amadeus

1 /
arch angel arch angel
devlet tiyatrolarında 01.10.2006 tarihiyle beraber sahnelenmeye başlanan yeni tiyatro oyunudur. amadeus filminin çıkış noktası olan kitaptan uyarlanmıştır. zannımca bir kez gidilip görülmesi yeterli olmayacaktır.
iao iao
bir nevi melek ve şeytanın savaşını anlatan filmdir. mozart filmde çocuksuluğu, saflığı hatta pervasızlığı ile meleğin; salieri de içindeki kötülükle, çekememezlikle ve hırsıyla şeytanın tezahürü gibidir. film gerçekten çok etkileyicidir; gerek filmin insanı tokat yemişe döndürüren finaliyle gerek mozart'ın son dönemlerini anlatan bölümleriyle. salieri'yi oynayan f murray abraham döktürmenin ötesine geçmiş; seyirciyi kendinden nefret etmeyi başarmış üstüne bir de oscar almıştır. mozart'ı oynayan tom hulce de oscar adayı olmuştur. o da çocuksu neşesiyle ve çaresizliğiyle yürekleri dağlar film boyu.

wolfgang amadeus mozart'ın eserleri de son derece güzel bir şekilde kullanılmıştır filmde. lacrimosa'nın çaldığı sahne benim için filmin en etkileyici yeriyken, unutulmayan sahneler arasında mozart'ın zihninde requiem'in belirmesi, salieri'ye karşılama marşının nasıl çalınması gerektiğini göstermesi ve çift yüzlü siyah maskenin görüldüğü her an sayılabilir. mozart kendi kendini korkularıyla da öldürmüştür filmde, çift taraflı siyah maske de bu korkuyu iyice vurgular.

filmin en güzel repliklerinden biri de salieri'nin "tanrım neden bu adama büyük yeteneği verdin ama neden bana bu yeteneği vermeyip içime tutkuyu yerleştirdin?" diye yakarışıdır.

son olarak amadeus "tanrının sevgili kulu" anlamına gelir.
belmonte belmonte
istanbul devlet tiyatrosunca sergilenen oyunun başrollerinde, celal kadri kınoğlu - salieri , zafer algöz - mozart , meral bilginer - konstanze olarak yer almakta. her bir oyuncunun çok güzel bir performans çıkardığı bu oyun, daha ilk dakikadan "-katil salieri" fısıltılarının tüm salonda yankılanmaya başlaması ile birlikte sizi içine alıyor. zafer algöz mozart'ın o doğrucu, otoriteye karşı ve çocuksu yanını çok güzel yansıtırken, celal kadri kınoğlu salieri'nin o sinsi ama kendi içinde fırtınalar yaşayan ruh halini gayet güzel aktarmakta. oyun salieri'nin bakış açısıyla seyirciye yansıtılırken salieri bir yandan da anlatıcı rolünü üstlenmekte. araya serpiştirilen mozart besteleriyle birlikte, bu oyun filmini aratmayacak güzellikte sergilenmiş.
wendy wendy
senelerdir tiyatroda rol alan oyuncuların böyle bir oyunu kes yapıştır oyunculuklarla sergilemeleri vahim bir durum. filmi izleyip aynısının sahneye taşınmaya çalışılması yaratıcılıktan, yorum getirmekten yoksun bir sanatçılar topluluğunun var olduğunu kanıtlar nitelikte. yoksa her eserde aynı ses yüksekliğini, aynı patlayan vurguları duymazdı seyirci. bunlar bir yana, mozart'ın çocuk ruhu fazla abartılıp karaktere bir cıvıklık katılmış olması da anlamsız geliyor. salieri karakteri ise oyuncusu tarafından tam anlamıyla özümsenmemiş olmalı ki mozart'ın yanında nasıl bir eksiklik hissedeceği, nasıl bir ruh halinde olabileceği düşünülmemiş. "ben olsam daha iyi oynardım" dedirtti oyun bana. filmini tavsiye ederim.
animator animator
atatürk kültür merkezinin büyük salonunda izlediğim,büyük bi kadro ve renkli dekorasyonuyla göz dolduran,mozart'ın hayatını en iyi şekilde anlatan,herkese tavsiye ettiğim bir tiyatro oyunudur.
devedikeni devedikeni
mozart'ın hayatını anlatan tiyatro oyunudur. şu sıralar akm büyük salonda gösterimde olan, kostüm ve dekor açısından gayet doyurucu, oyuncuların performansı ve oyunun tümü bakımından ise izlenesi güzellikle bir oyundur. özellikle başrolde oynayan celal kadri kınoğlu ve zafer algöz muhteşem bir performans göstermektedir. ayda iki defa oynanan oyuna gidilmesi tavsiye edilir.
madbrother madbrother
istanbul devlet tiyatrosu tarafından akm’ de hâlihazırda sergilenen, oyuncuların müthiş performansı ile seyircilerin gönlünde taht kurmuş olan oyundur. wolfgang amadeus mozart'ın hayatının son 6-7 yılı, avusturya saray bestecisi italyan salieri'nin ağzından anlatılıyor. aynı adla daha önce çekilen filmi seyretmedim ama kurgu açısından hemen hemen aynı şeyleri barındığını izleyenlerden öğrendim.

küstah mozart'ın avusturya'ya gelişinden sonra saray tarafından karşılanması ile başlayan oyun, salieri'nin mozart'ı açıkça düşman olarak benimsemesi ile ivme kazanıyor.
öncelikle belirtmek gerekirse, salieri'nin kendi hayat hikâyesini anlatırken küçükken yaptığı bir dua bana beethoven ve mozart’taki hatta neredeyse bütün aydınlanma çağı bestecilerinin "tanrı" ile kurdukları bu esrarengiz amaç duygusunu hatırlattı.

"tanrım bana senin sanatını yüceltme şansı ver","bana senin sesini müziğe aktarabilmek için güç ver" diyordu salieri. şansı yaver gitmişti, ününe ün katmıştı. avusturya sarayına besteci olmuştu. peki, "tanrı" ile kurulan bu güçlü diyalogun bu güçlü ilişkinin sebebi ne? müzik nasıl insan ruhuna bu denli güçlü ve kayıtsız bir şekilde etki edebiliyor? beethoven’in dediği gibi "bütün her şey müzik midir?"
aşkı, sevgiyi, ölümü, müzikle ifade edebiliyoruz, tanrıyı da müzikle ifade edebilecek miyiz?
bana kalırsa bu soruların cevapları bu oyunda değil ama bir kısmına cevap bulmak mümkün. çünkü bütün besteciler "ilahi" bir sese ulaşmaya çalışıyorlar. isterseniz buna "tanrının sesi" deyin, isterseniz "mutlak müzik". ve mozart’la salieri arasındaki mücadelenin kim ne derse desin ana temasını da "mutlak müzik" oluşturuyor.
salieri kıskanç, çünkü tanrı mozart'a verdiği yeteneği salieri'ye vermemiş. mozart engin zekası ile işlediği notaları, adeta ılık bir yaz yağmuru gibi, bazenleri de tatlı bir yaz sabahı gibi ustalıkla kulaklara hatta ruhlara nakşediyor. salieri şüphesiz iyi bir müzisyen ama yeterince yetenekli değil. o tanrı'ya ulaşamıyor. ona göre tanrı onu yarı yolda bıraktı ve sesini mozart'a sundu.

gerçekten de "kader" bu kadar acımasız olabilir mi? bizim irademiz ya da yeteneklerimiz seçimimize mi bağlı? salieri mozart'ı her türlü gücü ile ölüme mahkum ederken, bunun cezasını yok yere büyük bir sanatçı olarak "pohpohlanmasına" bağlıyor. çünkü bunu hakketmediği için adeta kendini küçültüyor.

mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."onu ben zehirledim"...
mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."onu ben ölüme mahkûm ettim"...
mozart'ı ben öldürdüm diyor salieri."çünkü tanrı'nın sesini boğarak yok ettim."...

her neyse kısacası oyun bir harika. bu yıl sezon bitmeden görülmesi gereken oyunlardan biri. özellikle tatlı hayat dizisinden deli kapı komşusu olarak tanıdığımız celal kadri kınoğlu mükemmel performansı ile oyundan kopmanızı engelliyor. aynı şekilde mozart rolünü oynayan zafer algöz, büründüğü yarı deli ve bir o kadar da duygusal karakter ile oyunu tamamlıyor.
1 /