4 ağustos 2013 roger waters istanbul konseri

6 /
doomcollector doomcollector
biletimi alalı 3-4 ay olmuştu, konser gününe ise birkaç gün kalmıştı. tam 320 lira vermiştim. koşa koşa gitmiştim bileti almaya, zira sahne önünün bitmesinden korkmuştum. neyse ki korktuğum başıma gelmemişti. konser günü gelene kadar defalarca dolaptan çıkarıp bakmıştım biletime, heyecanım biraz daha artmıştı. bahsettiğim, roger waters: the wall değil, iron maiden’ın maiden england 2013 turnesine mensup istanbul inönü stadyumu konseriydi. the wall’dan da haberim vardı, ancak gitmeyi ciddi ciddi düşünmemiştim…

bugüne kadar merak ettiklerim, hep beni şaşırtan sonuçlar getirmişti, yine öyle oldu!

iron maiden konserinden günler önce, trt’de sanırım, zeki alasya ve metin akpınar’ın sivri akıllılar isimli filmi vardı. o filmde, turistik bir oteldeki iki garsonu canlandırıyor bunlar ve filmin sonlarına doğru hırsızın ortaya çıkması için metin akpınar, kadın kılığına giriyor. kadın olduğu sahnelerden bir tanesinde, deniz kenarında mayosuyla güneşlenirken tüm erkekler de onu kesiyor tabii ve burada bir gitar solosu çalıyor, ama ne solo! bu soloyu yıllardır bilirim, ama merak edip de araştırmamışımdır. bir şeyi merak edip araştırdığımda da her seferinde beni çok şaşırtan sonuçlarla karşılaşmışımdır. bakınız, hayatımın anlamlarından guns n’ roses’ı terminator 2 sayesinde keşfedişim, hey gidi! neyse, öhm!

zeki alasya ve metin akpınar olmasa, belki de… hatta shazam olmasa, belki de… her neyse, sonuç olarak “bu bir işaretti!”

işte filmde bu ateşli sahneler dönerken, ipod’umdaki shazam’ı açtım ve sesi kaydederek hangi şarkıya ait olduğunu bulmaya çalıştım ilk kez. çıkan sonuç karşısında şaşırdım, ne yalan söyleyeyim. koskoca pink floyd’un dogs şarkısının bir bölümüymüş meğerse bu solo, hem de şarkı yaklaşık 20 dakika ve birçok solodan oluşuyor. işte bu an, roger waters’ın the wall konseri dikkatimi çekmişti işte! aylardır konserden haberdar olmama rağmen hem de. bu, gökden gelen bir işaretti bence, kaçırılmaması gereken bir organizasyon için “son çağrı” niteliğindeydi belki de ve ben de kaçırmamaya karar verdim o an. gerçi, the wall turnesinde dogs şarkısı yer almıyordu, ama olsun! pek pink floyd dinlemem, ama bildiğim şarkıları var haliyle (axl rose sağolsun). sonrasında da the wall turnesinin chicago ayağına ait yaklaşık 2 buçuk saatlik konser videosunu 4-5 kez izleyince, kendimi konsere hazır hissetmiştim. büyük gün, yani 4 ağustos geldi çattı, hatta geçti bile. 4 ağustos gecesi müthiş şeyler yaşandı, gerçekten! iyi ki kaçırmadım, iyi ki gittim, gördüm, ama tam anlamıyla anlatabilecek kadar yetenekli değilim!

saha içi ayakta bileti alan ben ve kız arkadaşım, saat öğleden sonra 14:00 gibi itu kampüsündeydik. “sıraya girin, saat 18:00′den önce kimse kapıların oraya alınmayacak” diyen yetkililer, meğerse her zamanki gibi yine bizi kandırıyordu. henüz bir şeyden haberimiz yok tabii, madem daha vakit var, öyleyse çimlerde uzanıp bekleyelim demiştik. hatta birbirimize, “vay be, bu şimdiye kadar en rahat konser öncesi bekleyişimiz olacak” diye söylenirken, bir anda millet koşuşturmaya başladı. ne oldu, yoksa bedava ekmek mi çıktı (kemal sunal – bekçiler kralı) diye düşünürken, meğerse kapıların oraya alımlar başlamış. o an itibarıyla çimler ve sıra mantığı çöpe gitmiş, yalan olmuştu. düşünmeye fırsat kalmadan biz de tazı gibi koşturmaya başladık, ki etrafta dogs şarkısını duyup etkilendiklerini düşündüğüm birçok köpek de vardı, amma da ses çıkarıyorlardı.

kapılara geldiğimizde, büyük bir kalabalık oluştu tabii. önce küçük bir sessizlik oldu, sonra şu sesle yankılandı her yer: “haydi, taze döner ekmek, soğuk su, kola, buyrun!” barış manço’nun domates biber patlıcan’ı çalsa sevinirdim, ama buradan anladık ki, satış gerçekleştirmek için insanları öne çektiler. kantin tipi tezgahlar kapıların yanındaydı çünkü. fiyatlardan pek haberim yok, ama 3tyl’ye su satılıyorsa, diğerleri daha da pahalıydı demek ki. yine hiçbir şey almadan konseri bekledik anasını satayım, protestom sonuna kadar sürecek!!!

ha bir de, biz dışarıda beklerken bir ara sahnede prova yapan roger abimiz de hayvanlar gibi heyecanlanmamıza, tezahüratlar yapmamıza zemin hazırlıyordu. acaba bizi duymuş mudur biz dışarıdayken?

konser öncesi gösterip de vermemek!

kapılar 18:00′da açılacak denmesine rağmen 17:30 gibi kapının dibine kadar bizi getirdiler, sonra 18:30′a kadar da içeri sokmadılar. gösterip de vermiyorlar sanki (ayşen gruda – neşeli günler), eh, milletin sabrı taştı ve protestolar başladı tabii. kısa süre sonra nihayet kapılardan girdiğimizde, bir anda normandiya sahili’ne çıkarma yapan bölükler gibi koşuşturduk, işte bu anları gerçekten seviyorum. slash konserinde de benzer heyecan olmuştu, iron maiden’da o kadar heyecan yapmamıştım. neyse, koşuyoruz efendim, yolları bıraktık, toprak patikalardan aşağıya atladık resmen, sırf olabildiğince öne gidelim diye. saha içine vardığımızda, nihayet sahneyi gördüğümüzde, içim bir rahatlamıştı doğrusu. saha içi diziliş sınırını, sahne önüne bayağı yakın yapmışlardı. bunun gazıyla sonuna kadar koşarak en önün sınırının hemen arkasında yer kapmayı da bildik ve hemen 1-2 saat önceki konuşma tekrar hortladı: “galiba bu, en rahat konser öncesi bekleyişimiz olacak.” çünkü konser öncesine kadar, sahneye çok yakın ve rahat bir yerde oturup bekleyebildik.

nedir the wall live?

the wall live, pink floyd’un kurucularından olan, bass gitarist ve vokal roger waters’ın solo projesi bir nevi. ekibinde onlarca müzisyen, ses ve ışık mühendisi bulunuyor. 2011 yılından beri düzenlenen, yaklaşık 30 ülkeye uğrayan, 3.5 milyon civarı kişi tarafından izlenen ve 380 milyon dolar civarında gelir elde eden the wall, nihayet istanbul’a da uğradı ve 2 saati aşkın performansın finaline doğru 199. kez yıkıldı. ama ne yapılıştı o, ne yıkılıştı o! konserin ertesi günü gazetelerde çıkan haberlere göre, bu harika gösteriyi 40 bin müziksever izlemiş, vay be!

konserde, müzik tarihinin en iyi albümlerinden biri olarak kabul edilen the wall albümündeki şarkılar, 110 metrelik duvarın çerçevelediği bir sahnede söyleniyor. berlin duvarı’ndan esinlenerek hazırlanan bu devasa yapı, kesinlikle bir taş yığınından çok daha ötesi. konser başladığında bir kısmı yapılı olan bu duvar, konser boyunca da özel ekip tarafından örülmeye devam ediliyor, en sonunda da tüm grup duvarın arkasında kalıyor. böylelikle büyük heyecan, biraz daha artarak devam ediyor. ediyordu daha doğrusu, keşke tekrar olsa!

koca projeksiyonlarla bu duvara yansıtılan görüntüler, kocaman bir açık hava sineması oluşturuyor bir anda. öyle ya, hem duvar, hem de bir anda sinema perdesi oluveriyordu 110 metrelik bu dev yapı.

the wall sahnesi ve kullanılan projektörler, dünya üzerinde görülmüş en büyükleri. kesinlikle böyle bir sahne görmediniz, böyle tiyatro tadında performanslar izlemediniz. tabii the wall’u daha önce gördüyseniz başka…

aman yarabbi!

projeksiyonlardan yansıtılanlar sonucunda animasyon görüntüler, waters’tan mesajlar, savaş ya da terör sebebiyle hayatını kaybetmiş birçok insanın fotoğrafları yer alıyor duvarda. burada kullanılan fotoğraflarda roger waters için özel olanlar da var, ülkelere özel olarak kullanılanlar da. mesela istanbul konseri için en çok taksim gezi parkı olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlarımız ve merhum başbakan adnan menderes’in fotoğraflarının yansıması istenmiş duvara. bu sıralarda “her yer taksim, her yer direniş” sloganları da eksik olmadı tabii. hemen waters’tan da minik bir açıklama geldi, hem de türkçe olarak.

waters abimizi öncelikle bizi “merhaba istanbul, nasılsınız?” diyerek selamladı. ardından da bu konser organizasyonunu, adalet için düzenlediğini belirterek, şarkılarını tüm dünyadaki devlet terörü kurbanlarına adadığını söyledi. ve tabii ki “teşekkürler, sizleri ve bu geceyi asla unutmayacağız” derken gönlümüzden birer parçayı da almaya hak kazanıyordu waters…

çalınan şarkılar hakkında söylenecek hiçbir şey yok doğrusu. bildiklerim de vardı, bilmediklerim de, ama hepsi mükemmel icra edildi. hem vokal, hem de enstrümental olarak her şey harikaydı. davul, bas, vokal ve gitar sesleri birbirlerinden o kadar iyi ayrılıyor ve o kadar temiz geliyordu ki, sanki birer birer nakış işleniyordu kulaklarıma. rahatlıkla söyleyebilirim: şimdiye kadar izlediğim gösteriler içinde en iyi ses kalitesi bu konserdeydi, harikaydı!

sanki her seferinde yeni bir konser başlıyor gibiydi

konserin müthiş görsel efektlerle yapılan başlangıcından sonra, another brick in the wall part 1 ile konser ikinci kez başladı adeta benim için. kısa süre sonra sahneye inen devasa öğretmen figürü ve koşarak gelen çocuk korosuyla beraber farklı bir boyut kazandı. duvarın örülmesi ve son tuğlanın waters tarafından alınarak şarkı söylemeye başlamasıyla daha başka bir boyut, duvarın üzerine çıkan ikinci vokal ve gitaristin harika şovlarıyla apayrı bir boyut, hoparlörlerden gelen rüzgar sesinin yine sahne tarafından yollanan rüzgar efektiyle bütünleştirilmesi ayrı bir gerçekçilik, ama bir dakika… gerçekten sayılacak gibi değil. o kadar fazla güzel şey vardı ki, “keşke anlatmak yerine herkese gösterebilsem” dediğim bir geceydi.

we don’t need no education
we dont need no thought control
no dark sarcasm in the classroom
teachers leave them kids alone
hey! teachers! leave them kids alone!
all in all it’s just another brick in the wall.
all in all you’re just another brick in the wall.
mp41 ile şov, höh ya, ne kadar güzel!!!

konserin kötü tarafı neydi?

bence waters ve ekibi tarafında hiçbir sorun yok, her şey mükemmeldi. kötü taraf olarak, birçok kişinin bu konseri videoya almak için telefon ve tabletlerine sarılmasını gösterebiliriz. konser başlamadan hemen önce, kamera kullanılmaması için özel uyarı gelmişti gerçi. şovun rahat ilerlemesi için özellikle flaş ışığı gibi unsurlar sıkıntı yaratabilirdi. bu uyarıya da pek aldırış edilmedi aslında. akıllı telefonları yine de anlarım, ben de videolar çektim, ama tablet nedir abi? neredeyse yan yana 5-6 telefon boyutunda cihazları havaya kaldırıp bir şeyler çekmeye çalışmak yanlıştı. en az 2-3 kişinin görüş alanı kapanmış oluyordu bu yüzden.

lazeri tutan arkadaş her kim ise, şu an büyük vicdan azabı çekiyordur herhalde. her yerde ona edilen küfürleri görüyorum

en kötü şey ise, duvara ara ara tutulan lazer ışığıydı. seyirciler bir ara sıklıkla geriye dönüp, lazerin kaynağını aramaya başlamıştı bile, ki gıcık bir durumdu o lazer ışığı. sonrasında zaten sözlükler başta olmak üzere birçok mecrada, o lazer ışığını tutana tonla küfür, hakaret ve dahası yapılmıştı…

lafı kendime getirecek olursam, nasılsa the wall turnesinin dvd’si var, defalarca izledim, yine izlerim diyordum. bu sebeple de 1-2 video çeker, sonra tamamen konseri izlerim diyordum. ama öyle olmadı işte, konserin tamamı olmasa da büyük bölümünü videoya aldım. hepsi çok cezbedici görüntülerdi, kendim bizzat görüntüleri kaydetmek istedim. iyi ki de yaptım. hazırladığım videoyu baştan sonra şimdiden 5-6 kez izledim bile.

bu arada, videomu bir kişi dislike etmiş. kesin o lazer tutan heriftir…

in the flesh ve mp40 etkisi

ikinci kez in the flesh çalındığında, waters ve askerleri tekrar sahneye adım atıyordu. arkaplan görselleri, bayraklar ve harika gitar sololarıyla yine coşturuyordu herkesi. tamam, bu kadar eğlenmek yeter der gibi, mp40′ını çıkarıp tüm seyirciyi taradı waters. hem sahne, hem de monitörlerdeki görüntüler muhteşemdi!

bu arada, bir de şu merak edilir: video çekerken konseri nasıl izliyorsun?

bal gibi izliyorum vallahi. telefon elimde zaten. arada bakıyorum ekrana, düzgün tutuyor muyum diye. genel olarak da gözüm hep sahnede olduğu için hiçbir detayı kaçırmıyorum, kaçırmadım, ne konserdi ama ya!

ek olarak, çektiğim video şimdiden 2 bin izlenmeye doğru gidiyor, 1-2 güne geçebilir de. youtube sayfamda, bana dua eden, teşekkür eden birçok insan var.

video çekmemin iki amacı var:

ilk amacım, gittiğim konseri, daha sonra da defalarca videodan da olsa izleyebilmek, o günü hep hatırlayabilmek. ikinci amacım da, konsere çeşitli sebeplerle gidemeyen arkadaşlar için en azından görsel bir materyal ortaya çıkarabilmek, ki onlar da en azından monitörlerinden izleyebilsinler.

is there anybody out there?

hangi birini anlatayım, ne diyeyim. şimdiye kadar yazdıklarım, orada hissettiklerimin çok küçük bir bölümünü oluşturuyor. 26 yıllık ömrümde gördüğüm en iyi konser olduğunu söyleyebilirim. her ne kadar deli bir guns n’ roses hayranı olsam da, gerçekleri söylemek gerekiyor. gerek sahne yapısı, gerek sahne şovları, gerek ses kalitesi, gerek şarkı listesiyle harika bir organizasyondu, öyle böyle değil! çok beğendim, çok, hala etkisindeyim! çok yaşa waters!

bu arada, the wall live turnesi, 21 eylül 2013′te, fransa’nın paris şehrinde verilecek konser ile sona erecek.
şibumi şibumi
okulum değil mi giderim ,izlerim kenarından köşesinden fikriyle,etrafımdaki bi çok insanın 'ya napıcaksın biletin de yok zaten' demesine aldırış etmeden gittiğim konser(konser tam anlatmıyo ama olsun)...evet biletler çok pahalıydı ve çok güzel olacağını tahmin etmeme rağmen bilet almamıştım.neyse gittim kısmen de olsa sahneyi görebildiğim bi yer buldum,tahminlerimin aksine çok az insan benim gibi orada,demir tellerin ardındaydı.önümüzden mutlu mutlu geçen bilet sahiplerine napalım biz de burdan izlicez bakışları atıyorduk.başlama saati yaklaştıkça fazladan bileti olan insanlar 'arkadaşım gelmicek bu bileti bari siz alın' gibi harikulade cümlelerle senlendirdiler bizi,demir tel ardındakileri..tam şans bana gülmedi be tüh konser de başlıyo derken bi aile yaklaştı kızları gelmediği için ellerinde kalan bileti bana uzattılar o andan sonrasını hatırlayamıyorum,üstüne üstlük elime tutuşturdukları bilet gölden circle kategorisindendi,kalakaldım teşekkür edip etmediğimi bile bilemiyorum (şayet okuyorsanız çok çok çok teşekkürler) ağzım açık koşarak girdim içeri...ve asıl şans,asıl mutluluk o zaman başladı.bi daha böyle bi şey izleyebileceğimi sanmıyorum.gerçi izlesem bile tüm farklılıklara rağmen aynı fikirdeki bu kadar çok insanla bir arada olabileceğimi sanmıyorum..gözlerimiz doldu,içimiz titredi...yetmez ama,inanılmazdı...
gwaeron gwaeron
yüzlerce gilmourcuyu roger'a hayran bırakan konser. öyleki bir şarkının bitiminde alkış kıyamet kopacağı yerde çoğu zaman bir önceki şarkıdan kopamayan kitle alkışlamayıp duvara hayranlıkla bakmaya devam etti.performans hakkında denebilecek ekstra bir şey yok zaten.sadece telefonumun şarjı bittiği için anı olsun diye 2 sn için ipadle fotoğraf çekmeye çalıştığımda daha ipadi kaldırmadan üstüme hışımla atlayan herife "ulan orospu çocuğu saki konseri kayda aldık,anı için bir tane de mi fotoğraf çekmeyeyim götlek" demek istiyorum zira normal hayatta çok pasif konserde de transta olduğumdan ancak buradan seslenebiliyorum.
son söz olarak yalnız roger waters sesini nasıl bu kadar iyi korumuş abiler ablalar ya gözümü kapattığımda banttan dinler gibiydim.şok.
aceleye geldi aceleye geldi
giriş biletini hâlâ sakladığım konser. vay amk ne güzel bir konserdi. "hey you" pink floydçularının gitmediği konserdir ayrıca, kodumun artizleri ya ayar oluyorum. sorsan neden gitmediğini, "yhaa abi roger gelmiş, gilmour yok, ayrıca ticarileşti.."ağzına çakacan iki tane görecek ticariyi. neyse, niye sinirlendiysem bu kadar..
mcyc mcyc
şu konserin sponsorluğunu efes pilsen' in alması için o kadar büyük şeyler yapabilirim ki tahmin edemezsin sözlük. hadi lan efes, sponsor ol şu konsere. olum hadi lan. hadi olum valla bak lütfen. lütfen şu konsere efes sponsor olsun. hadi olum.
izledikten sonra artık rahat rahat ölünebilecek konser. binlerce ruhun doruk noktasına ulaşacağı konser.
bir de, lan efes hadi olum al şu konserin sponsorluğunu. hadi bak lütfen.
mcyc mcyc
önsatış için seçilmemin gazını, bilet fiyatlarıyla söndüren konserdir şu an için. 270tl en ucuzu. biletix fiyatları da bir açıklansın hele. bakalım bakalım neler olacak.
konser saati de 20.15 sanırım.
cehennet bekçisi cehennet bekçisi
tarih: ağustos 2013
yer: itü arena istanbul
sadece bir konser değildir ayrıca roger waters; sadece listedeki şarkıları söyleyen ve giden bir sanatçı da değildir. yaşam koşullarının, bastırılmış korkuların birikimi ile bireylerin kendisiyle, çevresiyle ve dünyaya karşı kapanmasını ve bunun olmasının asıl nedenlerini vurgulayan, konseptinden parmak bastığı konuların nokta atışı görsellerine kadar insanların gözleri önünde büyülercesine; kişisel ve kitlesel duvarın örülmesi ve ardından yıkılmasını canlı canlı görselleştiren,kısaca psikolojik konularının yanında savaş karşıtı bir protesto sunumu olarak ta bilinen efsanevi "the wall" konserinin sahibi olan sanatçıdır.

ülkemizde vermiş olduğu bu konser; günün anlam ve koşullarında buluşması farklı bir tada farklı bir anlama sentezlenmesiyle devam etmiş... orada bulunan insan'ın; olaylardan dolayı hissettiği hüzünle beraber efsanevi zamanları paylaşmanın vermiş olduğu şoklanmış mutluluk etkisini iç içe yaşadığı konser olarak tarihteki yerini almıştır.

düşünün ki ülke tarihin en geniş ve en yaratıcı halk protestosu olan ve ardından gelişen olaylar ile tarihte yerini almış gezi olayları başlangıcından tam 65 gün sonra;

-istanbul'da otoyol kapatıldığı sırada üzerine süren aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden mehmet ayvalıtaş'dan(20) 63 gün sonra;
-antakya'daki eylemler sırasında başına aldığı darbe sonucu hayatını kaybeden abdullah cömert'ten (22) 62 gün sonra;
-adana'daki eylemlere müdahale ederken tedbiri alınmamış(!) bir alt geçit inşatından geçerken düşerek hayatını kaybeden polis komiseri mustafa sarı'dan (27) 59 gün sonra;
-ankara'daki eylemler sırasında polis tarafından başından vurularak ağır yaralanan ve arından
komadayken beyin ölümü gerçekleşen ethem sarısülük'ten (26) 53 gün sonra;
-lice'nin kayacık köyün'de karakolun yenilenip kalekol yapılmasını protesto eden insanların üstüne asker tarafından açılan ateşte ölen medeni yıldırım'dan (18) 37 gün sonra;
- eskişehir'de gösterilerin ilk gününde sivil giyimli saldırganlar tarafından feci şekilde dövülen, başına aldığı darbenin etkisiyle beyin kanaması geçiren, ardından yunus emre devlet hastanesin'de görevli doktorlar tarafından tedavi öncesi polise ifadeye gönderilen, 20 saat sonra geciken müdahale sebebiyle 1 aylık yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybeden ali ismail korkmaz'dan (19) 25 gün sonra verilen konser.

işte tam o günlerin üzerine roger waters "the wall" konseri; halk üzerine yapılan baskının ve
yaşanılanların net anlatılamadığı dış dünya ile buluşma kapısı gibidir. kapalı devre yanlı yayınların ve penguenlerin olduğu bir zamanda olan konser. bir yandan 120 metre uzunluğundaki duvarların üzerinde yaşanan hüznü insanların yüzüne vuran gerçeklik ile birlik olunduğunda insanların neler yapabileceği gerçeği ile harmanlandığı bir konser... arkanızda, yanınızda, önünüzde yabancı sesin yasaklanmış olduğu iran'dan gelen insanlardan tutun, kendi ülkelerinde görme şansı olmayan yüzlerce yabancısına kadar; konser alanın üzerine duvarların örülmesini ve üzerine düşen sunumları pür dikkat izleyen, dinleyen, renkli ve bir o kadar kaliteli bir bir kitle;
kısaca anlatılamayacak kadar mutluluk kaosu yaşayan yabancı kitle ile günün şartlarında hüznü barından bir kitlenin bir arada olduğu konser...

elbette konser sırasında bir nüans çarpıcı şekilde tüyleri ürpertir ...
duvarın yıkılış anı...
bizlerin acaba diye düşündüren o anlarda; roger waters tarafından türkçe olarak: " bu konseri adalet için yaptık." söylemi ile duyguların tek bir kelime etrafında birleşmesi ile biten konser olarak anılarımızın bir köşesinde yaşamaya devam ediyor ve edecektir de ...

bize de bir kaç kare paylaşmak düşer...
unutmuş olan ya da hala bilgisi olmayanlara selam olsun.











6 /