akira kurosawa

1 /
all of nothing all of nothing
yapmış olduğu filmlerinde kendisinin aşmış bir yönetmen olduğunu kanıtlayan ve filmlerinin yüzde doksanın imdb de gelmiş geçmiş en iyi 250 film sıralamasında bulunan japonyalı yönetmen.ayrıca kendisi 1910 yılında doğmuş ve 1998 yılında aramızdan ayrılmıştır. tabi arkasında unutulmaz eserler bırakarak ve asla unutmayacak bir yönetmen olarak...
darksideofthemoon darksideofthemoon
uzakdoğunun çıkardığı en kral yönetmenlerden biri.lakabı imparatordur.1950de çektiği rashomon filmi öyle muhteşem bir filmdir ki hollywooda kendileri dışında da bir sinema olduğunu hatırlatmış ve sırf bu filmi ödüllendirebilmek için en iyi yabancı film oskarını yaratmışlardır.
amerikalıların en sevdiği yabancı yönetmendir.şöyle ki coppola,scorsese,lucas gibi 70lerin altın sinemacıları en çok etkilendikleri yönetmen olarak john ford ve akira kurosawayı göstermektedirler.ayrıca shichinin no samurai filmi the magnificent seven olarak;hidden fortress filmi ise star wars(evet bildiğimiz star wars) olarak amerikada yeniden çevrilmişlerdir.kurosawa da batıyla olan bu alışverişe sıcak bakmış şekspirin kral lear ını ran filmiyle yorumlamıştır.
1101001 1101001
japon sinemasının imparatoru ünvanına sahip akira kurosawa yedi çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak 1910'da tokyo'da doğmuştur. babası askeri okulda öğretmen, annesi ise osaka'lı tüccar bir aileden gelmekteydi. sakin bir çocukluk geçiren kurosawa'nın bu dönemde etkilendiği en önemli kişi bir benşi olan en küçük ağabeyi haiko idi.

ağabeyi'nin erken yaşta intiharıyla büyük bir sarsıntıya uğrayan kurosawa bir süre sonra pcl yapım şirketinde yardımcı yönetmen olarak sinemaya başladı. hidesuke takizawa, kajiro yamamoto, mikio naruse gibi dönemin tanınmış yönetmenlerinin asistanlığını yapan kurosawa, ilk filmi sugata sanjiro'yu ( büyük judo efsanesi) 1943 yılında yönetti. ardından çevirdiği içiban utsukuşiku (en güzel, 1944), tora no o wo fumu otokotaçi (kaplanın kuyruğuna basanlar,1945), waga seishun ni kuinash (gençliğime hayıflanmıyorum,1946), yoidore tenshi (sarhoş melek, 1948) , nora inu (kuduz köpek,1949), shubun (skandal, 1950) gibi filmlerle japonya'nın en önemli film yönetmeni konumuna geldi.

krusowa' yı batı'ya tanıtacak film ise venedik film festivali'nde en iyi film ödülünü alan 1950'de çevirdiği rashomon'du. bir haydutun, ormanda yürüyen bir samurayı öldürüp karısına tecavüz etmesi sonrası, haydutun, samurayın, tecavüze uğrayan kadının ve tüm bunları izleyen oduncunun olayı kendilerine göre farklı açılardan anlatmaları ve gerçeğin görece bir kavram olduğu üzerine olan film, getirdiği yeni çekim ve anlatım teknikleriyle yönetmenin uluslararası düzeyde de bir hayran kitlesinin oluşmasına neden oldu.

sonrasında, dostoyevski uyarlaması hakuchi (budala, 1951), ikiru (yaşamak ; 1952), shichinin no samurai (yedi samuray, 1954), shakespeare uyarlaması kumonosu jo (kanlı that, 1957), gorki uyarlaması donzoko (ayaktakımı arasında, 1957), kakushi toride no san akunin (saklı kale, 1958), yojimbo(koruyucu, 1961), akahige (kızıl sakal, 1965) adlı filmleri yönetti.

1940'lardan 1960'ların ortalarına kadar kurosawa, birçok filminde aynı ekiple çalışmaya özen gösterdi. fumio hayasaka birçok filminin müziğini, asakazu naki ise kameramanlığını yaptı. takashi shimura ve toshiro mifune'de oyuncu olarak kurosawa'nın birçok filminde başrol üstlendiler.

kurosawa'nın çok sayıda filmi hollywood filmlerine esin kaynağı oldu. örneğin; "yedi samuray", "yedi silahşör"e; "saklı kale", "yıldız savaşları"na; "koruyucu" ise "bir avuç dolar için"e kaynaklık etti.
altmışların sonunda "tora tora tora" adlı filmle hollywood'a giren yönetmen, daha sonradan bu filmi yarım bırakarak ülkesine döndü.

yetmişlerin ortalarında sovyetler birliği'ne giden kurosawa , bu ülkede; yüzyılın başında geçen rus bir subayla moğol bir avcı arasındaki dostluk öyküsünü anlatan "dersu uzala" filmini çevirdi . film 1976 yılında en iyi yabancı film oskarını aldı .

yönetmen'in son dönem çalışmaları olarak kagemusha (gölge savaşçı,1980), yine bir shakespeare uyarlaması ran (1985) , yume, (düşler, 1990) hachi-gatsu no kyôshikyoku (ağustosta rapsodi,1991) sayılabilir. bu filmlerden "ran" dört dalda oskar ödülü almıştır .

akira kurosawa'nın türkçe'ye çevrilmiş, "kurbağa yağı satıcısı" adıyla afa yayınevinden basılmış bir de kitabı var.
sakura sakura
kendimle ilgili birşeyler yazmak düşüncesi aynalı kutudaki kurbağayı anımsattı bana. görüntüme uzun yıllar boyu değişik açılardan bakıp beğendiklerimi ve beğenmediklerimi ayırmalıydım. on ayaklı bir kurbağa olmayabilirim; ancak aynada gördüklerim sanırım kurbağa gibi yağlı sıvıya benzer bir şeyler salgılatacak bana, diyerek otobiyografisine başlayan imparator.
23 mart 1910’da, omori, tokyo’da, yedi kardeşin en küçüğü olarak doğuyor. annesi osaka’lı tüccar bir aileden geliyor. baba tarafını tanımlamak için baktığı soyağacında ise, abe sadato’nun adını görüyor. abe sadato(1015/1062) tarih kitaplarında kuzey japonya’nın ünlü savaşçıları arasında anılıyor. babası yoritoki ve küçük kardeşi abe muneto, genci savaşçıları imişler. imparatorluk sarayının emirlerine boyun eğmemiş, minamoto yoriyoshi ile yaptığı savaşta ölmüştür. aileye soyadını veren jirisaburo kurosawa ise, abe sadato’nun üçüncü oğlu oluyor. dolayısıyla akira kurosawa kahramanlıklarıyla anılan bir samuray soyundan geliyor.
öğrencilik hayatına morimura gakuen’de başlıyor. bu okulda çok zorluk yaşıyor ve arkadaşlarına ve okuluna adapte olamıyor. ailesinin tokyo’nun başka bir semti olan koishikawaya’ya taşınmasıyla okulu da değişiyor. kurada okulu’na gitmeye başlıyor. burada zekasının serpilip gelişmeye başlaması ise zaman alıyor.
akira kurosawa, onu o yapan etkenleri üç başlıkta topluyor: abisi heigo, arkadaşı keinosuke uekusa ve ismini saygıyla andığı, ondaki resim tutkusunu tetikleyen öğretmeni seici tachikawa. bunun dışında, samuray kanı taşıyan, sağlam karakterli babası ve onun için yeri doldurulamaz bir öğretmen olan, yönetmen kachiro yamamoto (yama-san) da katılırsa sanırım akira kurosawa’nın eksik parçaları da tamamlanmış oluyor.
akira kurosawa, babasından pekçok yönde besleniyor. sinema ve sporda gelişiyor. sporda özellikle, kendo, beyzbol, eskrim, kılıç, yüzme ve kaligrafiye ilgi duyuyor. bunların hepsi babasının yönlendirmeleriyle olmuştur.
süreç içinde sinemayla ilgileniyor, resimle ilgileniyor ve onun için büyük gözlem imkanı taşıyan kanto depremi'ni yaşıyor.
1935’te p.c.l film stüdyoları yönetmen yardımcıları arıyor. ilk sınavı ‘’japon sinemasının temel sorunları, nedenleri ve çözümleri konusunda örnek ve öneriler’’ konulu oluyor. sınavı kazanmasının ardından çeşitli yazılı ve sözlü sınavlara girdikten sonra, diğer yönetmen yardımcılarının aksine herhangi bir üniversiteden mezun olmamasına rağmen yönetmen yardımcılığına kabul ediliyor. başlangıçta gönülsüz olsa da, babasının ‘’denemekten zarar gelmez’’ felsefesi üzerine işe başlıyor. herşeyden önemlisi, bu stüdyoda çalışmaya başlamak, akira kurosawa’nın en büyük hocası yamamoto ile tanışmasına vesile oluyor.
sinema kariyerine böylece başlayan kurasawa, tıpkı sugata sanshiro gibi, cilalandıkça parlıyor ve bugünün ve geçmişin en iyi japon yönetmeni haline geliyor.
stanley kubrick stanley kubrick
japon sinemasının mizoguchi'yle birlikte en önemli yönetmenlerinden. batı kültürüne yakınlığı onun sinemasının ayırt edici özelliklerinden biridir. macbeth ve kral lear uyarlaması bu yakınlığın örnekleridirler. japonya'nın gerek eski gerekse yeni çağlarını canlandıran filmlerinde aynı ölçüde başarı göstermiştir. kişiler kadar kültürleri, kişilerin iç dünyası kadar yaşadıkları çevreyi de aynı içtenlikle analiz eden kurosawa, rahat ve akıcı bir anlatımla, kurguya hakim oluşuyla, görüntü düzenlemesindeki ince beğenisiyle gönülleri coşturmuştur.
timbuktu timbuktu
japonya'nın orta halli yönetmenleri arasında sayılırken, rashomon ile 1952 de en iyi yabancı film oscarını kazanarak dünya çapında dikkat çekmiştir. sonrasında seven samurai, ikuru gibi sinema tarihinde hatırı sayılır yapımlara imza atmıştır. ama belki de kurosawa ile ilgili en ilginç anekdot, sinema tekniğine ilişkin bir tabuyu yıkmış olmasıdır. 1950 yılına kadar kameranın doğrudan ışık kaynağına tutulması asla hiç bir yönetmenin denemeyeceği birşeydi. b sınıfı film çeken, eğitimsiz yönetmenlerin, çaylak asistanları bile bu kuralın, film yapımının ilk öğretilen abecesi olduğunu bilirlerdi. hatta objektifin doğrudan ışık kaynağına çerilmesiyle, filmin yanacağı şeklinde bir inanış bile oluşmuştu. işte böyle bir dönemde akira kurosawa'nın rashomon'un daha ilk sahnesi güneşin yakın plan çekimiyle açılıyordu.

olgunluk dönemi sineması için

(bkz: dreams), (bkz: ran), (bkz: rhapsody in august)
1 /