adem elması

1 /
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
"...
şeytan,-durmak bilmez- girdi kanlarına, oynunu etti, kandırdı havva’yı.
adem yedi elmayı.
tanrı kovdu cennetinden adem ile havva’yı.
ve işledi erkeğin bedenine bu asiliğin nişanını.

o günden sonradır, ademoğullarının boğazına bir elma düğümlendi.
'yutkundukça haram bu' dedi indi çıktı.
kursağa hiç giremedi.
adına 'adem elması' dediler.
kadın da, pişmanlığındandır belki, sevip okşadı adem’in elmasını."

***

böyle oldu insan derler, insan insan olunca...yanisi cennetten kovulunca, bir ihtimal cehennem düştü payına.
şeytan, cehennemin altın anahtarını cins-i lâtifin narin parmaklarının arasına bıraktı. kulağına fısıldadığı şu olmalıydı "sev onu, aşık ol ona. aşık oldukça günâha yanaşacaksın"
kadın, güzel kadın...kadın akıllı kadın...aşıkken bir başka olan kadın. aşıkken dünyadaki her şeyi bir kelâm ile terkedebilecek kadar deli olan kadın. bir elinde su, bir elinde ateş ile gezen kadın.
adem'in boğazına düğümlenen elmada kalmıştı gözü. uykularına bulanmışken adem, adem derin soluklar alıp verirken hep ona baktı. yutkundukça aşkı, yutkundukça günâhı gördü onda.
aşığının kan tere battığı sevilerde gözünü önce gözüne dikti, sonra asırlara yenik düşmeyen, işlediği günâhın sanki aslında ödülmüşcesine ademinin boğazına kondurduğu ize baktı kısık gözleriyle ve sapladı dudaklarına dişlerini.

onu cehennem limanlarına sade bu adam yanaştırabilirdi. kadın demirledi. kadın sevdi...

gökten üç elma düşmüştü ta o zamanlar,
biri adem'in boğazına takıldı kaldı,
diğeri havva'nın ellerine cehennemin altın anahtarı ile bir düştü...havva arkasına gizledi onu,
üçüncüsünü hikâyelerini anlatacaklara saklamışlardı. hepimiz birer ısırık kopartırken baktık kendi ademlerimizin boğazına. bir kere, bir kere daha günâha girmenin hesaplarını yaptık...
1 /