a ay

1 /
luccy in the sky with the diamonds luccy in the sky with the diamonds
reha erdemin ilk uzun metraj film denemesi. siyah beyaz bir istanbul manzara çılgınlığı göze çarpmakta. adalarda çekilen film biraz anton çehov biraz da klasik fransız filmi tadı uyandırmakta izleyenin üstünde. ilk uzun metraj olmasından kaynaklanan bazı eksiklikler göze çarpsa da izlenesi bir film olma özelliğini koruyor.
kusmuk kusmuk
insanda vivaldi dinleme isteği uyandıran,edgar allan poe şiiri tadında siyah beyaz bir gerçeklik sorgulaması. reha erdemin ilk filmi. reha erdemin güçlü görsel yanını daha bu ilk filminde görebiliyoruz.

yekta: ama sen gördün...
nuran: hiç bir şey çıkmamış, koyu bir karanlık, hepsi öyle.
yekta: makina görmediyse de sen gördün.
nuran :fotoğraflarda hiç bir şey yok diyorum.
yekta: sen gördün.göresin diye çağırdım seni. annemi gör diye, gör diye! ne diye bunca zahmet? göstermek daha mı önemli? her gördüğünü gösterebiliyo musun? söylesene! her gördüğünü gösterebiliyo musun? rüyalarının fotoğrafını çekebiliyo musun? ışığın yetiyo mu? netliğini ayarlayabiliyo musun? görmeyi, sadece görmeyi biliyo musun? hem ne göstericeksin? haberleşmek için mi? kimlerle? kendinle habersiz kaldın mı hiç? gösterilemeyen şeyler görüyorum hep. gör sadece gör. nolursun, o fotoğraflara sadece görmek için bak. görüyo musun? görüyo musun nuran? annemi görüyo musun?
lantis lantis
tek kelimeyle ağır bir film.

ama en önemli özelliği filmin başından sonuna kadar hissetiğiniz kasvet. özellikle de köşkün tamamlanmamış kısımları gösterilirken ki his. film hissettiriyor gerçekten.

eh bende masumiyetin* hemen ardından gecenin bir yarısı izleyince daha da bir acaip olmuştum. uykularımda kuşlar görmeye başlamıştım.
director director
reha erdem'in çocuk psikolojisini anlatma başarısının ilk kanıtı niteliği taşıyan siyah beyaz bir sinema şaheseridir a ay. reha erdem sinemasının ilk taşı olmasından ziyade türk sinema tarihinin geleneksel yapısından uzaklaşıp, harikulade bir yapıt ortaya koyabilen reha erdem, bu film sayesinde türk seyircisi tarafından hakettiği ilgiyi görmemiş olsa dahi özellikle fransız eleştirmenler olmak üzere yurt dışından oldukça olumlu eleştiriler almış, fransada ki eğitiminin ilk çiçeğini amatörlükten uzak bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

öte yandan, korkuyorum anne, beş vakit , hayat var gibi yine çocuk psikolojisinden yola çıkarak yarattığı eserlerine baktığımızda a ay filminin, hepsinin temelinde olduğunu görememek büyük bir saflıktan başka birşey değildir.
baardabaar baardabaar
reha erdem'in çıkış noktası. yer yer de geri döndüğü nokta diyebiliriz aslında.
sanki reha erdem a ay'dan pek çok yeni film çıkarmış. beş vakit ve hayat var mesela.
daha pek çok da yeni film çıkar bana göre.

başından sonuna büyük bir hüzün ve kasvet barındırıyor film. hele de o yıkık dökük köşkte yaşayan martı yok mu. sanki bütün hüzün onda birikmiş.
hayal yagmuru hayal yagmuru
zıtlıkların arasında sıkışıp kalan bir rüyanın içindeki delirişi anlatıyor sanki film. ben filmden bunu anladım en azından. filmin siyah beyaz oluşu ise bu zıtlığı daha da ön plana çıkarıyor. filmde üzerine yorumda bulunulabilecek çok sayıda sahne var. sanat filmi yani. reha erdem'in de ilk uzun metraj denemesiymiş. oldukça başarılı, 1989 yapımı. reha erdem'in bütün filmlerini izlemedim ama mutlaka, 22 sene içinde, daha iyilerini ortaya koymuştur. ilk denemesinden böyle bir sonuç çıkartan bir yönetmenin olgunluk aşamasında çok daha iyi işler ortaya çıkaracağına kesin gözüyle bakıyorum. bu arada yeşim tozanın duru yüzü filmin atmosferine de cuk oturmuştur.
benkendimveben benkendimveben
reha erdem e film çekmek için 1o yıl ara verdiren film. yine aynı yıl anayurt oteli de çekilmişti sanırım ama o film kadar popüler olamadı o film kadar bilinmedi değeri zira daha ilk işiyle reha erdem ama anayurt oteli bir usta nın ömer kavur un filmiydi ve bir roman uyarlamsıydı. nedir mi iki filmin özelliği ruhu daraltan bunalım karakterlerin görüldüğü psikolojik filmler olması.

sofi nin dünyası diye bir roman vardır hani daha 15 yaşına yeni basan bir kızın felsefe ile tanışmasını anlatan .hayatı sürekli sorgulayan bu küçük kız size sürekli yeni sorular bulur sorular sorular.. engelsiz - koşulsuz sorular.

evet burda da yekta hayata dair onlarca soru sorduruyor bize.. nedenler , niçinler , nasıllar vesair. film boyunca yekta nın bu bunalımlı haline alışırsınız artık alıştınız mı da sorularınızın arkası kesilir. ama hayır siz sürekli sorular sormaya devam edin bence.
istanbul u bilmeyen için merak uyandırması muhtemel olan film yirmi senyei devirdiği için o ortamları artık kaybetti sanırım ve belki de bundan bir yirmiş yıl sonra da eski istanbula o eşşsiz görüntülere ışık tutacak.

filmde kullanılan dil o kadar anlaşılır ve o kadar düzgün ki her cümlesi ayrı bir dank ediyor kafanızda .. hani lise de edebiyat kitaplarında ahmet mithat efendilerin recaizade mahmut ların eserlerini okurken gördüğünüz dili burda da görürünce bir geriye gitmedim değil..
yer yer tekrarlanan sahneler ile dikkati o noktaya mı toplamaya çalışmış ne??

adadaki köşk ün o ihtişamını göstermek için binbir çaba göstermemiş değil reha erdem ..bu filmden sonra da görselliğinden bi nebze olsun vazgeçmeden sürekli yeni denemeler yapıyor filmlerinde en son olarak da kosmos da görsellikte tavan yapmıştı zira.

yer yer varoluşçu felsefi bir metin okur gibisiniz filmde..





reha erdem in kaç para kaç filmi haricindeki diğer filmleri için bir alt metin niteliğindeki bu film biraz yarım yamalak bitmiş olsa bile.. bence bu yarım yamalaklık kosmos ile son bulmuş ve reha erdem için bir zirvedir diyebilirim.



dipnot: yekta ile nuran boş odada camın önünde konuşurken sağ üsten bir mikrofon gözden kaçmıyor değil hani!!!!
kosmos kosmos
reha erdem'in olduğu, görüntülerinden ve müziklerinden kolayca ayırt edilebilecek yapıt.

spoiler

filmin ilk karelerinde denizde ölü bir kedi vardır. daha sonra evde saati ve bu saatin önünde martıyı görürüz. bu martı aslında yekta'dır. kedi de annesi. film tıpkı saatin tik tak sesleri gibi, denizle kara, hayallerle gerçekler arasında gidip gelmektedir. arada kalmış olan yekta, denize çağırılmaktadır. bir martı olarak. yekta filmin ortalarında uçurumdan atladığında(!) kendi martısı da ölmüştür. martıyı gömer. filmin sonunda yine uçurumdan atladığı fikrine kapılırız. daha sonraki sahne bize martıyı yiyen kediyi gösterir. yani annesi kızını yanına çağırmış, onu gerçek hayattan yanına çekmiştir. yekta, uçmayı yani orgazmik son zevki yaşayarak sonu yaşamış, gerçek olmayan'daki aidiyetine kavuşmuştur.

spoiler
fjaril fjaril
ne diye bunca zahmet?
göstermek daha mı önemli?
her gördüğünü gösterebiliyor musun?
söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun?
rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun?
işığın yetiyor mu?
netliğini ayarlayabiliyor musun?
görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun?
hem, ne göstereceksin?
haberleşmek için mi?
kimlerle?
kendinle habersiz kaldın mı hiç?
gösterilemeyen şeyler görüyorum hep.
gör,
sadece gör!


1988, reha erdem, a ay
eskikafali eskikafali
reha erdemin ilk uzun metrajlı filmi olup kısa film tadında ki siyah beyaz psikolojik bir filmdir.
filmde münir özkul gibi bir oyuncunun oynaması ve 1988 yılında adalarda ve güzel bir köşkte konu geçmesi film güzel özelliklerinden bazıları. filmin montajları gerçekten başarılı.

-- spoiler --

filmin sonunda münir özkulun tiradı gerçekten çok güzel.




-- spoiler --
hbc hbc
benim için tarif dahi etmenin imkansız olduğu bir filmdir. sinemayı bu denli sevmemin en büyük müsebbibidir.
ada, martı, saat, uçurum, yekta, nukhet seza, rüya, fotoğraf, vivaldi, geçmiş, varlık. en çok da varoluş üzerine bir şey söylüyor film. neden varoldugumuzu sorgulamaya itiyor. her izleyişimde ayrı bir haz alıyorum, reha erdem'e saygım biraz daha artıyor..
1 /