anlam

1 /
kerrigan kerrigan
her nesnenin ögenin ya da şeyin hayatımıza mührünü vurup vurmadığını anlamanın en dolaylı yolu onun dilde tuttuğu yeri belirlemeye çalışmaktan geçer.
recai pengül recai pengül
anlam ve biçim arasında içsel bir bağıntı yok. bir yerde hata yapmışız. yazıldığı gibi okunan bir dil yerine yazıldığı gibi anlaşılan bir dil peşinde koşmalıydık. kelimelerin anlamları yazılışlarından çıkarılmalı. o zaman sözlüklere gerek kalmazdı.
ali kamber ali kamber
anlam ve biçim arasında içsel bir bağıntı yok. tam da bu yüzden simgeleri anlamdan soyutluyoruz. rakamların evrensel tarihi'nde yazarın dediği gibi, insanlığın en büyük başarısı dört rakamı yerine dört nokta koymaktan vazgeçmiş olmasıdır. çünkü dört nokta dört değildir, elma derken çıkan ses de elma değildir. gerekli çağrışımı yapabilecek güçte bir beyne sahip olduğumuz için öyle olmalarına da gerek yoktur.
vjeshtitza vjeshtitza
aslında olmayan ama zorla oldurulmaya çalışılandır. her hareketin, her kelimenin bir anlamı olsun istiyor insanoğlu ama yok. bunu niye kabul edemiyoruz, sürekli anlamların peşinde koşmak niye?
aramızdan birini alalım. 'biri' olsun adı.
bu 'biri', kendisini görmeyen, dokunuşlarını hissetmeyen diğer insanların, gerçekten 'biri' olmadığı için hissetmesinler istiyor. "var"ken "yok" olmaktan korkuyor. varlığının bir anlamı olsun istiyor. çabalayıp yolun sonuna geldiğinde aynada sadece kendisini görmesin. ya da ölümü.. bir anlamı olsun istiyor.
bu 'biri' hep aramızda dolaşıyor ve her şeye anlam katmaya çalışıyor.
yapma 'biri', hiçbir şeyin anlamı yok.
bazen bir şeyin ulaşılmaz olması, ulaşılması imkanlıyken elde edememekten daha iyidir. anlam da böyledir. kafana ne kadar takarsan o kadar uzaklaşır senden.
büyüyünce anlayacaksın sen de 'biri'.

garip oldu. neyse.
abıefsun abıefsun
sebeplerin ve parçaların bir araya geldiği vakit kazanmaya çalıştığı değerdir anlam.. aslında sebepsizdir ve içi boştur.. yağmur neden yağıyorsa güneş de o yüzden batmaktadır her seferinde.. aralarındaki sebepsiz ilişkiden koca bir boşluk doğar.. ölüm neden varsa doğum da o yüzden vardır işte.. bu kalabalık neyi bekliyorsa ardından gelecek olan boş sokaklar, boş koltuklar, dumanı tüten çaydanlık da onu bekliyordur hep..

bir araya toplanmış bu kadar şey neden burada.. neyi sorup ne öğrenmek için gelmişler buraya kimse bilmiyor işte.. herkes birşeylerden habersiz.. birbirine uzak ve parçalanmış o kadar dünya var ki dünya içinde kara deliklerde kaybolmuş adı konulmamış evrenler yaratıyorlar kendi içlerinde.. ve o evrendeki rollerini oynamaya çalışan, üstü başı dağınık ve çeki-düzensizler.. işte biz onlarız.. birbirine geçmiş halkalar gibiyiz, ayağımız bir çukura takılıp sendeleyen kuşları andırıyoruz.. tekerine çomak sokulmuş bir dünya'nın çocuklarıyız nihayetinde..

paragraflar arasındaki geçişler, iç hesaplaşmalarımız arasındaki geçişmelerimize yansıyor.. çok tanınmamak bazen iyi geliyor ruhlarımıza.. valhalla'ya giden bir yol bulmak istiyorum bazen.. anlamı orada bulabilirim belki diyorum.. güneş batınca bir biz oluyorum bir ben oluyoruz.. kendi aramızdaki anlaşmazlık fiyakamızı bozuyor çoğu vakit.. birileri dünyanın dengesiyle oynuyor sanki.. tam dengeye oturacakken hafifçe ittiriyor çaktırmadan.. sonra biraz daha salınım.. tam duracakken bir parmak daha.. gel zaman git zaman nevrimiz dönüyor böylece.. sonra herşey birbirine giriyor işte.. a'nın okları x'e giderken be'nin okları ce'ye paralel giderken birbirinden uzaklaşıyor hepsi.. 26 numaralı otobüse biniyorum ve kendimi sanatkarlar sokağında buluyorum.. bir de bakmışım ki elimde bir kadeh şarap ney dinliyorum paşazadeler sokağında.. herkes köşesine çekilmiş hiç kimse birbiriyle konuşmazken nasıl çıkarabilirim asıl söylenmek isteneni.. anlamı nasıl yakalayabilirim..

bütün sesler ve görüntüler birbirine giriyor.. bir tarafta gülerken birileri, diğer taraftakiler gözüme birşey kaçtı yalanıyla kandırmaya çalışıyorlar kendilirini.. ne dediklerini duyabiliyorum, ne dediklerimi duyabiliyorum.. konuşmuyorum aslında çoğu zaman.. hatıralar arasında avcılık oluyor oynuyorum kendi kendime.. hepsini birbirine iliştirmiye çalışırken anlamların, konut kredili banka reklamları giriyor araya.. düşündüğün zaman ne kadar çok yalan yere gülüyor insanlar.. tiksinmek ellerime bulanmış türk filmi tadında kan davası.. öcümü almalıyım, alaşağı etmeliyim yalandan gülen şaklaban zırzopların hepsini.. bir anda ışıklar kapanıyor, herkes köşesine çekiliyor.. ortam durulurken sesi sona doğru çekiyorum ve şehvetli bir yapıt kulaklarımda yankılanıyor.. karanlıkta anarşinin orkestrası her yanımı şenlendiriyor..

anlam, ısırılmış bir gofretin diğer yanı.. her yanı çatur çutur seslerle donatılmış hışır hışır paketler senfonisi.. herşey yarım kalmışken ben hala tamamlamaya çalışıyorum.. garibime giden de bu.. oldukça geniş bir at gözlüğü ile bakıyorum bu dünyaya.. evet, şimdi nereye gidiyoruz.. şimdi işte..
zamanı ve kipi kaymış anlam parçacıklarının oluşturduğu gökkuşağında, kendime bir yer ayırmaya çalışıyorum.. üstünde kürek çekeceğim bir parçay kendime çekmeye çalışıyorum.. çekim gücüm sıfır olmadan evvel alım gücümü maksimuma çıkarmalıyım bu yüzden..

zamanı geldiğinde ben de bulacağım iç yüzümüzün astarını..

son söz'ün eşdeğeri..

..

abıefsun..
agamemnon agamemnon
şu an çok ihtiyacım olan birşey. ama ne ola ki?

evet, bir anlam arıyorum. bedeni farketmez. hatta biraz büyük olursa iyi olur, ola ki anlamını birşeyler biraz daha gizlemeye çalışır, biraz daha uzun altına girebilirim bu battaniyemsi şeyin. battaniyemsi dedim ama battaniyeye benzeyip benzemediği hakkında bir fikrim de yok açıkçası. belki de pantolon gibidir, en olmadı yenebilir birşeydir. neyse, ne farkeder ki. nasıl birşey olduğunu bilmiyorum çünkü hiç tanışmadım kendisiyle. bir kez bulmuştum -daha doğrusu bulduğumu sanmıştım- fakat kendisinin bir gölgesiyle karşılaşmışım. kendisini çok da sevmiştim oysa. makara-kukara derken bu bir gün dedi ki:

- ben aslında gölgeden hallice metaforum senin haberin yok.

anlayamadım tabii.. anlamlandırmak için onun gibi yapmaya çalıştım ve otomatikman gölgeden yola çıktım. gölge ışığın düşmediği bir yer demekti. fotonlar bir yüzeyi geçemiyorlardı yani. buradan çıkan sonuç: foton ve metafor, dolayısıyla fotoelektrik olay ve metafor arasında bir ilişki olmalıydı. metafor foton ilişkisini araştırmak içinse bir ay kadar bir süre harcadım. en sonunda bir yerlerde bir terslik olduğunu farkettiğimde deney yapmak için bana verilen süre dolmuş ve ben sap gibi metaforu osiloskopla ölçmeye çalışıyordum.

gölgemsi o "herneyse" mi?

o çoktan -anlamsızca- uçtu gitti...

hüf...
ehe ehe
varlığını kabul ettiğimiz her şeye yüklediğimizdir (yüklemek ne lan? ama bunu başka türlü anlatabilecek kelimeyi bulamadım,neyse...). dayanağımızdır. eğer birinden çok hoşlanıyor ve sürekli onunla vakit geçirmek istiyorsak aşkı savunuyoruz. aşka anlamlar yüklüyoruz. varlığını kanıtlamaya çalışıyoruz. ya da bir dine inanıyorsak/inanmıyorsak düşüncemizin doğruluğunu kanıtlamaya çalışıyoruz.

cevap veremediğimiz fazla soru işareti kalan noktalaraysa anlamsızdır diyoruz. sevmediğimiz şeyler anlamsızdır. herhangi bir dine inanan biri, inanmayanın düşüncelerini anlamsız bulur. anlamlar kişiden kişiye değişir. kişinin kendi kafasında oluşturduğu veya önceden oluşturulup yığınların kabul ettiği dogmalardır.
1 /