aldanmak

2 /
notorious possession notorious possession
önce sesine aldandım, sesindeki sıcaklığa, o zamanlar sıcaklık sandığım... bu şehir tokat gibi çalıyor yüzümüze gölgesini, değişen bir şeyiniz yok diyor..

ardından bakakaldı...

kendim dışında her şeyi suçluyorum; yağmurlar suçlu, arkadaşları suçlu, kahrolası yollar suçlu, bir şemsiye bulsaydı gelirdi, şemsiyeler suçlu, aslında haber vermek için birini yollayacaktı ama çukurlar suçlu, gökyüzü suçlu, bu ağlak şehir, hep bu şehir suçlu.. evet evet bu şehir en başından beri suçlu... alt yapısı yetersiz bu koca şehrin gözlerinde su birikintileri....

hep içime hep içime...

kandırılmaya hevesli biriyim. kalbim de kendimin acemisi.. o kadar suçluyum ki ah ah kendime kaçmanın bir yararı da olmaz.. orada bulacağım sadece ve sadece örselenmiş, silinmeye yüz tutmuş silüetim. biliyorum uzaklaşmam hep ondan. ne ara olmuş bunca mesaafe bilemedim. ne zaman açmışım arayı,ne zaman kendimden bu denli ayrı düşmüşüm şaşırıyorum...

serzenişler...

ipte unutulmuş bir çamaşırım sanki; yağmurları emdim, ayazla dondum, rüzgarla savruldum, biri bile gelip orada olduğumu hatırlamadı, hatırlatmadı... bazen pencerenin ardından yağmuru seyrederken sokakların ıssızlığıyla benzeştiğimi düşünürüm. herkes ondan kaçıp bir yerlere saklanmıştır, kuşlar bile. kapı komşumun çamaşır ipinde unuttuğu bez gibi unutulmuşumdur belkide...

umut...

iki büklüm bir çığlık gibi kalbim. bir mezarda sabahın olmasını bekliyorum, verdiğim sözlerin bir bir boğazıma dizilmesini, silkinip kendine gelmesini. hastalıklıyım, bir illetim var, ve bir çocuğum, yaşım ölmek için erkense de, onu da bekliyorum.. sonrası işte o sabah..vicdanım rahat mıdır ? belki.. kaçan benim, kanan ben... hata benim hatam olduğuna göre ceza da benim..

çekilen özlemlere, duyulan hasretlere kayıtsız artık yağmurlar.
cezam umut...
cefam hüzün...
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
kendi kendine yediğin bir fışkı. fışkı bok demektir, bilmeyenler için. fışkı bence, bok kelimesinin de en güzel hâli. ne diyorduk, kendi kendineee, kendi kendinee, düşünme. yok yea, yiyorsa sen düşünme.
birinin seni aldatması için, kandırıkçılık yapması gerekiyor ya, aldanırken böyle olmuyor bu iş. sen kafanda bi şey kuruyosun, orda oynuyosun, kusura bakmayın garip ve alıntılı ve dolambaçlı beşmergeçli cümleler kuramıyorum, işte kendin çalıp kendin oynuyorsun.

"ah böyle demek istedi. demek ki aynı şeyi düşünüyoruz. demek ki başkalaşacak her şey olmasa da bir şey" diyorsun mesela. ama demek istemek tamamen senin kafanda olan bi şey. demek ve demek istemek koskoca iki farklı şey ve ikisi arasında insanlar yatıyor.

demem o ki, insanların üzerini güzelce örtünüz. bahar havası, çok pis çarpar.
sakinol sakinol
doğduğunuz şehirde belli bir yaşa gelmiş ve hala işsizseniz, herhangi bir geliriniz yoksa, size anlatılan ya da fotoğraflardan gördüğünüz herşey aklınızda güzel hayallerin ışığını yakar ve bu kente yol almaya karar verirsiniz. hatta şehire geldiğiniz ilk günden 40 yıl sonrasına kadar her anınızı hayal edebilirsiniz. bu hayallerin bittiği noktada "aldanmışım" diyebilirsiniz. evet bu duyguları yaşayabilirsiniz! tabi istanbul'a yabancıysanız...

kiya kiya
ben aldanamıyorum. oysa aldanmak isterdim. çünkü yalan söyleyen insanları seviyorum. çünkü onlar fantastik bir evrende yaşayan düşsel kahramanlar. hayata karşı gerçekdışı benliklerini savunurken üstelik içburkucu gözüküyorlar. onların sundukları dostlukların, ilişkilerin sahte bir zemini olması ayrıca ilginç kılıyor bence onları.

sonra gerçekleri susan insanların yanında yalan söyleyerek aldıkları risk düşünülürse o kadar cesurlar ki... çoğu birer don kişot...

ne zaman birini sevsem sırf sevmem yüzünden yalan söylediğini anlıyorum ve aldanamıyorum. gene de yalanlarını dinlemek hoşuma gidiyor. aslında onlar gerçek, yalan olan hayat. ancak tersi yani benim yalan söylemem durumundan, işte bundan nefret ederdim. çünkü ;

kimseyi yalan söyleyecek,aldatacak kadar yani bir nevi hesap verecek kadar aklımda büyütmem.

gerçeklerimi çok severim ve onları incitmekten hoşlanmam hatta gerçekliklerinin irdelenmesi, sıkı bir şekilde analiz edilmesi benim için hayatidir.
siyahınmatemi siyahınmatemi
kendin kadar aldanırsın. sanırsın, zannedersin, inanırsın, bilirsin, öğrenirsin, okursun, bakarsın, görürsün... sandığın, zannettiğin, inandığın, bildiğin, öğrendiğin, okuduğun, baktığın, gördüğün...kadar aldanırsın. aldanmak kendinin " kadar" ıdır.
gri ojeli gri ojeli
çoğu kadın aldattığını sanar
artık ondan vazgeçmiş ya da ne boklar yiyecek diye pusuda bekleyen erkek modeli mevcuttur
erkekte her türlü yol mevcuttur yaparsa her türlü yapar kadın ya daha uyanık olacak ya da sineye çekecek
ha ben napardım öğrenirsem ki hissedersem dahi tozu dumana katar giderdim.
bismillahirahmanirahimof bismillahirahmanirahimof
+ beyin olağanüstü bir varlık.
- o da ara sıra aldanır...
+ dünyadaki bütün bilgeler gibi onun da deneyime ihtiyacı var. aksi taktirde buzdan gelen duyumla, ateşten geleni birbirine karıştırır.

felsefe konuşmaları / denis diderot
lö şuhane lö şuhane
iyi aldatan bir insana sahip olmaktan evvel kendinizin kötü bir duygusal olduğunu kanıtlayacak bir aydınlanma sürecidir.

karşimızdaki hiçkimse bizden daha zeki olduğu için aldatmaz bizi; bizler duygularımızla köreltiriz kendi zekamızı, salakça verilen her açığı tolere ede ede aldatılırız.
evet, dostluklar ya da ikili ilişkilerde başıma gelen her şeyi kendi zekamı ucuzlaştıran duygularımdaki tasarrufsuzluğa bağlarım.
en nihayetinde insanız, robotlar gibi duygusuz yaşama şansımiz yok ve robotlar aldatıldığında da duygusuzdur. iki kere şanslı ibneler ya.

kontrol. kontrollü sevmek, kontrollü güvenmek, kontrollü inanmak diye bir şey varsa onun ustasıyım artık ben. yoksa da mucidiyim.

bu icadı hap kadar tablet haline getirip derhal piyasa sürmeli.

lö dölaarr!
2 /