anaokulu aşkı

1 /
ksanikse ksanikse
karşınızda kırmızı önlüğü ve önlüğüne yakışır kırmızılıktaki yanaklarıyla sevimli bir 6 yaş çocuğu duruyorsa küçük kalbinizle bu küçük insana aşık olmamanız imkansızdır.rüyalarınızda el ele uçtuğunuzu bile görürsünüz.
maviden siyaha maviden siyaha
sanırım yeryüzündeki en masum olay. eğer benim gibi öğretmeninizin 1.sınıfta okuyan oğluna aşık olursanız ve servisiniz hep geç gelirse, herkes gittikten sonra onun masanın üzerinde tepinmeleri bile dünyanın en sempatik davranışı gibi gelir. servis gelmese de siz ordan hiç gitmeseniz. yaramazlıklarına kızarken aslında onu sevdiğinizi gösterseniz.
çevreyolu çevreyolu
ilerki yıllarda geçmişe özlem dolu bir gülümsemeyle hatırlayacağınız çocukluk aşkıdır, saftır. çocuklar türümüzün en saf, masum varlıkları zaten. benim de vardı bir tane bundan. o zaman ayakkabılarımı bağlayamıyordum, sevgimi aşık olduğum kıza ayakkıbımı bağlatarak gösteriyordum. çok utanıyorum lan sözlük. artık bağlayabiliyorum kendi başıma merak etme.
soprano soprano
"kocacım kocacım" diyerek üzüm yedirdiğimdir. ne kadar vefalıymışım ki yüzünü bile hatırlayamıyorum şimdi. ah sözlük ah.
panikyok panikyok
benim de vardı lan, başlığı görünce bi tebessüm ettim bak şimdi.

bi gün okul bitti işte, ayakkabı odasına gittik, giyip dağılacağız. öğretmen başımızda bekliyor. bağlayamayanları o bağlıyor falan. ben de yeni öğrenmişim, annem kapıda beni bekliyor. kendim bağlıyorum ayakkabılarımı, başarıya bak!

neyse bağladım ayakkabılarımı bu kız da yanıma geldi. adı da özgeydi. vay len adını unutmamışım. yanıma geldi, yanağımdan öptü gitti. utanmıştım tabi lan. anneme bi baktım bana gülüyodu hınzır hınzır. öğretmen de bize bakıp gülmüştü. etraftaki çocukların umurunda bile değildi allahtan. herkes kakara kikiri.

sonrasını hatırlamıyorum ya. kızın yüzü bile silik silik yani. sadece adını biliyorum. ehehe vay anasını. o zamanlar daha iyiymiş lan aşk hayatım.*
hiperaktif kaplumbaga hiperaktif kaplumbaga
teee bundan yıllar önce. anaokulunda bir çocuk vardı, şimdi adını bile hatırlamıyorum ama bi olay var ki gülmeyin halime.

siz de gördünüz mü bilmem. oyuncak atlar vardı benim zamanımda. at dediysem sopanın ucuna bi tane at kafası takmışlar adı at olmuş. o günde öğretmenimiz kızları ve erkekleri ayırdı. erkeklere de sırasıyla o sopadan bozma atı verdi. seçtiği çocuğun adını da yakışıklı prens koydu. buraya kadar neşe içinde izliyorum tabi ben oyunu.
sonra aldı atı o adını hatırlayamadığım çocuğa verdi. öğretmen atını al ve prensesini seç, onu da al ve gezdir dedi. öğretmene bak, şimdiki aklım olsaydı hocam başka işiniz mi yoktu derdim ama işte çocukluk.

yakışıklı prens dolandı dolandı. geldi ve önümde durdu. sonra ne mi oldu? sopadan bozma at gözüme beyaz at gibi göründü, kırmızı önlüklü çocuk da beyaz atlı prens.olayın ciddiyetine varan ben bi de çocuğun belinden sarılıp atla gezinti yaptı.

adı da oldu bunun anaokulu aşkı..

heeyy gidi günler heyy.

tanım: hatırlandıkça yüzde tebessüm oluşturan aşktır.
arsız arsız
ismi gül'dü... o, ordaki herkesten farklıydı. belki de onun farklı olması çekmişti beni kendine. "imkansızlığın kekremsi tadıyla" ilk kez o zaman tanışmıştım. aramızda 20 yaş vardı. "örtmenimdi"... o buna takılmasaydı çok mutlu bir birlikteliğimiz olabilirdi. onu dünyanın en mutlu kadını yapabilirdim. herşeyin üstesinden gelebilirdik. ahh gül ahh...

siz bilir misiniz aşık olduğunuz kadının sizi dizine alıp hoplatmasını? bühüüüüü.

edit: aşkın heyecanına kendimi kaptırıp tanım yapmamışım. anaokulu aşkı en masum aşktır.
1 /