alev alatlı

2 /
burcumsu burcumsu
komplo teorilerine inanacak kadar hayal gücünüz varsa hala biryerlerde.alev alatlıyı okumayın.okursanız artık siz siz olmaktan çıkıp paranoyak bir kişiliğe bürünüyorsunuz.bunu niye yaptılar ki? avrupa bizden ne istiyor ki? bizi aptallaştırma politikaları doğru olabilir mi? şeklinde sıralanan cümlelere sebeb olan yazar. hem türk hemde kadınsa okunmaz şimdi bu önyargısını kıran ilk kişi.
şerbet şerbet
roman gibi kaleme alınan siyasi tarih kitapları yazmaktadır. okumak zaman alsa bile gözünüzün önünde bulunan perdeyi hafifçe aralayarak, hayatın gerçek yüzünü görmenize yardımcı olur. değişik ama bir okadar muhteşem yazar.
rhgy rhgy
"tarih, bize, dünyanın hemen her yer ve döneminde, egemen sınıfların inişe geçtiklerini kavramakta güçlük çektiklerini, değişime uyum sağlamakta geciktiklerini söylüyor. insanlık tarihinin en büyük felaketleri, egemen sınıfların kaçınılmaz değişimlere gösterdikleri inatçı dirençten kaynaklanır. “avam” bellenen tabakanın zaman zaman birtakım yazarlarımız tarafından terbiyesizliğe varan biçimlerde aşağılanmasının nedeni de bu. hal böyle olunca, değişimin herhangi bir bireyin uyum sağlamakta zorlanacağı kadar hızlı olduğu bizimki gibi fevkalade dinamik bir toplumda, aşırı tedirginlik, gelecek korkusu ve dolayısıyla durumdan vazife çıkarmayı da, politizasyonu da doğal karşılamayı öğrenmek gerekiyor." demiş düşünürdür.
düzen ve kargaşa düzen ve kargaşa
türban konusunda yazdığı son yazı "okurumuz buna hazır değil" gerekçesiyle zaman gazetesi tarafından sansürlenmiştir.

yazıya şuradan ulaşmak mümkün: alatlı'nın yazısına zaman'dan engel / siyaset / milliyet gazete alatlı'nın yazısına zaman'dan engel milliyet

yazara uygulanan sansür, mehveş evin'in bugünkü akşam gazetesinde yayımlanan yazısında da ayrıntılarıyla anlatılıyor. bu sansürün haklı görülebilecek bir yanı yok. sürekli özgürlük, demokrasi, haklar vurgusu üzerinden prim yapmaya çalışan bir gazetenin bu kavramlardan ne anladığı açıkça ortada.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=109135,10,190

ayrıca turna grubunda farklı yönde bir açıklama göremedim. yazarın okurlarının bir araya geldiği mail grubuna şuradan ulaşılabilir: turna fikir kulübü - onarımcılar bilimlerden bilgeliğe uzanan aydınlık yol turna, hiçbir bilimsel, dinsel ve tinsel deneyimi inkâr etmemesi yönüyle bütüncüldür! hiçbir izm'in bilgi... yahoo

***

not: mehveş evin artık akşam gazetesinde değil. ayrıca ne ilginçtir ki söz konusu yazısını da kaldırmışlar. eğer söz konusu yazısı kaldırılmadı ise, bu yazılar arasında bir yerlerde ise ve ben göremediysem bir uyarı mesajı atıverin düzelteyim:http://www.aksam.com.tr/2009/06/16/mehves_evin/44/tum_yazilari.html

söz konusu yazısı ise şuydu:http://www.turkmedya.com/V1/Pg/ColumnDetail/ColID/8197
malina malina
korkulası bir gurur ve ironiyle bezediğini sandığı iğrençlık ile haykıra haykıra 'göbeğini kaşıyan adam' diye böğüren bekir coşkun ve sansasyonalist provokatif emin çölaşan'dan sonra üzülerek görmekteyim ki, görünmez değirmenlerle savaşan ennn demokratlarımızdan biri olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. fethullah gülen'in göbeğinden çıkmış bir zaman gazetesi'nin, ertuğrul özkök ve aydın doğan birlikteliğinin en nadide yavrusu olan hürriyet kadar tutarlı ve 'demokrat' olmadığına çok mu şaşırdık ki, arkasından ağlamaktayız. özgürlük, demokrasi ve haklar vurgusu yaptığından dem vurulan bir gazetenin sansürlediği insan otomatikman özgürlük, demokratiklik ve insan hakları savaşçısı olamaz maalesef. kendi tabiriyle 'entelektüel kırtasiye'nin tabirleridir bunlar, bunlarda gözü olduğunu hiç düşünmemekteyim. yine kendi tabiriyle 'entelektüel toz duman' arasında onu savunmak üzülerek söyleyebilirim ki onu 'sıkar'. uzak olsun 'entelektüeller' ondan. kurtlar vadisi'ne tapıp, vatan kurtaran kuzucuklarını görmek ister sanırım arkasında daha ziyade. nasıl da ağıt yakmıştı yayından kaldırılan zorunlu kin dersi kurtlar vadisi'nin ardından, aynı kuzucuklarına vereceği hayat dersi'ni unutmadan;

"sizler, anneleri tarafından sakınılmak zorunda olan özürlüler ya da çocuklar değilsiniz. kavminizin kaderini eline almaktan kaçınan korkaklar da değilsiniz. sizler, mağdurların kefaretini ödeyecek, kabustan uyandıracak yetişkin erkeklersiniz."
dr conners dr conners
"içeriden mırıldanmalar" adlı yazısı zaman gazetesi editörü tarafından "bizim okurumuz buna hazır değil" gerekçesiyle sansürlenmiş yazardır.

haber için

`http://www.ntvmsnbc.com/news/436295.asp`

bahsi geçen yazı:

içerden mırıldanmalar

gözlemlediğim odur ki, korkutan tülbent değil, türban. niye, çünkü, derin belleğimizdeki hayırhah kadının uzantısı tülbent. döner yara sarar, döner kırık kol bağlar, döner sancılı başı sıkar, döner yoğurt süzer, döner hamur teknesini örter, döner bebeyi haşerattan korur, hastanın terini siler, yavukluya armağan olur, hasreti iyileştirir. nurani yüzleri çevrelerken anılır; sabun kokusu, kekik ıtırı, kadın şefkati, ana kucağı çağrıştırır. türban öyle değil. çünkü, türban, islâmi tesettüre ilişkin en katı (dilerseniz, en erkeksi) yorumun benimsendiğinin ilânı hüviyetindedir; ve dolayısıyla, kadına ilişkin tüm diğer yorum ve kuralların da kabullenildiğini ima eder. bunların arasında kötülük, fitne ve uğursuzluk kaynağı olmamızdan başka, dinen ve aklen dûn (eksik) yaratıldığımız, namazı bozan köpekler ve eşeklerle bir tutulduğumuz şeklinde, eşrefi mahlûkat olmaktan gelen haysiyetimizi rencide eden yorumlar vardır. türban, bu yorumların zımnen kabulü olarak görüldüğü için korkutur.

kadın/ana koşulsuz sevginin simgesidir. toplumun, yasaların, hatta kutsal kitapların dayatmalarına rağmen doğurduklarından vazgeçmeyen, terörist torunundan da, eşcinsel oğlundan da, konsomatrist kızından da kopmayandır. hiç bir ideolojinin yada toplumsal kurgunun ya da inancın selâmeti anayı çocuklarını feda etmeye iknaya yetmezken, kadın, pederşahi kuralların inşa ettiği dünyanın iflâh olmaz muhalifi olarak tebarüz eder. bu iflâh olmaz muhalif, yeri geldiğinde tüm kuralları çiğneyecek, oğlan ya da kız, suçları ne olursa olsun, doğurduklarının esenliğini sağlamaya çalışacaktır. “ağlarsa ana ağlar gerisi yalan ağlar” olgusu, kadın unsurunun beşere sunduğu eşsiz sığınağı minnetle ulularken; kadının kendisi yeryüzünde gözlenen tüm karışıklıkların (fitnenin) müsebbibi olarak takdim edilir, dünya kurulalı beri.

hint’in kutsal metinlerinde, “doğuştan düşüncesiz ve hilekârdır” kadın. “iman yolunda bir engel, salâh yolunda bir bariyer, uygulamada bir büyücü, iğrenç arzuları temsil eden” bir aşifte.(1) buda, öğretisini sulandıracakları için kadınların rahibe olmalarına karşıdır. ortodoks yahudi erkeklerinin sabah dualarından biri, “beni bir kadın olarak yaratmayan kâinatın yaratıcısı efendimize hamdolsun.” adem’i mennu meyveyi yemeğe ikna ederek, insanlığın cennetten kovulmasına neden olan havva ile ilişkilendirilmiyor olmasına şükretmektedir. hıristiyan geleneğinin başat bileşeni, kadının kötülük, ayartma ve günahla özdeşleştirilmesidir. erkek, ruhani, akla yatkın ve tanrısal olan isa’nın alanının temsilcisi sayılırken, kadın, sezar’ın ten ve madde dünyasıyla bütünleştirilir. hayrın ve şerrin, cinslerdeki karşılıkları erkek ve kadın olarak belirlenirken, yeryüzüne kötülük bulaştırdıkları gerekçesiyle kadınlardan topluca tövbe edip, günahlarını affettirmeleri talep edilir. isevi öğretiyi kaleme alan aziz paulos, memnu meyva olayında “aldanarak suça düşen” kadının susup, erkeğe tabi olması gerektiğini bildirir: “kadın tam tabiiyetle sessizce öğrensin. fakat kadının öğretmesine, ve erkeğe hâkim olmasına izin vermem...”(2) hıristiyan kadınların günahlarının bağışlanması, cinsiyetlerinin dayattığı rolü canı gönülden kabullenip çocuk doğurmaları, cinselliklerini kontrol altında tutmaları, erkeğe tabi olmalarına bağlıdır. islam’da, “ümmetim için kadın fitnesinden daha büyük bir fitne kaldığını bilmiyorum” mealindeki cümlenin hazreti muhammed’e ait olduğu bildirilir. “allahım bizi kadınların şerrinden, fitnesinden ve onlarla imtihan olup kaybetmekten koru” mealindeki duanın(3) varlığı, semavi dinlerin ortak tutumlarının yansıması olarak belirir.

öte yandan, 1900’lü yılların başlarına kadar medeni dünyanın hemen her ülkesinde bir eş, kocasının gölgesi, uzantısı, parçası olan kadın, dünyayı saran değişimden nasibini alacaktır. “yeni kadın” erkeğin bir refleksinden ibaret olmayı kabullenmeyen, yardımcı oyuncu rolünü reddeden, kendisine ait bir içdünyasına sahip, coşkulu, bağımsız, özgüven sahibi, yaşamını bir başına sürdürmeyi göze alabilen kadındır. bu kadın, modernleşen toplumların her basamağında rastlanabilecek birisidir. sabahın kör karanlığında işçi mahallelerinden fabrikalara akan solgun kalabalığın arasında da görülebilir, mutevazı bir tezgâhın arkasında da, laboratuvarda da, devlet arşivinde de, hastane koğuşunda da. aşkları çok başarılı evliliklerle sonuçlanan, el değmemiş “iyi” kızlar değillerdir bunlar. kocalarının ihanetlerine katlanan evli kadınlardan olmadıkları gibi, intikamlarını zina yaparak almaya kalkışanlardan da değillerdir. ne mutsuz bir aşk hikâyesinin yasını tutan yaşlı bakire, ne de bir aşifte; yeni kadın, yoksulluğa ya da mesleksizliğe kurban gitmeyi reddeden, hayattan özgün talepleri olan, ömrünü ailenin, sülâlenin hizmetinde tüketmeyi reddeden, hemcinsinin haklarını savunan kadın.

yeni kadın, erkeğin ne gönlüne ne de aklına hitap eder. erkek cinsinin en duyarlı zümresi iken şairler, yeni kadını ne görürler, ne duyarlar, ne anlarlar, ne de ayırt ederler. kendilerini geliştirmeye adanmış, yeni yollar, yeni renkler, yeni dünyalar keşfetmeye çalışan yazarlar, yeni kadının yanından geçip giderler. edebiyat, ihanete uğramış, terk edilmiş, acı çeken kadınlar, intikamcı zevceler, büyüleyici aşifteler ya da iradesiz, renksiz, sade, şirin kızlar üretmeyi sürdürür. romancıların muhayyeleleri de sanki kadının geleneksel görüntüsünden başkasını algılamaya müsait değildir. değişimi idrak edemedikleri gibi, belleklerine de kaydedemezler. yeni kadının hekimlikten yargıçlığa, sanayicilikten mühendisliğe, müzikten edebiyata, tiyatrodan öğretmenliğe kadar hemen her çağdaş uğraşta rastlanan muhteşem örneklerine gelince, onlar istisna sayılır; olağandışı psikolojik fenomenler olarak tanımlanıp, uzak durulur. yaşı ne olursa olsun, erkeğin kanatlarının altında olmayan kadın, ana muamelesi görür. özetle, kadının ne olup olmadığı erkekler tarafından kadınlar üzerinden tartışılan bir süreç olmaya devam eder; günümüzde türban meselesinde gördüğümüz gibi.

oysa, cinsellik, yeni kadının kimliğini oluşturan onlarca bileşenden sadece birisidir; meğer ki, yaptırımların kurbanı olsun, asla belirleyeci olanı değil. keza, doğurma eylemi, kadın hüviyetindeki ömrünün sancılı bir safhasından ibarettir, bütününü şekillendiren bir fenomen değil. doğum yapmış, yani, kadın olmaktan ana olmaya terfi ettirilmiş olmak, yeni kadın tarafından cinsine atfedilegelen fıtrî kötülüklerden arındırıldığı gösteren bir ibraname olarak da önemsenmez. yeni kadın, evlâd sahibi olmanın hormonlarının desteğindeki koruma içgüdüsünü körükleyeceğini, doğurduklarını yaşatabilmek için elinden geleni ardına koymayacağı ruh halinin “fitne potansiyeli”ni de güçlendirebileceğinin bilincindedir. kediler ana olmasın derler, doğrudur; en narinimiz bile tırnaklarını çıkaracak, aslan kesilecektir. bu çerçevede, “haram helâl ver allahım/çoluk çocuk yer allahım” yakarışının bir kadın duası olduğunu hatırlatayım. tekvin ve kur’an’da yer alan ismail kıssasında biricik oğlunu kurban etmeyi düşünebilenin çocuğun anası değil, babası olmuş olması, yeni kadının gözünde erkeklerin çocuklarına ilişkin eğreti tutumlarının teyidi mahiyetindedir; erkeklerden oluşan hakim sınıfının hükümranlığını yasallaştıran çağların pederşahi toplum sistemlerinde oğullarını esirgeme çabası içindeki anaların feryadlarının şeytanın iğvaları olarak yorumlanmasını da ciddiye almayacaktır.

yeni kadının tecrübesi, yeryüzündeki yaşamın somutta ispatlanan aşkla ayakta kaldığı şeklindedir, yasalarla değil. cinselliğin iletişimle mümkün olduğu şeklindedir, şiddetle değil. imanın akılla güçlendiği şeklindedir, dayatmayla değil. ruhaniyatın saygı ile beslendiğidir, seçkinci ayırımcılıkla değil. erkeklere nasip olmamış gibi duran işbu tecrübe, fitne vb. suçlamalara karşın kadınların/anaların yasaların dışında ve üstündeki konumlarına ısrarla sahip çıkmalarını öğütleyen kadınlık bilgisidir. gerektiğinde baş örten, gerektiğinde yara saran tülbent, kadınlara mahsus bilginin kadim nakil aracı olarak görülür. bu bağlamda, türban, kadınlık bilgisinin bastırılması, diğer bir deyişle, kadının kadına ihanetinin dışavurumu olarak algılanabildiği için korkutur.

türk toplumun eriştiği tarihinin bu noktasında, yargıç kürsüsündeki yerini dişiyle tırnağıyla elde etmiş yeni kadın, tanık mahallindeki hemcinsinin şahitliğini irade ve akıl bakımından erkeklerden daha zayıf olduğu gerekçesiyle reddetmeyi aklından bile geçirmezken, dünya ve kâinat görüşünü türbanı aracılığıyla ilân eden kadın yargıcın vereceği hüküm, erkek cinsi lehine cinsiyet ayırımı yapacağının peşinen kabulü demek olacağı için korkutur. benzeri korkular tıptan sahne sanatlarına, öğretmenlikten turizme kadar hemen her uğraş dalında nüksedebilecek; yalnız seyahat edememekten yönetici kadrolarından uzak durmaya varıncaya kadar çok sayıda olası yasaklar gündemde kalmaya ve ürkütmeye devam edeceklerdir.

bana sorarsanız, türban sorunu işbu “kadının kadına ihaneti” olarak ifade ettiğim açmazda düğümlenmektedir. bir kısmımız türbanı egemen erkeklerle kadınlar aleyhine yapılan bir ittifak olarak değerlendirirken, diğer bir kısmımız yasakçılarla birlikte hareket etmek suretiyle kendilerine tekâmül yollarını kapayan hemcinslerinin ihaneti olarak görebilmektedirler. her halûkârda, konu üzerinde tartışacak, uzlaşma zemini arayacak, meseleyi çözüme ulaştırmaya çalışacak olan kadınlardır; kadınlar üzerinden ahkâm kesen muhalif ya da muvafık erkekler değil. bu aşamada gerçek tehlike arzeden bir şey varsa, o da tarafların içtenlikle konuşacakları yerde birbirlerini basmakalıp sıfatlarla takdim ve itham etmeyi sürdürmeleri olsa gerek. rahmetli meriç’ten mülhem bir ifadeyle, kavga, kadın ile kaderi arasında olmalıdır, kadın ile kelimeler arasında değil.

(1) devi bhagaveta (1.5.83)
(2) yeni ahit, 1.timoteosa.
(3) “allahümme ecirna min şerri’n-nisa...”
rhgy rhgy
"sansür" olayı ile ilgili ekrem dumanlı'nın açıklamalarına "sitem"le cevap vermiş yazardır:

http://www.alevalatli.com/menu.asp?sayfa=detay&makale=180&v=YEN%DD%20D%DCNYA%20D%DCZEN%DD&kat=31

not: ekrem dumanlı'nın yazısı:

ufuk daralması ve önemli bir direniş artık herkes 'öteki'nden şüphe duymaya, endişe etmeye başlar. halbuki iç boğuşmalar içinde debelenirken, dışta çok önemli gelişmeler yaşanıyordur. ... zaman
mental retardasyon mental retardasyon
"dolma dolduramayan kadınların yaptığı politikadan illallah geldi! bu ne selahiyet yahu?!"
lafı ile koparmış;

"islamiyeti çok iyi bileceksin. bu ülkeyi, din meselesini çözmeden anlayamazsın."
lafı ile "hı hı" dedirtmiş;

"'siftah senden olsun' diyen bir ülke kapitalist olmaz"
lafı ile umutlandırmış;

"gırgır'a da kızdım biraz. oğuz aral'a da söylemiştim vaktiyle. onlar öğrettiler bu kırık bakışı. bu ülkeye, kendi kendilerine kırık dökük bakmayı öğrettiler biraz. 'maganda' dediler. yahu kardeşim sen bu karayağız adamdan ne yapmasını bekliyordun?! ağda yapmasını mı?!"
lafıyla "hımmmmm" dedirtmiş kadındır!

sevdiğim insanlardan.
2 /