amadeus

madbrother madbrother
istanbul devlet tiyatrosu tarafından akm’ de hâlihazırda sergilenen, oyuncuların müthiş performansı ile seyircilerin gönlünde taht kurmuş olan oyundur. wolfgang amadeus mozart'ın hayatının son 6-7 yılı, avusturya saray bestecisi italyan salieri'nin ağzından anlatılıyor. aynı adla daha önce çekilen filmi seyretmedim ama kurgu açısından hemen hemen aynı şeyleri barındığını izleyenlerden öğrendim.

küstah mozart'ın avusturya'ya gelişinden sonra saray tarafından karşılanması ile başlayan oyun, salieri'nin mozart'ı açıkça düşman olarak benimsemesi ile ivme kazanıyor.
öncelikle belirtmek gerekirse, salieri'nin kendi hayat hikâyesini anlatırken küçükken yaptığı bir dua bana beethoven ve mozart’taki hatta neredeyse bütün aydınlanma çağı bestecilerinin "tanrı" ile kurdukları bu esrarengiz amaç duygusunu hatırlattı.

"tanrım bana senin sanatını yüceltme şansı ver","bana senin sesini müziğe aktarabilmek için güç ver" diyordu salieri. şansı yaver gitmişti, ününe ün katmıştı. avusturya sarayına besteci olmuştu. peki, "tanrı" ile kurulan bu güçlü diyalogun bu güçlü ilişkinin sebebi ne? müzik nasıl insan ruhuna bu denli güçlü ve kayıtsız bir şekilde etki edebiliyor? beethoven’in dediği gibi "bütün her şey müzik midir?"
aşkı, sevgiyi, ölümü, müzikle ifade edebiliyoruz, tanrıyı da müzikle ifade edebilecek miyiz?
bana kalırsa bu soruların cevapları bu oyunda değil ama bir kısmına cevap bulmak mümkün. çünkü bütün besteciler "ilahi" bir sese ulaşmaya çalışıyorlar. isterseniz buna "tanrının sesi" deyin, isterseniz "mutlak müzik". ve mozart’la salieri arasındaki mücadelenin kim ne derse desin ana temasını da "mutlak müzik" oluşturuyor.
salieri kıskanç, çünkü tanrı mozart'a verdiği yeteneği salieri'ye vermemiş. mozart engin zekası ile işlediği notaları, adeta ılık bir yaz yağmuru gibi, bazenleri de tatlı bir yaz sabahı gibi ustalıkla kulaklara hatta ruhlara nakşediyor. salieri şüphesiz iyi bir müzisyen ama yeterince yetenekli değil. o tanrı'ya ulaşamıyor. ona göre tanrı onu yarı yolda bıraktı ve sesini mozart'a sundu.

gerçekten de "kader" bu kadar acımasız olabilir mi? bizim irademiz ya da yeteneklerimiz seçimimize mi bağlı? salieri mozart'ı her türlü gücü ile ölüme mahkum ederken, bunun cezasını yok yere büyük bir sanatçı olarak "pohpohlanmasına" bağlıyor. çünkü bunu hakketmediği için adeta kendini küçültüyor.

mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."onu ben zehirledim"...
mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."onu ben ölüme mahkûm ettim"...
mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."çünkü tanrı'nın sesini boğarak yok ettim."...

her neyse kısacası oyun bir harika. bu yıl sezon bitmeden görülmesi gereken oyunlardan biri. özellikle tatlı hayat dizisinden deli kapı komşusu olarak tanıdığımız celal kadri kınoğlu mükemmel performansı ile oyundan kopmanızı engelliyor. aynı şekilde mozart rolünü oynayan zafer algöz, büründüğü yarı deli ve bir o kadar da duygusal karakter ile oyunu tamamlıyor.
bu başlıktaki 68 giriyi daha gör