muharrem ince

dumrul dumrul
güzel konuşuyor. ona şüphe yok ama konuştuğu konunun bağlamını unutturacak kadar güzel konuşuyor. bunun anlamı sadece muharrem incenin güzel konuşabildiği... çok iyi bir demagog olduğu...

söylediği şeyler (yani söylediklerinin içeriği) ise iyi olmaktan öte çok korkunç. iyi niyetli olmadığının da ispatı gibi.

seçim gecesine dair şunları söylemiş:

"seçim gecesi elimde bilgi yok. ikinci tura kalıp kalmadığımı öğrenemedim. sabah oldu sonuçları aldım. ysk'ya yazdım chp kaç sandıkta gözlemci göndermemiş? 13 bin sandıkta gözlemci yok. dört milyon oy çöpe gitti. erdoğan 1.5 milyon az oy alsaydı seçim ikinci tura kalacaktı. bana neredeydin diye soranlardan özür diliyorum. krizi yönetemedim ama bana veri vermediler."

bağlamı hatırlayalım, kendisi seçimden önce 50 bin avukat geyiği yapıyordu, seçim gecesi de ortadan kayboldu. gitti adamın birine sms ile "adam kazandı" mesajı attı.

buraya kadar herhalde net hatırlıyoruz. pekii sonra ne oldu? kendisini destekleyenlerin aklıyla alay edercesine şunları söyledi:

"arada 10 milyon fark var arkadaşlar. bunları görmek istedim. kaçtığımız yok, tehdit edildiğimiz yok. bunlar palavradır beni kimse tehdit etmedi, tehdit edecek adam da henüz yer yüzüne gelmedi. yok eşimi kaçırmışlar vs. bunlar birkaç şizofrenin uydurmaları. bunlar asparagas şeyler bunları bir kapatalım.."

seçim gecesi yaşanan olayın yalnızca iki açıklaması olabilirdi:

1- hakkaten bunu çok ağır tehdit ettiler
2- herif götün teki.

bu muhabbetler neden açılıyordu?

ysk yasa gereği geçersiz sayılacağı açık olan oyları da yasayı aşma yetkisi olmamasına rağmen geçerli kabul etmişti.

tr.sputniknews.com

yani yasa - hukuk tanımayacaklarını, seçimde hile yapacaklarını daha seçimden önce davul çalarak ilan etmişlerdi.

muharrem'in açıklamasını yeniden hatırlayalım:

"arada 10 milyon fark var arkadaşlar."

adam bugün ne diyor?

"dört milyon oy çöpe gitti. erdoğan 1.5 milyon az oy alsaydı seçim ikinci tura kalacaktı."

evet doğrusu tam olarak bu. pekii 23 haziran'da dediğini 24 haziran'da unutan adam, 29 haziran'da dediğini de bugün unutuyorsa bunun nesini tartışacağız?

"kazanamayayım diye ellerinden geleni yaptılar" diyorsan çıkacaksın bunu 24 haziran'da açıklayacaksın ki sana oy verenler kimlere güvenemeyeceklerini bilsinler. o gün ortadan kaybolmak yerine mesela bunu söyleyebilseydin bugün ortada kılıçdaroğlu filan kalmazdı. çünkü siyaset böylesi anlarda karşında kim olursa olsun dik durularak yapılması gereken bir şey. yani o gece gerçekten tayyip tarafından tehdit edildiği için kaçmış olsa sonradan çıkıp bunu açıklasa yine derdik ki "insani zaaf göstermiş, herkes korkabilir. ben de korkardım birader." sen iktidarın gizli koltuk değneği kılıçdaroğlu'nun karşısında dahi dik duramadığını itiraf ederek nasıl yeni bir şans isteyebilirsin ki muhalif tabandan? üstelik aradan geçen zamanda kılıçdaroğlu hak etmediği bir güven de kazanmışken...

ben her seferinde tekrarladığım üzere parlamenter ahırdan da diktatörlüğün sandık tiyatrolarından da medet umulamayacağını düşünen bir insanım. eğer böyle düşünmeseydim dahi sırf 24 haziran sonrası yaptığı 10 milyon fark geyiği ve bugünkü açıklaması arasındaki fark nedeniyle bile olsa ince'ye güven duymazdım.

şimdi şu noktaya gelinmiş, akp ilk kez gerçek bir seçim yenilgisi almış. sonra üçe bölünmüş, ekonomiyi hepten batırmış, kendi içindeki islamcılar dahi ayaklanmış onların ağzına nasıl bal çalacağını bilemez olmuşlar. doğu perinçek'e bile paye biçecek kadar düşmüşler. parti içinde berat ve sülo kavgası almış başını gitmiş. aradan abdülhamit gül filan sıyrılmaya çalışıyor. erdoğan'ın anayasa gereği üçüncü kez aday olma hakkı yok.

bu ortamda kahramanlığı abdullah gül gibi bir doğuştan ezik de yapabilir. ana akım muhalefetin ihtiyacı olan kişi şimdi zart diye ortaya çıkıp kahramanlığa soyunan değil, o kahramanlığı 24 haziran gibi bir ortamda yapabilecek olandır. ekrem gibi demirel kadar sağcı bir adamın kolları sıvadığı andaki tavrın onda birini gösterememişsin. bu işler böyle yürümüyor aga.

dünya solaklar günü

kumanda altında bulunmayan tekne kumanda altında bulunmayan tekne
küçükken mahallemizde sağlak olduğunu bildiğimiz bizden 4-5 yaş büyük bir eleman vardı. beraber top oynardık. adam yıllar içinde uğraşa uğraşa sol ayağını geliştirdi ve dominant ayağını sol ayağı eyledi.

mahallenin sevilen simalarından ve solaklığın duayen ismi, ayağa oynayan ve yerden sert düzgün vuruşlar çıkarabilen bu abimize "solak abi" demeye başlandı.

solak abi'nin de solaklar gününü kutlarım.

araba yerine altın almak

the red queen the red queen
yatırım sadece iyi durum senaryoları göz önüne alınarak yapılmaz, kötü durum senaryoları da dikkate alınır. diğer türlü ona oynamak denir. konu hakkında eğitimi olmayan birinin yatırım tavsiyesi, sahte diplomalı doktora tedavi olmaktan da farksızdır. tedavinin başarısı şansınıza bağlı olur.

kitap tavsiyeleri

soğanınağlatamadığıadam soğanınağlatamadığıadam
yakup kadri - yaban

halkın kendisi, paradigma ve kitlenin zorladığı düşüne biçiminin yıllar geçsede değişmeyeceği; kültürün herşeyden daha sert , köklü ve -yoruma göre- haşin bir orospu çocuğu olduğunu gösteren kitaptır. okuyun. okutun. istemsizce günümüz ile karşılaştıracak, "hiçbir şey mi değişmez" diyeceksiniz.

film olarakta zübük tavsiye ederim.