9 ocak 2017 tbmm anayasa değişikliği görüşmeleri

8 /
yürüyen adam
bugün yaklaşık 6 saat falan aralıksız izledim. ilk bir kaç saati sen bana bunu dedin ben sana şunu dedim diye kavga ettiler. sonraki birkaç saatte de kavga ettiler. işin garip tarafı bu adamların en genci kırkın üzerinde olmasına ve görece eğitim almış kişiler olmasına rağmen utanç vericiydi. herhangi bir partiden söz etmiyorum izlerken umarım dünya basınına yansımaz diye hayıflandım içimden. hepsi aynı. bir de literatürlerinde sataşma diye bir şey var beyaz papyonlu meclis başkanı ''sayın ..... size sataşma var söz istiyor musunuz?'' gibi sorular sorup durdu sürekli. sataşılan kişi de diğerine sataştı böyle böyle geçti saatler. sonra kavga çıktı zaten.

kavşakları yapmayı beceremeyen mühendislerin yeterliliklerini sorgulamayacağım bundan böyle. şu halimize şükür etmeliyiz. bunlar gibi yöneticiler varken eğitimden bilimden ileri teknolojiden konuşmak boş konuşmak oluyor biraz. bence adamlar haklı biz diğer ülkelerle kıyaslandığımızda epey ilerideyiz. böyle adamlarla bu günleri görmek şans işi yani. iktisat teorileri gibi.
orneken
elem verici görüşmelerdir. bir çocuğun dediğini yaptırmak için inadına azıtması gibi akp de parlamenter rejimi tarumar edip "bakın bu sistem ne de boktan, yenisini getirelim" diye son yıllarda akıl almayacak olaylara giriştiler. şu an meclise başkanvekilliği yapan ahmet aydın daha önce de red oyu çıkan kararı gerekçe göstermeksizin yeniden oylatmıştı. aslında amaç salon dışında bulunan akplileri içeri çağırmaktı. olmaz dediğimiz her olay başımıza geldi. üstüne üstlük meclisin işlevini yerine getirmemesi kişilerin aymazlığı değil de sadece sistemin hatası olarak lanse edildi. yasama yürütme yargıyı saran cemaatten, sardıran kendilerinden söz etmiyorlar. abiler temizlikten ve sonrasında tamirden yana değiller de hemen yeniciğini alalım derdindeler. demokrasinin ekmeği uzlaşmadır ve bu abiler istikrarararar diyerek bundan kaçıyorlar.

günlerdir başkanlığı savunan kişileri ve eleştiren kişileri izliyorum. başkanlığı savunanların eleştirilere karşı genellikle üç kalkanı var;

birincisi "en büyük denetleme halkın seçimidir , başka denetim istemez". yav öyledir de halk hiç mi hata yapmaz. düğmeye bastılar ve füze kalktı ama yanlış zamanda basılmış. hiç mi iptal geri tuşu olmayacak. başkancılar diyor ki " halk düğmeye bastı mı tamamdır, ne eylerse güzel eylemiştir, iptal red falan ne gerek var" fetullahcıları hatırlatsan ya seni de "fetöcü" (ne demekse artık) yapar ya da birlikte lanet okumaya davet eder.

ikincisi "samimiyete güvenin, böyle birşey olmaz" az önce cnn de ohal khkları tartışıldı. başkancı hukukcu ohal gereken durumları saydı güvensizlik, savaş, afet vb. diğer taraf "ya cumhurbaşkanı herhangi bir durum yokken devlet güvenliğine aykırı durum ilan ederse" dedi. cevap şu "öyle birşey olmaz, niyet okumayın".

üçüncüsü " eskiden böyle yapmak zordu, şöyle yapmak zordu. artık bunlar olmayacak" yukarıda belirttiğim gibi karşı tarafı ikna etmek, memnun etmek gibi bir niyetleri yok. cumhurun kararı hızlıca kanuna geçsin de adamlar beyinlerini bile çıkarıp masaya koymaya razı.

yani ki başkanlık referandumu freni patlak kamyon almak ya da almak gibi bir seçim olacak. sorumluluklar dilerim herkese.
instela nın şeyda sı
birbirini yaralayarak hastanelik olan vekillere bakıldığında görüşme değil; savaş olduğu izlenimi bırakmaktadır.
binali yıldırım, hastanelik olan vekilleri, anayasa gazilerini hastanede ziyaret etmiş.
duygu ve düşüncelerini; ısırarak, vurarak ifade eden kişilerin, ülke kaderini belirleyecek olması, büyük risk.
18 yaşında vekil olabilme değişikliğine tepki gösterenler; kaç yaşına geldiği halde çocukça hareketler sergileyen vekillere bakmalı önce.
bu yaşa gelip çocukça kavga eden vekillerdense, yaşı küçük olduğu halde kişisel olgunluğa erişmiş gençleri, tbmm'de görmeyi tercih ederim.
kymindis
şimdi hesapta olmayan bir şey var.
inşallah gerçekleşmez ama diyelim,

-karşı devrim anayasası meclisten geçti, referandum nisan'a bırakıldı.

uzun eceliyle vefat etti. akp'nin yerine çıkardığı aday toplumda karşılık bulamadı. ki zannetmiyorum %50 leri bulacak birini çıkarabilsinler. baş çekilince parti zar zor bir arada kaldı. böyle bazı chp mv'leri gibi değil de, böyle lütfen, rica ediyorum, kınıyorum değil de bildiğin has akp düşmanı bir adam aday oldu ve seçildi. ergenekondan işkence gören subayların dediği gibi bizim yaşadıklarımızı kimse yaşamasın diyen değil de, intikamcı gözü kör biri başkan oldu. buradan sonrası bir temenni değildir, çünkü böyle olursa ülke bir adım ileriye gitmez, geriye koşu devam eder.

şimdi bu sırıtkan meclis başkanı, sırıtkan vekiller eğleniyor ya mecliste, selfiler filan, sana mı sorcam lan'cılar dolanıyor ya. bu yeni devlet başkanı akp nin getirdiği anayasa ile meclisi (ki fonksiyonu yok), anayasa mahkemesini, hsyk'yı değiştirdi. sonra bir bir akp'lileri toplamaya başladı. önce il başkanlarını, yandaşlarını, iş adamlarını, gazetecilerini, medya mensuplarını, valilerini vs.

akpli vekiller ne yapacak? mecliste önerge verecek, anayasa mahkemesine başvuracak değil mi? ççırpınacak mecliste. kürsü işgali filan da yaparlar. milli irade sadece bir kesimin görüşü olamaz diye ağlarlar. meclis başkanı oynar tiyatrosunu, sırıtır yerli yersiz. yandaş firmalara kayyum atanır, para kaynakları kesilir. ellerinde çıkıp dertlerini anlatacağı bir beyaz tv filan kalır, kimse izlemez. mecliste dalga geçilir, halkın ruhu duymaz basına yansıtılmaz. akp'liler gücü kaybedince iyice azıttı, vekilleri tartaklıyorlar, ısırdılar diye yalan haber yapılır.

sonra yeni devlet başkanı ülkede karşıtlık yaratılıyor ohal der. ohal kapsamında ülkeye ihanet edenler yargılanacak der. fetö soruşturmasını yeniden açar, 17-25 aralık sonrası değil tüm dönem araştırılacak der. ne kadar fetö'yle fotoğrafı, yorumu olan varsa gözaltı kapsamında içeri alınır, yıllarca dava süreci bekletilerek içeride süründürülür, ailesi perişan edilir. fotoğrafı yakınlığı olmayanlara, sahte deliller eklenir. nasıl olsa yargıçlar başkanın isteğinin aksine hareket edemez.

sonra nefretinin önünü alamayıp, anayasa yeterli değil idam kararı çıkarıyorum der. meclis çoğunlukla istemese de koltuğunu kaybetmemek için, evet der. idam kararıyla apo gidecek ipe diye basın eliyle propaganda yapılır. çıkarılan yasa ile akp'nin en popüler isimleri asılır apo ile beraber. mhp'liler akp'lilere yardım ve yataklık etmekten ötürü müebbette mahkum edilir. arada bunlar yanlış diyen chp'liler vatan haini ilan edilir, ülkeden sürülür, cezaevlerine atılır.

ama özgürlük, ama dünya da kaçıncı sıraya geldik, diktatör oldun derse akp'liler gülünür geçilir, yok sayılır.

bütün bunlar olası ve imkansız olasılıklar değil.

bu memlekette nihat erim demokrat partiyi komple bitirmek için çoğunluğa öteleme yasasını getirdi, çoğunluk yasası dp'ye yaradı chp'yi ezip geçtiler, menderes başbakan oldu.

bu memlekette şuan mecliste yaşananların hemen hemen aynısı 1950 ortalarında yine mecliste yaşandı. chp'yi bitirmek isteyen menderes tahkikat'ı getirdi. uygulayamadan darbe oldu, yargılandı. yargı sürecinde özel yetkili mahkemelerde konuşturulmadı, şahitleri dinlenmedi, dalga geçildi, sunulan deliller dikkate alınmadı. bunlar olurken büyük bir kısım chp'li kulaklarını tıkadı, kimi alkış tuttu, kimi beter olsunlar dedi.

bu memlekette deniz gezmiş'ler asılırken, adalet partililer aynı tavrı sergilediler, meclisi dinlemediler, dalga geçtiler, 3 bizden 3 sizden dediler, adil yargılanma olmadı, kulaklarını tıkadılar.

bu memlekette bir çocuğun yaşı büyültülüp asıldığında mecliste gözler kör, kulaklar sağırdı.

bu memlekette darbe oldu. sırf evinde bulunan kitaplar, kasetler (teyp kaseti) yüzünden insanlar cezaevlerinde işkence gördü, kimileri öldü, kimleri öldürüldü.

bu memleketin genel kurmay başkanı ve komutanları, ve askerleri, mehmetçikleri kumpasla içeri atıldığında medya alkışladı, meclis kör ve sağır ve dilsizdi. dili olanlar davanın savcısı oldu, askeri vesayet bitti dedi, alkışladılar.

bu memlekette bir zamanlar bir cemaat devlete, askere, polise sızarken, meclis yine kör, sağır ve dilsizdi. mecliste söylediler, bu adamlar devlete, askere konuşlanıyor bunlara yol vermeyin dediler. hoca efendi hazretlerine laf söyleyen diller kurusun dediler. anlı secdeye değenlere laf etmeyin, allahsızlar dediler. anlı secdeye değiyor diye önü açılan hoca efendi ve efendiciler bugün terörist, bir kısmı cezaevinde bir kısmı kaçak, bir kısmı kripto.

ve yine bu topraklarda bir zamanlar bir kahraman idam fermanıyla köşe bucak arandı. allahsız, dinsiz, kafir, gavur denildi. ingiliz'e karşı gelmenin cezası ağır olur, köpekler denildi. bunları diyenler yunan'a, ingiliz'e, arap'a kaçtılar, ülkeyi satarken, ülkesiz kaldılar.

yani bu topraklar defalarca bu adaletsiz, kör sağır dilsiz tutuma, benim adamım gelecek, sizi bitireceğim, bütün yetkileri bir alayım, alayınızı kurutacağım. dinsizler, din simsarları, allahsızlar, çomarlar, sağcılar, solcular, laikçiler, halifeciler, koministler, kapitalistler, paracılar, elitler, aydınlar, vatan hainleri. her türlü itham her türlü karşıtlık bu ülkede yaşandı ve yaşanıyor.

tarih tekerrür eder ve etmekte. geçtim osmanlı'yı sırf bir asıra yakın cumhuriyet tarihinde ister solcu, ister sağcı kazdığı kuyuya hep düşmüştür, tüm egemenliği kendi bünyesinde toplamak isteyenler.

şöyle geçerli bir görüş var. bu ülke demokrasiyi ve eşitlik haklarını savaşını vererek kazanmadı. kan dökerek kazanmadı. bağımsızlığını kan dökerek kazandı ama demokrasinin, eşitliğin, adaletin değerini kayıplar vererek öğrenmedi. o yüzden bu ülkede hala demokrasi deyince "koyayım demokrasiye, eşitliğe, adalete, ben parama bakarım" diyen milyonlar var.

umarım bu yaklaşık 100 yıllık geçmişte verilen kayıplar, hatalar değerlendirilir. yüzbinlerce ölüme, iç savaşa gerek kalmadan bu değerlerin önemi yasalarla korunur, altı çizilir.

1940 lı chp yönetimiyle başlayan, diğer hükümetlerce devam ettirilen eğitimde yakın tarihin okullarda okutulmaması en büyük sebeptir tüm bunların yaşanmasında. tarih bizde inkılaplarla biter. o yüzden yetişen nesiller ne inönü'yü, ne nato'yu, ne menderesi, ne güney kore savaşını, ne tahkikat kanunu, ne 60 darbelerini, ne yassı adayı, erdal erenleri, turan emeksizleri, nihat erimleri, deniz gezmişleri, süleyman demirelleri, bülen ecevitleri, kıbrıs çıkartmasını, erbakanları, devrim arabalarını, eskişehir uçak fabrikalarını, alparslan türkeşleri, tip, tkp, 69 neslini, sürgüne gidenleri, kenan evrenleri, erdal inönüleri, turgut özalları, gümrük birliğini, gap projesini bilmez.

yepyeni nesil bunlarla beraber mesut yılmaz, tansu çiller, mehmet ağar, jet ski, susurluk, kayıp trilyon, faili meçhuller, madımak, uğur mumcu, cem uzan, ismail cem, erkan mumcu vb bilmeyecek.

eh ondan sonraki nesilde aynı eğitim kafasıyla bugün yaşananları bilmeyecek. geziyi bilmeyecek mesela. ali ismali, berkini. halbuki bilerek yetişse, sağdan soldan duyduklarıyla "camileri ahır yaptılar" diye bağırmasa bugün tarihten ders alarak yetişmiş bir meclis olurdu.

akp'liler uzun'a uzun ömürler dilesin.
1
kymindis
an itibariyle son madde, madde 18 oylanmaktadır. ikinci tur oyları bekleyeceğiz artık. mhp'yi baraj altından kurtaracak hamle için tavsiyem var.

2. tur da hayır verip, "bakın biz bunları öyle yıllarca uğraşıp değil, 1 ayda kandırdık. bunlara ülke mülke teslim edilmez, halka bunların ne olduğunu göstermek için bunu yapmak zorundaydık" demesi bahçelinin çıkıp. kahraman olur adeta.

olmayacak tabi de, hani başlığı da gündemde tutmak maksadıyla, karşı devrim anayasasının güncel halini belirtmek isterim. tek derdi sevişmek olan yazarlara sitemimdir.

anayasa geçerse sevişemezsiniz. sevişmek için hayır.
aoranos
tek parti devletine dönüş tek parti devletine dönüş msn

hürriyet yazarı mehmet y. yılmaz'ın bugün yayımlanan yazısı...
anayasa'nın değiştirilmek istenen maddeleri için ikinci tur başladı.
bu turda da ilk turdakinden farklı bir tablo görmeyeceğimizi şimdiden söyleyebiliriz.
ancak olur da bazı maddeler 330 "evet" oyunun altında kalırsa, o maddeler düşecek ve 330'un üzerinde oy alan maddeler referanduma sunulacak.
o zaman da yapılmak istenenden daha garip bir yönetsel tablo içine gireceğiz.
bir bölümüyle parlamenter, bir bölümüyle başkanlık sistemine dayanan, "ne kuş, ne deve" diye tanımlayabileceğimiz bir anayasamız olacak.
anayasa değişikliklerinin tümü 330 üzerinde oy alır ve referandum sonucunda kabul edilirse de 66 yıl sonra yeniden "tek parti" devrine döneceğiz.
partili cumhurbaşkanı, başkomutan olacak.
partili cumhurbaşkanı, meclis çoğunluğunu oluşturacak partisinin milletvekillerini de kendisi belirlediği için tbmm'nin de tek hâkimi olacak.
yargıçları ve savcıları belirleyecek kurulları partili cumhurbaşkanı seçecek.
anayasa mahkemesi'nin üyelerini de o seçecek.
yardımcılarını, bakanları o tek kişi tayin edecek, meclis'in bu konuda bir söz söylemesi mümkün olmayacak.
yürütme organının denetlenebilmesi ancak beş yılda bir yapılacak seçimler ile mümkün olacak, partili cumhurbaşkanı kimseye hesap vermeden beş yıl ülkeyi yönetecek.
partili cumhurbaşkanı, devletin bütün yöneticilerini tek başına tayin edecek.
valileri o seçecek. müsteşarları, genel müdürleri, emniyet müdürlerini, genelkurmay başkanını, komutanları, kaymakamları, kısaca aklınıza gelecek her türlü makamın sahibini o tayin edecek.
tayin ettikleri sadece ona karşı sorumlu olacak.
beş sene sonra olur da bir başkası "tek adam" olarak seçilirse, her şey sil baştan olacak.
bir partinin devleti olmaktan, diğer partinin devleti olmaya savrulacağız.
partili cumhurbaşkanı, türkiye'nin idari yapısını istediği gibi değiştirebilecek. illeri birleştirebilir, yeni iller kurabilir. istediği kadar bakanlık kurabilir, istediği bakanlıkları kapatabilir.
ve bütün bunları tek başına yapabilir, kimseye hesap vermesine gerek kalmadan.
partili cumhurbaşkanı, "gerekli görürse" olağanüstü hal ilan edebilir.
gerekli görebilmesine olanak veren o kadar çok gerekçesi var ki isterse beş yıl süreyle memleketi olağanüstü hal kararnameleri ile, meclis'in kanun çıkarmasına gerek kalmadan yönetebilir.
olağanüstü hal yetkileri o kadar geniş ki bireysel haklarımız ile ilgili düzenlemeleri bile kararnameler ile yapabilir.
olağanüstü hal yetkilerine dayanarak, isterse seçimleri bile erteleyebilir.
"ama bu anayasa'ya aykırı" diyenlere, kendi seçtiği anayasa mahkemesi'nin kapısına gitmelerini söyler, oradan da istediği kararı çıkarır.
partili cumhurbaşkanını, anayasa'ya uymaya zorlayacak herhangi bir mekanizma olmadığı için anayasa, onun ağzından çıkacak sözlerden ibaret hale de gelebilir.
ülkenin bir yarısını yok sayacak bir düzen kurulabilir.
böyle bir devletin ortaya çıkacak olması şu anda meclis'teki milletvekili çoğunluğunu ilgilendirmiyor.
onlar şimdi oylarını istenildiği gibi kullanarak, gelecek seçimde de milletvekili olmak peşindeler.
bunlar kapali rejimlerde olur
new york times gazetesinin muhabiri rod nordland, atatürk havalimanı'nda polis tarafından durduruldu ve londra uçağına bindirilerek geri gönderildi.
nordland, havalimanındayken gazetesine yolladığı e–postada kendisine "içişleri bakanlığı'nın listesinde olduğunun söylendiğini" belirtiyor.
new york times'ın türkiye'deki avukatı, nordland'ın "milli güvenlik gerekçesiyle" türkiye'ye alınmadığının kendisine söylendiğini belirtiyor.
bu ayın başında da wall street journal gazetesinin muhabiri dion nissenbaum, üç gün gözaltında tutulduktan sonra bırakıldı ve ülkesine döndü.
yabancı gazetecilerin bu tür muamelelere tabi tutulduğu ülkeler, kapalı rejimler ile yönetilen ülkelerdir.
anlaşılıyor ki türkiye de o yolda ilerliyor.
basın özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bu tür hareketlere biz türkiyeli gazeteciler artık alıştık.
artık türkiye'de en tehlikeli mesleklerin başında bağımsız gazetecilik geliyor ve tutuklanmamayı başarmak bile önemli bir kazanım sanki.
hapisteki gazetecilerin sayısını bile takip edemez hale geldik.
türkiye'nin basın özgürlüğü karnesi hiç bu kadar kırıklar ile dolu olmamıştı.
muhalefete yer olmayacak
yandaş gazetelerden birinin genel yayın müdürü, geçen gün köşesindeki yazısını şöyle bitirdi:
"işte bu dönemde türkiye, kendi içindeki sorunları büyük oranda aşmış, sistemik dönüşümünü tamamlamış, kritik eşiği geçmiş bir ülke olarak öne çıkacaktır. ve işte bu dönemde, aykırı seslerin, kişisel hesapların sorgulanacağı, yargılanacağı bir dönem olacaktır. çünkü çok büyük bir hesap vardır ve kimsenin bu hesabı gölgelemesine izin verilmeyecektir."
bu arkadaşlar, biliyoruz ki iktidar partisi ideologlarının dediklerinin dışına çıkmıyorlar.
gazeteci olarak görevleri sorgulamak değil, kendilerine söylenenleri tekrarlamaktan ibaret.
onun için yazının sahibini ciddiye almasanız bile yazdıklarını ciddiye almanız gerekiyor.
çünkü bu fikirler, onları yöneten "üst aklın" fikirleri ve ellerinde de söylediklerini yapabilecek güç var.
anayasa değiştikten sonra bu güç daha da artacak.
işte o gün türkiye'nin nasıl bir ülke olacağını merak ediyorsanız, ipuçlarını bu aktardığım yazıda bulabilirsiniz: "aykırı seslere yer olmayacak".
muhalefetin tamamen susturulduğu, kimsenin itirazını dile getiremediği rejimlere, ne isim veriliyordu?
yalnızsız adam
sen burada istediğin kadar götünü yırt, muhalefet görevini yapması için meclise gönderdiğimiz adamlar gayet mutlu mesut iktidar partisinin bakanlarıyla çak panpacılık oynuyor, elele pozlar veriyor, gülücükler saçıyor. iş çoktan bitmiş amk.
8 /