ali babacan

paleface paleface
emekçinin işsiz kalması durumunda kendisine maaş olarak ödensin diye ödediği paylarla oluşan işsizlik sigortası fonu'nda biriken parayı değişik aralıklarla "milyar lira" şeklinde ifadelerle bütçe açığını finanse etmek için hazine'ye "gelir" diye kaydederek emekçinin cebine elini atan hükümet'in bir bakanı.

işsizlik sigortası fonu'na arada bir çökmelerinin üzerine ekonomik olarak "süper yönetilen ülkemiz" için yeni kaynaklar yaratmak amacıyla yine emekçinin cebine elini atmak "muhafazakar demokrat" yapımıza ters olmayan işlerdir elbet.

kıdem tazminatına dikilen gözü meşrulaştırma adına bazı kelamlar etmiş dün.

üstad demiş ki;

"istatistiklere baktığımızda kıdem tazminatı hakkı doğan vatandaşlarımızın sadece yüzde 10'unun bu haktan yararlanabildiğini, yüzde 90'nın ise hiçbir şekilde kıdem tazminatı alamadığını görüyoruz. fakat yüzde 10'luk kesim aynı zamanda sendikalarımızın daha aktif olduğu bir kesim. dolayısıyla sendikalarımıza sorduğumuzda "bizim böyle bir problemimiz yok" diyorlar. çünkü kamuda çalışan hakkını alıyor. kurumsallaşmış şirketlerde ve özel sektörde olanlar da hakkını alıyor. ancak sendikasız kesim bu hakkını alamıyor. sendikasızlardan da kötüsü, işsizlerin hiç temsilcisi yok. dolayısıyla sendikalı küçük bir kesimin temsilcisi ve işveren masaya oturuyor. işsizlerin ve çalışan geniş kitlelerin temsilcisi o masa etrafında yok."

"vatandaşın yüzde 90'ı kıdem tazminatı alamıyor" başbakan yardımcısı ali babacan türkiye sigorta birliği'nin (tsb) bireysel emeklilik sistemi'nin (bes) 10. yıl dönümü dolayısıyla düzenlediği basın... hürri̇yet - türki̇ye'ni̇n açılış sayfası

şimdi sevgili veliler... çalışıyorsunuz, çabalıyorsunuz diye girmek isterim bir okul müdürü edasıyla lakin bu cümleleri eden kişi herhangi biri değil. bakan, başbakan yardımcısı ayrıca ekonomiden sorumlu da kişi!

insan bu cümleleri ederken biraz olsun utanır. ha bu lafları ederken hiç utanmamalarının sebebi kendi %50'lerinin çoğunluğunun kapasitelerini bildiklerinden herhalde... böylesine aymazca lafları bu kadar rahat edebilmelerini başka bir sebebe bağlayamıyhorum çünkü...

bugün çalışanların sadece %10'unun kıdem tazminatını alabilmesi, 11 yıldır iktidar olanlar için bir utanç değil midir? "çözüm makamı" olanlardan biri olan pek sayın ali babacan efendi bu oranın %10'dan çok ama çok yukarılara çıkması için bugüne kadar ne yaptınız sorması ayıp olmasın? dahası çalışanların sadece %10'unun kıdem tazminatını alabilmesi utancı ortada duruyorken, bu durumda;

"ya zaten %10'u alıyor en iyisi toptan kaldıralım"

anlayışı nasıl bir anlayıştır?

"fon oluşturalım bu fonu da tıpkı işsizlik sigortası fonu gibi arada bir milyar-milyar hazine'ye aktaralım"

anlayışı mı var acaba kıdem tazminatının kaldırılmasının arkasında?

işin daha komik tarafı da sendikalara, örgütlü mücadeleye en çok darbe vurmaya gayret eden hükümet'in bir üyesi olarak örgütlenmenin, sendikal hakların ne kadar önemli olduğuna istemeden olsa gerek vurgu yapmış zat-ı şahaneleri.

tekrar vurgularsak;

"fakat yüzde 10'luk kesim aynı zamanda sendikalarımızın daha aktif olduğu bir kesim. dolayısıyla sendikalarımıza sorduğumuzda "bizim böyle bir problemimiz yok" diyorlar."

demiş.

türkiye, oecd ülkeleri içinde sendikalaşma oranı en düşük ülke. çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı'nın makyajlı oranlarına göre bile sendikalaşma oranı %8,8! yani hafızam beni yamultmuyorsa türkiye'de sendikalaşma başladığından beri en düşük oran.

11 yılda her haltı süper yaptığını iddia eden, ekonomide destan yazıp işsizlik sigortası fonu'nda biriken işsizin parasına bile elini atan hükümet olarak sendikalaşmaya çözüm üretememeleri bir yana kendi yandaş sendikaları dışındaki sendikalara darbe vurmaya gayret etmeleri ne kadar enteresan değil mi?

bu arada devletle organik bağı olan birçok kurum taşeron şirketler aracığıyla işçi çalıştırmakta. benim sayın ali babacan'a bir sorum var, hani "zaten çalışanların %10'u kıdem tazminatı alabiliyor" diyor ya hani? hadi özel şirketleri falan geçtim, devletle organik bağı olan kurumlara hizmet eden bu işçilerin 1 sene dolmadan kağıt üzerinde sgk kayıtlarında "giriş-çıkış" yaptırılmasına ne gibi bir önleminiz var? hatta iş öyle profesyonel yapılıyor ki, çalışan 11 ay bir a şirketi üzerinden gösterilirken, 11. ayın sonunda çıkış işlemi yapılıp 1 ay b şirketi üzerinden sigorta primi yapıldıktan sonra tekrar çıkış yapılarak a şirketine giriş yapılıyor.

neyse özel şirketlerle beraber devletin tüm kurumlarını da geçtim 2009'dan beri pek sayın ali babacan'a bağlı bazı kurumlar var;

hazine, türkiye cumhuriyeti merkez bankası, türkiye cumhuriyeti ziraat bankası, halk bankası, türkiye kalkınma bankası, ihracat kredi bankası, vakıfbank, spk, bddk, tmsf gibi...

trt arınç'a, bankalar ali babacan'a emanet devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olarak görevlendirilen bülent arınç; vakıflar, trt ve anadolu ajansı'ndan (aa) sorumlu. gümrükler ise hayati y... zaman

iddia ediyorum, bu kurumların neredeyse tamamında taşeron işçi çalıştırılıyordur. çaycıdır, temizlikçidir, şofördür falan...

ve yine iddia ediyorum, ali babacan'ın kendisine bağlı kurumların hizmet aldığı bu çalışanlar "giriş-çıkış" işlemine tabi tutuluyordur bağlı bulundukları firma tarafından ve yine iddia ediyorum bu kurumlar 1 senenin üzerinde sözleşme imzaladıkları bu firmalara çalışanlar için "giriş-çıkış işlemi yapılmayacaktır" gibi bir madde koymuyorlardır. yine iddia ediyorum, kıdem tazminatı konusunda ahkam kesen pek sayın ali babacan pekçok konuda müdahil olduğu bu kurumlara "taşeron çalışan hizmeti alınan firmalarla imzalanan sözleşmelerde bu hususa dikkat ediniz" diye bir talimat da vermemiştir.

ali babacan benim için akıllı bir adamdır, liyakat anlamında da gerçekten değerlidir ama hani şu kıdem tazminatı mevzusunda ettiği lafları anlamaya ve alglamaya partisinin oy aldığı %50'nin büyük kısmının anlama ve algılama kapasitesine güvenip etmesin böyle laflar...

kıdem tazminatını çalışanların sadece %10'unun alabildiğini belirtip bunun bir sorun olmasından ziyade bunun çözümünü kıdem tazminatını kaldırmada aramayı kime anlatıyorsunuz? sendikalaşmaya darbe vururken, oecd ülkeleri içinde en düşük sendikalaşma oranını yakalamışken(!) dahası sırf sendika üyesi oldukları gereçkesi ile mobbing uygulanan, işten çıkarılan çalışanlar varken ve devlet olarak buna en ufak bir önlem dahi almayı düşünmezken "kıdem tazminatını sendikalılar alabiliyor" diye farkında olmadan bir itirafın gelmesi nasıl bir şeydir?

kaldı ki dikkatimi çeken bir şey, son 10 senede mesela memurlarda üye sayıları bakımından kamu-sen; 385.000'den 445.000'e gelirken, kesk; 296.000'den 237.000'e gelirken, yandaş memur-sen nasıl oluyor da 98.000'den 707.000'e(!) gelebiliyor?

çalışan sendikalaşacaksa da hangi sendikaya üye olacağını en iyi siz bilirsiniz değil mi?

ve işsize maaş ödenen fon olan işsizlik sigortası fonu'ndan hazine'ye "gelir" olarak para aktaran hükümet'in bir bakanı olarak nasıl olur da;

"sendikasızlardan da kötüsü, işsizlerin hiç temsilcisi yok. dolayısıyla sendikalı küçük bir kesimin temsilcisi ve işveren masaya oturuyor. işsizlerin ve çalışan geniş kitlelerin temsilcisi o masa etrafında yok."

laflarını edebiliyorsunuz hiç yüzünüz kızarmadan?

işsizin temsilcisi yok diye, işsizlik sigortası fonu'ndaki havuzdan hazine'ye para aktarmayı akıl edebilen sizler için "sendikasızlardan da kötüsü, işsizlerin hiç temsilcisi yok" lafınızı acaba bir "memnuniyet" olarak mı algılamalıyız?

öyle ya mart 2002'den bu yana işsizlere, işsizlik sigortası fonu'ndan ödenen maaş toplamı 6,2 milyar lira olurken, hükümetiniz döneminde işsizlik sigortası fonu'ndan hazine'ye "gelir" diye kaydedilip bütçe açığı finansmanında kullanılan toplam tutar 12 milyar lira!

işsizin cebine girmesi gereken 12 milyar lira'ya zıpla, sonra "imf'ye borç veriyoruz" deyu caka sat...

sonra "kimsesizlerin, kimsesiyiz." değil mi?

yav, he he...
bu başlıktaki 196 giriyi daha gör