23 eylül 2020 furkan celep intiharı

1 /
dumrul korkut dumrul korkut
kendi seçimi.
her ne nedenden dolayı olur sa olsun, intihar edenlere üzülmüyorum, kendi seçimi, kimse zorlamıyor.
bu şahıs da, kimse kusura bakmasın da, looser. kaç tane tanıdığım eşim dostum var, ne imkansızlıklardan, yokluklardan gelmiş veya hala onlarla boğuşan.
yok iş hayatı yorucu geliyormuş da, yok yıllarını harcamak istemiyormuş da, yok kimse sevmiyormuş da. zengin bir ailede doğmadım, her şeyim yok diye isyan ediyor efendi. tipik narsist.
geride kalanları varsa onlar için üzücü sadece.

edit:
1. birçok insan tepki göstermiş, seviyeli olsa tamam bir de abuk subuk kelimelerle. en başta saygı göstermeyi öğrenin. kimse sizinle ayni fikirde olmak zorunda değil. kimsenin tepkisine bakarak da düşüncelerimi değiştirecek değilim.

2. neymiş de karakterini kaybetmeyecekmiş yaşayarak. o zaman bütün yaşayanlar karaktersiz, öyle mi ? önce çocuklarını öldürüp sonra intihar edenler karakterli insanlar yani ? haa o ayrı mevzu, tabi canım.

hayat romantik bir aktivite değildir, başlı başına bir mücadeledir, sorunlardan ibarettir. intihar eden insan, bu mücadeleden vazgeçmiştir. kendisi bilir.
gofundme de birçok çocuk var, hiçbir hataları yokken hayat mücadelesi veren. o sitede "save-demiralis-life" diye ararsanız bir örneğini görürsünüz. illa duyarlı olacaksanız, denizde damla onlara katkıda bulunursunuz ama eminim ki çoğunluğun amacı duyarlı olmak değil, duyar kasmak.
a good day to die a good day to die
adı aklıma gelmeyen ama ara sıra sözlüklerde bahsedilen biri vardı. o da intihar etti. bu arkadaşın da akibeti böyle olabilir.

entryi yazarken isim aklıma geldi ama yazmayacağım.
theextremist theextremist
ah be genç arkadaş;

keşke tanımış olsaydık seni, sarılırdık belki, sırtını sıvazlardık, güç vermeye çalışırdık. eminim hoşlandığın kızın sarılması kadar etkilemezdi ama belki seni hayatta tutmaya yeterdi bu sevgi.

keşke dünyanın bu kadar leş bir yer olduğunu bu gencecik yaşında ve güçsüz bir zamanında anlamasaydın, çünkü "anlamaya başlamanın ilk belirtilerinden biri ölme isteğidir." demiş franz kafka.

ne desek boş, bu dünya böyle bir yer işte. hiç tanımayacağın biri için gözyaşı dökebiliyorsun, ama yine de nafile.

mekânın cennet olsun.
renklipanda renklipanda
mektubunu okudum, ne bir eksik ne bir fazla, aynı duyguları hissediyorum ve anlıyorum. bugün 30 yaşındayım ve 18lerimde ben de intihar etseydim hayata dair pek birşey kaçırmış olmayacakmışım, bunu farkettim. zira hiçbir şey iyi gitmiyor aksine daha zorlaşıp yaşanmaz hal alıyor. yıpranma payı da cabası. yanındakiler almış yürümüş, iyi kötü bir iş, bir aileye sahipler. kendine bakıyorsun sıfıra sıfır. yolun yarısı demek bile benim için fazla iyimser, zira bu şartlarda altmışları yetmişleri görebileceğimize ihtimal vermiyorum. buraya kadarki yorumum benim neler hissettiğimle ilgiliydi.

bu genç arkadaşımıza gelecek olursak, 18 yaş bu kadar umutsuzluk için çoook erken. en azından "denedim olmadı" diyebilmek için erken. yeteneklerini keşfedememen, ne istediğini bilememen belki yönlendiren olmamasından kaynaklı, belki daha zamanı gelmediğinden. ilerde ne fırsatlarla karşılaşacağını bu yaşlarda bilemezsin ki. evet dünya hassas kalplilerin cehennemi buna canı yürekten katılıyorum üzülerek. daha bu sabah kadına şiddet, hayvanlara şiddet haberleri izlerken boğulacak gibi oldum ama bunlar hep vardı hep var olacak. senin gibi yardımsever insanlara muhtaç bu dünya. sayıca az olsak da artmak da bizim elimizde hepsine inat.

böyle bir karar almak da uygulamak da zor. neler düşünüp hissettiğini bir yere kadar tahmin edip kendimizce yorumlar yapıyoruz işte. ışıklar içinde uyu, başka diyecek bir söz yok.
kızıl kurt kızıl kurt
sabah duyunca tadımı kaçırmış olaydır.

ölmek üzere olan bir insanın yalan söyleyeceğini sanmıyorum. ortada ciddi bir aileden görülmemiş sevgi eksikliği var. aileden yeterince sevgi görmemiş, itilmiş kakılmış bireyler zaten hayata 1-0 yenik başlıyor. ya çok duygusal olup kendilerine zarar verme eğilimi içinde oluyorlar furkan gibi, ya da çevrelerine zarar veriyorlar. bir diğer profil de pasif agresif, kindar bir profille yaşamlarını sürdürüyorlar ve ellerine fırsat geçtiğinde gıcık kaptıkları insanları dibe çekmekten çekinmiyorlar. çünkü sevgi hep eksik kalmış hayatlarında, kimse onları o olduğu için sevmeye tenezzül etmemiş. bu da insan yüreğinde nefreti ve kini tetikler. furkan, göremediği sevginin yerini nefretin doldurmaya başladığını fark etmiş ve bu onu rahatsız etmiş. insan ruhu uzun süreli nötr kalamıyor, ya sevgi görecek sevgi verecek, ya nefret göre göre nefretle yeşerecek. bunun ortasını tutturmak ve sağlıklı bir psikolojik profilde yaşama devam etmek hiç kolay bir iş değil hele de o yaşlarda.

furkan, görünüşe göre ailesinden göremediği bu sevgi eksikliğini aşkla kapatmaya çalışmış, tıpkı benim o yaşlarda yaptığım gibi. ama karşı cinsten yeterince sevgi görememiş, ya maddi imkanları beğenilmemiş, ya fiziksel görünüşüyle alakalı sorunlar olmuş ki bir şekilde bu yönden de eksik kalmış ve genel olarak reddedilmiş, dikiş tutturamamış. bu da onu daha depresif yapmış. 15-20 yaş arasındaki ergenlerin en büyük sorunlarından biri sevgisizliktir. bu yaşlarda birbirlerini sevmeli, sevişmeli, güzel ilişkiler yürütmeliler ki orta yaşlara ya da 20'lerin sonlarına geldiklerinde psikolojik yönden sevgiye doymuş, daha bilinçli insanlar olsunlar, ama tüketim toplumu hareketi, insanların da birbirini tüketmesine neden oldu ve bundan en çok furkan gibi eq'su yüksek, duygusal ve hassas insanlar zarar gördü. yaşarken cehennemi barındırdılar içlerinde.

keşke başka türlüsü olsaydı furkan, seninle geçmişte aynı deneyimleri yaşamış abilerin olarak bir şekilde sana ulaşabilseydik, varlığından haberdar olabilseydik ve seni farklı hobilere yönlendirebilseydik kafanı dağıtman, sevgisizliği biraz olsun aklından ve yüreğinden uzak tutman ve kendine farklı idealler belirlemen için. çünkü şu yaşıma kadar şunu fark ettim ki sevilmiyorsan kendini zorla birilerine asla sevdiremiyorsun, aile bireylerin dahil bir şekilde bu duygu elimine edilip yola devam edilmek zorunda. umarım tüm mental acıların bitmiştir.
ürkek ürkek
psikolojinin insan hayatındaki etkileri ne yazık ki. hangi şartlar altında olunursa olunsun çocukların arkasında olduğunu hissettirmek ebeveynlerin en önemli sorumluluklarından biri.

en acısı da 18 yaşındaki bir çocuğun mektubunu okurken aynı ruh halinde olduğumuzu hissetmek. "bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum." ömür boyu köpek gibi çalışıp emeklilikte bir sahil kasabasında ev alma hayaliyle didinen sistemin köleleri değil miyiz? artık emeklilik hayalleri yalan oldu, emekli ikramiyesiyle ev alma da.

geleceğe dair umutlarımızı tüketenler utansın.
anabacı vokke anabacı vokke
karl şimit'in metinleriyle cebeleşirken gördüğüm, görünce siken intihar. beni siken tarafı şu, daha dün akşam bir arkadaşımla münakaşa ederken paranın duygularımız üzerinde bile etkili olduğunu söylemiştim. insanlar arasında belki ortak zaman geçrimeden de bir sevgi, daha doğrsuu sevgi kırıntısı oluşabilirdi. ama derin bağları hepimiz ortak şeyler paylaştığımız insanlarla kuruyorduk. bazen bazı insanlarla derin bağlar kurabilmek, dost kalabilmek için para gerekiyordu. paranız yoksa her akşam bara giden birisiyle nasıl dost olabilirdiniz ki? sorsak hiçbiri de arkadaşlarını paraya pula bakarak seçmediğini söyleyecekti. zaten korkunç olan şey de buydu, bunu farkında olmadan yapıyorduk! adama sonuç olarak ekonominin hayatımızdaki önemini yadsıdığını ama sadece "kendimiz olduğumuz için" sevildiğimiz ilişkilere bile sirayet ettiğini söylemiştim. sahi çocukken bilgisayarı olmasaydı şimdiki çevresini sağlayan müzik zevkine, mizah anlayışına sahip olabilecek miydi? yada neden bizim küçük grubumuzda hep uyum sağlamak, kendinden taviz vermek zorunda kalanlar hep yoksullardı? bunların hepsi de neden ya kürt ya aleviydi? üstelik çoğunluğu anarşist olan bir gruptuk ve ben bir marksist olarak ılımlı kalıyordum aramızda...

çocuk karşıt bir şeyler söylemedi, söyleyemedi. ama biraz bozulduğu belliydi.

bugün sabah haberi gördüm. manşette malum cümle: "benim yaşımdaki insanlarla aramda uçurum var… neden kimse bana değerli olduğumu hissettirmiyor?"

bunu yazan kim? 18 yaşındaki bir kargo işçisi!

tam dün akşam anlattığım şey buydu aslında. her şey bu kadar üstüste gelebilirdi!

benim sözde solcu özde beyaz arkadaş çevremde en azından kjimse arkasından "yıkık orospu çocuğu" diye küfretmeyecek. yani beyaz ayrıcalıklarından soyunup, furkan'ların acılarına dokunmaz belki ama anlamaya çelışır. ama bu ülkede üç aşağı beş yukarı aynı benlik yıkımını yaşamış, bunu da pezevenklere orospuluık yaparak çözmüş milliyetçi faşist bir kesim var. aynen kendi aralarında böyle dalga geçiyorlar. meseleyi frukan'ın lserlığına bağlıyorlar tipik faşist zihniyetle. kimi açık açık sosyal medyada da yazıyorlar. ne diyelim, türkün orta sınıf solcusu en azından o kadar insanlıktan çıkmıyor. belki de sevgiyi aile ortamında tattıkları için...
sana söyleyeceklerim var sana söyleyeceklerim var
intihar mektubuna ve olaya dair oldukça fazla yorumu bir çok yerde okuduğumuz kayıp bir filiz. beni en çok yaralayan, bir gece önce annesiyle uyumak istediğini okuduğum bir giri oldu ekşi'de. yaşımız kaç olursa olsun sevilmek ve sevildiğimizi hissetmek istiyoruz. yaşımız kaç olursa olsun sığınacak bir anne kucağı ve şefkati arıyoruz. birinin ya da birilerinin sevgisine muhtaç hissetmek, ısrarla sevilmek istemek, görmediği sevginin yoksunluğuyla pes edecek duruma gelmek. mektup, "sevilmek istedim" diye haykırıyor. mektup, " fazlasıyla iyiydim ama bir karşılığı olmadı" diye ağlıyor. mektup, bir çok kişinin de dediği gibi "dünya hassas ruhlar için bir cehennemdir." sözünün bir özeti aslında. ve sevgi böyle hassas ruhlar için, olmadığında hayatın bittiği noktayı gösteriyor. çok üzgünüm. hâlâ yanımda olduğu her gece başını sevdirmeden uyuyamayan boyu beni geçmiş bir oğlum var. kazık kadar da olsak başımız okşansın, biri bize dokunsun, sevgi aksın istiyoruz. esirgemeyin sevginizi...kayıp gitmesin böyle güzel ruhlar. onlar için hayat yeterince zor zaten...
charles hank charles hank
nerden bakarsan bak kral hareket
çocuk daha 18 yaşında ve herşeyin farkında ve üstüne üstlük cesurda
intiharı teşvik etmiyorum elbette ama benim daha yeni yeni kavradigim şeyleri 18 yaşında kavramış lavuk ve bunu yenemeyecegini düşünmüş aramizda ki farkta bu ben bunlarla başa çıkabileceğimi düşünüyorum oysa bunlarla başa çıkmanın boşa olduğunu kavramış anlamış çoktan
yine de hayat herseye rağmen yaşamaya değer daha görecek günlerimiz hayattan zevk alacak anılarımız olacak belki bir eş belki çoluk çocuk belki güzel bir iş hayatın ne getireceğini bilemezsin
hep ileriye umutla bakıyoruz bakmasak bizde intihar ederdik öyle veya böyle zaman geçiyor
allah mekanını cennet eylesin diyecek başka birseyim de yok zaten ömrünün baharında bu ne hayata küslük belki ki çok ağır darbeler yemiş ailesini de düşünmemiş belki de düşünecek çok birsey yoktur biz burda arkasindan lak lak ederiz anca
hayaletin garip huyları hayaletin garip huyları
intihar etmek, tasvip etmesem de cesaret işidir. bunu yapanların arkasından ahkâm kesmek istemem. sadece arkasında bıraktığı mektup dikkatimi çekti. 18 yaşındaki bir çocuk için hayatın anlamı " ev araba uğruna yaşamını harcama" olmamalıydı. yalnızlıktan şikayet ettikten sonra nihai hedefinin " ev araba" olarak belirlenmesi bence sosyal medyanın gençlerde meydana getirdiği üzücü bir kafa karışıklığı.

internet dünyasının getirdiği yalnızlık, anlaşılma ihtiyacına çare olmadığı gibi, daha da belirginleştiriyor. yazık ki bu çocuk da kendisi için her şey bittikten sonra anlaşılacak, ama göremeyecek. üzücü.
mordor büyükşehir belediye başkanı mordor büyükşehir belediye başkanı
modern hayat dediğimiz şeyin ne kadar pis, ne kadar büyük bir lağım çukuru olduğunu ve güzel olan ne varsa nasıl yutup yok ettiğini bir kez daha görmemizi sağlayan intihar olayı.
üzülmemek, kahrolmamak elde değil. keşke bu kadar acele etmeseydi. belki onu hayatta tutacak, en azından tutunması için çaba sarf ettirecek, ona kendini gerçekten değerli hissettirecek bir amaç veya birileri çıkardı karşısına. maalesef artık çok geç ve bu rezil dünyaya lanet etmekten başka diyecek bir şeyimiz yok.
diyeydim iyiydi diyeydim iyiydi
oyalanma dünyasını çok da ciddiye almayın gençler, çünkü dünya; intihar ettiğinize değecek bir yer değil, dünya dediğin nedir ki ahiret hayatından vazgeçmeyi göze aldırsın?
kimseye kendinizi beğendirmek zorunda hissetmeyin, önce siz kendinizi sevip değer verin, insanlardan çok allah'ın rızasını almaya uğraşın.
sahip olamadığınız şeylere üzülmek yerine sahip olduklarınıza şükredin, gayret edin; nasibinizde varsa olur değilse olmaz da başka şeyler olur. hayatınızdaki eksiklere odaklanmayın; neye odaklanırsanız onu çoğaltırsınız, bakış açınızı genişletmeye çalışın.
sosyal medya, youtube fenomenleri dizilerdeki karakterler vs. bunlar özeneceğiniz en son kişiler olsun.
bilim insanlarına, dehalara, ağır başlı efendi insanlara, topluma gerçekten faydası dokunan herhangi bir meslek grubundaki insanlara özenin.
ayrıca eklemeden geçemeyeceğim; sevip ilgilenmeyecekseniz çocuk dünyaya getirmeyin.
dünya işte, çok da ciddiye almayın, zaten bir gün bitecek herkesin yolculuğu. pes etmeyin. allah rızası için.
valiz süren alkollü adam valiz süren alkollü adam
yine sosyal medyayı suçlayanları, dünya malı dünyada kalırcıları, sahip olmadıklarınıza üzülmeyincileri toplamış üzücü olaydır.

hocam, ev araba bunlar sahip olunması kalbur üstü ülkelerde gayet kolay, maddi olarak erişilebilir ve temel şeyler. ki ev zaten temel ihtiyaç. tabii ki her insan sahip olmaya çalışacak. sen insanlara ücretsiz eğitimi kaliteli bir şekilde vereme, eğitimi sektör haline getir, üniversitelerin içini boşalt, ticarethaneye çevir, içi dolu üniversiteye girebilene barınma desteğini parayla ver, garibana burs değil kredi ver, tabii insanlar umutsuzluğa kapılır. sizin tuzunuz kuruysa gözünüz aydın, gözümüz yok fakat boş boş konuşup polyanacılık kasmaya da gerek yok.
1 /