abla evleri

dolapta yemek var ocağa koy ısıt da ye dolapta yemek var ocağa koy ısıt da ye
sakarya'da okudum ben. ek kontenjan denen zımbırtıyla nereye ve de ne çeşit bir bölüme gittiğimi öyle çok da düşünmeden yalnızca gitmek eylemini gerçekleştirmiş olmak için gittim oraya. gitme hazırlıklarını yaparken aldığım karar kesindi. aynı alanı paylaşmak söz konusu olduğunda tek bir insanla bile kolay kolay anlaşamayan ben, ne olursa olsun yurtta kalmayacaktım.

fakat ilk yerleştirmelerden sonra hemen kaynaşıp yerleşme kısmını atlatan evli evine ve köylü köyüne gruplarından sonra boş bir ev ya da yanına yerleşilebilecek bir ev arkadaşı bulmak hayli zordu.

kayıt için okula gittiğimde sınıfım olduğunu öğrendiğim yerdeki insanlara, "bildiğiniz kiralık ev ya da ev arkadaşı arayan insan var mı?" diye uzun uzun sordum. umutsuzluk safhasına geldiğim sırada, orada bulunan kadınlardan biri, "bi yer var, onlar böyle senin gibi ev arkadaşı arayan insanları bir araya getiriyor, orayla görüş isersen.." gibi bir öneride bulundu. ağzım kulaklarımda, kadına bol teşekkür ve minnet dolu cümleler sarf ederken bi taraftan da düşünüyordum kendi kendime, "ulan ne güzel düşünmüş insanlar! ne güzel bi şey yapmışlar!" diye. neyse, kadından aldık adresi, annemle koyulduk yola.. gittiğimiz yer, böyle büyük bir kuran kursu, cami gibi bi yerdi. ya da öyle değildiyse bile kokusu öyleydi. ondan öyle hatırlıyor olabilirim. emin değilim. ama kokusundan eminim. çocukken kuran kursuna gidenleriniz bilir. kendine özgü bir kokusu vardır oraların. kapalı bir kadın geldi, derdimizi anlattık. "bir dakika, bilmem ne ablayı çağırayım. sizinle o ilgilenecek." dedi ve ortadan kayboldu.

gelen kapalı bir kadındı ama kapalı kadınlara karşı herhangi bir antipatim olmadığından ve sakarya'ya girdiğimizden beri-böyle girmek diyince de savaşa gidermiş gibi oldu- pek çok kapalı kadın gördüğümden yadırgamadım durumu. hala umutla bekliyorum ben, bana nasıl biri olduğumu, nelerden hoşlandığımı vs. sorup listelerindeki bana uygun ve benim gibi ev/ev arkadaşı arayan bir kişiyle beni eşleştirecekler diye. ben bunları düşünürken beklediğimiz kadın da geldi. suratıma, saçlarıma, kıyafetime ve anneme bakıp, "yalnız biz bu evlerde sabahları erkenden kalkar namaz kılarız, toplu bir halde dua ederiz, sigara kullanmayız.." bla diye çeşitli kurallarından bahsetti. elbette dinlerken gelen büyük hayal kırıklığım.. teşekkür edip çıktık ordan. beni oraya gönderen kadına ya da bana ve anneme bakıp hemencik bu kurallardan bahsetme ihtiyacı duyan kadına kızdım mı? hayır. sonuçta ilki belki iyilik yapmaya çalışmıştı diğeri de vaziyeti görüp baştan uyarmak istemişti. işin arkasında art niyet aramamayı daha uygun buldum. annem kemalisttir, o hemencik düşünmeden kızdı ama bu kadınlara. "nasıl bi yere geldin sen böyle?!" diye bana da kızdı. üzüldü filan. o kadınlar gibi kapanıp, sabah kalkıp namaz kılıp, toplu dualar etmemden korktu belki, bilmiyorum..

neyse, ben o evlerden birinde kalmadım. bir şekilde kalabilecek bir yer buldum. ama sınıfımdaki en yakın, her zaman bana destek olan ve beni asla onlar gibi olmamamla yargılamayan iki arkadaşımdan biri kapalı diğeri de o ilk başta gidip ürktüğüm abla evlerinde kalan bir kadındı. oturup saatlerce sohbet ederdik onlarla. çok güzeldi. sürekli birbirimizi onaylayıp durmazdık, birbirimizi onaylamıyoruz diye birbirimize saçma küfürler edip, aşağılama yoluna da gitmezdik ama.. ben sabahlara kadar onlara dini, tanrı'yı, aklımın yatmadıklarını anlatır sorardım, onlar da kendi bildikleriyle hem sorularımı yanıtlamaya hem de itirazlarımın altını çürütmeye çalışırlardı. güzeldik yani, iyiydik..

o abla evlerinde kalan arkadaşımın evine de çok gittim sonra. vize-final haftalarında birlikte çalışırdık biz. ya da bazen ev arkadaşlarım olmadığında yalnız kalmaktan korkup giderdim oraya. böyle baya olduğum gibi, kendi halimde, zaman zaman dekoltelerimle vs. giderdim. o evde herhalde 7-8 kadın yaşıyordu. hiçbir tanesinin bile bana surat astığını, beni eleştirmeye çalıştığını, bana zorla bir şey yapmaya çalıştığını hatırlamıyorum. 7-8 ayrı kadın. kendilerine yakıştırılan tüm o, akıl çelmeye çalışmalar, zorlamalar, düşmanlıklar.. bu 7-8 ayrı kadın bunların hiçbirini yapmadı. tuhaf di mi? birileri yalan söylüyor olmalı ya da birileri yine genellemekten hoşlanıyor olmalı diye düşünüyorum bu insanların üstü kafadan çizilmeye çalışıldığında..

onlar, sabahları alelacele namaza kalkarken ben, şöyle bi gözümü aralayıp, tekrar kapatıp horul horul uyumaya devam ederdim orada kaldığımda. ya da o toplu dua vakitleri geldiğinde arkadaşımın odasına geçip kitap okurdum. bazen de kendi isteğimle aralarına katılmak isterdim. o zaman tuhaf bi huzur hissederdim. tuhaf, güzel bi huzur. aynı şeyi düşünmediğim insanlarla değer verdikleri şeyi paylaşıyor olmanın verdiği huzur. onların aynı şeyi düşünmediğimi ve düşünmeyeceğimi bildiği halde paylaşmama izin vermelerinin getirdiği huzur..

hasılı kelam, o kadar da abartıldığı gibi öcü yerler değildir. istemeyen ya da konuya yakınlık duymayan kimse, zorla oraya götürülüp çeşitli işkencelerle bir şeyler uygulamaya mecbur bırakılmıyorlar. en azından benim gördüğüm parça bütünün temiz kısmını temsil ediyordu.
bu başlıktaki 14 giriyi daha gör