a quiet place

sativa sativa
uzun zaman sonra en gerile gerile izlediğim film. çok jumpscare yok, öyle oturduğum yerden "ananskm" diyip zıplamadım. filmin atmosferi aşırı sessiz, salonda da kimseden çıt çıkmadı. mesela bir abla elinde patlamış mısırla girdi salona, baktım çıktığımızda köşede oturmuş yiyordu. film insanı direk korkutmak yerine, paranoyak yapıyor.

sağır kızın perspektifinden baktığımızda komple bütün sesin kesilmesi inanılmaz hoşuma giden bir detay oldu. sağda solda sessiz yürümek için kum kullanmaları da hoş bir detay.

film bu yaratıklar deney sonucu oluştu veya böyle böyle geldi falan filan anlatmayıp direk konuya girizgâh ediyor. ara ara gazetelerde "invasion" yazılarını görünce mevzuyu anlıyoruz, ki yine tam anlamıyoruz. neden insanlara saldırıyorlar? elektriği kim sağlıyor? bunların cevabını muhtemelen seyirciye bırakmışlar.

bence insanlara saldırma nedenleri yemek değil, çünkü hiç yenmiş cesede veyahut direk yakaladıklarını yediklerine rastlamıyoruz. muhtemelen bu arkadaşların kulakları hassas olduğundan sesten rahatsız olup deliriyorlar. dolayısıyla sesin kaynağını yok ediyorlar. ama hala nasıl elektriği kullanabiliyorlar net bir cevap bulamadım.

bana kalırsa baya ince düşünülmüş, başarılı bir film. gitmek isteyenlere tavsiye ederim.
pencere önü kaktüsü pencere önü kaktüsü
çok övüldüğünden beklentim yüksek diye gittiğimden mıdır nedir, beklediğim kadar iyi değildi. gene de evden çıkmak için çok güzel bir bahane.






----spoiler---notlar----
canavarların en iyi yaptığı şey aslında en zayıf noktaları.

anne baba olmak, dünyaya gelmek kadar travmatik bir durum.

kendini çok fazla suçlama, bazen bazı şeyler olur. zihnin bunu kabul edemez. zihnin kabul edemediği için sürekli açıklamaya çalışır. olaylar olup bittiğinde şunu yapsaydım bunu yapsaydım diye kendini yemek yerine kendine bir şeyler katmaya bak.
ayrılıkçıtamilgerillası ayrılıkçıtamilgerillası
kadınların erkeklerden daha cesur ve zeki olduğu bir gerilim filmi...

söylenene göre gerilim türünde son zamanların en olağanüstü yapımı olduğunu belirtmiş sn stephen king hazretleri.

sessiz bir gerilim filmi çok etkileyici ve bir o kadar da sürükleyici...

eksikliklerinden biri yaratık üzerinde fazla düşünülmemiş olması. görsel efekt olduğu çok belli oluyor. bir diğer eksiklik ise fazlaca havada kalan konular.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
sessizlik olayı daha izole bir alanda, daha ön plana çıkacak şekilde kurgulansa ve konu dramatize edilmese hem yönetim hem kurgu hem oyunculuk anlamında başa oynayacak film olabilirdi. bu haliyle bile bir çok sahnede izleyiciyi germeyi başarabiliyor.

bilim kurgu filmlerinin en büyük sorunu mantık hatalarını gizleyemiyor oluşudur. bu filmde hatalar göze çarpsa da diğer bilim kurgu filmlerine göre gizlemeyi başarmışlar diyebilirim.

90 dakikalık bir film olduğundan olaylar biraz oldu bittiye getirilmiş ancak izlenilesidir.
balkoninsani balkoninsani
izlenesi, güzel bir ronny dörfler filmi. öfkeyi, sevinci, hüznü, aşkı ifade ederken hiçbir şekilde ses çıkarmama mecburiyeti katlanılması güç bir durum. bir de filmin ekseninde döndüğü yaşamak için sessiz kalma zorunluluğu, çığlık atamadığım, yardım isteyemediğim kabuslarımı hatırlattı.
kılavuz karga kılavuz karga
ataları, hastanelerde sus yapan hemşiler olan kulağı çok iyi duyan yaratıkların insanları keklik gibi avladığı bir film. gazete kupürlerine çok dikkat etmedim gerçi, belki onlarda bir ipucu vardı. ama az yaratıkla çok gerilim vermeyi başardı doğrusu. hayatta kalmak için tüm ailecek verilen çabalar, yer yer kazalarla sekteye uğrayıp gerilen tellerin daha sert vurmasına sebep oluyor. anlık bir sesin bozduğu sükunetin ardından sonunu beklercesine sessizliğe gömüldükleri anda ben de onlarla beklemeye başladım resmen. ne yüksek perdeden müzikler, ne sağda solda uçuşan yersiz efektler, ne de instagram güzeli yaratıklar. hayatta kalmak için sessiz olmak gerekilen bir ortamda geçen sessiz bir film.

nerdeyse daha iyi duymak için götünü bile dört açan bu yaratıkların bir çıtırtıda ses kaynağına nasıl akın edip onu yok ettiklerini izliyoruz. daha az ses için basılacak adımların işaretlenmesi, tabak yerine yaprak, tencere yerine ağaçtan kase kullanılırken, bebek beşiği süsleri bile kumaştan yapılıyor. ama tüm bunlara rağmen insanoğlu kaşınıyor. acı bir olay sonucu potansiyel ses kaynağını kaybeden genç çiftimiz bu sefer ölmedik bari bir çocuk daha yapalım da tam olsun diyorlar. gerçi o doğum anındaki stres ve kasılmalar en beğendiğim sahnelerdi. izlerken takdir ettim oyuncuyu. konuya dönecek olursak, her şeye rağmen bir bebek yapıyorlar ve yeni bir canı hayatta tutmak için sarfedilen çabaları ve fedaları izliyoruz. bu noktada, tahtaya "what is the matrix ulan!" yazan babanın notunu gören sağır kız olayı çözüyor, annenin ateşlediği silahla üzerlerine tam anlamıyla bir akın gelirken, ivme en yüksek desibeldeyken film bitiyor.
jitemci astsubay jitemci astsubay
fena film değil. fikir iyi düşünülmüş fakat sanıyorum a sınıfı bir oyuncu kadrosu ve usta bir yönetmenin elinden çıkmadığından 2018 yılında yeterince dikkat çekmedi. filmdeki baba aynı zamanda filmin senaryo ekibinde ve yönetmeni.

muhtemelen filmin arkasındaki bütçe çok büyük değil. john krasinski adı öyle dursa da yahudi falan değil. filmin iyi bir çıkış noktası var arkasındaki stüdyo desteğinin yetersiz olması, yaratıkların ortaya çıkış sebebi ile ilgili detayların atlanmasına ve berbat cgi kullanımına yol açmış. bu nedenle süre de biraz kısa tutulmuş. tüm bunlara rağmen yine de fena film değil. şu iş spielberg, ridley scott gibi bir adamın önüne gelse holywood'un sosuna bandıra bandıra yedirirdi millete. krasinski ancak finalde pompalıyı ateşlemiş.
kılavuz karga kılavuz karga
28 mayıs'ta ikinci filmi yayımlanacak. kısa bir felaket öncesi hayata bakışın ardından hikâye kaldığı yerden devam ediyor. ilk filmden farklı olarak bu sefer küçük topluluklarla iletişim var. daha önceden de ilk filmi izledikten sonra yazmıştım: sessizliği seviyorum. bu yüzden ilk filmi beğenmiştim. resmen huzur veren bir felaket senaryosu.

not: sessiz bir yer'de amaç hiç ses çıkarmadan seni avlayan canavarlardan kaçmak. çünkü sese geliyorlar. kendi içinde şöyle bir ironisi var ki bu yaratıklar aşırı gürültünün olduğu yerde farklı sesleri ayırt edemiyor ve uzak duruyorlar. baba lee küçük oğlunu balık tutmak için ırmağa götürdüğünde ve şelalenin dibinde bunu bizzat görüyorsunuz zaten. özellikle şelalede çığlık çığlığaydılar. madem öyle, evi şelale dibine kurun gitsin. en fazla romatizmanız azar ama diken üstünde olmazsınız. umarım 28'inde gelecek olan ikinci filmde bunu akıl eden vardır.