afşar timuçin

2 /
swetlana swetlana
gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim,
güzelliğini burada ince ince aratma.
bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi
birdenbire bir şeyler bırak.
birşeyleri soğut, birşeyleri yak,
dağıt birşeyleri, birşeyleri kur.
kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma


dizelerinin sahibi felsefeci şair kişiliktir kendisi.ne güzel anlatmıştır sevgilinin yokluğundansa varlığındaki tüm çilesiyle birlikte kabulünü.
istenmeyen tüy istenmeyen tüy
aşkı kimi açaık açık yaşadı
kimi de düşündü sessiz sessiz
birileri de kitaplar yazdı
yazmasa daha iyiydi çünkü bir yüzü
canavarlar kadar korkunçtur aşkın
onu rahat odalarda çay içerken
ona buna anlatanlara bakma
aşk her zaman üçüncü kişilere kapalı

aşk her zaman yedi kat yerin altı
cehennemin dibinde kor çeşmesi
değdiği yeri yakması o yüzden
gücü bitti mi soğur buz keser
sokağa atsan kimse almaz
aşktan başka ne beklenir ki aşktan

bazı çok güzel aşklar da var
dersin bunu benim için biçmişler
benim kapım öyle şeye kapalı
ben kanımdan canımdan veririm
kimi aşkın koltuğuna kurulur
leblebi çekirdek yer
kimi de benim gibi
gece gündüz dolaşır sokakları

afşar timuçin

cümlelerinde güzel tılsımlar barındıran şair, yazar, düşünür...
frida frida
"adını andığımda bir deniz sessizliği
kentin uzak yerlerine işlerdi
martı çığlıkları ve vapur düdükleri
bazen de çılgınlıklar arasında
bilenler özlem derdi
bilmeyenler elbette kınamıştır
dört yanımda kemikten kahkahalar
hep böyle yapmazlar mı

adını andığımda bir yaban menekşesi
sevinçlerle gözlerini çizerdi
duvarlara camlara suyun yüzüne
gör bendeki sevinci

adını andığımda susup kalırdım
bir deniz açılırdı önüme
iki yanı silme çiçek tarlası
nerelere gitmezdim
içimde ellerinle kurduğun
aşkın en büyük krallığı "
strange kind of woman strange kind of woman
"şimdi belki benim gibi ölesiye yalnızsındır."

uçan kuşları gözlemektesindir tek başına
çamların yeşiline dalmış gitmiştir gözlerin,
radyo dinliyorsundur yada susarak
bir kitabı okumaya çalışıyorsundur kim bilir..
sonsuz güzellikte bir aşk düşünüyor olabilirsin
belki de anılarını deşiyorsun, bir olmazı
bir açmazı derinden derine kurcalar gibi
--
"belki sende benim gibi ölesiye yalnızsındır".

afşar timuçin
demesterizasyon demesterizasyon
nazım hikmet hakkında:

nâzım hikmet'in şiiri gerçek anlamda bir arayışın şiiridir. her sanat arayıştır, her yapıt bir insan araştırmasıyla ilgilidir. ancak bazı yapıtlar insanı daha genel açıdan, daha bildik, daha alışılmış görünümleriyle ele alırken, bazı yapıtlar insana daha köklü, daha köktenci bir tutumla yönelirler. dehanın özelliği insanı ortaya çıkarmak adına kılı kırk yarmasıdır. şiir dehası nâzım hikmet insana kabataslak bakmakla yetinmez, insanı bilgece ele alır, filozofça tartışır. bunun bir bilgi işi olduğu kesindir. sanatçının gündelik bilgiyle yetinemeyeceği de kesindir. nâzım hikmet'in büyüklüğü, bütün bir insanlık kalıtından en yüksek düzeyde yararlanabilecek bir bilinç yüksekliğine ulaşmış olmasından gelir. anlamak için bilmek, bilmek için anlamak gerekir. sanatçı da bu zorunluluktan kaçamaz. nâzım hikmet bu zorunluluğu erkenden sezmiş, kendini her şeyden önce bir bilgi insanı olarak yetiştirmenin yollarını aramıştır.
"nâzım hikmet son derece bilgi tutkunu bir sanatçı olduğu gibi, etkilenmelere de son derece açık bir sanatçıdır. onun sanatındaki etkilerden söz ederken domuzuna bıyık altından gülmeye çalışan insanlar, sanatçının en yüksek düzeyde etkiler alabilen bir kişi olması gerektiğini bile bilmeyecek kadar boş insanlardır. herkes etki alamaz, herkes aldığı etkiyi sağlıklı bir biçimde özümleyemez. bir mayakovski'den, bir baudelaire'den, bir aragon'dan etkilenebilmek için onların bilinç düzeyine ulaşmış olmak gerekir. sanatta gerçek etkilenme, yüksek düzeyde etkilenme alt düzeyde bir bilinçle, gündelik bilgilerden oluşmuş bir bilinçle sağlanamaz. rahatça, çekinmeden, hiçbir sinsi eğilim icinde olmadan şunu söyleyebiliriz : nâzım hikmet'in şiiri büyük etkilerle kurulmuş bir şiirdir. onda her şey bilgece ya da bilgince düşünülmüştür, hiçbir şey raslantıya bırakılmamıştır. kimi sanatçı denize olta sarkıtır gibi kendi içine bir tarayıcı salar ve oradan sezgiler, duygular, düşünceler derleyerek yapıtını oluşturmaya girişir. nâzım hikmet'in şiiri böylesi bir gelişigüzellikten uzaktır. nâzım hikmet'in şiirinde her şey üst düzeyde bir kavrayış ve üst düzeyde bir açıklama adına uzun uzun tartışılmıştır.
"her sanatçı sanatını, bu arada estetiğini kendi yaşam koşulları içinde, kendi yaşam koşullarına göre geliştirir.
"sanatçının sanat deneyleri, başka sanatçıların sanat deneyleriyle güçlendiği ve bütünleştiği ölçüde önem kazanır. bu, başka sanat çabalarının bize yol göstermesidir. işte etkilenme bu noktada önemli olur, bu noktada kurucu bir anlam kazanır. sanatçı yalnızca sevip saydığı üç beş sanatçının değil, bütün bir insanlık tarihinin etkilerine açık olmayı bilen kişidir. bir sanatçının büyüklüğü, almış olduğu etkilerin büyüklüğünden gelir. insanlığın güçlü kalıtından yararlanabilmek, bunu ne kadar söylesek azdır, ancak yüksek bir bilgi düzeyinde olmakla olasıdır. bu yüksek bilgi düzeyi, nâzım hikmet'te de gördüğümüz gibi, aralıksız tartışmalar düzeyidir. her şeyin yaşamsal zorunluluklar gereği enine boyuna tartışmalarla kurulduğu bir dünyada sanat da tartışmalar içinde varolacaktır. bu tartışma yapıtın doğasına katılır, varlığına siner, her şeyinde yansır. her yapıt bize daha ilk adımda tartışmasız bir insan yaşamı olmayacağı gerçeğini duyurur. bu yüzden sanatçı bakışıyla tekçi bakış, sanatçı gözüyle bütüncü insan gözü bağdaşmalardan uzak iki ayrı kutup oluşturur. bir başka deyişle, her şeyi bir biçim görmek isteyen insan sanatla uzak yakın ilişkisi olmayan, olamayacak olan insandır.
"nâzım hikmet bilen, bildiği için de iyi gören bir sanatçıdır. bakışı kaygan değildir, tersine kesinliklidir. ancak bu kesinliklilik bir tekyanlılıktan kaynaklanmaz. kimi sanatçı bakışını nerdeyse her şeye olur demeye hazır çok geniş bir açıdan dünyaya salar. bu tür sanatçılar bize kesinliklerden çok kayganlıkları duyururlar. nâzım hikmet gibi sanatçılar, daha belirgin bir dünya görüşü içinde yer alan sanatçılar bu tür kayganlıklardan uzak kalırlar. (... )
"o hem bir sanatçı, hem gerçek anlamda bir düşünür olarak bize her şeyden önce insanın büyüklüğünü, insan olmanın değerini öğretir. şiiri tepeden tırnağa insandır. ondan öğrendiğimiz bir başka şey, sanatçının bilgili olma zorunluluğudur. salt duyarlılık, salt sezgi, salt öngörü yetkin sanat yapıtlarını oluşturmaya yetmeyecektir. duyarlılık da, sezgi de, öngörü de ancak bilgiyle gelişebilen şeylerdir. nâzım hikmet bize ayrıca şunu öğretmiştir : gerçek bilgi toplumun ve tarihin bilgisidir, insan yaşamı zorunlu olarak toplumsaldır ve tarihseldir, buna göre gerçek insan kendisini toplumsal bir varlık olarak duyan insandır. insan ancak başkalarıyla insandır.
"bu bakış açısı doğal olarak nâzım hikmet'in estetiğine temel anlamını verir, ana özelliklerini kazandırır. onun şiiri tekbiçim, tekyanlı, tekdüze, öğretici, bildirici, kafa açıcı, adam edici, kandırıcı, insanları doğru yola yöneltici bir şiir değildir; onun şiiri toplumda olduğu gibi, insan yaşamında olduğu gibi, değişik öğelerin, tam bir uyum içinde, hatta tam bir çatışkılı uyum içinde bir araya geldiği bir şiirdir. onun bir yerinden baktınız mı koskoca bir dünyayı görürsünüz.
nâzım hikmet gerçek anlamda çok yapılı bir bütünselliğin yaratıcısıdır. 'bana göre büyük adam odur ki, sanattan politikaya kadar kendi işinde, en önde yürür, dönemeçleri önde geçer, olanı kavrar, olacağı sezer ve bu kavrayışla sezişe dayanarak yaratır.' nâzım hikmet bu tanımına uyan kişiliğiyle şiirimizin en büyük anıtı ve doruk noktasıdır. onda her zaman koskoca bir tarihin insani özünü, şimdinin bütün boyutlarıyla ve bütün sancılarıyla kuruluşunu ve tam anlamında bir gelecek inancını buluruz.*
proleterya proleterya
çocuğun kurguları

zaman geçecek mi çalı diplerinden
anılar yürür gibi sulara
bak sevindiğin kadar aynalara
bir savaş gökleşecek denizden

sevişmeler boyandı uykulara
yorgun karlar gibi yağıp gitmekten
tarlalar artık yoruldu çiçekten
gün gizlendi kaçarak kuytulara

zaman geçecek mi bulutların içinden
bir yanlış bırakmadan anılara
yer yok varlığında karanlıklara
bembeyaz güneşli gecesin sen

bitmeyen sularısın sevinçlerin
en güzel ırmaksın sonsuzluklara
sen her sevgide en iyisin
bir çin duvarısın yalnızlıklara

zaman geçecek mi çalı diplerinden
anılar yürür gibi sulara
bak sevindiğin kadar aynalara
bir savaş gökleşecek denizden

ezginin günlüğü bunun dışında birkaç timuçin şiirini daha bestelemiştir.ama çocuğun kurguları, benim edebiyat dünyamda çok önemli bir yer edinir.
dag atesi dag atesi
basit ama etkileyici şiirlerinin yanı sıra, aşkın diyalektiği adlı çok başarılı bir kitabın da yazarıdır.
"aşkın alanına girmek, tıpkı estetiğin alanına girmek gibi, uçsuz bucaksız bir serüvenin içine dalmaktır"
raul meireles raul meireles
gece gelen eski dost isminde güzel bir hikaye kitabı da vardır fakat vaktinde fazla ilgi çekmemiştir nedense. kısa ve özdür, su gibi akar, içinize işler adeta o kitap.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
''baba, nisan yağmurları bir panayır türküsüdür
birazdan güneş açınca verecekler oyuncaklarımızı
baba, savaş olmasın; savaş çıkarsa
kirletirler göklerimizi, yırtarlar uçurtmalarımızı
baba, savaş patlarsa en çok bize kızacaklar
ağabeylerimiz kıracak, çelimsiz bacaklarmızı
bilyalarımızı ezecek tanklar, düşlerimizi dövecek toplar
çamurlara bulayacaklar nisan yağmurlarımızı
güneşlerimizi ve aylarımızı söndürecekler
kendi çocuklarına götürecekler belki de portakallarımızı
baba onlar da çocuktur, onlar da kuş dili bilir
kuş, dalı gözünden anlar; dal, kuşu tüyünden tanır
rüzgarlardan rüzgarlara yıkım gelmez hiçbir zaman
o çocuklar o portakalları ölür de yemez. ''
2 /