a la folie pas du tout

1 /
ubiquitous ubiquitous
başta tipik bir fransız aşk filmi gibi görünen lakin filmin yarısından itibaren size film içinde film izleten sürükleyici bir filmdir. (bir önceki cümleyi anlamazsanız bir kez daha okuyunuz.) senaryonun gidişatını tahmin etmek imkansız gibidir. filmin giriş müziği de pek güzeldir.
smooth smooth
audrey tautou'nun idolümü canlandırdığı filmdir*. obsesiflik derecesinde birisini seven, akıl hastanesinde bile ilaçlarla duvara adamın resmini yapan bir ressamı canlandırıyor kendisi. fransız filmlerini sevenlere önerilir..
film başta kızın, daha sonra erkeğin bakış açısından anlatılmış, böylece hikayenin daha bir içine girip şaşkınlıkla izliyorsunuz, her zamanki mutlu pembe aşk kokan filmlerin aksine seyirciyi şaşırtan bir film.
izleyiniz.
marv marv
aşk hakkında,platonik aşk hakkında,kafayı sıyırma hakkında*yapılmış anlamlı bir filmdir.yönetmenin konuyu iki farklı kişinin gözünden ele alması filme ayrı bir güzellik katmıştır.ama gördüğüm kadarıyla filmin ana düşüncesini audrey tautou hastaneden çıkarken resmen açıklamıştır.

kafamın içinde bir dünya var.gerçek dünyadan farklı bir dünya.
bu dünyada loic beni seviyor ve koruyor,
orada,o hep yanımda.
bugün artık o dünyanın varolmadığını biliyorum.
o sadece bir ilüzyondu.hayal gücümün bir oyunu.

herkes mükemmel bir aşkın hayalini kurar.
ben sadece biraz fazla ileri gittim.
jenesaispas jenesaispas
audrey tautou nun çok yakıştığı film. şayet konusu hakkında hiç bilginiz olmadan izlerseniz, ilk yarıda gördüğünüze inanır ve aşık olunan adamı lanet yağdırırsınız. ikinci yarı, ters köşeye yatırır.
una furtiva lacrima una furtiva lacrima
spoiler
erotomanyak teşhisiyle psikiyatri kliniğine yatırılan anjelique,belli bir süre geçtikten sonra iyileştiği kanaatiyle taburcu edilir.gelin görün ki kız hastanede odasındaki dolabın arkasındaki her gün verilen ilaçlardan platonik aşkı loic in bir nevi resmini yapmıştır.
lunedor lunedor
romantik gerilim türünün en iyilerinden. filmin iki yarısı iki tarafın bakış açılarını yansıtıyor ve ürpertici ikinci yarı ilk yarıda gördüklerimizin gerçekliğini adım adım sorgulatıyor. aslında birazda kurgu ve yönetmenin sahne seçiminin gerçek konu hakkında ne kadar yanıltıcı olabileceğini de görüyoruz filmin sonunda.
suspiria suspiria
filmin ortalarından sonra 'nassı yaa!!?!' efekti verdirten film. hikayenin farklı bakış açılarından anlatılması müthiş olmuş. başlangıçta anjelique'in gözünden herşey mutlu bi peri masalı; bi de sevdiceğinin karısı olmasa! hatta ben loic'e sinir olmuştum. madem var ortada bişey sahip çıksana ilişkine bre densiz falan demiştim ama sonradan yutmak zorunda kaldım tabi. görülmesi gereken sıradışı bi film.
tembel tembel
"seviyor sevmiyor" olarak türkçeleştirdiğimiz papatya taç yaprağı koparmaca oyununun gelişmiş versiyonundan geliyor ismi. "il m'aime pas du tout, un peu, passionément, à la folie." "beni hiç sevmiyor, birazcık seviyor, tutkuyla seviyor, delicesine seviyor." anlamadığım şu, hiç sevmiyorsa da, delicesine seviyorsa da harekat planı az çok belli netice itibarıyla. ama dört ihtimalli oyun bu. tut ki "birazcık seviyor" çıktı, o vakit n'aapacüük?
hüznü gözlerinin arkasında olan kız hüznü gözlerinin arkasında olan kız
audrey tautou'ya hayranlığımı bi kat daha arttıran filmdir.

-- spoiler var --

filmdeki angélique karakteri için, çeşitli yerlerde 'darker side of amélie' tanımlaması yapılmış ve filmi izledikten sonra bu tanımın, karaktere cuk oturduğu anlaşılmıştır. insan hem filmin başında, hem de en sonunda, psikiyatristle konuşurken angélique'e inanır ve tabii ki yine ters köşeye yatar. amélie, insana huzur verirken, angélique'ten çekinirsiniz ister istemez. amélie, çevresiyle ilgilenmekten kendini göremezken, angélique kendisinden başka kimseyi düşünmemektedir, hatta loic'i bile...

ayrıca, filmin yarısından sonra, olayların erkeğin gözünden anlatılacağını bilmeme rağmen inandım zaman zaman angelique'e, o kadar güzel kurmuş kafasında.

-- spoiler bitti --

sonuç olarak, izlenesi bir filmdir.
1 /