açık kalp ameliyatı

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR CC:bu fonksiyonu kullanarak girinizi doğrudan seçmiş olduğunuz sosyal platformda da yayınlayabilirsiniz
1
smg
diğer adıyla by-pass. anjiyo ile açılamayan damarları açmak için son çözüm. eklenecek damarlar genelde bacaklardan,kollardan ve ya sırttan alınır. ağır bir ameliyat olmasına rağmen birey, teknolojinin de yardımıyla çok kısa sürede ayağa kalkabilir. rahmetli cumhurbaşkanlarımızdan turgut özal da abd de bir by-pass ameliyatı geçirmiş ve belkide çoğu nesildaşım by-pass ameliyatından ilk defa bu yolla haberdar olmuştur. ayrıca, bir yakını bu ameliyatı geçiren* kimse o yakınını ilk defa gördüğünde şok olabilir zira insanı çok değiştirebilmektedir ameliyat sonrası..

edit: kapalı da yapılabiliyormuş.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
kurutulmus kelebek
yapıldıktan sonra, iki tarafında metal iğne benzeri bir zımbırtı olan bir ucu içerde kalpte veya yakın bir yerde bırakılmış, bir ucu dikişlerin altından ya da direnlere yakın bir yerden dışarı çıkartılan bir gariplikle karşılaşmanıza neden olan operasyon. bu araç kalp durursa elektrik verilerek çalışmasına yarıyormuş malum kaburgalar ikiye ayrı bilmem kaç tane dikiş yüzeyden müdahale imkansız olduğundan böyle bir çözüm geliştirmişler, ancak siz sormadan "bu nedir hocam" diye uyaran olmuyor kazara annenize uyup kesmeyin sorun.
ayrıca hastanın vücüdundan dışarı sarkan alet edevatı say say bitmez. hastanın sırtını alkolle ovup pat pat vurmanızı isteyebilirler her saat başı yapmayın yaparsanız halı silkeler gibi vurmayın, hemşireye tarif ettirin, idrar biriktireceksiniz kötü gibi görünsede kalp rahatsızlıklarından oluşan ödemin nasıl dışarı atıltığına şahit olacaksınız. eğlenceli olabiliyor bir süre sonra.

pansuman yapıldığı sürelerde hastanın dikiş izleri ile fazla göz teması kurmasına izin vermeyin, kendilerini çok kötü hissedebiliyorlar. "ölümden döndün bu koyar mı sana" diye saçmalayın çok gereksiz.

zorlu bir 3 aya hazırlıklı olun hastaneden çıktıktan sonra bile en az 1 ay ziyaretçi kabul etmeyin zira anneniz ya da operasyonu geçiren her kimse kendini rahatsız hissedip su dökünmek isteyecektir yapmayın, dikişlerin alınmadan ya da alındıktan hemen sonra bile ıslanması açılmalarına neden olabiliyor.

hastanın kollarını kullanmasına, bir yere dayanmasına dirsek ve kollarıyla kesinlikle izin vermeyin dikişler açılırsa ikinci bir operasyon söz konusu.

edit; birde dördüncü nesil yazar hoş gelmiş efendim.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
pembe bir mısradır aşk
ilk defa güney amerikalı doktor bernard tarafından gerçekleştirilen tibbi müdahale, maalesef ki hastası 1 günden uzun yaşayamamıştır, ama sonraki denemelerde ise dr. bernard' ın hastalarına 3 yıl kadar ömür kazandırdığı olmuştur. günümüzde invazif yönü yüksek olması sebebiyle kasıktan girilerek yapılan bazı cerrahi müdahale yöntemlerinin keşfine yol açmış bu da opere sayısını azaltmıştır. açık kalp ameliyatlarının en duygusal yönü belki de hastanın kalbini avuçlarınızın içine alıp kalp masajı yaptırdığınız andır. bu his için bile kalp damar cerrahı olunur.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
eşdeğer direnç
insanların gereksiz yere korktuğu, riskli ama güvenli ellerde son derece başarılı geçecek olan önemli, hayatınızda her zaman hatırlayacağınız izler bırakan bir ameliyat.

10 yaşımda açık kalp ameliyatı geçirdim ben de.
nasıl olduğunu anlatmak gerekirse, olaylar şöyle gelişti:

zeybek oynardık sınıfcak, yarışmalara falan giderdik. hatta bir kere türkiye 3.sü, bir kere de 1.si olmuştuk. neyse, böyle kutlama için falan yurtdışı gezileri düzenlenmişti. uçakla gidilecek. biz de doktora gittik kontrol için. o gün annem bana söylemişti, uçağa binemezmişim çünkü o basınca dayanamazsam kalbime bişiler olabilirmiş. hemen ameliyat olmam gerekiryormuş.
neyse işte benim yaş küçük, hiç bir şeyden anladığım yok. mayıs-haziran ayları olduğu için de okulların son gününe geliyor, ben de izin aldım gitmiyorum.

ameliyat işi kesinleşti sonra.. zaman belli oldu.sıra geldi hazırlıklara.. bir ton kan tahlili oldu, diş doktorlarına gittim.çürük diş olmaması gerekiyormuş.
kanın pıhtılaşması için de yeşil sebzelerle beslen dediler. paso sebze yedim ben de söylendiği gibi. hiç bir şekilde korkum yok. ama ailem bana belli etmeseler de çok üzülüyorlarmış.
babamın, annemin bir kaç arkadaşı, tanıdıklarımız kan verdiler benim için.. ameliyatta lazım olacağı için, 0 rh (+) kan..
sonra zaman geçti, büyük güne saatler kaldı. her gün kan aldılar. işkence gibiydi.
o gün gelmeden önceki gece vücudun tamamen tuvalet ihtiyacını karşılaması için arka taraftan sabunlu su gibi bir şeyi sıkmanız gerekiyor. iğrenç. her neyse,
ameliyat saatine kadar bir süre hiç bir şey yeyip içmedim. sonra zaman geldi ve o yeşilimtrak elbiseyi giydim. sonra sedyeye yattım. sonra sıra geldi narkoz öncesi rahatlatma iğnesine.. bayıltma, rahatlama, her neyse bilmiyorum. kesinlikle hayatımda gördüğüm en büyük iğneydi. nereden yapıldığıysa daha sinir bozucu, poponun sağ lobundan soktular iğneyi. kesinlikle berbat bir acı. sonra düzelip sedyeye sırt üstü yatmak zor oluyor.
sonra bir anda dünya garip gözüktü, her şey bulandı falan. sedyeyi ilerletmeye başladılar, asansöre doğru. yanımda ailem vardı. hani mause izi olur ya? insanların yüzleri öyle gözükmeye başladı. neyse sonunda geldik asansöre. "amma büyükmüş lan burası" diye düşündüğümü hatırlıyorum. sonra bir diyalog geçmişti:
adam: bacım sen 4. kata mı çıkacan ?
sedyenin başında duran hemşire: yok beyefendi 7. kata ameliyathaneye gidiyoruz.
böyle bir diyalog.. yazmamın sebebi küçükken çok gülmüştüm buna. ahah.
sonra efenim geçtik ameliyathaneye. benim kafam bi garip olmuş tabi.. böyle açık mavi gibi duvarlar vardı sanırım. soğuktu cidden. en son tepemde büyüklü küçüklü 3-5 tane ışık gördüm.. ve gözlerim kapandı..
rüya gördüm. rengarenkti. ben de uçuyordum. aşağı düşüyorum,tam yere çakılacakken kalkıyorum. yukarı çıkıyorum, tam tavana çarpacakken düşüyorum falan böyle..
uyandım..
yoğun bakımdaydım. karşımda bir kadın var, o da kendi yatağında. kafamı yana çeviremiyorum. yukarıdan bağlı olduğum aletten kalp atışlarım geliyordu. karşımdakilerin üstü örtülü olmasına rağmen ben çıplaktım. sonra örttüler. kustum art arda. önce üstüme kustum sonra bir kap verdiler ona kustum. narkozdan kusuyormuşum.
iki elimde iğneler vardı, damara yerleştirilmiş. biri seruma bağlı, birinden de aralıklarla antibiyotik veriliyor.
yoğun bakımda zaman kavramı diye bir şey yoktu. tam olarak ne kadar kaldığımı bile bilmiyorum. ışıklar sürekli açık olduğundan, gece gündüzü de anlamıyordum.
bu yatakların alt tarafına doğru bir ip var. doğrulmak için ona tutunmak gerekiyor. denedim, ama beceremedim. vazgeçtim.
zaman geçti, doktor geldi. üzerimde yaralar var, boğazdan başlayıp karına kadar giden düz bir çizgi, alt tarafta da x o x şeklinde çizikler vardı yan yana. doktor,"şimdi karnından bir şey çıkaracağım,ben bağır dediğimde bağır" dedi. sonra başladı dikişin ipini çözmeye ve sonra çıkardı. o bağır demeden çığlık atmaya başlamıştım. kesinlikle hayatımda yaşadığım en büyük acıydı. lokum gibi bişiler çıktı içimden. neyse, bitti. dikişi tekrar bağladı ve gitti doktor. sonra üstünü kapadılar yaranın.
biraz hızlanayım, yoğun bakımdan çıktım ve özel odama geçtim. uzun bir süre orada yattım. damardan antibiyotik vermeye devam ediyorlardı. bu işi ben uyurken yaptıklarında hissetmiyordum ama uyanıkken dayanılmaz bir acıydı.
böyle geçti günler.. yürümeye falan da başladım sonra, hastanenin içinde gezdim.

hastanenin asansörleri sarsıntıyla kalkıyordu. ameliyat olmadan önce bu çok hoşuma gitmişti. ameliyattan sonra denediğimdeyse hiç hoş olmamıştı. bir an beynim kafadan fırlayacak gibi hissetmiştim.
yaraların üstündeki bezleri kaldırdılar, izleri gördüm. hep kalıp kalmayacağını sordum. kalacakmış. ama bu benim için hiçbir zaman sorun olmadı.

böyle işte.. hatırladığım kadarıyla böyle oluyor.
ameliyat sırasında kaburgalarınızı ayırıyorlar, deriyi kesiyorlar. kalbi soğutup bir alete bağlıyorlar. sonra da kapatıyorlar. risk var mı ? tabii ki var. ama bunu kafaya takmadan rahat olmak gerekiyor. sonuç kötü bile olsa,mesela kalp pili kullanmak zorunda kalsanız, bunu sorun etmeyin.. ölüm riski de var. ama bildiğim kadarıyla az. düşünmemek lazım.

bu yazıda gördüğüm rüyaya kadar neler yaşadığımı anlattım. gereksiz bir uzunluktaydı, ama belki aramızda ameliyat olmaya korkanlar ve nasıl olduğunu öğrenmek isteyenler vardır.. umarım bir hastanın gözünden anlatarak yardımcı olabilmişimdir.
...

ayrıca bir yazar. çok sıkı bir takipçisi olmasam da iyi bir yazar olduğunu düşünüyorum.
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
1

sneaker tarihinin ikonik ailesi the air max

instela
air max 1 modelinin başını çektiği nike air max ailesi, kendi kişiliğini yansıttığı birkaç kuşağa dayanıyor. her biri birbirinden farklı özellikleriyle sneaker tarihine damga vuran air max modelleri; cesur renkleri, enerjik desenleri ve görünür hava konseptinin evriminde oynadığı kilit rolleriyle öne çıkıyor. nike, 2. air max günü için geri sayıma devam ederken, geçmişe doğru zamanda yolculuk ederek air max ailesinin ikonlarını hatırlıyor.



air max 1

devrim yaratan hava taban inovasyonunu görünür hale getirerek sneaker tarihini değiştiren nike air max 1, 1987 yılında tanıtıldı. bir yastıklama sistemi olarak geliştirilen nike air, bir anda kendini ifade etmek, stilini cesurca ortaya koymak ve performans göstermek için adeta bir fırsat penceresine dönüştü. 28 yıldır evrimini sürdüren air max ailesi şimdiye kadar yüzlerce unutulmaz versiyonunu geliştirse de, her yeni modelin varlığını bir ölçüde nike air max 1'e borçlu olduğu bir gerçek?

air max'i hayata geçiren nike baş tasarımcısı tinker hatfield, "nike air, o zamanlar bir yenilik değildi. 1978 sonlarında nike air tailwind modelinde ilk kez kullanılan air taban ünitesi, köpüğün içine etkin bir biçimde gizlenmişti. bir gün, paris mimarisinin sıradışı yapıtlarından esinlenmek adına, şehri ve özellikle pompidou center'ı görmek için paris'e gittim. orada, mimarlık eğitimi almış olmamın verdiği bakış açısıyla, daha önce hiç karşılaşmadığım ters yüz edilmiş pompidou center binasında esinlenerek oregon'a geri döndüm. almış olduğum ilhamdan ortaya çıkardığım fikirleri, daha büyük air tabanlar üzerinde çalışan teknisyenlerle paylaşarak, onlarla, air taban teknolojisinin görünür hale getirebileceği ve benzeri olmayan bir ayakkabı yaratabileceği üzerine görüşmeler yaptım. o zamanlar birçok insan, bunun tuhaf bir fikir olduğunu düşünüyordu. ancak ben ve ekibim, dönemin koşu ayakkabılarından daha farklı olmak ve görünürlük mesajını iletmek amacıyla köpük tabanın orta kısmını kestik. böylece daha büyük bir air taban ünitesini açığa çıkararak, görünürlüğü artırdık. bununla birlikte ilk nike air max'te, dikkat çekici ve cesur bir renk paleti kullandık." dedi.



air max 90

durduğu zaman bile hareket halindeki bir şaheser gibi görünen nike air max 90, kendine has duruşuyla fark yaratıyor. 1990'da sahneye çıkan ayakkabı, air max ailesinin dördüncü modeli olma özelliği taşırken, öncekilerden daha büyük nike air hacmine sahip. modelde, ayağa mükemmel bir uyum sağlamak için çıkıntılı paneller kullanılırken, çeşitli bağcık seçenekleri sunuluyor. ayrıca modelin daha sonra "infrared" olarak adlandırılacak canlı kırmızı rengi, görünür havayı vurgularken, tıpkı modelin formu gibi nike air max 90'la birlikte hatırlanıyor.

kendinden sonraki yıllarda ilk formunun çeşitli kombinasyonları geliştirilse de, ilk günden itibaren popüler olan ve yeni bir 10 yılı sembolize eden nike air max 90, her zaman için en sevilen ve temel formlardan biri olmaya devam ediyor.



air max 180

nike air max 180, hatfield ile air force 1 tasarımcısı bruce kilgore'un ortak zekâsının bir ürünü olarak doğdu. iki efsanevi ismin max air ünitesini dış ve orta tabanda görünür hale getirmek ve ayakkabının 180 derecelik yastıklamasına vurgu yapmak için yola çıktığı modelde, ayakla birlikte esneyen yeni ve dinamik bir iç kılıf yer alırken, kalıplı topukla ayağa destek sağlanıyor.

modelin, kısa zamanda dünyanın her yanında tanınmaya başlanan görünür hava konsepti, air max 1'de olduğu gibi efsanevi çizerler, özel efekt ustaları ve sinema yönetmenleri tarafından yaratılan reklamlarla desteklenerek büyük bir üne kavuştu.



air max 93

nike air max 93'ün itici gücü görünürlüktü. defalarca şaşırtılmış bir kitlenin nasıl yeniden şok edileceği üzerine düşünen hatfield, topuk kısmının her zaman odak noktası olduğu bilinciyle hareket ederek en yeni eserini air max 90'ın esnek kanalları üzerine inşa etti. bu kapsamda bu yeni modelde; ayağa ve bileğe ekstra destek vermek için dinamik, uyumlu neopren iç kılıf kullanılırken, plastik süt şişelerinden ilham alınarak geliştirilen şişme kalıplı air taban ünitesi yer aldı. böylece model, görünür hava konusunda dünya çapında bilinir hale geldi.



air max 95

1995 yılında tanıtılan ve cesur formuyla öne çıkan nike air max 95, görünür air tabana ayakkabının ön bölümünde yer veren ilk ayakkabı olarak dikkat çekti. yastıklamaya yepyeni bir yaklaşım getiren bu uygulama, çift hava ünitesiyle koşuculara üstün konfor ve destek sunuyordu. siyah orta tabanlı ilk air max modeli olma özelliği taşıyan nike air max 95, bu özelliğiyle geleneksel koşu ayakkabısı tasarımlarından ciddi anlamda farklılaştı.

insan vücudundan esinlenilen bir silueti tanımlayan özellikler, air modellerinin yaygınlaşmasına yol açtı. omurgaya dayanan orta taban, tasarımın belkemiğini oluşturuyordu. modelde yer alan naylon ip delikleri kaburgayı, üst yüzeyin katmanlı panelleri ve file dokusu ise kas lifleri ile vücudu temsil ediyordu. üst kısımda koyudan açığa degrade renk kullanılarak, modelin arazi koşularında bile temiz kalması amaçlanıyordu. markanın göze çarpmayan bir şekilde kullanılması ise başka bir özellik olarak öne çıkıyordu.

nike air max 95, tasarımda dünyaya bir pencere açarak küresel bir hareket başlattı. bu kapsamda new york'tan londra ve tokyo'ya kadar her yerde yeni jenerasyonun gelecek olarak tanımlanan modeli ayağına giymek istemesi sağlandı. model, pek çok versiyonun ardından hala baş döndürmeye devam ediyor.



air max 97

ilk tam boy max air taban ünitesinin kullanıldığı model olarak bilinen nike air max 97, çığır açan bu sıra dışı inovasyonla, diğer air max modelleri arasından öne çıkmayı başardı. modelde yer alan reflektif çıkıntılar, air max 97'ye ışıkta dikkat çeken bir görünüm kazandırırken, ilham kaynağını tokyo'nun yıldırım hızındaki kurşun renkli trenlerinden alan ayakkabının, gümüş tonuyla başlayan akıcı tasarımı göze çarpıyor. bu özellikleriyle öne çıkan model, her şeyin daha maksimalist olduğu bir dönemde; müziğe, sinemaya ve modaya en uygun ayakkabı olarak, o yılları tanımlayan bir tasarım klasiği haline geldi.



air max 2003

minimize edilmiş bir üst yüzle maksimum yastıklama yaklaşımını buluşturan model olarak tanımlanan nike air max 2003'de, daha önce air max 97'de kullanılan air taban ünitesi ödünç alınırken, kalıp, üretim ve yastıklamadaki yeni gelişmeler sayesinde ayak, zemine yaklaştırılarak ilave esneklik sağlandı. daha önceki air max modellerinin cesur renkleri yerine daha pastel tonlarda sunulan air max 2003'e, 2000'li yılların başında yeni bir estetik kazandırıldı. üst yüzde atletizm ve futbol ayakkabılarında kullanılana benzer bir teijin performans malzemesi tercih edilirken, ayakkabıya hafif ve agresif bir görünüm kazandırıldı.



air max 360

orijinal air max tanıtıldıktan 20 yıl sonra, kullananı havada yürüyormuş gibi hissettirme misyonu, nike air max 360 ile gerçekleşti. nike, daha fazla hava yastıklı denge sunan yepyeni bir max air taban ünitesi geliştirerek, termo-kalıplı bir yapı sayesinde ilk kez, köpük katmanların yerine 360 derece yastıklama sistemi kullandı. modelde, orijinal air max renklerine saygı niteliğinde bir renk paleti kullanılırken, üst yüzde görülen lazer kesim degrade etkilerle, air max 95'in görünümü yeniden canlandırıldı. bir defaya mahsus üretilen sınırlı bir seride ise bu yeni taban üzerine bazı ikonik air max üst yüzleri uygulandı.



air max 2015

hem keşif, hem de bir devrim özelliği taşıyan nike air max 2015, 2013 yılında lanse edilen esnek ve ultra rahat max air yastıklamanın dinamik hareketiyle uyumlu bir üst yüzle sunuldu. performans koşu ayakkabısı olarak yaratılan model; nefes alan, hafif, teknolojik ve neredeyse kesintisiz bir file üst yüze sahip olma özelliği taşıyor. ayakkabı, nike flywire teknolojisiyle birlikte ayağı saran bir yapıya da sahip. boru tipi yastıklama yapısı ve esnek kanallarla konforlu ve enerjik bir koşu deneyimi sunan model, standardını yeniden tanımlıyor. nike logosunun ters yönde kullanımı bile alışkanlıkları değiştirirken, stilde yeni bir dönemi müjdeliyor.

http://inste.la/nikeairma...
yazarlara mesaj atabilmek için çekirgelik seviyesini geçmeniz gerekir
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın