acı

1 /
ironic
insanı en çok kahreden duygulardan biridir. sürekli olduğunda git gide dayanılmaz çekilmez bir hal alır. kurtulması oldukça zor olmakla beraber kişinin durum karşısındaki tutumu ile değişiklik gösterebilir. eğer bunu yaşatan olaydan sürekli kaçarsanız ya da sırtınızda bir kambur gibi taşırsanız günden güne ağırlaşır, zorlaşır ve hayatı zindan eder. herşey bir işkenceye dönüşür. ama bunun üstesinden gelmek için tamamen tatmayı denediğinizde kısa vadede çok kötü olmakla beraber, uzun vadede bünye rahatlama duygusu ile kaplanır. artık yaşadıklarınız deneyime dönüşür, bir dahaki sefere daha iyi bir yol seçersiniz kendinize. anlaşılır gece olmadan gün doğmaz.
napoleon
bi motorsiklet kazamdan sonra yanan ayağımın acıdığını söylediğimde doktur acıyor mu ağrıyor mu dedi.. ilk başta dumur oldum. sonradan anladım ki acı olan sadece yanığın verdiği his, ağrı ise kemikte oluşabilecek bi zedelenmenin etkisi olabilirmiş.. o da deil de bi ilhan irem vardı o noldu?
telvin
insanın her an bir şeyden çıkarmakta üstüne olmayan sonuç. aslında sonuç mu bunutartışmak lazım. aslında sonuçtan öte sonun başlangıcı. artık bir kere varıldımı o mertebeye hayat ona göre şekillenir, hastalıklar ona göre çıkar, yaşam anlamsızlaşır. kişi ne istediğini bilmez. istediği her şey saniyelerle değişiklik gösterir. ve dayanılmaz hale gelir herşey.
ancak nasıl olduğu bilinmez bir şekilde hafifçe onarırı kendini. kesinlikle yapılmamalıdır acının hayat şekline dönüşmesi. çıkmaz sokakda çıkış aramaya döner yoksa hayat.
whisper
ruhbiliminde acı, haz karşıtıdır. insan, acıdan kaçar ve hazza yönelir.
sokrates'e göre acıdan kaçmak ve hazza yönelmek ancak bilgiyle gerçekleşebilir. yaramıza bıçak vurdururuz, çünkü bilgi ilerdeki büyük acıdan korunmak için şimdiki küçük acıya katlanmamızı gerektirir. insan, acıdan bilgisizce kaçar ve hazzı bilgisizce isterse, yarasına bıçak vurdurmaz ve ölür.
viola
"...acı bana hiç sırtını dönmedi. hep yanımdaydı. beni reddetmedi. kendini bana hep olduğu gibi gösterdi. hiçbir zaman maskesi olmadı. şeffaf bir tüle sarılmış bir şekilde etrafımda süzüldü. vefalıydı. kendisini tanıyordum. güvenliydi, beni arkamdan vurmayacağını biliyordum. rahatça hareket edebilirdim. korkmuyordum. mutluluk gibi değildi. çekip gitmezdi. kendine alıştırıp sonra yüzüstü bırakmazdı.
acı evet benim seçimim: güvenli ve ne olduğu belli. mutluluksa hep küçük bir çocuk gibiydi. bilinçsizce harekete eden aklı fikri oyunda olan bir çocuk gibi. karnı acıkır, hasta olur. ne zaman ne yapacağı belli olmaz. sorumluluk hissetmez. kendini borçlu hissetmez. yükü yoktur. bir kelebek gibi istediği çiçeğe konar veya konmaz. ondan bir şey isteyemezsin; küçüktür çünkü anlamayacağını bilirsin. gel desen de oyuna dalmıştır bir kere. keyfi yerine gelsin de gülücükler saçsın diye beklersin. bazen tam kahkaha atacakken, dışardan arkadaşları çağırır, gider. hep kendini düşünür. acı ise mazlumdur. bazen çizse de, yarıklar açsa da göğsünüzde, hayal kırıklğı yaşatmaz size. mutluluk size özgürlüğü vermez. hayatı ona göre şekillendirmek gerekir. acıda ise ipler sizin elinizdedir. istediğiniz eğer oysa hiçbir zaman eliniz boş kalmaz..."

not: yazarını bilmiyorum ama yazmışım bir yerden eskiden.
neverland
bazen gerçekten güzel olabilen sinirsel histir. sabaha karşı bacağa giren kramp çok güzel bir acı verir mesela, kanımca... tadından yenmez, hiç geçmesin istenir.
posforanj
acı... yalnızca terkettirir hayattan. madden olmasa bile manen bir yokoluşa sahne olur çevredekiler. çektiren rahattır. belki de farkına bile varmamıştır. biter herşey. alışmaya çalışırsın bu kez. ama alışınca da mutluluk boğar insanı. batar etrafındakiler ve yaşananlar. hepsi gitsede yalnız kalsam dersin. sonra kaybolursun müziklerde, düşlerde, acıyı körükleyen düşüncelerde. hiçbir şey cazip gelmez artık. hiçbir şey dikkatini çekmez. öyle düşüncelisindir ki yaşayanları bile görmezsin. acır canın. her geçen gün acı şiddetlenir. çare yoktur. acı hiç bitmez. ya vurdum duymaz olmak lazımdır. ya da acıyı sonuna kadar yani bir ömür boyu çekmek. hangimiz acıların en küçüğüne bile en başından vurdum duymaz olabiliyoruz ki? hayat zaten acı. hangimiz acı hayatı en başından terkedebiliyoruz ki? acı büyüktür her zman. önemli olan arada bir gerçeklerden kaçıp yalan hayata tutunmaktır. yalan hayatta acı yoktur. acısız insan yalandır. gerçek hayat acıdır. acıyı yaşayan ise tamamen bir gerçek...
gülümsün
gecenin bir saatinde telefonda konuşamayıp o'na rağmen kendinle kalmayı yeğlemektir. çare midir? en azından kendin acırsın, acıtmazsın karşındakini.
1 /