alıntı

gibigibi gibigibi
bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça, aktarma, iktibas.

forum ve türevlerinde bir mesaja cevap yazmak amacı ile o mesajdan alıntı yapılarak yeni mesaj yazılır. 4-5 defa tekrarlandığı zaman gereksiz yer kaplarlar.
turkuaz turkuaz
bazı kimselerce yanlış anlaşılmış mefhum. özellike internet mecralarında sıkça görüyoruz, forumlarda filan mesela. başka bir web sayfasındaki, başka birine ait olan bir yazıyı (makale vb.) aynen kopyalayıp yapıştırıyor ve altına şurdan alıntıdır yazıyor. arkadaşım öyle alıntı mı olur? alıntı, kendi yazını desteklemek amacıyla başkasının yazısının belli bir parçasını almandır. öteki türlüsü alıntı değil alın"ma ama yazını çaldım"tıdır. bi yerde de aynı bu şekilde bir kopyala/yapıştır yazısının altına "netten alıntıdır" diye not düşmüş ki evlere şenlik.
büyükşehir belediyesi büyükşehir belediyesi
---spoiler---

şaban aslında ayşen grudaya pas vermiyor ama ayşenin buna hasta olduğunu vücut dilinden anlamamak mümkün değil. altmetni dikkatli okuyabilen izleyici şener şenin asıl amacının gülşen bubikoğlu üzerinden ayşene ulaşmak olduğu izlenimine kapılabilir. bu üçlü ilişkinin ağırlığı yavaş yavaş filmin üstüne çöküyor. münir özkul yıllarını ailesine vermiş. külyutmaz. ilerleyen dakikalarda şenerşenin gizli acendasını deşifre edeceği beklentisi yerleşiyor. belki de yönetmen erkenden yarattığı bu beklentilerle izleyiciye tuzaklı bir yol kurdu. adile naşit çeperini kırmış. alışıldık destekleyen kadın figürü klişesinin çok ötesinde. kadının uygarlıkla olan gizli hesaplaşmasını işleyecek gibi bu filmde. (şenerin pantolonunu ütülerken ciddi bir duraksama yaşıyor.) şenerler kız bakmaya geldiklerinde "şaşkoloz" diyerek aslında neyi kastettiğini düşünürken ilk kısa-öykünün sonuna geliyoruz. tepsiden kayıveren kahve ayşen grudanın açık burunlu ayakkabısının tam üzerine ağırçekim düşüyor. feydaut

“ıt is easier for a camel to go through the eye of a needle, than for a rich man to enter the kingdom of god”
(ephesians 6:18)

öykü iki. ayşen gruda biraz daha genç ama elleri yaşlı eli gibi. bir sözlükte türk filmlerini pseudo-sanat filmi motifleriyle süsleyip leş gibi şakalar yapıyor. bir noktadan sonra gemileri yakıp olayı bir travesti esprisine bağlayacak ya da finalde hepsinin rüya olduğu anlaşılacak gibi. pıtır pıtır yazarken birden kameraya dönüp izleyiciye dik dik bakıyor. (dünyada bundan daha korkunç bi şey olabilir mi) ikinci öykü de bitiyor. çaresiz feydaut oluyoruz


"the road to hell is paved with good intentions"
-- dalai lama

"ıf history repeats itself, and the unexpected always happens, how incapable must man be of learn....falan fıstık"
-- bernard shaw

"eyvallah"
-- dalai lama

"beyler ayıp oluyor"
--׺°”˜”°º× (azr@il) ׺°”˜”°º× www forumdevi.com

öykü üç. canal plus dünyayı ele geçirmiş. bölümler arasında quote barındırmayan ve bilhassa spoiler gibi epilogu olmayan filmler yasaklanmış. diğer türlü esprisi olmayan bu filmleri içten içe, tam da itiraf edemeden, ezik ezik sever olmuşuz. filmin son episodunda daha önce görmediğimiz bıyıklı bir adam çıkıp bize bu durumu tarif ediyor. şöyle olmuşunuz böyle olmuşunuz falan diyor. imdb den geçmişini araştırıp adamın yıllar önce minikkuşun içindeki adam olduğunu öğreniyoruz. bunca yıl nerdeydi. ne yaptı. deprem olduğunda hissetti mi. bu tip şeyler geçiyor aklımızdan. nasıl hepimizin aklından aynı şey geçiyor. biz bunu nasıl biliyoruz falan derken bıyıklı adam geri geliyor. çok şahane topuklu bir ayakkabı giymiş. bu esnada ayşen grudanın sözlükte sevilen bir yazar olduğunu anlıyoruz. (lan deli olucam nasıl anlıyoruz hepimiz aynı anda) sonra ayşen gruda biraz daha bir şeyler anlatmış. uyanmışım

“be strong and of a good courage, fear not, nor be afraid...for the lord thy god, he it is that doth go with thee; he will not fail thee, nor forsake thee. ona göre”

--orhan abi 2:59
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
akademik alanda iki şekilde yapılır. biri amerikan (modern diye de geçer) diğeri de klasik alman modelidir.

amerikan modeli, birçok ülkede birincil öğretilen alıntı usulü olup, kişisel fikrimce olabilecek en çirkin alıntı biçimidir. maksadı sanırım yerden tasarruf. parantezler okuyucunun dikkatini çabuk dağıttığı için, çok alıntı yapılan, genel itibariyle en fazla seksen sayfa olacak ödevlerde, bu yöntem ile yazı deli kızın donuna dönmekte.

oysa klasik yöntem öyle mi? sayfa sonuna ekledigimiz dipnotlarla, ihtiyaç duyan kaynakçaya yönelir ve daha fazlasını öğrenmek isterse gider o kaynaktan okur. sadece(!) okumak isteyeninse parantezlerle göz zevkinin içine edilmez.

modernmiş, peh! alışınca klasik yöntem daha kısa sürüyor, kisaltmalar da cabası.
albia albia
"seçebileceğin şeyler de var bu hayatta. çayına tek
şeker atmayı seçebilirsin mesela ama üç şeker
atan bir kıza aşık olmamayı seçemezsin. sahi ne
kadar tanıyoruz birbirimizi. mavi bir kazaktan
hoşlanacağını bildiğin bir insan, senin için tamam
mıdır yani? yoksa daha fazla şey mi bilmek gerek.
bordo oje süren bir kadına aşık ol mesela ve ona
de ki; ''hiç oje sürmesen de yakışır sakallarıma
senin parmakların.''
ocb ocb
ahmet kayanın bir parçasının adele isimli sanatçı tarafından kullanılması araklamak olarak değil alıntılamak olarak tanımlanmalıdır .

hırsızlık yapmak ( araklamak ) ve telif hakları ihlali yapmak farklı bir olaydır.
kılavuz karga kılavuz karga
kaynak gösterilmediği takdirde intihal olur. yani vikipedi'den, ekşi'den, mashable'den, reddit'ten vs. herhangi bir sitede yer alan içeriğin bir kısmını paylaşmak, tamamına yakınını sadeleştirerek ya da araya kendi cümlelerinizi katarak yazmak, kaynak göstermediğiniz koşulda pek de alıntı gibi durmuyor.