5 mayıs 1996 trabzonspor fenerbahçe maçı

garion garion
trabzonspor'un yıllar sonra ilk kez şampiyonluğun kıyısına kadar geldiği bir sezondu...sondan iki önceki haftada liderdi bordo mavililer. hami'ler, şota'lar, arçil'ler, ogün, abdullah, ünal...taş gibi takımdı vesselam. fenerbahçe ise brezilya'yı 1994 dünya şampiyonu yapmış carlos alberto parreira yönetiminde son haftaya 3 puan farkla geride ikinci sırada idi. maç avni aker'deydi, ve beraberlik bile turu attırıyordu trabzon'a. stad tıklım tıklımdı, seyirciler şampiyonluğa hazır bekliyordu. maça fırtına gibi başladı trabzonspor, abdullah ercan'la erken bir gol de buldu. devre arasında soyunma odasına 1-0 önde gittiler. fakat ne olduysa, o devre arasında oldu: trabzonspor teknik direktörü şenol güneş, hiçbir mantıklı gerekçesi olmayacak bir şekilde takıma hücum emri verdi. maksadını bugün bile çözemiyorum bunun, fener'i rezil etmek miydi, eze eze şampiyon olmak mıydı, yoksa sadece anlık bir hamaset duygusu muydu...ikinci yarıdan hatırladıklarım, yalnızca ikinci yarı şuursuzca saldıran trabzonspor, akıllı oynayarak rakibini perişan eden bir fenerbahçe, iki güzel insan aykut kocaman ve oğuz çetin'in golleri, tek imparator oğuz'un galibiyet golünden sonra çılgınca kendisine koşan uche, högh, boliç ve erol'u ittirip sakince orta sahaya koşması ve böylece neden onun gibisinin gelmeyeceğini herkese göstermesi, maç sonunda çıldıran ve stadı yerle bir eden trabzonspor seyircisi, ve oturma odamızın içinde deliler gibi saatlerce koşturarak, "nasıl koydu aykut kocamaaaan" isimli muhayyer kürdi eseri layığıyla seslendirmemdir.

fenerbahçe tarihinin en güzel maçlarından biriydi kısaca, fakat bugün hala trabzon'a acıyorum. cidden iyi bir takımlardı, ve bugüne dek bir daha hiç o ruhu ve ekibi yakalayamadılar.

son ve kin dolu not: aykut ve oğuz, bu maç ve sezon sonunda "yeterince sevinmedikleri" gerekçesiyle ali şen tarafından takımdan gönderildiler.

düzelti: son hafta değil, sondan bir önceki hafta maçıdır. an itibariyle hatırladığım kadarıyla son maçı fb vanspor ile deplasmanda oynamış, turu van'da atmıştır. anlam kargaşasını düzelten jellyjam'e teşekkürler.
polikina polikina
tüm maçlarını izleyerek, bazen radyodan dinleyerek geçirdiğim ve şampiyonluğa en çok yaklaştığımız sezonda şampiyonluğu kaptırdığımız, şampiyonluğun yanı sıra bana birçok bahsi kaybettiren maçtır. çoğu fenerbahçeli olan iş arkadaşlarımla gidip, gözyaşları içerisinde ayrıldığım maçtır. yol boyunca gördüğüm tüm fenerbahçelilere küfretmemek için zor tutmuştum kendimi. birkaç gün kendime gelemedim, bir daha da futbol ligini o yılki gibi takip etmedim, edemedim.
gentile gentile
futbol tarihinin en trajik maçlarından biridir, maç sonuna doğru kameranın tribünlere zoom yaptığı anda birçok kişinin ağladığı görülebilir, maç sonu basın toplantısında şenol güneş de ağlamaklıdır, maçtan sonra iki kişi intihar etmiştir ki türk futbol tarihinde maç sonunda insanların intihar ettiği başka bir maç yoktur, düşünün artk arzuyu, isteği ve delice sevgiyi, maçtan sonraki gün kimsenin ağzını bıçak açmaz ve birkaç gün şehirde futboldan bahsedilmez, sonraki iki hafta boyunca trabzonda gazete satılmaz çünkü insanlar haberleri görmek istememektedir,
trabzonspor bu maçı kazanıp şampiyon olsaydı çok değil 12 sene üstüne şampiyon olacaktı ve seri şampiyonlukların yaşanması işten bile olmayacaktı, şehir bu travmayı tam unutmak üzereyken 2005'te şampiyonlar ligi 3. ön eleme turunda avucundaki turu dinamo kiev'e kaptırınca tekrar yaşamıştır ve dinamo kiev maçından sonra akıllara yine bu maç gelmiştir, o sene trabzonspor şampiyonluğu sonuna kadar haketmiştir ve maalesef gönüllerin şampiyonu olarak anılmak zorunda kalmıştır, aslında trabzonspor bir hafta önce kendi evinde küme düşmemeye oynayan vanspor'la yapmış 10'un üzerinde net gol pozisyonundan faydalanamayıp 1-0 yenilmişti (ki tribündeydim böyle gol kaçırılan maç bir daha izlemedim), bu maç kazanılsaydı fenerbahçe maçı şampiyonluk turunun atıldığı maç olabilirdi ama kayıpla birlikte ali şen'in müthiş oyunları neticesinde olay bir futbol musabakasından çıkarılmış binlerce polis şehirde savaş varmışçasına bütün şehri çevirmişti, statla alakası olmayan evimizin önünde bile polisler devriye geziyordu,
maçta metin tokat kritik bir hata yapıp apdullah'ın eline çarpan topa serbest vuruş vermiştir, o dakikaya kadar sahada rüştü ile trabzonspor arasında geçen maç oğuz'un golüyle birden değişmiş trabzonsporlu oyuncular gerilmiştir fakat oyun yine de trabzonspor'un hakimiyetindedir, nitekim fenerbahçenin 83. dakikada bulduğu golde fenerbahçe altı oyuncuya karşı iki oyuncuyla golü bulmuştur, o dakikadan sonra bile trabzonspor 3 kez golle burun buruna gelip rüştünün devleşmesi sonucu başarılı olamamıştır, ayrıca rüştüyü rüştü yapan maçtır bu maç.
hamal hamal
maç günü indim trabzon'a. eve gidip eşyalarımı bıraktım ve fırladım avni aker'e. defalarca polis ve asker kordonundan geçtikten sonra, son polis kordonunda hem trabzonlu hem de trabzonsporlu bir polise takıldım ve giremedim içeri. koştum mahalledeki kahveye. küçücük yer tıkabasa ve tek fenerbahçeli olarak girdim. gece otobüste uyurken rüyamda görmüştüm. ts öne geçiyor, sonra oğuz ve bülent uygun atıyor, 1-2 kazanıyorduk. başladı maç, abdullah 18'de köşeye bıraktı, 1-0. ilk yarı bitti. 2. yarı başladı, derken oğuz gerilmeden enteresan bir frikik golü attı. kenara erol geldi, oyuncu değişikliği oldu. arkalardan biri "ayşegül oyuna giriyo hede hödö" dedi. güldüm. rüyamda gördüm, o "ayşegül" orta yapcak, bülent atcaktı. derken, erol yaptı ortayı, aykut kayarak vurdu ve gol. olmadı. yemin ediyorum olmadı. bülent atcaktı onu be. öyle gördük ya. yemin ediyorum, nasıl inandırdıysam kendimi artık, dondum kaldım. sevinemedim. (bazıları şimdi tırsıp da sevinemediğimi düşünürler, şimdiden söyleyeyim, o dönemde ts taraftarlar derneği de dahil olmak üzere, çevredeki herkes fenerbahçeli olduğumu bilir ve tamamen saygı gösterirlerdi. hala da öyledir zaten. defalarca avni aker'de farozlularla birlikte fener maçı seyredip, her golde de bağırmışımdır. sağolsun trabzonlu arkadaşlar bana diklenenlere çok had bildirdiler.) maç bittiğinde kendime gelmiştim, ama aykut o golü atarak çok ayıp etmişti bir kere. bülent atcaktı be onu, bak yine sinir oldum. çünkü anlattım maçtan önce gördüklerimin hepsine. ve bir de, hani bu maç için trabzonspor'un yıkım maçı falan deniyor ya. asıl maçtan önce ve maçtan sonra trabzon'da olup görmek vardı. yıkım neydi o zaman gördüm...
screaming in digital screaming in digital
ilk yarısı fenerbahçe için kabus gibi bir maçtı hatırladığım kadarıyla.
abdullah, hami, tolunay, ogün, şota...
trabzon sahadan soldan yardırıyordu sürekli.
tribünler coşmuştu.
rüştü'nün kalesinde devleştiği ilk yarıda, devre bittiğinde 0-1'lik skor için şükrediyorduk adeta.
sonra devre arası bir bulut geldi stadın üstüne, birazdan kabus gibi çöktü stadın üstüne.
göz gözü görmüyordu adeta.
fenerbahçe'nin gollerini top ağlardayken görebildi herkes.
o kara bulut 20 senedir avni aker'in üstünde.

aynı gün oynanan diğer bir maç için:

(bkz: 5 mayıs 1996 beşiktaş denizlispor maçı)