akp nin hala birinci parti olması

nils holgersson nils holgersson
bunların çoğu bir şekilde akp sayesinde kazanç sağlayanlar. ya aileden biri akp sayesinde ballı maaş kazandığı bir mevki işgal ediyor veya maddi yardım alıyor. yobazlık da bir yere kadar. bu ülkenin insanı çıkarı olmasa bir yerden sonra peygamberi bile yarı yolda bırakır. neden ülke battı sanıyorsunuz? büyükbaşlara kıyasla bunlara giden para harçlık kıvamında olsa da senin benim gibiler için yine de büyük para sayılır.

sosyal medyada kimse bedavaya şerefsizlik hainlik yapıp anasına bacısına sövdürmez. duble katmerli namussuz şerefsiz olsa yine de bedavaya yapmaz bu işi.
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
kocasından sürekli dayak yiyen, manyakça şiddet gören ama yine de kocasını savunan kadın gibidir tece insanının çoğunluğu. kocasıdır o, döver de sever de. evin direğidir, eve ekmek getirendir. o olmasa aç açıkta kalırlar. bu kadınlar doğuştan o hale gelmiyorlar tabi, tıpkı tece insanı gibi.

kendisi şiddet görürken dışarıdan müdahale edildiği zaman kocişkosunu (devleti) savunur çünkü o müdahale eden kişiler kocasının yerini alamayacaktır, bunu bilir. ayrıca kocasıyla baş başa kaldıklarında da bu sefer sırf "ulan karı, senin yüzünden elaleme maskara rezil olduk" diye tekrar dayak yiyeceğinin farkındadır. ister akepeli, ister akepesiz muhalif olsun, insanlar da bu yüzden devletimisss, kıymetlimisss modundadır.

maddi-manevi çıkarları böyle değerlendirmekte fayda var.
dumrul dumrul
akp birinci parti olamaz çünkü akp diye bir siyasi parti yoktur.

akp olsa olsa birinci organize suç şebekesi olabilir.
çok uzakta öyle bir yer var çok uzakta öyle bir yer var
muhalefetteki gerizekalı oranı da az olmadığı için gerçekleri göremiyorlar.

halk bunu istiyor, halk seçiyor. daha uzatmanın ve altında anlam aramanın manası yok. akp gitse yine başka akp gelecek.
bunu idrak ederse insanca standartlarda yaşamak isteyen muhalifler, başka çareler aramaya başlayacak, çözüm yolları üretecektir.

sanıyorsunuz ki bi seçimle her şey düzelecek.
turkchekarakter turkchekarakter
hayatın sosyal medyada sürdüğünü sananlar için çok şaşırtıcı olan durum.

çok basit aslında bunun tahlili.

hala birinci parti zira bu millet alternatifini göremiyor .

karikatür kemal mi?

fetöcü abla mı?

i̇ngiliz molla mı?

yoksa gemiyi terk eden gül babacan davutoğlu mu?

millete alternatif sunuldu da millet mi kabul etmedi?

yahu bu erdoğan düşmanlarına 20 yılda bir kişi bulup bu adamı yenememiş olmanın ayıbı yeter de artar.

bu millet kendi içinden birini lider görmek istiyor. hırsız demenizle hırsız olunmuyor. ota boka yaramadan sosyal medyada sallayanları değil bir şeyler yapanları seçiyor millet.

siz yine de şaşı bakıp şaşırın. devam. durmak yok.
absimiliard absimiliard
tarihin en büyük kallavi fakirleşmesini yaşamamıza rağmen durum bundan ibaret ise çuvaldızı muhalefete batıracaksın. aslında "muhalefet" ten kasıt izlediği 2002 model siyasete. abd ye kadar gitmekle olmuyor o işler.
acarabi acarabi
ülke tarihinin en büyük yıkımına ve ekonomik çöküşe rağmen hala birinci parti olabilirse...
tüm ezberleri tepetaklak etmiş demektir.
yeni bir üye yeni bir üye
halk seçmek mi istemiyor yoksa seçebilecek kapasitede değil mi? gerçek şu ki bizim halk, bu süreçleri okuyamıyor. ezberci bir tutum sergiliyor ve bu da aynı şeylerin tekrar tekrar yapılmasına sebep oluyor. değiştirmek lazım. i̇lla chp mhp hdp, 6'lı değil. i̇simsiz dahi olsa diğerlerine şans vermek lazım. yoksa kime oy vereceğiz deyip, seni sevene oy vermek nerden baksan ahmakça ve nerden baksan saçma.
minimalistucakmuhendisi minimalistucakmuhendisi
bu siyasi aday seçimlerinde halkın neye göre seçim yaptığı maalesef çok acayip bir mevzu. bizim gibi 1.dünya dışında kalan(hatta bazı 1.dünya ülkelerinde dahi) çoğu ülkelerde halk seçim yaparken adayın karizması, hitabeti gibi yönetim kabiliyetinden çoğunlukla bağımsız niteliklere bakıyor.

halk bir nevi güzellik yarışmalarında olduğu gibi model seçiyor kendisini yönetecek kişi ve grupları seçmek yerine.

bunun çözümü sürekli kaybetmiş de kaybetmiş ezik, loser adaylardan uzak durmak. kazanmak için oyunu kuralına göre oynamak yani akp'nin adayından daha karizmatik, daha hitabeti kuvvetli ve mümkünse daha uzun boylu(tamam bu biraz şaka) bir aday bulmak zorundayız.

peki diyelim ki kk gerçekten aday oldu, kazanmak için mi aday olmuş olur sizce? bunu bir düşünmek lazım gelecek planlarını da ona göre yapmalı.
dumrul dumrul
benim anlamadığım şey de insanlarımızın siyasi mevzuları anlamaktan nasıl bu kadar uzak olabildikleri.

akp'nin chp'nin, bilmem ne partisinin zerre kadar önemi yok. akp zihniyeti akp kurulmadan çok çok önce de tarih boyunca bu ülkede ezici çoğunluğu oluşturuyordu. hatta bugün bütün tarih boyuınca en zayıf kitle tabanına sahip oldukları dönem.

anlaşılmayan ilk nokta, iktidarın teşkilinde hangi partinin kaç oy aldığının zerre kadar önemi olmamasıdır. iktidar dediğiniz şey bir güç meselesidir. adı üstünde iktidar, kadir olandır. arapça kdr kökünden. kudret, muktedir, iktidar, kadir... bunlar aynı şeyi gösteriyor. bunu latin dillerine aktarırsanız pouvoir da aynıdır. anlamı yapabilmek, yapmaya gücü yetmek.

mevzu güç sahibi olmaktır. seni yönetmeye, kafana sopayı indirmeye, postalı bastırmaya, icabında sesini kısmaya, seni öldürmeye ya da hapsetmeye gücü yetebilen şeye iktidar deriz. bu gücün kaynağının sandıktan çıkan oy sayısı olduğuna inanmak için bayağı saf olmak lazım. üzülmeyin diye geri zekalı demiyorum bak...

kudret teorik bir şey değildir. fiili bir şeydir. fizikle açıklanabilir. fizik yasalarının dili olarak matematiğe de başvurabilirsiniz ama bu matematik sandıktan çıkan oyları toplamakla sınırlı basit matematik değildir.

akp'nin nasıl iktidar sahibi olabildiğini anlayamıyor olmak bence çok garip bir şey. akp 2002'de mecliste yüzde 60 küsurluk çoğunluğu alınca iktidar olmadı. eski iktidar sahiplerinin kendi aralarındaki çatlaklardan yararlanarak önce onların gücünü kırdı. medya ve finans alanını ele geçirdi. sonra bürokrasiye yığılmış fetö kadroları aracılığıyla polisi, yargıyı ve orduyu ele geçirdi. olaylar zincirini takip ettiğimiz zaman akp'nin 2002'de değil, 2011'de iktidarı ele geçirdiğini rahatça görürüz. buradaki temel dönemeçler şunlardır: tmsf eliyle eski büyük sermaye sahiplerinin mallarına çökülmesi, ergenekon ve balyoz operasyonları, 2010 anayasa değişikliği, 2011 yüksek askeri şurası... bu noktada yeni rejim zaten kurulmuştu.

iktidar ele geçirildikten sonra da eski ortakların birbirini tasfiye ederek tek başına iktidar olma savaşı kalmıştı. işte 17 - 25 aralık operasyonu, 15 temmuz darbesi ve karşı darbesi de bunun savaşıydı. akp bu savaştan galip geldiğinde ise zaten kurulmuş olan yeni rejimin adını koymak kalıyordu. 2017 referandumu da bunu halletti.

şimdi gelinen noktada hangi partinin birinci hangisinin beşinci olduğunun sembolik değeri de ortadan kalkmış durumda. şimdi işin "şekli" yönüne dönelim. akp'nin birinci parti olması 2023'teki hükümetin teşkil edilmesinde bir anlam taşıyor mu? akp'nin şimdiye kadar aldığı en yüksek oy, ahmet davutoğlu başbakanlığındaki 2015 kasım seçimleri. oy oranı yüzde 49,5. diyelim ki akp yine yüzde 49,5 oy alsın. cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50 + 1 oya ulaşamıyorsa bu yüzde 49,5'luk destek tamamen çöp oluyor.

kısacası iktidarın ne demek olduğunu anlamıyor olsanız dahi yeni rejim tipinde yürütmenin ele geçirilmesi için kaç oy alınması gerektiğini hesaplayabilmek dahi burada boş konuşulmakta olduğunu anlamaya yetiyor olmalı.

işin fiili boyutunu anlamak için de örnekleri çok çeşitlendirebiliriz. devlet dediğiniz şey bürokrasiden mürekkeptir. kaç oy aldığınızın bir önemi olsaydı devlet iöinde chp'nin ağırlığının yüzde 0,1'lik doğu perinçek cemaatinden daha fazla olması gerekirdi değil mi? ama değil. toplum içindeki ağırlığı doğu perinçek cemaati'nin dahi altında olan fetö salt bürokrasiye sıkı sıkıya yuvalandırılmış olması sayesinde iktidarı akp'den almaya çalışmadı mı? ondan dahi daha küçük bir kitleye sahip bir takım tarikat ve cemaatler bugün bazı bakanlıkların sahibi değil mi? bunlar akp'li değiller ki. bunların kendi hiyerarşileri var. evet akp'ye eklemlendikleri için iktidardan çöpleniyorlar ama akp'li değiller. iktidarın doğasını anlamamız bunun için önemli.

dünyadan örnekler de vermek mümkün. bugün iran'da seçim yoluyla neyi değiştirebilirsiniz? seçimler var mı? var. bunun bir önemi var mı? tersinden bakarsak sscb döneminde rusya'da bildiğiniz anlamda seçimler yoktu bütün iktidar sbkp'deydi ama iktidardaki yapı komünist değil antikomünistti. alın o dönemin iktidar figürlerine bakın. yeltsin, gorbaçov, aliyev, şevardnadze, niyazov... bunların hepsi antikomünist adamlardı. güç fiiliyatta var olan bir şey olduğu için kitapta ne yazdığının zerre kadar önemi yoktur. konumuz özelinde o kitabın adı anayasa. iktidarı fiilen ele geçirmiş herhangi bir yapıyı denetleyebilecek, "toplumsal sözleşme"ye uymaya zorlayacak bir karşı güç odağı yoksa yasaymış, anayasaymış bunlar tamamen boş şeylerdir. haliyle siyasetin tek enstrümanı sopadır. en gelişmiş demokraside de bu böyledir. onu gelişmiş demokrasi kılan şey zaten sopanın farklı ellere dağıtılmış olmasıdır.

işin püf noktası bu ve senin bunu anlamaman için bin tane hokkabazlık yapılıyor. sana diyorlar ki "tepkimizi sandıkta şey yapalım", "örgütlenmek mi? ay duymak bile istemiyorum. çok korkunç. zaten silivri de soğuktur"

akp bütün iktidarı ele geçirip kendini eski devletin yerine ikame etti. şu anda bir parti - devlet yapılanması gerçeği ile karşı karşıyayız. buna karşın devletleşmiş olan akp bir parti olarak kendi tarihindeki en zayıf dönemini yaşıyor. çünkü parti dediğiniz şey bir örgütlenmedir. kendi kurumsal mekanizmaları vardır ve akp artık bir siyasi parti hüviyetinde değil. tek parti döneminin chp'sinin sorunu da buydu, sbkp'nin sorunu da buydu. bunlar parti-devlet yapılanmalarıydı ama ortada artık bir parti kalmamıştı.

tam burada bir olanak var. çözüm arıyorsanız çözüm burada ama bu olanağın gerçekliğe dönüşebilmesi için mevzuyu anlamanız lazım. kafanızın basıyor olması lazım. örgütleniyor olmanız lazım. güç toplamanız ve bu gücü nasıl kullanacağınızı biliyor olmanız lazım.

pekii muhalefetin bunu anladığına dair bir işaret var mı? zerrece yok. aksine senin benim biraraya gelip güç toplamaya çalıştığımız her noktada bunlar karşımıza dikilip "tepkinizi sandığa şey yapın" diye anırıyorlar.

anırıyorlar evet.

iktidar, muhalefete bir sınır çiziyor ve muhalefet hiçbir şekilde bu sınırı sorgulamıyor bile. sansür yasası çıkarıyor. sen sansür yasasının anayasa mahkemesine giderek filan boşa çıkarılabileceğine milleti inandırmaya çalışıyorsun. ne alakası var oğlum? baskı yasalarını püskürtmenin bir tek yolu vardır onu yok saymak. onu ısrarla çiğnemek.

sen kafanda bir satranç tahtası kuruyorsun ve siyasetinde böyle sıralı hamleler şeklinde ilerlediğini zannetmeye başlıyorsun. her taşın bir hareket biçimi var, bir hamle sırası var, ihlal edilmesi mümkün olmayan kuralları var. ama siyaset böyle bir şey değildir. toplum satranç tahtası gibi katı bir yüzeyde hareket etmez. akışkandır ve bu da tarihteki herhangi bir coğrafyada, herhangi bir iktidara karşı mücadelede muhalife avantaj sağlar. iktidarların bütün uğraşısı ise bu akışkanlığı ortadan kaldırmaktır. sen daha en başında zemini katı olarak kabul ediyorsun. böyle bir salaklık olabilir mi? karşındakinin en güçlü olduğu alanda kalmaya ve orada da hiçbir şey yapmamaya yeminli bir grup dangalak senin iradeni resmen rehin almış, sana sürekli iktidarın gündemlerini konuşturtuyor. muhalefetin durumu buyken, senin durumun buyken akp'nin oy oranı yüzde 1 olsa ne olur, yüzde 51 olsa ne olur. burada sıkıntı onun bunun durumu değil, senin durumun kardeşim.