akp döneminde dış politika

1 /
kirmastılı kirmastılı
tel tel dökülen politikadır. iş adamlarıyla gezi düzenleyerek ya da bağırıp çağırarak birşeyler elde etmenin imkansızlığını kanıtlayan politikadır.

ermenistan sorunu:

ermenistanla sözde protokol yapıldı ama ermenistan sonradan vazgeçti. cumhurbaşkanı abdullah gül bile gitti ermenistan'a ama sonuç alınamadı. ermenistan soykırım iddialarından vazgeçmedi. aksine, başta abd ve fransa olmak üzere onlarca ülke soykırımı akp döneminde tanıdı. ayrıca azerbaycan ile aramız açıldı, karabağ sorununda adım atılmadı.



kıbrıs sorunu:

hiç bir gelişme yok, bolca laf dışında. bm'nin planı olan annan planı'nı türk tarafı ab umuduyla kabul etti ama rumlar reddedince iptal oldu. buna karşın, türkler kabul etmesine karşın, ab söz verdiği gibi ambargoları kaldırmadı. hala yabancı gemiler kıbrıs limanlarına yanaşamıyor. buna ilave olarak, türkiye'ye limanlarını rum kesimine aç baskısı yapılıyor. durumda hiç bir ilerleme yok.



ab üyeliği:

hala üyelik günü alınamadı. havai fişeklerle gösteriler yapıldı, ama içinin boş olduğu bizzat akp tarafından sonradan kabul edildi. özellikle 2004'ten sonra hiç bir ilerleme yok, aksine halkın ab'ye olan desteği hızla azaldı.



kuzey ırak:

akp dönemin'de kuzey ırak'ta kürt devletinin önü iyice açıldı. barzanı bölgesel başkan, talabani ise ırak devlet başkanı oldu. pkk kampları hala orada. abd sürekli oyaladı. 3lü koordinatörlük dediler, edip başeri getirdiler, sonra o da işe yaramadı diye istifa etti.



abd ile ilişkiler:

1 mart tezkeresi ile allak bullak oldu. önce rte gidip söz verdi askerleri geçirebileceksiniz diye, sonra meclis reddedince şapa oturdu (iyiki reddetti, ama söz vermek yanlıştı). sonra malum çuval krizi geldi, abd'ye nota bile veremedik. ermeni soykırımını kabul ettiler, hiç birşey yapamadık.



ortadoğu:

türkiye bölgedeki bütün ağırlığını kaybetti. eskiden, iki tarafın da (israil ve araplar) kabul ettiği, saygı duyduğu bir ülkeydi. artık bu imkansız. israil ile o kadar gerildi ki ilişkiler, arabulucu olması imkansız türkiye'nin. van minit gibi anlamsız bir kriz yaratıldı, sonra mavi marmara olayı. tamamen boş kabadayılık yapıldı, sonuç alınamadı. tam tersine, bölgeden uzaklaşıldı. (bkz: akp nin ucuz kahramanlığı)



rusya ile ilişkiler:

tek iyi giden bu olsa gerek. ama sadece ticari anlamda iyi gitmektedir. örneği gürcistan savaşı sırasında türkiye yine abd tarafında yer alarak siyasi olarak rusya'nın tepkisini çekmiştir.
kirmastılı kirmastılı
tekrar anladığım kadarıyla savunulacak bir yanı olmayan politikadır. politikayı savunan arakadaşlar, benim kaynaklarımla ilgili önyargılı sözler söyleyeceklerine (söyledileri yayınların hiçbirini okumuş ya da izlemiş değilim, ama maksat yaftalamaksa olmamış, yakışmamış), akp'nin dış politikası ile ilgili bir kaç somut olumlu şey yazarlarsa sevinirim, atlamışsam öğrenirim (mesela diyin ki, ikö'nün genel sekreteri türk oldu, ya da bm güvenlik konseyine geçici üye olduk falan.. ama bunların neye yaradığını da söyleyin, çünkü hiçbir işe yaramadı somut olarak). ama dış politikayı bülent aras ve ahmet davutoğlu'nun kitaplarından öğrenip, sonra da gidip onların uyguladığı politikayı eleştirmek zaten imkansızdır.

ahmet davutoğlu: dış işleri bakanı.
bülent aras: dış işlerinde danışman, ya da onun gibi bişey.
ming ming
1 mart tezkeresi ile türk askeri büyük dostumuz müttefiğimiz amerikanın çıkarları uğruna kanını dökmesi için k.ırak'a göndermek isteyen politikadır. bir ara k.ırak'ta kandil dağını bombaladık. 15 gün önceden haber vererek operasyon düzenledik. ve teröristlere büyük darbe (!) vurduk. imf'den üst düzey bir yetkili ülkemize gelip "asgari ücret çok fazla, 200 dolarla geçinmelisiniz." demişti. askerlerimizin kafasına çuval geçirildi. ermeni soykırım yasası amerikada ve isveçde kabul edildi. arjantindeki ermeni lobisi, bizzat orada bulunan erdoğandan daha etkili oldu. ermeni olayında soykırımcı, kıbrısta işgalci, köktendinci teröristlere yardım yataklık eden, avrupa tarafından şamaroğlanına dönmüş bir ülke var elimizde. içeride imajı düzeltmek adına yapılan çıkışlarla dış politikanın acizliğini örtemezsiniz. bu dışişlerinin değil olsa olsa içişlerinin başarısıdır. ahmet davutoğlunu tanımıyorum. lider kuklası olmuş diğerlerini tanımadığım gibi. hükümeti de tanımıyorum. icraat yapamayan ve ancak laf üreten sağcı zihniyeti de tanımıyorum. bu arada haber.sol.org.tr taraflıdır okumayın arkadaşlar. gidin davutoğlunun kitaplarını okuyun adam çok tarafsızmış. sonra efendim taraf gazetesini okuyun. oda tarafsızmış lan. hadi kolay gelsin.
parmakhesabı parmakhesabı
bugüne kadar olan dış politikalardan farksız değildir. türkiye doğu- batı sorunsalı içinde olduğu sürece de dış politikası değişmeyecektir.
kaltwinter kaltwinter
türkiye'nin, menderes ve özal hükümetleri dönemindekine benzer bir hareketlilik içerisine girdiği dış politka dönemdir. fakat fark şu ki, akp, (sayın davutoğlu'nun yol göstericiliğinde) batı ile doğu'yu aynı anda ve aynı düzeyde önemseyerek, bir tür çok yönlü hareketlilik yarattı. türkiye'nin sadece bölgesel anlamda değil, dünya siyasetinde de önünü açması nedeniyle takdir edilmesi gereken, dış politikayı milli güvenlik ve batı ile ilişkilerden ibaret gören sığlığın kesinlikle varamayacağı derinlikte seyreden dış politika zihniyetidir.
demokles demokles
geleneksel türk dış politikası'nın kalıplarını yıkmış olan politikadır. kıbrıs'tan ab'ye; komşularla ve ortadoğu ile ilişkilerden afrika'ya kadar geniş bir yelpazede tanımlamak gerekir. başarılı ya da başarısızlık etiketi baktığınız yere göre değişir.

avrupa entegrasyonu, türkiye'nin 1954'ten bu yana dahil olmaya çalıştığı bir alandır. o zamandan bu zamana birçok hükümet geçmiş olmasına rağmen en sağlam adımlar akp tarafından atılmıştır. bunun çeşitli nedenleri var: ılımlı islam'ın abd öncülüğünde model olarak gösterilmesi söz konusudur ve yeni muhafazakar hükümetin batı ile iyi ilişkiler kurmasını istemektedir. içsel neden ise akp'nin kendisini meşrulaştırma amacıdır. milli görüş geleneğinden gelen akp'nin laik ülkede meşruiyeti tartışılan bir konudur ve 28 şubat benzeri bir sürecin yaşanmaması için ab üyelik süreciyle meşruiyet aranmaktadır. başka bir deyişle akp, ordu ve laikçi güçlere mesaj verirken, diğer yandan uyum paketleri aracılığıyla bu güçlerin yetkilerini sınırlandırmaktadır.

kıbrıs konusunda ise ciddi bir kırılma yaşanmıştır. akp, henüz kuruluş dönemi programında kıbrıs konusunda alışılmışın dışında sözler söylemiştir. kıbrıs'ın türkiye'nin aby üyeliği önündeki engellerden biri olduğunu ve ayrıca ulusalcı güçlerin seçim malzemesi olduğunu düşünerek kıbrıs'ta güney'le entegrasyonu savunmuştur. bu gelişme, 1960'ların başından bu yana türk dış politikası'nın kıbrıs konusundaki yeniliklerinden biridir.

komşularla ve ortadoğu ile ilişkiye gelince, 1980 ve 1990'larda yaşananlar hatırlanınca daha netleşir birçok uygulama. öncelikle türk devleti kuruluş mantığı gereği yüzünü tamamen batı'ya dönmüş ve 1930'lu yılların ortasından 1964 jonhson mektubu sürecine kadar orta doğu ile ilişkiler geliştirmemiş ya da kötü ilişkiler kurmuştur. 1990'larda ise pkk meselesi komşularla bağlarını kopma noktasına getirmiştir. o dönemde türkiye'de " komşularının hepsinin kendisine düşman olduğu" yönünde ciddi paranoyak bir algı vardır. akp ile birlikte ilişkiler yavaş yavaş düzelmeye başlamıştır. ahmet davutoğlu, stratejik derinlik kitabında türkiye'nin tarihsel ve kültürel mirasına vurgu yaparak eski osmanlı coğrafyası ile ilişkilerin geliştirilmesi ve böyle türkiye'nin hem bölgesel güç hem de merkez ülke olması gerektiğini anlatır. bunu yapmak için başvurulucak yöntem ise soft power olarak kodlanır. davutoğlu'nun bu algısı yeni osmanlıcılık olarak kodlanmıştır. orta doğu'daki fethullah gülen okullarını da bu bağlamda anlamak gerekir kanımca.

afrika ile ilişkilerde gelişmeye başlamıştır. sudan'ın katliamcı devlet başkanıyla ilişki kurmak gibi sıkıntılı yönleri olsada afrika ilişkiler, devlet politikası halini almıştır. nitekim ankara üniversitesi bünyesinde afrika çalışmaları araştırma ve uygulama merkezi kurulmuş ve bu politikaya teorik zemin hazırlanmaya çalışılmıştır.

abd ile ilişkiler ise modern türk devleti'nin dış politikasının genel seyrine uygun olmakla birlikte birkaç farklı noktayı içerir. soğuk savaş'ın sona ermesi ile türkiye, abd'nin orta doğu'daki yeni misyonunun parçasıdır hem model ülke olarak hem bölgesel güç olarak. 1 mart olayı gibi olaylar yaşansa da ilişki fazla sarsılmaz. zira bu akp'nin yapabileği birşey değildir.


ezcümle, koca bir dış politikayı birkaç cümle ile ancak bu kadar anlatabiliyorum. faideli birkaç kaynak önereyim de tam olsun.

graham fuller, yeni türkiye cumhuriyeti

ahmet davutoğlu, stratejik derinlik

derleyen ilhan uzgel ve bülent duru, akp kitabı bir dönüşümün bilançosu

not: başta da söylediğim gibi başarı ya da başarısızlık baktığınız yere göre değişir. o yüzden giriyi okuyup sinirlenmeyin!
john williams john williams
kısa ve net olarak kızgın yağdır. üstelik sadece dış politika değil, iç işlerimizde de kime değse deri yakıcı, can acıtıcı tavırlar ve saçmalıklar. bakalım lastiğimiz ne zaman patlayacak?
kirmastılı kirmastılı
israil'e sözde gösterdiği tepkiyi, ırak yönetimine ve ırak'ı kontrol eden abd'ye gösteremeyen politikadır. gerçi, gösterse ne değişecek o da ayrı mesele.
fen liselim fen liselim
özetle "boşlukları doldurmak" olarak tanımlanabilecek politikadır. bu anlamda çok da rasyonel bir politikadır fikrimce. nerede bakir kalmış topraklar görürse güç uygulamadan, kimseyle çıkar çatışmasına girmeden ilişkilerini geliştirebileceği bu alanlarda kök salmak istemektedir akp. afrika bunun en bariz örneğidir.

bu "boşlukları doldurma" politikasının yanında ters tepki politikası ile girmeye çalıştığı alanların da var olduğunu görüyoruz. filistin ve iran ise bu yöntemin en bariz örnekleri. dünyadan siyasetinden ayrıştırılmış iki bölgede de sadece dünyaya ters tepkiler vererek önemli kazanımlar elde etti ak parti yönetimi ve türkiye. daha doğrusu kazanma potansiyeli elde etti demeliyiz belki de. çünkü bu tür olaylarda politikanın doğuracağı sonuçları görmek için beklemek gerekiyor.

ortadoğu'daki yöenetimlerle ise geçici bir işbirliği olduğunu düşünmekteyim ben. hepimizin bildiğii gibi arap ülkelerinin yönetimleri abd kontrolünden çıkmaya hiç de niyetleri olmayan insanlardan oluşuyor ya da yönetimdeki insanlar bu görüntüyü vermek istiyorlar. bu noktada bir tahmin yapmak ve bu tahminimi kayda geçirmek istiyorum. eğer akp iki dönem daha iktidarda kalırsa arap dünyasında bir isyanın en azından katalizörü olacaktır. şimdilik dostane ilişkiler kurulan yönetimlere demokratikleşme baskısı yapılacak ve halkların demokratikleşme isteklerine en azından sözlü destek verilecektir. arap yönetimlerinin kameralar önünde türkiye'ye "aslansın kaplansın sen" derken arka planda gidişatı endişeyle izlemelerinin en önemli nedeninin de bu zor olmayan tahmin olduğunu düşünmekteyim. türkiye'deki su katılmamış muhalifler bunun bir rüya olduğunu düşünseler de arap dünyanın monarkları bu ihtimalden ciddi derecede korkmaktalar. türkiye'de algısı kıt ancak hakimiyeti bol olan bu muhalif kitleye şaka gibi gelecek belki ama akp uzun vadede "türkiye'nin demokrasi ihrac etmesi"ne yol açacak bir dış politikanın sinyallerini vermekte an itibariyle. tabi dünyanın kalanı bu gidişe seyirci kalmayacaktır o ayrı.
azwepsa azwepsa
bugün srebrenica katliamını anma etkinliklerine katılıyorsa bu türkiye'nin dış politikada kendine yeni biçtiği yeni rolün ve bu konudaki başarının bir sonucudur.

ab ile vizelerin kaldırılması konusunda türkiye kendi şartını koyup dayatabiliyor ve ab de onun peşinden koşuyorsa bu gümrük birligini imzalayanlardan daha karakterli bir duruşa işarettir.

ortadoğuda türkiye itibar kazanırken, barış süreçlerinin oluşması için aktif rol alırken neoconlar ve maşaları tutuşuyorsa demek ki iyi işler oluyor.

türkiye'nin ortadoğuda yatırımları 600 milyon doları bulunca bölgeye 30 milyar dolar yatırımı olan ülkenin köşe yazarları hemen ekseni kaydı diye bağrışıyorsa bomba gibi geliyoruz demektir. malum ülkenin köşe yazarlarının peşine takılanlar onun fahri büyükelçileri olsa gerek.

türkiye artık "şiddetle kınama" devrinden "adam gibi çorba servis etmezseniz başka restorana giderim/para vermem/itin götüne sokarım" devrine geçmiştir.

işin güzeli ele yeni güzel kozlar eklendi.

(bkz: nabucco )
redghost redghost
herkesle iyi geçinilmesi düşünülen politikadır. peki sonuç? dış politikanın ağzına sıçtılar resmen. 23 nisan çocuk bayramı şenliklerine fransa ve israil çocuk göndermemiş. peki neden lan neden? biz böyle bir ülke değildik. normal bir ülkeydik. bugüne kadar bu tür bir haberle hiç karşılaşmamıştım. yani olay öyle bir boyuta gelmiş ki artık çocuklar bile alet edilir hale gelmiş. yeminle atatürk bugünleri görse kurmazdı cumhuriyeti. ne haliniz varsa görün derdi yeminlen.

ek olarak israil'e hak veriyorum. sağolsun akp dış politikada diplomasi yerine şiddet içerikli, kabadayı bir tavır sergiledi israile karşı. eee bundan sonra israilli çocukların türkiye de güvenliğine kim nasıl garanti verecek? yeni bir sivas olmayacağının garantisini kim verebilir? hükümet mi? hiç sanmam. o çocuklar türkiye'ye gelse, başlarına bir şey gelse aramızdaki şerefsizler çıkıp "oh iyi oldu" bile diyecektir. hatta hükümet bile çıkıp "kaderlerinde ölmek varmış" falan diyeceklerdir.

yazık. gerçekten yazık.

i̇srail ve fransa çocuk göndermedi - dış politika- ntvmsnbc.com başbakan erdoğan, 23 nisan törenleri için türkiye'ye gelen çocukları kabul etti. 35 ülke arasında fransa ve i̇srail'den çocuk bulunmaması dikkat çe... ntv

edit: facebook sayfasındaki aynı haberin altındaki yorumlar ne kadar haklı olduğumu gösteriyor zaten. 10-15 tane aptalca yorum, 1-2 tane aklı başında yorum.


Post by NTV.
1 /