adalet ağaoğlu

1 /
niko12 niko12
kendi kendini tekrar etmeyen ender romancılarımızdan. "dar zamanlar" adlı üçlemesi ve sarı mersedes adıyla filmi de cekilen "fikrimin ince gülü" cok güzeldir.
dawsan dawsan
orhan pamuk un nobel i kazanması hakkında ntv'ye yaptığı açıklamalarla takdirimi kazanmış olan yazardır.
bir yazarın gözüyle olaya bakabilmek isteyenler için açıklamaların tam metni:

gündüzleri televizyon başına hemen hiç geçmediğim halde, oturmuş fransız parlamentosu'nda ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılması yasasının kabulü haberini izlemekteyim. içimden "buyrun bakalım şu voltaire'lerin, lamartine'lerin, ama asıl 'batı uygarlığının açmazlığına eğilmiş, montesquieu'lerin topluca demokrasinin beşiği fransası'na!" diye geçmekte.
1953'te, 22 yaşlarımda paris'e ilk ayak bastığım zaman kendimi bir yandan 'özgürleşmiş' sanırken, bir yandan da 'ötekilik' duygusunun yakama yapışmasıyla, içine yuvarlandığım büyük korkuyu, korkmaktan kaçışımın telaşını sanki yeniden yaşamaktayım... oralarda kendime 'müslüman' demekten utanışım, 'uygar batı'nın 'müslüman/türk'ü küçümsemesine razıymışım gibi oluşum... kendimi tanıdığım günlerden bu yana yakama yapışıp duran kriz anlarımdan biri, belki de en şiddetlisi... tutunacak dal arayışım... derken telefon! basından aranıyorum. "adalet hanım nasılsınız, şu anda ne yapıyorsunuz?" "işte canım, haberleri izliyordum. ne olacak?"

'roman yazıyor gibiyim'
meğer bu yılın nobel edebiyat ödülü orhan pamuk'a verilmiş. soruluyor: "düşünceniz?" fransa meclisinin kararıyla bu kararın aynı zamana rastlaması tuhaf ve önemli bir şey. bu tarihi bir an doğrusu..." "şimdi şu anda bunu benden öğrenince, bir edebiyatçı olarak, ne hissetmektesiniz?"
"roman yazıyor gibiyim. orhan pamuk'un romanımızın değişimine
büyük katkıları olmuştur; romanımızın kılığını kıyafetini değiştirme arayışlarına, (canım yani işte arayışlarıma) sağlam halkalar eklemiştir. hakkıdır. kendisini içtenlikle kutlarım."
ister inanılsın, ister inanılmasın, böyle bir değer kabulü bana yapılmış gibi hissetmekteyim kendimi. son 10 yıldır yurtiçinde, özellikle de yurtdışında çağrılı olduğum konferanslarda ısrarla ve inatla anlatmaya çalıştığım bir şey var: türkiye 'cumhuriyet' edebiyatı'nın şiir, özellikle de düzyazıda roman birikimi önemlidir, bu bir. önemlidir çünkü, (dünya dememek için batı diyeceğim) batı'nın osmanlı'dan kalma imparatorluk yayılmacılık bağları gereği hem korku, hem hayranlık karışımı 'esrarengiz'liğine şarkiyatçı (önyargılı) bakışı, 'batıcı' laik devlete geçiş girişimleriyle ortaya çıkmakta olan toplumu, o toplum insanlarını anlamasına yetmemekte. zaten batı'nın sanayi devrimi, insanı anlamaya ait ilgiyi 'makineyi' anlamaya, dinamiti, ateşli silahları kullanmaya odaklandırdıkça böyle bir ihtiyaç da duyulmamakta.

kendimize bu kadar yabancıyken!
(türkiye cumhuriyeti'nin iki kültür arasında sıkışıp kalmış, daraldıkça daralmış toplumunun dünyada bir eşi daha yok. dominyonluktan gelme toplumların 'kendinden başkası olmaya zaten alışkınlığı' bize yabancı. toplum, hemen hemen 'ansızın' gelen dönüşümü yaşamaya talim ederken hem çokkültürlü, hem hiç. hem her yerli, hem hiçbir yerli. hem cumhuriyet sâhibi, hem yargısına kadar bağımlı. hem 'hür', hem tutsak. bir yazar olarak kendi adıma ben, kendi dilimin yurttaşı iken 'yabancı' terazisiyle ölçülüp biçildikçe, günün birinde: "ben ne zaman kendim olacağım!" isyanı göstermek zorunda kalmışımdır.) biz kendimize bu kadar yabancıyken, nasıl olacak da zaten kendisi de gitgide ufkunu kaybetmeye başlamış elin adamlarıyla el ele kol kola geleceğiz?
"türkiye cumhuriyeti toplumunun insanını derinliğine tanıtabilmek, anlatabilmek için ille edebiyatının, ille de romanının bilinmesi gerekmekte. çünkü 'insan'ı insan yapan değerler, roman yazarının kendisini anlamaya çalışırken, 'onu o yapan' toplumların, dış koşulların arkeolojik kazısıyla sahiden aydınlanabilmekte. toplum gerçekleriyle, dış koşullarla hesaplaşmadan 'insani' değerler, giderek kişi'nin kişi olma yolları bilinemez. bunlar bilinmeden onun yarını da bilinemez.
ab'ye girmemiz, iyi olacaktır, derken toplumumuz, insanımız öteki üyelerce bilinip anlaşılmadıkça, bu kapıdan giriş çabaları boşuna olacaktır. 'edebiyatımız da edebiyatımız, romanımız da romanımız' deyip durmaktayım, fakat başkalarına ulaşmak için ortaya çıkan çeviriye muhtaç 'dil engeli' karşımıza koca bir duvar gibi çıkmakta. sağ olsun orhan pamuk, var olsun. bu duvarları adım adım aştı. 'çaresizlik' duygusuna yenilmedi; değerli osman ulagay'ın ve yanlış hatırlamıyorsam hasan cemal'in köşe yazılarında isabetle değindikleri gibi, (gerekli) oyunu kuralına göre oynadı. yazarımızın değerli romanları da böyle bir zekânın ürünü değil mi zaten?
öfke, hırs, sabır kadar düşünce kanallarının da içini dolduran karnavalesk zekâ.
her şey gerektiği gibi olmuştur ve çok güzel olmuştur.
isveç akademisi'nde nobel ödülü sahibi sıfatıyla yaptığı konuşma, hattâ kişisellikle yüklü anlamıyla, çok güzeldi. bazı gazeteci yazarlarımızın oradan bildirdiklerine göre bu konuşmadan gerçekten etkilenmişler, gururlanıp duygulanmışlar. naklen yayını izlerken bu bir saatlik söylem bana da dokundu; bitmemesini dilerken boğazım tıkanır gibi oldu, gözlerim sulandı. türkçe okuduğu bu konuşma, yazarlığı, özellikle roman yazarlığını hayatının merkezine oturtmuş yazarımızın kendi içinde sağladığı olgunluğun, kibarca dokundurmalarının, eserleriyle örtüşen muzipçe ciddi kişiliğinin bence yadsınamayacak bir belgesi...
kitaplarımdan birinde, bir psikiyatr yazarımızın 'yaratıcılık' bağlamında oldukça sık değindiği gibi: "hayatın dilinden hoşnut olsaydık, yazarak yeni bir dil kurmaya kalkışmazdık" diye yazdığım için, yazarlık dilini dünya âleme duyurmuş bulunan orhan'a büsbütün çok şey borçluyum.
nobel ödülü açıklanır açıklanmaz, aydın yazarımız çetin altan'ın değinisini burada anmadan geçemem: "dünyanın en en en yüksek direğinin ucuna kocaman bir türk bayrağını assan da, memleketi dünyanın gözüne orhan pamuk'un sağladığı kadar sokamazsın."

'babamın bavulu'
pamuk, türkiye cumhuriyeti yazarlarının dem çektiği ne varsa bunu ve yazarlık eyleminin anlamını -siyasete 'sözde' hiç bulaşmaksızın- 'babamın bavulu' diyerekten dünya âleme duyurmuştur. batı'nın üstten bakışına, ab'nin kendi içindeki sallantısına karşı: "ben benim, biz biziz. kaybettiğimiz dünya merkezi, içinde yaşadığımız zaman ve mekânlarda, şuramızdaki 'insan'da bulunmaktadır," ünlemi buna dahil. yapılıp çatılmış bir kendine bağlılık ve işte bu 'kendini' aşkınlık... önden
verili zihniyetin keyifle yıkılışı... milletçe sevinip gurur duyulması gereken asıl şey bu işte.
bir futbol takımımızın 'yabancı', 'ecnebi', 'öteki' bir futbol takımını yenmesi, çarşıda pazarda her yerde havai fişeklerle, oynayıp zıplamalarla kutlanmaktadır. 'bir türk kızı'nın 'dünya güzellik kraliçeliğine' lâyık görülmesi, toplumun büyük bölümünün övünç kaynağı. yazarın sabırla, emekle ve asla ve kat'a gelsin para, gelsin şan-şöhret demeden yarattığı aydınlık, isveç'in stockholm atmosferinde pırıldamakta. nobel edebiyat ödülü'ne vesile olmuş verimlerin üretildiği memlekette ise bazı kitapçı vitrinlerinin 'çok satanlar' tezgâhlarını şenlendirmiş bulunmakta. fakat benim genç roman yazarı 'meslektaşım', benim gibi yaşlı bir yazarın dediği gibi: 'iğneyle kuyu kazmanın' yazar olmak demeye geldiğini biliyor nasıl olsa. bizde başarının küfre, saldırıya uğratılmasını da yaşayarak öğrendi nasıl olsa.
onu salt sevgiyle, gururla değil, şefkâtle de kutlamak istiyorum. evet. şefkâtle, çünkü, ödüller, öne çıkmalar çok pahalıdır. ödedikçe ödenir. nobel gibi ağır bir şey benim üstüme konmadığı için ayrıca sevinçliyim. yazarlık başarısının hem içeride, hem dışarıdaki borcunu bir arada ödemek orhan parnuk'a düştü.
ne iyi bir şey bu! iyinin iyisi.
cece cece
süper romanlarıyla türk modern edebiyatında yerini almış yazarımızdır. şiirler, pek çok radyo ve sahne oyunu yazdıktan sonra roman yazmaya başlamıştır. ilk romanı ölmeye yatmak(1989)'tır. en bilinen romanı ise sinemaya da sarı mercedes ismiyle uyarlanmış fikrimin ince gülü'dür. kitapları içinde en ilginç olanı ruh üşümesi'dir.
oldcode oldcode
"attığı golün üzerine yatan kötü futbolcu" benzeri pek çok yazarımızın aksine, sürekli denemelerde ve arayışlarda olan, az sayıda yazarlarımızdan.
en güzel cümleleri zaten kurabildiği için, en güzel tamlamaları aramaktadır.

sözcükleri ve onlarla oynamayı en az sözcüklerin kendisini sevdiği kadar sever.
"ruh üşümesi" türkçe' deki en güzel tamlamalardandır.
feklavye feklavye
elif şafak ve onun (bir bölümde kendisinden de bahseden) siyah süt kitabı hakkında söyledikleriyle beni şaşkınlığa düşürmüş yazar.
beğenmediğini, hoşlanmadığını söylemesi değil derdim, beğenmediğini söylerken seçtiği üslupla beni hayretler içinde bıraktı. zaten saygı duyduğum bir yazar iken elif şafak'ın tasvirinden sonra önünde ibadet edesim gelmişti oysa. gel gör ki orada yazılan her bir kelimeyi, elif şafak'ın varlığına dair her bir detayı hakaret olarak kabul etmiş ağaoğlu.

ülkenin en büyük yazarlarından bile olsan, okuduğunu anlayamayabiliyormuşsun demek ki...

hadise hakkında bilgi için:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=&ArticleID=925905
nvr ws a crnflk grl nvr ws a crnflk grl
"ben dünyanın en şahane kadın yazarıyım"a kendisini fazlaca kaptırmış yazar. geçen yıl boğaziçi üniversitesi'ne söyleşiye geldiğinde tarzınız oğuz atay'a çok benziyor minvalinde soru soran kız öğrenciye fazlaca trip yapmış, hatta sorulan soruların bir çoğunu anlamamış, soruların defalarca tekrarı gerekmişti.

sadece iki kitabını okumak edebi yönden kendisini eleştirmeye ne kadar yeterlidir bilmiyorum, ama ben o iki kitap sonrasında bu hanfendinin neden türk edebiyatında bu kadar abartıldığını uzun uzun düşündüm, sevmedim kendisi.

fazlaca yaşlandığını ve muhakeme yeteneğini kaybettiğini düşündüğümden artık bu tarz açıklamalar yapmamasını temenni ediyorum. hele ki kendisine bence hak etmediği kadar saygı duyan bir kadın yazar hakkında.

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=925905&Yazar=NUR%20ÇİNTAY%20A.&Date=13.03.2009&CategoryID=96
elpinoras elpinoras
yaşlandığından ötürü sanırım, yer yer saçmalaması ve polemiğe girmesine akıl sır erdiremediğim harikulade edebiyatçıdır.

fikrimin ince gülü adlı romanı bilindiği üzere sarı mercedes olarak da beyazperdeye aktarılmıştı. gerek sinemada gerekse romanın kendisi, bütünlük bazında eksiksiz ve dört dörtlük olarak tanımlanabilir.

adalet ağaoğlu'yu sadece romanlarıyla hikayeleriyle ele almak hem saçmadır hem de bizi bir noktaya ulaştırmaz.

türkiye'nin en iyi tiyatro yazarları arasında yer bulmasından ötürü bu denli ünlenmiştir.

bir kahramanın ölümü adlı oyunu kesinlikle bir başyapıt olmakla beraber, tombala, kozalar ve çatıdaki çatlak gibi oyunları da tiyatro konusunda dünyanın oldukça gerisinde ilerleyen bir türkiye'nin elmas taşları gibidir. dolayısıyla adalet ağaoğlu'nun eleştirileri dinlemeli, yorum yapmalı ve düşünmeliyiz. ancak elif şafak da yabana atılır cinsten bir yazar değildir. elbette "kurgu" konusunda adalet ağaoğlu kadar tecrübeli değil ancak adalet ağaoğlu'nun eleştirileri de pek "edebi" değil. daha edebi bir eleştiri yöneltse veya daha siyasal bazda ele alsa anlayacağız. ancak yaptığı bu eleştirilerin ne dozu var ne de edebi bir yanı.
yaşlanmasından ötürü olduğunu düşündüğüm bu çıkışı son derece gereksiz.

ama ülkemizin tiyatro tarihinde ele alınabilecek ender ve saygın yazarlardan olduğu da kesin...

(bkz: bir kahramanın ölümü)
(bkz: tombala)
(bkz: kozalar)
(bkz: çatıdaki çatlak)
(bkz: sarı mercedes)
(bkz: fikrimin ince gülü)
papalagi papalagi
notosöykü'nün 2008 soruşturmasında 135 seçicinin önerdiği 97 romancı arasından, yüzyılın 40 romancısı arasına girebilmiş yazardır.
dearmarlon dearmarlon
boğaziçi üniversitesi kitaplığından aldığım 1938 basımı necip fazıl'ın "bir adam yaratmak" piyesi adalet ağaoğlu'na aitti. kitabın ilk sayfasında da zaten ismi ve imzası vardı. kitabın kapak kısmında ayağa kalkmaya çalışan bir kukla şekli vardı. piyesi okuyanlar veya izleyenler anlamıştır zaten kapağında konseptini. ne yalan söyleyeyim hayatımda hiç yapmadığım halde fena halde kitabı iade etmemek yani hırsızlık yapmak istemiştim. işte böyle içimdeki şeytanla beni mücadele ettirecek kadar güzel bir kitabı olan ve bunu üniversiteye bağışlayan kadındır benim gözümde o.
shakespeare shakespeare
referamdumda "evet" diyeceğini duyduğum haberde (ki aynı haberde kendisine yumurtalı saldırıda bulunuluyordu) gözümden irtifa kaybetmiş başarılı yazar.
1 /