ali nin sekiz günü

1 /
hidrolaz hidrolaz
cemal şanın yönetmenliğini yaptığı filmde cemal şan bu sefer içe kapanık bir erkeğin hikâyesini anlatacak. çekimleri tamamlanan filmde serdar orçin, ufuk bayraktar, uğur polat rol alıyor. vizyon tarihi belli değil.
istenmeyen tüy istenmeyen tüy
zeynep in sekiz günü'ne göre daha akıcı ve daha başarılı bir film. bu sefer sakız gibi uzatılmamıştı film. zeynep'in terasta aşkını anlatışı güzeldi. biz de bir zamanlar öyle anlatmıştık sanki birşeyleri ya da öyle anlatmak istemiştik. rakının yanında ne güzel gitti o sahne. bir de uğur polat filmde çok az yer almasına rağmen nasıl da güzellik katıyor filme. görünmesi yetiyor. öyle bir uğur polat o.
nastenka nastenka
üçlemenin en ruhsuz filmiydi. serdar orçin'den kaynaklandığını düşünmekteyim.

hikaye olarak da, dilber ve zeynep'e göre zayıf kalmış. belki "akıl" ayağı olduğundan..
imkanatutuldum imkanatutuldum
yoğun bir zeki demirkubuz kokusu olmasına rağmen, kendisi olmayı başarmış bir film bence. yalnızlık, kötücüllük, mazoşizm, çıkışsızlık, kaybeden olmak temalarını, demirkubuz sineması'nda olduğu gibi hayatın temel izleği olarak alan filmin zaman zaman gerçeklik sorunu olsa da, bütünü içinde göze batan birşey değil. ufuk bayraktar, insanı o serseri karakterden nefret ettirecek kadar iyi oynamış rolünü. tipi de gidiyor sanırım o rollere. hani oyuncu olmasa şehir eşkiyası olabilecekmiş gibi serdar orçin de yazgı'dan sonra bu filmde de, "etkisiz eleman" tipi olarak beynimize iyice kazındı. (tecavüz karşısındaki tavrı delirtti beni) begüm birgören'in güzelliğinden ve masumiyet-haluk bilginer benzeri tiradını vurgulamadan da geçmeyelim.
ropte ropte
arkadaşlarla izlediğimiz fakat onların baskısı sonucu yarısında kapattığımız film. ekşi sözlükte yazar falan da değiller. neden böyle bir şey yaptılar ben de anlamadım?
yamuk prenses yamuk prenses
şüphesiz bir çok insanın 'nesi güzel filmin bu sahnesi' dese de bakkaldaki özür dilerim'le başlayan ve zaman zaman aynı çaresizlikte kendimi bulduğum güzel film. üçlemenin hepsi de gayet iyi bence.

"özür dilerim. size bir şey sorabilir miyim?

hayat neden bu kadar zalim?insanlar! insanlar neden bu kadar zalim? yaşamak neden bu kadar zor ve neden bu kadar güzel? ve vazgeçilmez? peki, insanların birbirini anlamamak için bu büyük çabası neden?

karım, karım bana çok kızıyor. ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. istediği gibi bir adam olamadığım için.

çocuklarım, çocuklarım da bana çok kızıyor. onlara bilgisayar, elbise, ayakkabı alamadığım için.

patronum, patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu günün her saatinde bana hatırlatıyor. o da bana çok kızıyor. çünkü ona çok para kazandıramadığım için.

dostlarım, akrabalarım, arkadaşlarım! beni adam yerine bile koymuyorlar. onlar da bana kızıyor. onların istediği gibi bir adam olmadığım için. onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç veremediğim için. onlara ayak bağı olduğum için. onların eğlendiği gibi eğlenemediğim için.

devlet, devlet de bana kızıyor. daha çok vergi veremediğim için. arada bir "ne oluyor?" diye sorduğum için. yanlış partiye oy verdiğim için.

biliyor musun? her tarafım kanıyor. acılar içindeyim. düşünüyorum, onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum ama beceremiyorum.

dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma, "üzgünüm" diyorum, "sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için özür dilerim" diyorum, duymuyorlar. acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi anlatıyorum, dinlemiyorlar.

ben. ben, "bana yardım edin" diyorum, kaçıyorlar. "gelin biraz konuşalım" diyorum, masayı terk ediyorlar. "ölüyorum ben" diyorum, "ne zaman öleceksin" diye soruyorlar.
lütfen bana söyler misin? ne oldu? bize ne oldu? eskiden böyle değildi. şimdi ne oldu? neden insanların artık birtakım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanları yok? neden bu kadar hızla koşuyorlar? neden bir an bile olsun durup, hayatın, insanın, evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? ben acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? benim bütün bu düşlerim, arzularım, hayata dair imdat çığlığım onlara neden sahte geliyor? sahici gelmiyor, samimim gelmiyor, neden? neden? neden, söyle bana. neden? ne olur bana yardım et. yardım et bana. lütfen... lütfen...neden beni bu halimle kabul edip, aralarına almıyorlar? neden beni sevmeleri için inanmadığım halde sürekli onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? neden onların arasında bencil olmak zorundayım? neden varolabilmek için rekabet etmek zorundayım?

lütfen... lütfen bana yardım et. bana hayatta yaşamın sırrını söyle. bak, biliyorsan o yolu, bana göster, lütfen. çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum, lütfen bana yardım et. özür dilerim, inanın özür dilerim. beni bağışlayın. kendi derdimle sizi üzdüm. özür dilerim... özür dilerim... özür dilerim..."
dört gözü lemur dört gözü lemur
başrol oyuncusu seçimiyle demirkubuz filmini çağrıştırdıysa, daha ilk sahneden o kanıyı dağıtmış film. herşeyden öte, sadece ali karakterinin, sevdiği kızın evinde başka adamı görmesi, akabinde sevdiği kızın kendisine çemkirmesi sonrası rakıya düşmesi ve çektiği acının fondaki melodi ile bütünleşmesi için bile izlenebilecek bir film. durduk yere insanın bir yerlerine koyan filmler listesine girmiştir, konuyu bu şekilde takip ediyoruz.
1 /