angst essen seele auf

abozek abozek
filmde ali'yi oynayan arkadaş, genellikle dar kıyafetlerle, arasıra da anadan üryan vaziyette görülür. fassbinder cinsel tercihini de filme oldukça yansıtmıştır bu sayede. ayrıca ali'nin donuk tavırları da oldukça ilginç bir hava katmıştır filme. bunların yanında yönetmenin kendisi de ufak bir rolle yer almakta kamera önünde.
rezildans rezildans
2. dünya savaşı sonrası alman toplumundaki dinamiklerle ilgili çarpıcı bir fassbinder* eseri.

türkçe'ye "korku ruhu kemirir" olarak çevrilmiştir.

filmi gereken ilgiyi verip dikkatle izlerseniz, gerçekten duygulanmamanız, insan olduğunuzu hatırlamamanız, günümüzdeki; tam anlamıyla author'un herhangi bir girisine konu olabilecek skindirik insan ilişkileri durumlarına küfretmemeniz işten değil.

filmdeki fas'lı göçmen işçi ali karakterini oynayan oyuncu (el hedi ben salem), o dönem fassbinder'in sevgilisidir. yaygın söylentiye göre, sonradan fassbinder kendisini terkettiği için intihar etmiştir.

filmin adı da, almanya'da işçi olmaya gelen yabancların zayıf almancalarına nazire yapmak amacıyla, almanca gramerine göre yanlış bir yazıma sahiptir (angst i(almanca'daki beta harfi)t seele auf gibi bir şey olmalı, bende almanca çok zayıf, bilen biri varsa düzeltiverirse ne güzel).

ayrıca filmin çift dvd'lik criterion dvd'sinin ekstralar dvd'sinde bir kısa film vardır. ali'nin bakış açısından çekilmiştir (first person shooter gibin). filmin en insan canlısı sahnelerinden biri olan emmi ve ali'nin dans ettiği giriş sahnesinin, emmi'yi oynayan brigitte mira'nın yakın zamandaki haliyle oynadığı bir yeniden çevrimi gibidir.

ali, emmi'yle dans edeceği mekana (aslında bir tiyatro sahnesidir, sonradan anlarız) gelmeden önce, neo nazilerin saldırısına uğrar (bu arada neo nazi gençleri oynayanlardan birinin de, kredilerden* türk olduğunu hatırlıyorum ironik bir şekilde).

sonunda da, puslu bir havada giden bir tren penceresinden çiçek demetindeki çiçekleri bırakan ali'nin elini izleriz.

arka fonda da nick drake'den parasite adlı şarkı çalar. çok dokunaklıdır.

grooveshark grooveshark is free music, online radio, and so much more. enjoy unlimited free music streaming with a worldwide community of artists and music lov... grooveshark

edit: sözlükte almanca'daki beta harfini yazamıyormuşuz, onun yerine garip işaretler belirdi. onu düzelttim. imla anlayacağınız.
jouissance jouissance
zenofobiklerimizin çoğu için aşina bir film; "kürtlerin kötü kokması", "allahın kürdünün bu kadınla işi ne?" sorusu, "kürtlerle alışveriş yapmayalım"... bunların almanya'da faslı bir işçinin başından geçenler olarak anlatımıdır fassbinder'in filmi. izleyin, birtakım iğrençliklerle karşılaşırsanız filmde, belki biraz vicdan muhsebesi yapanlarınız çıkar.
kosmos kosmos
kadınsı bi film. yaşlı kadın genç adam olayı değil ama filmin basbaya yönetmenliği kadınsı. görüntüler de bir o kadar güzel. izleyebilirsiniz.
seyym seyym
1974 almanya yapımı bir romantik- dram filmi. film 60'larında bir alman kadın ile 30'lu yaşlarda bir faslı işçi arasındaki ilişkiyi anlatıyor. gerek yabancı düşmanlığı gerekse kadının adamdan bir hayli yaşlı olması sebebiyle birbirlerine layık görülemeyen ve çevresinden çok tepki alan çift her şeye rağmen vazgeçmezler aşklarından, taa ki çevre onları kabullenene kadar. o andan sonra değişir her şey. imkansız aşkın cazipliğinden midir bilinmez değişir ilişkileri. kadının gözüne adamın alman olmaması batar olur, adama da kadının geçkinliği.
filmde ali rolünde izlediğimiz el hedi ben salem yönetmen rainer werner fassbinder'in sevgilisiymiş. baya da ateşli bir ilişkileri olmuş rahmetlilerin. hatta el hedi ben salem'in fassbinder yüzünden intihar ettiği söylentileri varmış. bu iki adamın filmde acayip heteroseksüel herifler olarak karşımıza çıkması da ironik olmuş. salem çok çirkin bir herifmiş bir de söylemeden geçemeyeceğim. hakan balamirgillerden ama hakan balamir bunun yanında brad pitt gibi kalır. kadın desen allahlık. filmin ciddi bir hikayesi var, yabancı düşmanlığı. ancak romantik tarafı için de daha bir eli yüzü düzgün insanlar koyaydılar olmaz mıydı? adam daha bir yüzüne bakılacak gibi olaydı. kadın da kırklarında olsaydı en azından. allahtan sevişme sahnesi yoktu da biraz ordan kurtardık. gerçi ikide birde adamın organının gösterilmesi de pek bir gereksizdi ya, bunu da salem'in yönetmenin sevgilisi olmasına bağlıyorum. "çirkin ama bakkııın bu var benim sevgilimde" demek istemiş olabilir sanırsam. neyse daha fazla iğrençleşmeden gene en entelinden ve ciddisinden yorumlarıma dönüyorum.
film bana fazlasıyla harold and maude'u anımsattı. o filmden de nefret etmiştim zaten. ırkçılıkla ilgili filmlere bayılmama rağmen sevmedim ben bu filmi. kadın erkek ilişkilerinde tutucuyum ben sanırım. inanamadım aşka nedense.
zaten ben bunları yazdıktan sonra daha da kimse izlemez filmi. ama genel yorumlar iyi yani ben sevmedim ama benim zevksizliğim de olabilir. o kadar da güvenmeyin bana bence. neyse çirkin dediğim adamın da fotoğrafını koymak istiyorum izninizle ki çirkinden kastımın ne olduğu anlaşılsın. yani bu adam bir buçuk saat izlenir mi? siz söyleyin allaasen:


kadın da bu, aşk bunların arasında yani:



ne şekilci ne pis bir insanmışım şimdi birden kendimden tiksinir gibi oldum ama o kadar film izliyoruz en azından bir tek güzel kadın görmeyi hak etmiyor muyuz he etmiyor muyuz? sen söyle sevgili okur.
lorquet lorquet
korku ruhu kemirir. eski bir arap deyişiymiş.
70lerde ikisi de alt tabakada yaşayan, faslı genç bir göçmen ile eski nazilerden yaşlı bir kadının ilişkisini anlatan fassbinder filmi. insanlar daha çok aşk demeyi tercih ediyor ama aralarında bir aşk yok. bir nevi zorunluluktan bir aradalar. kadın yaşlı ve yalnız, adam da kendine nazi demeyen ırkçı almanya'da bir arap.
başta birliktelikleri çevrelerinde sorun yaratsa oldukça güçlü. yaşlı kadın ali'yi kullandırarak ne zaman ilişkilerini kabul ettirmeye başlıyor, o zaman da sıkıntılar ortaya çıkıyor. tam da bir arada güçlü olduklarına dair karar verdiklerinde adamda kronik göçmen hastalığı stresten ülser çıkıyor. kadın ona bakacağını söylüyor ve finiş.
bu yönüyle savaş sonrası yaşlı almanya'nın genç göçmenlerle ilişkisi anlatıldığını düşünüyorum. o dönem almanya'ya göç etmiş türkler gözümün önüne geldi. belki de çoğu hak etse de onlara alamancı yakıştırmasını biraz bol keseden sallıyoruz gibi.