28 şubat

1 /
düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
of'un rus işgalinden kurtulduğu gündür. her yıl bu gün çeşitli etkinliklerle kutlanmakta. ancak bu kurtuluşun rusya'da gerçekleşen bolşevik ihtilali sonucu rusların zorunlu çekilişine bağlı olması insanın çoşkuyla kutlama yapmasına engel teşkil ediyor biraz.

bu kutlanan kurtuluş günleriyle ilgili bir de anı var. savaşı görmüş olan yaşlı bir ofluyu başından geçenleri anlatması için stadyumda kutlanmakta olan kurtuluş günü törenlerine çağırırlar... amca ise mikrofonun elinden hızla alınmasına neden olan sözlerine şöyle başlar: "baktık ruslar geleyi, biz bi kaçayruk, bi kaçayruk..."*
anky anky
devlete egemen güçlerin, kendi iktidarlarını muhafaza maksadı ile planlı olarak yaptıkları yumşak darbe.

iktidar olmak ile muktedir olmak farklı şeylerdir. bizde hangi parti iktidara gelirse gelsin muktedir olması mümkün değildir. iktidar gizli bir kuvvetin elindedir. bu kuvvet ne zaman işlerin kendisi açısından ters gittiğini düşünürse müdahale eder ve tekrar kendi istediği şekle sokar. bizler de kendi kendimizi yönetiyoruz zannederek oyundaki rolümüzün gereğini yaparız. kimisi müdehaleleri savunur kimisi karşısında durur. çoğu zaman müdehaleyi savunan müdehalenin karşısındaki kadar yabancıdır bu kuvvet merkezine. bazen bi tarafa vururlar bazen diğer tarafa... fakat bir öncekinde kendi başına gelen ve bir sonrakinde de başına gelmesi mümkün olan şeye, darbeye diğer taraf sevinir. geçimsiz kardeşlerin babaları tarafından cezalandırılması gibi. bu oyunun tek kazananı vardır. o da iktidar. yanlış anlaşılmasın muktedir olan iktidar.

28 şubat sürecinin başlamasına gerekçe ise ne şeriatti ne de imam hatipler. gerekçe pek çok yerde yapılan başarılı faliyetlerdi ki egemeni bunlar kızdırdı.

görülen lüzum üzerine not: milli selamet partisi ve türevlerine hiç bir zaman yandaş olmadım.
semekkes semekkes
ülke dinamiklerinin kendini unuttuğu, varlıklarının birilerince unutulduğu dönemin; kendini bilen, hafızası kuvvetli bir dinamik tarafından ülke tarihinde eşi az rastlanacak şekilde nazikçe tekrar hatırlatılmasıyla sona erdirildiği gün.
ülke açısından üzücü bir gündür, birincil görevleriyle ilgilenmesi gereken ordumuz ancak en zor ve acil durumlarda yapmakla yükümlü olduğu görevlerini sırasından evvel yerine getirmek zorunda kalmıştır, yıpranmıştır.
ülke dinamiklerinden pek çoğu susmuş bananecilik oynamıştır. bedevi çadırında zılgıt yemeyi pek beğenip mecliste deve boku yemeye çalışan güruha, tank tamponuyla deve kıçı arasındaki farklar uygulamalı olarak gösterilip yiyemeyeceğin organın altına yatma iletisi ulaştırılmıştır.
her örgütün kendine has savunma sistemleri mevcuttur. askeri kurumun imza toplayarak, miting düzenleyerek tepkisini göstermesini beklemek, temmuz ayında adana'ya kar yağmasını beklemek kadar mantıklıdır.
sürecin bu şekilde ilerlemesinin suçunu çiller'in seçimden önceki beyanatlarıyla sonrasında yaptıklarının karşılaştırmasını yapıp, hesabını sormayan oy kitlesine. kaddafi gibi ne idiği belirsizlerin yanında yaşadığı ülkenin şerefini ayaklar altına alan liderlerine tepki göstermeyen adil düzenci vatandaşlarımıza. cumhuriyet emanetine söze gelince çok güzel, öze gelince nanay şekilde sahip çıkan laik kesime ve türkiye'nin ultra sağcı, hiper solcu, süper dinci, fıstık tiki, ybsg kikiriki olmayı başarıp ta bir türlü ey türk gençliğindeki türk genci olamamış bizlere ithaf etmek gerekir.
damarlarımızda asil kanımız dolaşmakta ama beynimize pompalanmamaktadır.
galliani galliani
28 şubata bir tarih olarak değil, süreç olarak bakmak daha doğrudur. 1990'lı yıllarda hazırlıkları başlamış, başlama düdüğü 28 şubat 1997 yılında çalınan ve tamamen çıkar hesapları üzerine kurulan bir düzendir. kimileri darbe yaparak iktidarı ele geçirme hırsıyla, kimisi 2000 li yıllarda cumhurbaşkanı olma hevesiyle, kimileri ordu içinde en tepe noktalara çıkma hırsıyla, kimisi servetine servet katma amacıyla, kimileri kurulu düzende pozisyonlarını daha üst noktalara taşımak amcıyla, kimisi de başbakan olma amacıyla girmiştir bu düzene. cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarının olduğu dönem olarak geçmiştir kayıtlara. hırsızlıklar, yolsuzluklar, adam kayırmalar, hortumlar bu dönemde o kadar aşırı yapılmış ki, artık türkiye cumhuriyeti bütçesinin bile kaldıramayacağı bir düzeye gelmişti. 1999 krizi bir şekilde idare edilebilmişse de kasım 2001 krizi bu sürecin fiiilen bitişi olmuştur, zira ekonomik sistem artık iflas etmiştir, yolsuzluklar artık finanse edilemeyecek hale gelmiştir. bu kadar kurt bir arada olunca ortam da kurtlar sofrasına dönüşmüştü. işte bu kurtların bürokrasi (bazı generaller, emekli bazı generaller,sivil generaller) ve ekonomik (patronlar) kanadı kasım 2001 kriziyle, siyasi kanadı da kasım 2002 seçimleriyle tasfiye olmuşlardır. tüm bu süreçte laiklik bir silah olarak kullanılmıştır, yurdum insanı yarı yarıya fakirleşmiştir.

bankacı paşalar yetiştiren siyasal ortam, yolsuzluk, hırsızlık, illegalite gibi olguların tavana vurduğu bir süreçtir. kazançlı çıkan kimse olmamıştır, zira genelkurmay başkanı olmak için çırpınan generaller tasfiye edildiler, o ortamda prim yapan partiler eriyip bittiler, piyon olarak kullanılan bazı gazeteciler ve gazete patronları her şeylerini kaybettiler. refahyol hükümeti faiz gelirlerini azalttı diye süreçte yer alan bankalar sonraki bi iki yıl daha çok faiz aldılar ama sonunda onlar da battılar. o dönemin kahramanlarının şu an esamesi okunmuyor. birisi var ki, dolduruşa gelmişti iyice, aklısıra 2000 de cumhurbaşkanı olacaktı. yedirirler mi sana? şu anda o da yok ortalarda. kaybeden türk insanı olmuştur, en az 20 yıl geriye gittik, halk bir o kadar fakirleşti, bizim cebimizde mutlu bir azınlık malı götürdü. bu süreç fiilen kasım 2001 krizinde bitmiştir. çunkü bunlar getirmişti ülkeyi bu hale, artık insanların yüzüne bakacak halleri kalmamıştı. zararın boyutu hakkında bir fikir olsun diye örnek vereyim, kriz patlak vermeden bir gün önce mesai bitiminden sonra (normalde yasak) citybanka birileri yüklüce dolar sattı. o banka bir gün sonra aynı dolarları geri vererek tam 350 milyon dolar kar etti. bütün dünyada 1 yılda kazanacağı parayı bizde 1 gecede kazanmıştı. işte o kişi bu hatasından dolayı sadece 1 yıl hapis cezası aldı.
bu konu çok su götürür, laikliğe indirilecek bir konu kesinlikle değildir, 28 şubatın özdeşleceği en son şey laikliktir. bu ülke 28 şubattan önce ne kadar laikse, sonra da aynı laiklik devam etmiştir, tek fark, arada bazıları malı götürmüştür, bazıları batmıştır, bazıları da bazı şeylerin peşinde koşmuştur (cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı olmak gibi), hayallere kapılmıştır ve ülkeyi bir soygun düzeninin içine atmıştır.
levantine levantine
bir bardak suda fincancı katırlarını ürkütmek için yazılmış, bin yıl sürmesi planlanan fakat her seferinde oyuncu ve sahne bulma sıkıntısı yaşayan, piyesimsi bir trajikomik tiyatro eseri...
"31 mart vakası" oyununun da yazarı olan "psiko harp" isimli senaristinin elinden çıkmış...
psiko'nun yakın bir arkadaşına itirafı şöyle olmuştur:
"azizim, iyi ki bu halk çok balık hafızalı ... aynı oyunu sahne ve oyuncular değişik olduğu için her seferinde yeni bir esermiş gibi izliyorlar... ben bu sayede ekmeğimi çıkarıyorum"
undeadtr undeadtr
yer :gölbaşı ordu evi

konu :demokrasiyi sarımsaklasakda mı sallandırsak sarımsaklamasakda mı sallandırsak

konuşmalar:

belirsiz general:paşam memlekette vaziyet iyi değil hem zaten iki yıl sonra emekli oluyorum bi darbe yapsak hadi gözünü seveyim kırma beni

diğer belirsiz general:aslında düşünmüyorda değilim bu başbakana kıl oluyorum zaten geçen gün selamün aleyküm derken kanlı mı selamün aleyküm olacak kansız mı selamün aleyküm olacak dermiş gibi geldi.

belirsiz general:ya bu halk demokrasiden hiç anlamıyo ne olurdu kenan paşayı ömür boyu devlet başkanı seçselerdi.dertsiz tasasız yönetirdik ülkeyi.hep milli güvenlik bakanı olmak istemiştim.paşam beni milli güvenlik bakanı yapıcaksınız dimiii

diğer belirsiz general:yapıcam hepinizi yapıcam

belirsiz general:ancak bu darbe biraz farklı olmalı malümya emeklilikten sonra başkan yardımcısı olacağım holding in bütün hisseleri borsada.

diğer belirsiz general:bak öyle diyosan bakanlık işin yaş olur.aslında haklısın sert olmamak lazım gitmezseniz sizin varya .... deyip cümlenin sonunu boş bırakmak gerek.hisseler önemli tabi.

belirsiz general:iyiki babamı dinleyip sanatçı olmamışım.baksana asker olunca her istediğini yapabiliyosun kimse de sana hesap soramıyo.

diğer belirsiz general:yarın tankları yürütelim bi.

belirsiz general:yaşasın ya sonunda bende darbeci oldum.başbakanı ben tutuklayım mı n'olur

diğer belirsiz general:amerikalılarada haber verelim sonra niye söylemediniz diye fırça atıyolar.hadi bi rakı masası kurunda kutlayalım bunu en kötü günümüz böyle olsun.

belirsiz general:haklısınız paşam fazla dağıtmayın hesabı ödemem bu sefer.

gülüşmeler ve son
kodcanavari kodcanavari
ertuğrul özkök ten 28 şubata dair anlamlı yazı:


imzam hâlâ aynı yerde


fotoğrafı görünce, o günü çok iyi hatırladım.yıl 1997.

genelkurmay’ın büyük salonundayız.

yanılmıyorsam necmettin erbakan’ın başbakanlıktan ayrılmasından önce genelkurmay’da verilen son brifingde çekilmiş.

üçüncü sırada biz hürriyet’çiler oturuyoruz.

soldan sedat ergin, tufan türenç, emin çölaşan, oktay ekşi ve ben.

benim solumda o gün milliyet’te yazan yalçın doğan oturuyor.

başka gazetelerden başka gazeteciler de var salonda.

* * *

yine çok iyi hatırlıyorum.

o brifingden sonra orgeneral çevik bir’in odasına gidip bir süre sohbet etmiştik.

brifingi veren komutan o gün şu hatırlatmayı yapmıştı:

"kanunlar bize anayasal düzeni korumak için gerektiğinde silah kullanma yetkisi veriyor."

bu sözler ertesi gün hürriyet’in manşetindeydi.

bugün 28 şubat’ın 10’uncu yıldönümü.

kendini o günlerin mağduru gören medya kuruluşlarında ağır bir "10’uncu yıl intikam kutlaması" rüzgárı esiyor.

bu arada, 28 şubat’ta devletin çeşitli kademelerinde görev yapmış kişilerde müthiş bir "pişmanlık" havası var.

yer gök "itirafçı" dolmuş.

o günlerde kraldan fazla kralcılık yapanlar, şimdi eski kralların üzerinde trampet çalıyor.

eğlenceli bir karakter resmi geçidi seyrediyoruz.

bu yaygaraya bakınca şöyle bir hisse kapılıyorum.

galiba 28 şubat’ı destekleyen tek ben kaldım.

* * *

evet destekledim ve desteklemeye devam ediyorum.

hafızası zayıf kişilere de biraz o günleri hatırlatmak istiyorum.

bedevi çadırlarında, üçüncü dünya diktatörlerinin önünde iki büklüm eğilmiş bir türk başbakanı.

iran’da türkiye’nin milli kurumlarını iran rejiminin mollalarına şikáyet eden siyasiler.

başbakanlık konutu’nda sakallı, cüppeli tarikat yemekleri.

"hepimiz hizbullahız" diye bağıran iktidar mensupları.

"imam hatipler arka bahçemizdir", "bu ülkenin rektörleri türbanlılar önünde eğilecek, selam duracak" diyen başbakan.

yüzde 25 oyla ülkenin rejimini değiştirmeye yönelik adımlar.

ve statlarda, evlerde bu iktidara karşı yükselen sesler.

hafızası kıt bazı insanlar bunu unutabilir.

ben unutmadım...

* * *

belki onuncu kez yazıyorum.

28 şubat sürecinde yazdığım her yazının altındaki imzam aynen duruyor.

28 şubat, türkiye demokrasisinin gerçek bir balans ayarıdır.

bugünün iktidar mensupları, o günlerden gereken dersi alacak kadar akıllı insanlardır.

o nedenle rövanşist ilkelliklere cevap vermiyorlar, bildikleri makul yolda yürüyorlar.

bu ülkede bir daha yeni 28 şubat’ların olmamasının garantisi de, günlerdir tamtam çalan intikam tugayları değil, gerekli dersleri çıkarmış insanlardır.

başka ülkelerde demokrasi kanlı iç savaşlarla kuruluyor.

bizde ise böyle balans ayarlarıyla.

bazen bize, bazen başkalarına.

türkiye’nin şansı da budur.

* * *

bir küçük hatırlatma daha yapayım.

hani şu cümleyi:

"iktidara geleceğiz de kanlı mı olacak, kansız mı" diyen zatı.

ben o cümleyi hatırlattım. siz kim olduğunu çıkarabildiniz mi?

o bir 28 şubat paşası mıydı?

yoksa bedevi çadırlarında süklüm püklüm olup da, türkiye’de kanlı iktidar yürüyüşünden söz eden o günün başbakanı mı?

hani bugün baş mağdur sayılan zat.

"onuncu yıl intikam kutlamalarınız" geçtiğinde bunu da konuşabiliriz.
adsız adsız
olayları ve bu olayların sonucu olan darbeyi birbirinden ayırmamak gerekiyor. doğuya kayan islam batıya çekilmiştir. artık sağımız amerikan, solumuz ise yolunu şaşırmış...
never walk alone never walk alone
bu yıl için de bi tanım yapmak gerekirse, hrant dink'in ölümünün 40. günüdür. taksim yeni melek'te kardeş türküler, cahit berkay, aynur, nejat yavaşoğulları, mor ve ötesi, aylin aslım, birol topaloğlu ve daha bir çok sanatçının katılımıyla, halkların kardeşliği ve barış çağrılarının birkez de hrant dinkin katledilişinin 40. günü vesileyisle yapıldığı tarihtir.
paşa mou paşa mou
28 şubat, kişilerin sahip oldukları dünya görüşlerine göre çok farklı anlamlar ifade etmektedir. olaylara farklı pencerelerden bakan, iki gazeteci-yazardan emsal verecek olursak;
emre kongar'a göre 28 şubat eylemi, şeriat tehlikesine ve ırkçı tehdide dikkati çekerek demokrasinin önünü açmıştır.
ali bayramoğlu'na göre ise 28 şubat'ın askeri bir müdahele olduğunu su götürmez bir gerçektir ve 28 şubat; sistem içindeki özerk askeri alanının genişlemesini, rejimin militer renginin koyulaşıp, bu koyuluğun süreklilik ve meşruiyet kazanmasını ifade eder.

bu nedenle, 28 şubatla ilgili tartışmalardan ortak bir yargıya varılması, en azından uzunca bir süre mümkün gözükmemekte. elimizde olan tek sonuç; biz ve siz. yazık hemde çok yazık.
paşa mou paşa mou
28 şubat, ''ülkeyi en az 10 sene geriye götürdü'' dediydiler de şüpheyle yaklaştıydım hep. ama şimdi anladım ki hakikaten 10 sene geriye gitmişiz be hocam. yıl 2007 ama gelişen olaylar, yaşanan sorunlar... hepsi kaldığı yerden devam etmekte.
1 /