ambale olmak

1 /
illusion illusion
aklı fikri karışmak, üstüne iyilik sağlık olmak, kitlenip de öylece kalakalmak, beyin mıncırması gecirmek suretiyle monitöre kafa atma isteği, kaygısı, kurgusu
muzevir muzevir
mesai günü evde oturmaya alışmamış ve gün içinde herhangi televizyon kanalıyla karşı karşıya gelmemiş bünyenin kahvaltıyı müteakip sabah kahvesini içmek üzere kanepeye oturup televizyonu açmasıyla başına gelebilecek durumdur.

en çok seyredilen üç televizyon kanalını ki bunlar atv, show tv ve kanal d oluyorlar, uzaktan kumandayla yönlendirilebilen program sırasında arka arkaya konuşlandırmış zavallının içine düştüğü durum da diyebiliriz buna. şimdiye dek hiç kullanmamış olduğum kendimden biliyorum göndermesini buraya eklemek zorundayım, zira hangi kanalın hangi programı ihtiva ettiğini, diğer tüm bilgilerim, hayata bakışım, kişiliğim ve her şeyimle birlikte kaybetmiş durumdayım şu geçtiğimiz üç saat içinde. dolayısıyla "aha aha, salağa bak, o program bi kere o kanalda yayınlanmıyor ki..." nevinden eleştirileri kaldıramayacak durumda olduğumu da belirteyim.

efendim, karşılaştığım ilk talihsizlik sanıyorum show tv'de yayınlanmakta olan ve "ay veriyorum" diyerek oradan oraya koşarken saten üzerine pul işlemeli donu göründüğü için okan'ın "her şeyini vermeye hazır" deyip başını belaya soktuğu (hah, hatırladım, lerzan mutlu bu, ama emin değilim, idare edin) bir hanım kızımızın sunduğu ve konu olarak "seda sayan ile nihat doğan neden ayrıldı?" sorusunu irdeleyen programdı. programa izleyici olarak bir yığın kadın katılmıştı ve hepsi de son derece mantıklı ve bilimsel yaklaşımlı açıklamalarını ardı ardına kameralara fışkırtıyorlardı, fakat bendenizi en çok konuk olarak katılan semra hanım etkiledi; zira konuya yaklaşımı, delilleri (söylediğine göre nihat doğan daha önce de bunun müstakbel gelini olan sinem'e sarkmış ve 10 bin yeni türk lirası karşılığında ilişki teklif etmiş) ortaya döküşü ve sonunda "reklam bunlar" diyerek son noktayı koyuşu murat belge'ye benzer bir disiplinler arası bakış açısına sahip olduğunu gösterdi.

üzerinde durmayıp sonraki kanal d'ye geçtim ve gözlerim faltaşı gibi açıldı. zira bir önceki kanalın konu edindiği seda sayan hanımefendi burada program yapıyordu. seda hanımın hangi konuyla ilgili bilimsel çalışmalar içinde olduğunu hiç hatırlamıyorum, belki de program boyunca kullanılan dilin aşırı söylemsel tarza yönelik olması ve haddinden fazla kuram içermesi bendenizin zayıf dimağını böylesine sürmene, hatta of etmiştir ki bunların ikisi de trabzon'un ilçeleridir. etmiştir. belleğimi zorluyorum, lakin gözümün önüne bir yığın kadının bir yığın şey hakkında oldukça düzeyli önermeleri dışında hiçbir şey gelmiyor. görüntü olarak normalim, lakin içerik olarak bitmiş durumdayım. belki araştırmacıların işine yarabileceği umuduyla ahu tuğba ve murat taşdemir ile ilgili bir tema olabileceği savı geliyor. bir de ahu tuğba'nın ablası ya da kızkardeşi var ama emin değilim.

sonraki kanal ise beni bitiren kanal oldu. aydın bey (ki kendisinin konuklarından aşağı kalır olduğunu sanmıyorum x kromozomu babında, sanırım onun çekinik y'si bu programlar sırasında hasır altı edilmiş, hatta tümüyle bilinç altının derinliklerine itilmiş), konu olarak kendine ahu tuğba'ya aşık olan erkeklerden biri ile evlilik şartı olarak sözleşme dayatmasını sunuyordu. erkeğin (tanınmış biriymiş, mankenmiş ve dizilerde oynamış, adı fırat ya da meriç'ti, tam emin değilim) "aşk sözleşme kaldırmaz" karşı çıkışına kız kardeşinin "evet, kaldırmaz" diyerek destek verişi ve konuyla ilgili izleyici yorumlarından oluşuyordu program.

bu üç programı zapping marifeti ile sırayla sonuna dek izledim. biraz önce her üç program da sona erdi. biraz önce dediysem birkaç saat oluyor, ancak ben ancak yeni yeni kendime geliyor ve karşılaştığım bir şey hakkında şimdiye dek hiç sakınmadan oynatabildiğim kalemimi yeni yeni tutabiliyorum. en son hatırladığım çok susamış olduğumdu, ama kalkıp su bile içemiyordum programlar sırasında. sanırım bir de akşama dek yetiştirmek zorunda olduğum dosyayı düşünüyordum. şimdi şimdi farkına varıyorum ki tesiri altına kaldığım şey bir süre çalışmama imkan vermeyecek, yaz sonu almayı düşündüğüm yıllık izin için şirketi arayacağım birazdan.

bale en sevdiğim sanatlardan biridir, fakat bu denli aşırısı beni bile zorladı diyeceğim son olarak.
nigra nigra
bizim buralarda* ambole olmak diye geçer, ambale olmak başlığını okuyunca gülmüştüm, sonra başlığın içindeki girileri okuyunca, ambale diyenlerin bana güleceğini düşünüyorum.
arcian arcian
sıkıntıların ya da sorumlulukların birikmesi sonucunda verimliliğin yitik, yaratıcılığın bitik, beyin ise sikik kalması durumu.
bilirbilmez bilirbilmez
hayatın fazla karmaşık olması karşısında kilitlenmek. erör vermek. türkçemizde daha güzel ifadeler varsa da bunları akıl edememek.

iş olarak şu anda uğraştığım konular, 1) alaskada balık avı konulu bir metin ve anlaşılmaz denizcilik terimleri. 2) kırmızı süperdev yıldızların içinde 60 milyon derecede birbirine dönüşen elementler (nükleer füzyon reaksiyonu).

iş dışında acilen çözmeye çalıştığım konular: çocuğumun öğretmeninin okuldan gönderilmemesi. bir devlet okulunda eğitim kalitesini korumak diyelim. bunun için velilerle telefon trafiği, meb'e başvuru yapmalar, ve yetkililerle görüşmek. yetkililer "ilkokul önemli değil zaten çarpım tablosunu öğrensin yeter" diyeninden, "diğer öğretmenin 4 ay sonra izni bitince ne olacak?" sorusunu "onu o zaman düşünürüz" diye cevaplayarak bu 4 aylık süreyi geçirmek için başka bir okulda sınıfları birleştirip bütün öğretmenlerin yerşni değiştirmek çözümünü üretenine kadar, maşallah, çeşit çeşit. ben de o yetkilileri birleştirmek istiyorum belki birkaç tanesi bir araya gelince bir insan eder.

memleket gündeminde, bir insanın "buraya kürtler, aleviler, ermeniler gömülemez" diye mezarından çıkarılması, annesinin cenazesi için hapishaneden izinli gelmiş bir insanın linç edilmeye çalışılması ve emniyetin buna hiçbir dememesi var. ya da yok. dünyanın başka yerlerinde, mesela arakan'da, orta afrika cumhuriyeti'nde, yemen'de çocuklar açık açık katlediliyor, ben burada tutmuş eğitim kalitesinden söz etmeye çalışıyorum, karşımdaki adam "çocuklar için zor koşullar daha iyidir" diyor, mülki amir olarak. ne öğretmeni, ne çocuğu, ne cenazeyi, ne de insan olmanın temelini savunacak birilerine, hayatımız emanet.

ve bu arada akşam da belki buluşacağım biri var, bu kişi pek yakında sevgilim olabilir, ama belki de bir daha görmem... rüyamda nusaybin'deydim, kentsel dönüşüm gelmiş yıkılan evlerin yerine baraj yapmışlar, insanlar dikenli tellerin ardından sulara bakıp bakıp ağlıyordu. şimdi de oturmuş giri yazıyorum. ambale olmuş olsam gerek.
1 /