anksiyete

6 /
lazpinokyo lazpinokyo
panik atakta diyebiliriz bir nevi benim başıma geldi ilaçsız kendi kendime atlattım, nasıl atlattım uzun hikaye gerçekten yardımcı olunmasını isteyen varsa kırmızılandırabilir.
dumrul dumrul
sinan canan'a göre bizim varsayılan ayarlarımızla ilgilidir. insan evrim süreci içinde milyonlarca yıl boyunca sayısız dışsal tehditle karşı karşıya kaldı. günümüz koşullarında bu tehditlerin hiçbiri söz konusu değil ancak bizim bu tehditler karşısındaki korunma mekanizmalarımız varlığını sürdürüyor.

tehdit yok ama senin beynin her vesileyle alarm veriyor. yani çağımızda bunun her yerden fışkıran bir hastalık olması, uygarlığımızın bize sunduğu konfor düzeyi ile doğrudan orantılı.
ekim taklamakan ekim taklamakan
güneşin ne zaman doğup ne zaman battığına kimsenin dikkat etmediği bir şehirde camdan insanlar yaşardı. sadece tarım yapılan bu şehrin camadamları akşama kadar topraklarını ekerler akşam olduğu vakit şehrin merkezindeki meyhanelere doluşup eğlencelere katılırlardı. en gözde eğlenceleri, en çok iddia tutuştukları oyunları kimin daha fazla şarap içebileceğinin ölçüldüğü şelale oyunuydu. böylesine rutubetli şehrin elbette ki karanlık bir de şelale yıldızı vardı. ;kaşıntı! kaşıntı şelale oyununun yıllardır kazananıydı. önüne gelen tüm camadamları sızdıran mükemmel camadam! bir yerden sonra yenilemez olduğu kesinleşmişti. öyle ki kaşıntıyı özel günler dışında yarışmaya dahil etmemeye başlamışlardı. kaşıntı… uyuşamayan bir tabiat…
güneş ne zaman doğmuştu? çokta önemi yoktu. makas sesleri gelmeye başladığına göre sabah olmuştu. tüm şehir yıllardır makas sesleriyle uyanır olmuştu. kanıksamıyordu artık kimse. nerden geliyordu bu sesler? makaslar nasıl bir şeydi? kimse bilmiyordu. umursamıyorlardı dedik ya!
yatağından doğruldu kaşıntı. makas seslerini duyduğuna göre sabah olmuştu. kafasını musluğa dayayıp kahvaltısını yaptı. bir bez alıp parlattı bedenini. artık hazırdı. tarlasına doğru yola koyuldu…
makas sesleri bir ara diner gibi oluyordu. birkaç saat demişlerdi bu aralığa. sonra tekrar artıyordu sesler. i̇yice dayanılmaz hale geldiğinde, ekinler titremeye başladığında, sokaklarda makas yankıları oluştuğunda meyhane saati gelmiş demekti. adımlarını hızlandırdı kaşıntı. sesler her geçen saniye dayanılmaz oluyordu… düştü meyhaneye. düştü bahçeye…
bahçede gene şelale akıyordu. gene birileri uyuşuyordu. ezgiler yükseliyordu meyhane salonunda. makas sesleri duyulamaz olana kadar! kaşıntı… ne çok gıpta etti onlara birden. sahi en son ne zaman uyuşabilmişti?
bahçede boş masa aradı. arkalardaki masaların birinde bir boşluk gördü. bir şarap söyleyip yöneldi masaya. masadaki pislikleri temizlemeye başladı. ondan önce oturan iyi sızmıştı belli ki. masada oturan diğer camadamlara baktı. sızmak üzereydiler. bu gün geç mi kalmıştı? eğlencenin sonuna mı gelinmişti yoksa? tiz mikrofon sesiyle irkildi.
-yaşlandığımız bir hayalevi…
her zaman ki gibi ağır ağır başladı içmeye. makas sesleri duyulmaz olana kadar devam etti. makas seslerinin yerini hoş bir fluluk alana kadar içti. kararına vardığını hissedince bıraktı içmeyi. yavaşça doğrulup çıktı hayalevinden.
eve doğru adımlarını hızlandıra dursun bir karaltı gördü yerde. anlamlandıramadı. daha önce hiç karaltı görmemişti. neydi ki bu? karaltının bittiği yerde bir adam gördü. camdan değildi! şaşkınlığı daha da arttı. adamın elinde bir çuval vardı. yarı heyecan yarı merakla yoluna devam etmek istedi. soğuk bir bakış hissetti üstünde. duraksadı. yanından geçip gitti adam. takip edip etmeme ikileminde kaldı. ne kaybedebilirim ki deyip takibe başladı adamı. meyhaneye gidiyordu adam. takibe devam etti. hava bu gün bu kadar soğuk değildi sanki?
meyhane vardıklarında adam çöpe yöneldi. çöpten cam şişeleri toplamaya başladı. boş şarap şişelerini. neden böyle bir şey yapıyordu? gidip konuşmalı mıydı? takibe devam etmeye karar verdi. çuvalı şişeyle dolan adam geldiği yola yöneldi. takipten vazgeçti camadam. kalanına yarın devam edecekti. nasıl olsa yarın da gelirdi.
düşündüğü gibi oldu. meyhaneden gene kararınca içtikten sonra çıktı kaşıntı. bu sefer eve gitmek yerine beklemeye karar verdi. karaltı geldi. karaltının bittiği yerdeyse aynı adam. şişeleri topladı gene aynı şekilde. gene çuvalı sırtına atıp aynı yöne yöneldi. takibe devam etti camadam. eski bir eve girdi karaltı. karaltının bittiği yerde aynı adam. burda bitirmeye karar verdi. yarın içmeye gitmeyecek kapının önünde karaltının gidişini seyredecekti. ve tabi karaltının bittiği yerdeki adamı da.
düşündüğü gibi oldu. makas seslerini duyunca tarlasından ayrıldı dünkü eve gitti. eve yaklaştıkça makas sesleri artmaya devam etti. sesler sanki beyninin içine geçmeye başlamıştı. i̇çmeyince böyle mi oluyordu. sahi en son ne zaman içmeden yatağına girmişti ki? meyhaneye mi ev mi? uyuşukluk ve merak arasında bir seçim yapmalıydı. o merakını gidermeyi seçti. yarın giderim içmeye dedi. eve yöneldi. bekledi bir müddet. kararınca bir vakit sonra kapı açıldı. karaltı çıktı önce. karaltının bittiği yerde aynı adam… takibe devam etti. gidişini, şişeleri toplayışını ve evine dönüşünü. böyle olmayacak dedi kaşıntı. adamla tanışmaya karar verdi. belki karartıyla da tanışabilirdi? dördüncü gün kapının önünde beklemeye koyuldu adam. gene içmeye gitmemişti. gene makas sesleri beyninin içindeydi. kapı açılmadı o gün. geç mi kalmıştı ki? beşinci gün tarlasından erken ayrıldı. makas sesleri daha bir fazlaydı o gün. eve geldi. beklemeye devam etti. kapı açılmıyordu. makas sesleri yükseliyordu. yükseldi yükseldi! dayanamıyordu. yeter diye bağırdı. yeter! dizlerinin üzerine çökmüş dehşet yüzü bir ifadeyle yeter diye bağırdı tekrar. derken kapı açıldı. yarım boylu bir karaltı çıktı. arkasından aynı adam. soğuk bakışı hissetti üstünde. elleri kafasında karaltının yanına gitti. karaltının başındaki adamın yüzünde de aynı dehşet ifadesi vardı. donuk donuk baktılar birbirlerine. bir zaman sonra gözünü evin içine çevirdi kaşıntı. makas seslerinin kaynağını görüyordu! makaslar!..
belli belirsiz bir rüyadan uyandı adam. belli belirsiz bir yorgunlukla doğruldu yatağından. makaslar yatağın başında ona bakıyorlardı. i̇çeriye vuran güneş ışığından yüzü kirlenmişti. sırtını güneşe verdi. i̇zlemeye başladı. makaslar adamın gölgesine yöneldiler. küçük bir makas bir berber edasıyla kırpmaya başladı gölgeyi. sonrasına en büyük makas saldırıya geçti. extrem makas! daha sonra bir başka küçük makas. sonra orta büyüklükte bir makas… adam çığlık atıyordu. makas sesleri çığlığı bastırıyordu. adam elleri yüzünde terler akıtıyordu. güneş terlerini yakıyordu. gölgesi parça parça olmuştu. un ufak olana kadar devam etti makaslar. sonra durdular birden. yerdeki gölge parçalarına baktı adam. makaslar içeri odaya gittiler. hemen boş şişelere yöneldi adam. gölge parçalarını içine attı. musluktan doldurduğu suyla çalkaladı şişeleri. sonra içti onları. i̇çti. hepsini içti. ne kadar zaman sonra ayaklarında bir ağırlık hissetti. karaltı oluşmaya başlamıştı gene. derken gölgesi her zamanki şeklini aldı. bir müddet düşündü öylece adam. bir uyuşukluk hissetti. tekrar geldi makaslar…

karşılarında yatan adamın belirli belirsiz uyumasını izliyordu extrem makas. küçük makaslar mızmızlanmaya başlamışlardı. sabah oluyor demekti bu. keyiflendi extrem makas. güneşe duyduğu büyük minneti iletti küçük bir ayinle. derken adam uyandı belirli belirsiz bir yorgunlukla. yüzündeki kirle. makaslar saldırıya geçti. önce bekledi extrem makas. sonra büyükce gerilip kocaman bir ısırık aldı adamın gölgesinden. bir fabrika gibi lime lime ettiler karaltıyı. doyduklarını hissettiklerinde ayrıldılar adamın yanından. i̇çeri odaya geçip uzandılar koltuklara adamın odasından uyuşukluk sesi gelmeye başladı. tekrar adamın yanına gidip bir atak senfonisi daha yaptılar. tekrar döndüler içeri odaya…
ben nasıl bir güneşim dedi güneş! işığım mı az yoksa? tüm şehri aydınlatıyordu halbuki. ama sadece tek bir yerde gölge oluşuyordu. güçlü güneşler büyük gölgeler oluşturur sözünü hatırladı. hatırladığı en eski bilgiydi belki de bu. ama gölgeleri göremiyordu. makaslara mahcup oluyordu. var gücüyle ışıldadı tekrar. çığlığı duyana kadar devam etti. makas sesleri çığlığı bastırdı. hah dedi güneş! bu sefer de oldu gibi.
daldan düşen arkadaşına baktı üzümün içindeki damla-damlacık. olgunlaştık sonunda dedi. dünya varmış! bir el topladı onu ve arkadaşlarını. bir kamyonun kasasına yüklendiler. keyifli bir yolculuk sonrası harika bir fabrikaya geldiler. olağanüstü makinalardan güpgüzel şaraplara dönüşmüş olarak çıktılar. i̇lelebet payidar kalacak şişelere dolduruldular. i̇p iyi barkodları basıldı. ve nihayet bitimsiz hayalevine gönderildi hepsi. şık bardaklarda servis edildiler. yağ gibi aktılar yakışıklı camadaların midelerine. bazısı şişenin dibinde kaldı ama. damlacık da öyle. ne güzel bir final yapabilirdi halbuki. çok anlamsız geldi birden. tüm bu yolculuk bir çöpün içinde son bulmuştu. şişeler çöpe atıldı. çöpten bir adam alıp çuvalladı bunları. bir çuval yolculuğu yaptılar bir süre. sonrasında çuvaldan çıkıp masaya dizildiler. bir çığlık duydular önce sonrasında makas sesleri. ooo bedava sinema dedi damlacık. makasları izleyedurdu… ve bir suyla karıştı damlacık ve birkaç arkadaşı. adamın midesine aktılar önce. bir müddet sonra adamın ayağına düştüler. başkalaşım gerçekleşti…
damlacık dehşete düştü. çok soğuktu içinde bulunduğu karaltı. buz gibiydi. ne olacaktı bundan sonra? kalan hayatına bir karaltı olarak mı devam edecekti. karaltının bittiği yerde bir adamın ayağı başlıyordu. adamın kafasında bir düşünme balonu vardı. adam düşünüyordu… ooo bedava sinema dedi damlacık. en iyisi yakından izleyim. diyip adamın ayaklarına yöneldi. tırmandı bacaklarından kafasına geldi. düşünce balonunun içine zıpladı. i̇çerisi ne kadar berraktı. o gelince önce fululuşatı sonra bulanıklaştı balon. ve nihayet uyuştu. makasları gördü damlacık. adama doğru geliyorlardı tekrar…
overdosoğulları overdosoğulları
evhamlı denilince hiç karizmatik durmuyor çünkü bu yüzden ayyh anksiyete sahibiyim ayh anksiyetem azdı denilen şey. bu entry bu sorunu üst düzeyde yaşayanlar için ayrı tutulmuştur.
ekim taklamakan ekim taklamakan
endişe içindeki insan mantıken öyle bir şey olma ihtimalinin çok az olduğunu bilse dahi en kötü senaryoya odaklanır. araştırmalara göre endişeleri tetikleyen şeylerin öngörülemez yeni ya da belirsiz olayların deneyimlenmesi olduğunu göstermektedir.
endişe çoğu günle var olduğunda karşılaşılan duruma göre aşırı olduğunda kontrol edilmesi zor olduğunda ve kişinin günlük yaşamını engellediğinde ya da belirgin sıkıntıya yol açtığında problem olarak değerlendirilir.
endişeler zihinde olup biterken kaygı ile birlikte meydana gelir. kaygı bedenin tehlikelere karşı tetikte olması için tasarlanmış daha büyük bir sistemin bir parçasıdır. bu tehdit saptama sistemine bazen kaç ya da savaş sistemi de denir.
kaygıyla ilgili ilk sorun sizin tehlike altında olduğunuzu düşündüğünüz her anda tetikleniyor olmasıdır. yani kaygılıyken insan gerçekten tetikte olmasını gerektirecek bir şey olmasa da alarm durumuna geçer. kaldı ki çağdaş dünyada bizlerin karşı karşıya kaldığı tehlikeler genelde fiziksel bile değildir. bunun yerine bizler sosyal tehditler ve zihnimizde oluşan tehditlerle karşı karşı karşıya kalmaktayız. fakat buna rağmen vücudumuz gerçek bir fiziksel tehlikeyle karşı karşıya kaldığında olduğu tepkileri vermektedir. yani sorun şu ki bu sistem fiziksel ve sosyal sistemler arasında ayrım yapmaz.
endişeler genel anlamda 2 e ayrılır
günlcek olaylar hakkındaki endişeler
hipotetik durumlar hakkındaki endişeler
hipotetik durumdakii endişeler eğer şu olursa endişeleridir. bu olaylar hakkında kontrolümüzün daha az olduğu durumları kapsar. yani aslında bu problemler şu an için mevcut değildirler.
endişenin ileri hali kaygın kaygı bozukluğu olarak adlandırılmaktadır.
yaygın kaygı bozukluğunun belirtileri ise şunlardır.

kendini huzursuz, diken üstünde ve gergin hissetmek.
kolay yorulmak
konsantre olmada ve zihni boşaltma da zorluk çekmek
sinirlilik
kas gerilmesi
uyku bozuklukları
yaygın kaygı bozukluğu ile mücadelede bilişsel davranılçı terapinin ac üçgeni işe koşulur. abc üçgeni biliş düşünce ve davranış arasındaki ilişkiyi göstermektedir. üçgenin köşelerinde bulunan biliş, düşünce ve davranış birbirini etkilemektedir. karşılaştığımız davranışı algılama şeklimiz (biliş) duygularımızı etkiler. ya da duygusal olarak çökkün hissettiğimiz bir anda ki düşüncemiz-algımız davranışımızı normalden farklı dizayn edecektir.
yaygın kaygı bozukuğu ile mücadelede ilk olarak endişe hakkındaki düşüncemizi belirlememiz gerekir.yani endişlendiğimiz şey için taşıdğımız endişe bizim için faydalı mıdır?
genel anlamda duyduğumuz endişelerin faydalı olduğuna dair taşıdığımız temel inançlar şunlardır;
1)endişe olumlu bir kişilik özelliğidir. bu düşüncedeki insanlar endişeli olmaları sayesinde daha duyarlı ve vicdanlı olduklarını düşünürler.
2)endişe sorun çözmede yardımcıdır. çoğu insan bir şey hakkında endişelenmenin o problemi çözmede kendilerine yardımcı olduğuna inanmaktadırlar.
3)endişe motivasyon sağlar.
4)endişe olumsuz duygulardan koruma sağlar. örneğin sınavda başarısız olacağıma endişelenirsem başarısız olduğumda daha az üzülürüm.
5)endişe olumsuz sonuçları engelleyebilir. bu zaten batıl inançtır.
bunun gibi endişenin leyhine olan inançlar arttırılabilir. aynı şekilde aleyhte olan inançlar da oluşturulmalı ve endişenin hayatımızdaki işlevini sorgulamalıyız. vardığımız sonuç eğer endişelerin leyhte daha üstün plduğunu düşünmekte ise endişenin sağladığı yararları bize kazandıracak alternatif davranışları çalışmalıyız. şayet endişenin aleyhte fazla olduğuna kanaat getirmiş isek yazıyı okumaya devam edebiliriz.
endişe üç çeşit durumda tetiklenir.
1)yeni durumlar
2)belirsiz durumlar
3)öngörülemeyen durumlar
bu 3 durumun ortak yanı neler olacağından emin olamamamızdır. o halde durumun sonucu ve sizin onunla nasıl baş edeceğiniz belirsizdir. bu yüzden zihinsel olarak plan yapmaya ve hazırlıklı olmaya kalkışırız.
belirsizlikle ilgili inançlara bakacak olursak;
1)belirsizlik yaşamak adil değildir.
2)belirsiz durumlar çok olumsuz sonuçlanır.
3)beklenmedik olumsuz sonuçlar ile baş etmeyi başaramam.
endişemizi azaltmak için bu üç inancın yerine şu üç inancı koymalıyız
1)bu belirsizlikler hayatın normal bir parçasıdır.
2)belirsiz durumlar muhtemelen her daim ortaya çıkacaktır.
3)sonuç ne olursa olsun bununla başa çıkabileceğime inanıyorum
i̇nsanlar endişeli olduklarında genelde güvenlik davranışlarını işe koşarlar. güvenlik davranışları sayesinde yaşadığımız tehditler karşısında yaşadığımız kaygıyı bertaraf ediyoruz. güvenlik davranışları iyi hissetmeyi sağlar çünkü tam da o anda iyi hissetmeyi ve olumsuz durumdan kaçınmayı sağlar. sık rastlanan güvenlik davranışlarına birkaç örnek;
1)aşırı güvence aramak: karar verirken diğer insanların görüşlerine başvurmak
2) çifte kontrol: bir şeyin doğru yapıldğına emin olmak için üstünden geçmek. örneğin ocak açık mı kaldı
3)aşırı bilgi aramak: durum hakkkında olabildiğince bilgi sahibi olmaya çalışmak.
4)aşırı liste yapmak
5)her şeyi kendiniz yapmak
6)diğerleri için bir şeyler yapmak
bu saydıklarımız yaklaşma güvenlik davranışına girer. bir de kaçınma güvenlik davranışları varıdr ki bunlar;
1)erteleme
2)kısmi adanmışlık: kendini sorumluluğa tam olarak vermeyerek kaybetme sorumluluğunu almamak. örneğin kaybetme korkusuyla ilişki içerisinde fazla yakınlaşmayı reddetmek gibi.
bir davranışın leyhine ve aleyhine liste yapmanın en iyi yolu davranışı test etmekten geçer. davranışsal deney yapmanın ipuçları şunlardır;
1)küçük adımlarla başlayın; eğer köpeklerden korkuyorsanız doğudan bir köpekle karşı karşıya kalmak yerine yavru bir köpekle karşı karşıya kalın.
2)kaygı duymaya hazır olun; kaygı duymanız normaldir çünkü geçmişte kaçındığınız şeyi yapmaktasınız.
3)bir deneyi birden fazla kez tekrar edin.
maruz bırakmada bir diğer teknik yazılı maruz bırakmadır.
bu teknikte maruz kalacağınız durumu;
geniş zamanda ve ben öznesiyle
duygularınızı da işin içine katarak
en kötü durum senaryosuna odaklanarak
ve gerçekçi yazdığınıza emin olarak yazın

endişesiz hayat sürmenize fayda sağlayacak bir diğer önemli şey de özbakım için zaman yaratmaktır. bunun için özbakım becerileri geliştirmek önemlidir. yani sevdiğiniz şeylere ayırdığınız zamanı arttırmak, zamanı arttıramıyor iseniz kalitesini arttırmak.
driving einstein driving einstein
sanırım covid-19 yüzünden bana gelen rahatsızlık.

hiçbir hastalığa(kanser dahil buna) yakalanmayayım diye ekstra çaba göstermem, hayatımın merkezine koymam ama bunda yaptığım en küçük yanlışta kafayı yiyorum...
isveç norveç danimarka isveç norveç danimarka
bir dönem çilesini çektiğim ancak hayatımda bazı şeylerin yoluna girmesiyle beraber atakların arasının artık uzadığı hede.

psikoloğum 'anksiyete bizi canlı tutan şeydir ancak fazla canlı olmak gerçeklik algısı için pek hayırlı değildir' demişti.

bana sunduğu çözüm önerisi ve uygulayınca faydasını gördüğüm atak savma yöntemini de paylaşayım da belki bir faydam dokunur.

3-5-7 nefes tekniği; 3 saniye boyunca derin bir nefes alıyorsunuz 5 saniye içinizde tutuyorsunuz ve 7 saniyede aldığınız nefesi veriyorsunuz.

bir de 3-3-3 olayı var; etrafınızda gördüğünüz ilk 3 şey, duyduğunuz ilk 3 ses ve hissettiğiniz ilk 3 organınız. bunu yaptığınızda anksiyetenin yarattığı galiba ölüyorum ilüzyonundan kurtulabiliyorsunuz.
kornman kornman
hayatınıza yön vermesine izin vermeyin. hayatınızı yaşamak için tek bir şansınız var, onu da tedirginliğe teslim etmeyin.

engelleyen bir hastalığınız yoksa spor yapın. 2 yıl fitness ve bodybuilding yaptım (menisküsü patlatana kadar), ne okul, ne iş, ne de diğer dış etmenler iyi bir vucut (spor ile) ve iyi bir kafanın(meditasyon) birleşimini anksiyeteye boğamaz.

spor salonuna gitmenize gerek yok. başta ağırlıksız, sonrasında ise 2 tane 1 lik veya 5 lik dumbell ile haftada 4 gün (hele corona sayesinde evden çalışıyorsanız) spor yaparsanız, bir aya vucudunuzu toplarsınız. google ve youtube de sınırsız kaynak var program için, kendinize uygun olanı seçin. ben buraya ilk sakatlandığımda yaptığım sakat ayak egzersizini koyuyorum.




ilk hafta 10 dakika yapsanız dahi yeter.

meditasyon içinse bana en çok yardımcı olan şu iki videoyu koyuyorum.

kısa versiyonu




uzun versiyonu


kirke halanız kirke halanız
ben bunun öğrenme ile aktarılan bi şey olduğuna karar vermiştim en son. kadın anam da böyle benim mesela. evhamlar kraliçesi. üzüm üzüme bak baka nihayetinde. neyse beni de bu yüzden arada yokluyor diye düşünüyordum ama benimkisi biraz daha değişik sanırım. çok normal başlayan bir günün sonunda hep bi şeyleri yanlış yaptım, eksik yaptım, yine öyle olacak, kendimi rezil edeceğim , zaten aptalım duygusunu aşırı yoğun yaşıyorum bazen.buna çarpıntı, nefes problemleri ve ağlama krizleri de eşlik etmeye başladı, nadiren de olsa. kendi kendine geçiyor diye ciddiye almıyordum hiç. bugün ilk defa ciddiye almaya karar verdim galiba. neyse, inşallah aşısı filan çıkar. çerez gibi lustral yutup 156 kilo olmak istemiyorum.
adrenokortikotropik adrenokortikotropik
boktan bir şey. o lanet meret yüzünden bir gün sabah 4 te annem beni acile götürmek zorunda kalmıştı. sıkıntı yaşayan arkadaşlara verebileceğim tek tavsiye, seni derinlerden üzen o sıkıntıyı bulup kendine itiraf et. durumu kabullenip kurtul. sorunun kaynağı ne olursa olsun; aile, iş, ilişki, para, mahalle baskısı, istemediğin şeyleri zorla yapmak durumunda kalmak, vb. kendinle bir süre baş başa kalıp sakince düşün ve sorunu bul. kendine itiraf edemediğin sırların bile olsa bir şekilde bul. sorundan tereddütsüzce kurtul. hiçbir şey senden daha değerli değildir. seni bu duruma sokan her ne ise hayatında hiçbir şekilde bulunmayı hak etmiyor.

benim durumum toksik bir ilişkiydi. birbirimize psikolojik olarak çok zarar veriyorduk. hayatımda ilk defa bir insanın üzüntüden başının dönebileceğini öğrendim. geceleri nefes alamıyordum. titreme krizleri, çarpıntı filan. sonunda bu sıkıntının benim sağlığımdan daha değerli olmadığına karar verdim ve bitirdim. o günden beri çok daha rahat uyuyorum.

gereksiz not: bir şekilde arkadaş kalmayı başardık ve böylesi çok daha iyi oldu.
adagiettoo adagiettoo
sene 2002, 12 yaşındaydım. msn messenger kullanıyordum, bir gün tanımadığım biri beni ekledi. i̇smi abdurrahman'dı, pozantı'da yaşıyordu. 40 yaşlarındaydı ve eşinden ayrılmıştı. tesadüfen beni eklediğini söylemişti, inanmıştım. kendisi pedofiliydi ve ben bunu anladığımda aradan yıllar geçti. i̇lk zamanlar benimle baba gibi konuştu. zaten sorunlu bir aile hayatı ve sorunlu bir çocukluk dönemi geçirdiğim için kendisini en yakın arkadaşım olarak görmeye başlamıştım. zaman içerisinde beni pozantı'ya davet etmeye başladı. bana banyoda nasıl tecavüz edeceğini anlatıyordu, uzun uzun. ancak bunları sevgi ekseni etrafında dolaylı olarak anlattığı için çok da bir şey anlamıyordum. 'otobüs paranı göndereyim. seni karşılarım' ile ikna edemeyince istanbul'a gelmeye karar verdi. o günden sonra
geceleri uyku düzenimin bozulduğunu fark ettim. korkmaya ve kaygılanmaya başlamıştım. ondan neden korktuğuma anlam veremiyordum ama o kadar çok huzursuzluk yaşıyordum ki tırnaklarımı yemeye başlamıştım. i̇şin kötüsü evdekiler kör gibiydi, halimi fark eden yoktu. babam dediğim zat o kadar baskıcı ve yobazdı ki ona bunu söyleme ihtimalim bile yoktu. en son abdurrahman'ı engelledim, bir süre internete girmedim ama o kaygı ve korku hali yüzünden yürürken bile fenalaşmaya başlamıştım. birden nefes alamıyordum, çarpıntım başlamıştı.
ruh halim o kadar kötüydü ki herkes yanında kaldığım ailenin bana işkence yaptığını falan düşünmeye başlamıştı. yurda yerleşmem konusunda bizimkilere baskı yaptılar. okuldaki öğretmenlerim bizimkilerle konuştu. bizimkiler bir şey yapmadıklarına yemin etseler de kimse buna inanmadı. beni o yıl kadıköy'de bir yurda yerleştirdiler. aynı zamanda psikolojik destek almaya başladım ancak abdurrahman denen pislikten hiç bahsetmedim. farklı bir ortam, daha yoğun bir ilgi alaka, internetsiz geçen zaman vs. kısa süre de olsa bana iyi geldi. lise zamanı yurt ücretleri artınca geri eve döndüm. bu sefer daha saçma günler beni bekliyordu. üniversite okumama izin verilmeyeceğinden bahsediliyordu. i̇lk zamanlar bunun şaka olduğunu düşünüyordum ama hiç öyle olmadı. lisede o kadar baskı altındaydım ki erkekler benden bilerek uzak duruyordu. çünkü babam akşamları okul çıkış kapısında beni bekliyordu. bir kere birinin yaptığı bir espriye gülümsedim diye vurmuştu. sanırım ondan dolayı bizim yüzümüzden başına bir iş gelmesin diye bana bulaşan da yoktu. birkaç tane yakın erkek dostum vardı. hepsinin de bok gibi aile hayatı vardı. kantinde herkes derdini anlatıyordu, çözüm bulmaya çalışıyorduk. kantin benim için en güvenli alandı, babam oraya gelmezdi. oraya gelmek aklına bile gelmezdi. liseden mezun olduğumda, üniversite sınavının olacağı sabah babam erkenden uyanıp sınava girmeme izin vermemişti. hem düz liseye gidiyorum hem ona rağmen eşek gibi gizli gizli ders çalışmışım. bir tane adam çıkıyor yok diyor. üniversiteye göndermem, senle uğraşamam. evleneceksin diyor. o korku ve kaygı hali tekrar tüm bedenimi sardığında artık işler iyice karışmaya başladı. abdurrahman gibi birine verecekler beni diye taktım kafaya. 40 kilo, 24 saat uykusuz, tüm erkekleri öldürmek isteyen biri oldum. yakın arkadaşlarım o yıl kocaeli üniversitesi'ni kazandılar. adam beni evlendirmek istese de dışardan bakıldığında ruh gibi olduğum için 'bunu bir doktora mı götürseniz?' diye bizimkilere baskı uygulanmaya başladı. lanet ede ede beni bir psikiyatra götürdüler. götürmeyecekler de ben benlikten çıkmışım. biraz toparlansam yine evlendirecekler, ondan asla vazgeçmiş değiller.
psikiyatr anksiyete ve majör depresyon tanısı koymuştu. ben bu illetle meğerse 12 yaşında acı bir tecrübeyle tanışmışım. bir sürü antidepresan tedavisi vs derken o yıl kızlar beni kocaeli'ye çağırdılar. burda bir işe girersin, sınava hazırlanırsın dediler. o yıl adeta evden kaçtım. ani bir kararla birkaç giyisi alıp i̇zmit'e geldim. 1 yıl de facto'da çalıştım. ruh halim pek iyi değildi ama beni idare ettiler. ben her şeyimi anlattım. onlar da normal üstü bir hoşgörüyle beni kabullendiler. şu an 30 yaşındayım ve hayatımın en güzel yılı i̇zmit'te geçirdiğim 1 yıl olabilir. i̇şte çalıştım, üniversite sınavı için tekrarlarımı yaptım. moralim bozulduğunda umuttepe'ye çıktım. üniversite hayali kurdum derken i̇stanbul üniversitesini kazandım, tekrar i̇stanbul'a geldim. burdaki öğrencilik hayatı da zordu ama bu zorluklar tatlı zorluklardı. ödediğin bedelin bir anlamı vardı. sonunda iş sahibi olacaktın. o da oldu ancak 30 yaşımda anksiyetem yine hortladı. bende anksiyeteye bağlı el titremesi vardı. 30 yaşından sonra bu titremeler arttı. çünkü kovid belamı sikti, parosmi oldum. 9 ay yemek yiyemedim. bir daha hiç iyileşemem kaygısı yüzünden dengem bozuldu. şimdi yine çarpıntım var. az az nefes alıyorum. derin uyuyamıyorum ve bence en kötüsü elim titriyor. mr ve eeg sonucum temiz ancak o el titremesi 30 yaşına kadar sadece sağ elimde varken artık sol elimde de var. bunun tedavisi yok dediklerine mi üzüleyim yoksa zaman içerisinde bacaklarda da başlar dediklerine mi üzüleyim bilemedim. keşke zamanı geri alabilsek
1
6 /