50 50

1 /
morumtrak morumtrak
albüme de adını veren redd şarkısı. sözleri:

havası kaçmış balon gibiyim
ne yerde ne de gökteyim
koparmışlar, çiçek gibiyim
ne vazoyu ne de ellerini isterim

50/50 varsa şansım sebebi yok, doğmuşum belli
ya gülersin, ya ağlarsın sebebi çok mu önemli
sus be artık dinlemem seni, akıl verme
herkesin derdi kendine, akıl verme

tadı kaçmış aşk gibiyim
mecbur kalınca sevişirim
pili bitmiş zaman gibiyim
ne ileri ne de geri giderim

50/50 varsa şansım sebebi yok yaşarım belli
ya seversin, ya sevmezsin sebebi çok mu önemli.
japon alevisi japon alevisi
aldığı puanları hakettiğini düşündüğüm film. film tahmin edilecek bir sırayı takip ediyor senaryo olarak ama şaşırttığı ve gülümsettiği anlar da olmuyor değil. mesela

-- spoiler --

ameliyattan sonra kızın gelip koluna dokunduğunda bir romantizm anı beklerken karakterimiz birden "şu an işiyorum!" diyerek ters köşe yapıyor.

-- spoiler --

dolayısıyla da bu ufak ayrıntılar filme ayrı bir tat katıyor.
fırtına öncesi sessizlik fırtına öncesi sessizlik
geç bir kanser hastasının başından geçen olaylar demiyeceğim çünkü filmde bundan da ötesi var. her şeyden önce film fazlasıyla gerçekçi öğeler taşıyor. bunlar : kanser hastası bir insanın ( her ne kadar da filmlerde belirtildiği üzere yalnız kalmaz, yanında biriler mutlaka olur veya kız arkadaşı hep sevecen davranır ) yanında sevdiği kız bile kalmaz der. her ne kadar da ailesine bağlı olmayan bir insan olsa da bu hastalık onu ailelerine yaklaştırıyor der. her hastalıkta olduğu gibi kabullenmeye kadar gidilen süreci güzel işlemiştir ve son kabullenme evresinde ne kadar da mutlu görünmeye çalışsada insanın genç yaşta ölmek istemediğini gösterir. en saçma bir örnekle bile hayatın yaşanabilirliğini temsil eder ve bu hastalıkta yakınında ki birinin ölümüyle yüzleşmeyi gösterir. en yakın arkadaşın aslında daha da yakın olabileceğini bir kitap sayesinde yüzüne vurur.

saçma olan tek şey bir genç psikatrist ile olan ilişkidir fakat ne de olsa mutlu sonla biticekti düşüncesiyle görmezden gelinebilir. izlenmelidir.

--spoiler--

en çopk dikkatimi çeken öğelerden bir tanesi de tam amaliyat esnasında imzilanan organ nakli belgesi olmuştur demek istediğim bizim ülkemizde gerçekleşmesini istediğim bir olgudur ve bu filmde az da olsa bu konuya değinilmesi organ naklinin ne kadar hayati değer taşıdığını bizi az da olsa gödtermiştir ve ülkemizde de yaygınlaşmalıdır.
the edge of reason the edge of reason
seth rogen' in fena rol çaldığı filmdir. hani esas çocuk joe tamam da resmen seth izlendi bu filmde. şu cümlelerle de içimize işlemiştir film :
adam: see, but... that's bullshit. that's what everyone has been telling me since the beginning. "oh, you're gonna be okay," and "oh, everything's fine," and like, it's not... it makes it worse... that no one will just come out and say it. like, "hey man, you're gonna die."
ama önceki yorumlara katılmamak elde değil 8.1 nedir yaa
patikali yol patikali yol
tehlikeli olduğunu düşündüğü için araba kullanmayı reddeden genç bir adamın tutup kansere yakalanmasını anlatan hoş ve hüzünlü bir film. mümkünse gece izleyin.

----spoiler----

- araban yok demek?
+ ehliyetim bile yok aslında.
- neden ki?
+ çok tehlikeli bir şey. en çok ölüme yol açan nedenler arasında 5. sırada mi neymiş. kanserden birkaç basamak geride yani sanırım.

-------

genç adam terapistinden hoşlanmaktadır. kız da adamdan. ama doktor-hasta ilişkisinden de çıkmak istememektedir hanım kızımız..
sonunu da merak edip izleyin artık.

+ aradığımda ne yapıyordun? facebook'ta mıydın?
- boş zamanlarımın tümünü eski sevgilime sapıklık yaparak geçirmiyorum.
+ keşke benim sevgilim olsaydın.
- insanın sevgilisinin olması iyidir. ama sana kötü bir tanesi denk gelmiş.
+ senden çok iyi bir sevgili olurdu eminim.
himen himen
güzel film. duygulandırır. insanı empati fırtınalarına sürükler. hiç kimse kanser hastasına yüksek ihtimalle öleceğini söylemek istemez. o yüzden film tabi ki de mutlu sonla bitecektir. ama dikkat edilmesi gereken bir kaç konu var:

--spoiler içerebilir--
1)filmin başında ana karakterin yol bomboşken kırmızı ışıkta durduğunu, yanından ışığa aldırmadan koşan insanları görürüz. bu kadar basit bir konuda bile kuralları önemseyen birinin kanser hastası olması? "neden ben" sorusunu sordurması.
2)beraber kemoterapi aldığı adamın ölmesi, filmin gerçeklik duygusunu arttırması için yapılmış sanırım. bu kadar riskli bir konuda film yapıp herkesin kurtulduğu bir dünya tasviri filmin gerçekliğini ve etkileyiciliğini kuşkusuz sarsardı.
3)bu hastalar için tabi ki en büyük ihtiyaç diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi moral, destekleyen ve hayata bağlayan sosyal çevre. sosyal çevre derken hiç bir kanser hastası, kendisine acıyan ve sürekli hasta olduğunu her bir mimiği ile belli eden insanlara ihtiyacı yoktur. filmde bu her an taşak geçme kapasitesine sahip en yakın arkadaş ile betimlenmiş. sürekli üzülen ve ağlayan anneden uzak durması da gözden kaçmamalı. ama aynı zamanda film "duruma tek taraflı bakmamak gerek" diye bizleri uyarıyor. hasta olan birinin yakın çevresi için de bir yıkım olduğunu kulağımıza alçak sesle anlatıyor.
--spoiler içerebilir--

allah tüm hastalara ve çevresindekilere şifalar ve sabırlar versin.
martineden martineden
sade ve başarılı jonathan levine filmi,üstelik kanseri konu edinen filmde bu denli gülebileceğini tahmin etmiyor insan ister istemez.özellikle adam'ın kankası rolündeki seth rogen filmin en komik elemanıdır.filmin en can alıcı sahnesi ise adam'ın ameliyata girerken son kez annesine sarıldığı sahnedir,sırf bu sahne bile jgl'nin nasıl bir oyuncu olduğunun kanıtıdır.imdb'si yüksek olmasına ve festival ödüllü film olmasına rağmen az bilinen filmler arasında kalmıştır.
yedeklerdeyim yedeklerdeyim
sigara ve içki içmeyen, yaşamındaki kurallara sıkı sıkıya bağlı -yol boş olmasına rağmen kırmızı ışıkta karşıya geçmeyen bir adamın genç yaşta kansere yakalanmasını konu alan film ( merak etmeyin ilk 10 dakika içinde bunu öğreniyorsunuz zaten).

-spoiler-

adam'ın, arkadaşının tuvalette kansere birlikte göğüs germekle ilgili okuduğu kitabı bulduğu sahne çok duyguluydu, gözlerimiz doldu hafiften, gülümsedik de.

house sendromuna girip, canı sıkılanın vicodin kullanması muhabbetiyle house'a selam çakmışlar, güzel olmuş.

-spoiler-

can sıkıntımız geçsin diye romantik bir film izlemekti niyetimiz ki öyle de sayılabilir başkalarına göre. ama kansere çok yakından tanıklık edenler için bambaşka bir anlama bürünebilir film. bu duyguyu bilmeyen için de en azından empati kurmak amacıyla izlenmeli. çok da uzun değil zaten. oturun izleyin derim.
unspoken unspoken
filmi izlediğinizde genç bir insanın trajedisini bütün yalınlığıyla veren harika bir film.bizimkiler gibi acıyı sömürmeden,kanırtmadan o da hayatımızın sadece bir parçası ama hepsi değil dedirten bir film.amerika da çok iyi bağımsız film çekildiğini düşünmesemde,beni bu konuda çürütecek güzel örneklerden biri.
1 /