anksiyete

adagiettoo adagiettoo
sene 2002, 12 yaşındaydım. msn messenger kullanıyordum, bir gün tanımadığım biri beni ekledi. i̇smi abdurrahman'dı, pozantı'da yaşıyordu. 40 yaşlarındaydı ve eşinden ayrılmıştı. tesadüfen beni eklediğini söylemişti, inanmıştım. kendisi pedofiliydi ve ben bunu anladığımda aradan yıllar geçti. i̇lk zamanlar benimle baba gibi konuştu. zaten sorunlu bir aile hayatı ve sorunlu bir çocukluk dönemi geçirdiğim için kendisini en yakın arkadaşım olarak görmeye başlamıştım. zaman içerisinde beni pozantı'ya davet etmeye başladı. bana banyoda nasıl tecavüz edeceğini anlatıyordu, uzun uzun. ancak bunları sevgi ekseni etrafında dolaylı olarak anlattığı için çok da bir şey anlamıyordum. 'otobüs paranı göndereyim. seni karşılarım' ile ikna edemeyince istanbul'a gelmeye karar verdi. o günden sonra
geceleri uyku düzenimin bozulduğunu fark ettim. korkmaya ve kaygılanmaya başlamıştım. ondan neden korktuğuma anlam veremiyordum ama o kadar çok huzursuzluk yaşıyordum ki tırnaklarımı yemeye başlamıştım. i̇şin kötüsü evdekiler kör gibiydi, halimi fark eden yoktu. babam dediğim zat o kadar baskıcı ve yobazdı ki ona bunu söyleme ihtimalim bile yoktu. en son abdurrahman'ı engelledim, bir süre internete girmedim ama o kaygı ve korku hali yüzünden yürürken bile fenalaşmaya başlamıştım. birden nefes alamıyordum, çarpıntım başlamıştı.
ruh halim o kadar kötüydü ki herkes yanında kaldığım ailenin bana işkence yaptığını falan düşünmeye başlamıştı. yurda yerleşmem konusunda bizimkilere baskı yaptılar. okuldaki öğretmenlerim bizimkilerle konuştu. bizimkiler bir şey yapmadıklarına yemin etseler de kimse buna inanmadı. beni o yıl kadıköy'de bir yurda yerleştirdiler. aynı zamanda psikolojik destek almaya başladım ancak abdurrahman denen pislikten hiç bahsetmedim. farklı bir ortam, daha yoğun bir ilgi alaka, internetsiz geçen zaman vs. kısa süre de olsa bana iyi geldi. lise zamanı yurt ücretleri artınca geri eve döndüm. bu sefer daha saçma günler beni bekliyordu. üniversite okumama izin verilmeyeceğinden bahsediliyordu. i̇lk zamanlar bunun şaka olduğunu düşünüyordum ama hiç öyle olmadı. lisede o kadar baskı altındaydım ki erkekler benden bilerek uzak duruyordu. çünkü babam akşamları okul çıkış kapısında beni bekliyordu. bir kere birinin yaptığı bir espriye gülümsedim diye vurmuştu. sanırım ondan dolayı bizim yüzümüzden başına bir iş gelmesin diye bana bulaşan da yoktu. birkaç tane yakın erkek dostum vardı. hepsinin de bok gibi aile hayatı vardı. kantinde herkes derdini anlatıyordu, çözüm bulmaya çalışıyorduk. kantin benim için en güvenli alandı, babam oraya gelmezdi. oraya gelmek aklına bile gelmezdi. liseden mezun olduğumda, üniversite sınavının olacağı sabah babam erkenden uyanıp sınava girmeme izin vermemişti. hem düz liseye gidiyorum hem ona rağmen eşek gibi gizli gizli ders çalışmışım. bir tane adam çıkıyor yok diyor. üniversiteye göndermem, senle uğraşamam. evleneceksin diyor. o korku ve kaygı hali tekrar tüm bedenimi sardığında artık işler iyice karışmaya başladı. abdurrahman gibi birine verecekler beni diye taktım kafaya. 40 kilo, 24 saat uykusuz, tüm erkekleri öldürmek isteyen biri oldum. yakın arkadaşlarım o yıl kocaeli üniversitesi'ni kazandılar. adam beni evlendirmek istese de dışardan bakıldığında ruh gibi olduğum için 'bunu bir doktora mı götürseniz?' diye bizimkilere baskı uygulanmaya başladı. lanet ede ede beni bir psikiyatra götürdüler. götürmeyecekler de ben benlikten çıkmışım. biraz toparlansam yine evlendirecekler, ondan asla vazgeçmiş değiller.
psikiyatr anksiyete ve majör depresyon tanısı koymuştu. ben bu illetle meğerse 12 yaşında acı bir tecrübeyle tanışmışım. bir sürü antidepresan tedavisi vs derken o yıl kızlar beni kocaeli'ye çağırdılar. burda bir işe girersin, sınava hazırlanırsın dediler. o yıl adeta evden kaçtım. ani bir kararla birkaç giyisi alıp i̇zmit'e geldim. 1 yıl de facto'da çalıştım. ruh halim pek iyi değildi ama beni idare ettiler. ben her şeyimi anlattım. onlar da normal üstü bir hoşgörüyle beni kabullendiler. şu an 30 yaşındayım ve hayatımın en güzel yılı i̇zmit'te geçirdiğim 1 yıl olabilir. i̇şte çalıştım, üniversite sınavı için tekrarlarımı yaptım. moralim bozulduğunda umuttepe'ye çıktım. üniversite hayali kurdum derken i̇stanbul üniversitesini kazandım, tekrar i̇stanbul'a geldim. burdaki öğrencilik hayatı da zordu ama bu zorluklar tatlı zorluklardı. ödediğin bedelin bir anlamı vardı. sonunda iş sahibi olacaktın. o da oldu ancak 30 yaşımda anksiyetem yine hortladı. bende anksiyeteye bağlı el titremesi vardı. 30 yaşından sonra bu titremeler arttı. çünkü kovid belamı sikti, parosmi oldum. 9 ay yemek yiyemedim. bir daha hiç iyileşemem kaygısı yüzünden dengem bozuldu. şimdi yine çarpıntım var. az az nefes alıyorum. derin uyuyamıyorum ve bence en kötüsü elim titriyor. mr ve eeg sonucum temiz ancak o el titremesi 30 yaşına kadar sadece sağ elimde varken artık sol elimde de var. bunun tedavisi yok dediklerine mi üzüleyim yoksa zaman içerisinde bacaklarda da başlar dediklerine mi üzüleyim bilemedim. keşke zamanı geri alabilsek
1
caotic caotic
umarım bundan sonraki hayatın çiçek gibi olur sevgili yazar.
bu başlıktaki 88 giriyi daha gör