi.
hattın ucundan ses yoktu.
evde sessizlik,
kızgınlık,
göz yaşı vardı..

saatler geçti, gün gibi, yıl gibi.

insanlar yakıldı diri diri, kimseler ses çıkarmadan, bir başkaları usul usul ağlarken.

madımak kapkara kesildi,
yüzümüz,
vicdanımız gibi.

duvarında kurşun izleri olan bir salonda oturdu insanlar,
yanık kokusunda uyudu insanlar.

yıllar sonra, madımak'ın önünde durdum, durduk, yine göz yaşları ile babamla.

unutmadık,
unutamayız,
unutturmayacağız!
bu başlıktaki 130 giriyi daha gör