aldatılmak

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR
16
yerçekimli karanfil
şey gibi, 'tembellik' meselesi gibi hani. çalışmak bir zaruret haline gelmiş olmsaydı, tembellik, olumsuz çağrışımları olan antipatik bir kavram olarak yer etmeyecekti zihinlerimize. tekeşli kafalar yaşamaya başlayan bir insan soyundaki çiftlerden tekinin gidip bir başkasıyla koklaşması, öpüşmesi filan da elbette, sevgiyi 'edinilmiş bir mülk' görmeye başlayan algımızda, sevimsiz bir eylem olarak yer edecek. birbirini doğuran kavramlar hep. sonra gelsin bunu bize nasıl yaparsın' kafası.

kafa dediğin çeşit çeşit.
selenosistein
en beklenmeyen anda başa gelir.

sana bir öykü anlatayım mı evlat?

"ben dördüncü büyük benjamin, bir zamanlar bu kadar büyük değildim evlat. ben de gençtim, şu beyaz saçlarımın yerlerinde uzun, dalgalı saçlarım vardı, o zamanın ak saçlı büyükleri görünce saçınla başınla büyü inşallah derlerdi. çok kaslı kuvvetli değildim ama hızlı koşardım, güzel aşk yapardım*, çok yemek yer, çok uyurdum.

o gençlikte bir kadın sevdim. çok güzeldi çok alımlıydı, on kadınla yan yana yürüse, işte bu derdin, öyle zarifti. upuzun, çok güzel saçları vardı. o da beni sevdi, onunlayken benim saçlarım uzadı, aralarına aklar düştü, bir ara onunkiler kısaldı, sonra tekrar uzadı. arada kavga ettik, biraz birlikte yaşlandık, biri kısa, biri uzun iki ayrılık yaşadık ama toparladık sonra. büyük hayaller kurduk, büyük benjamin ile büyük victoria olacaktık birlikte, bi şato inşa ettirecektik (zengindik hamdolsun), her odaya bakan ayrı bir uşak olacaktı, her yerde şamdanlar, atlas perdeler (bayılırım)... mutluyduk evlat, çok mutluyduk.

sonra bir gün, evlat, bir şey duydum. güzel victoria'mın arkadaşı clara'ya beş çayına gittiğini sandığım gün, tek bardak çay içilmemiş bizim topraklarda. charlie ile av partisine gitmiş victoria. o tavşan senin bu ördek benim, ver etmişler saçmayı. çok zevk almışlar, çok keyiflenmişler. avdan dönüşte yağmur bastırmış, charlie'nin kulübesine sığınmışlar. ateş yakmışlar ısınalım diye, elbiseleri kurumamış, ateş yetmemiş ısıtmaya, onlar da birbirlerini ısıtmışlar, samanların altından çıkan şarapla içlerini ısıtmışlar. sabaha zor kurumuş elbiseler.

o gün bugündür evlat, onların ısındığı o ateş, benim içimde yanar. ne söner, ne küllenir, öylece yanar..."

fena öykü değil mi?

emre aydın güzel dillendirmiş bak aslında:
"nerede unuttuysan beni, orada kal."
güç bende artık
hayatında hiç bir zaman izlerini silemeyeceğin durum. onun hayatında artık olmaması, üzerinden yıl geçmiş olması hiç bir şeyi unutturmaz. içinde daha da ağırlaşır. kimseye güvenemessin artık. o kadar zordur ki. hele birde affetmişsen onu... aklında hep dönen ya tekrar? korkusuyla yaşamaya mahkum olursun. artık bir paranoyaksındır.

ama şunu bilmelisin ve on emir gibi hayatında olmalı.

affetmeyeceksin.
illharess
ne büyük acıdır. hele ki siz memleketteyken sevgiliniz evinize sizden habersiz girmiş, üstelik yanında da bir kız getirmişse, yakıp kavurur insanı. en çok neye kızacağını bilemez insan. ona güvenmesine mi, böyle bir insanı sevmesine mi.. en çok hangisine kızmalı, en çok hangisinden pişman olmalıdır? hayat devam eder etmesine de eksik devam eder. bir şeyler kopup gitmiştir, hiç kimse kopan parçayı tamamlayamaz.
kbranr92
aslında ölümün hayatta bi kere yaşanmadığını gösteren olaydr. yazık diyeblrsnz aglar yanar kahrolur mahvolursunuz. yemeden içmeden kesilr uyku uyuyamazsnz htta yataga basınızı kypta gzlerinizi kapatmak istemezsiniz. ancak şuda vardırki; acısada öldürmez.
16
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın