anne olmak

1 /
gülümsün gülümsün
anlamakta zorluk çektiğim ama hissetmeye karar verdiğimde anladığım...
eve geç geldiğimde niye merak ediyor bilmiyorum, büyüdüm ben artık desem de anlatamıyorum, binbir türlü felaket senaryoları kuruyor kafasında, sinirleniyorum, anlamıyorum, annelik ne demek bilmiyorum. giydiğime karışıyor, dinlediğim müziğe baş ağrısı diyor, arabayı hızlı sürdüğümde telaşlanıyor, kendimi çocuk gibi hissediyorum, kızıyorum. anne olunca anlarsın diyor, burun kıvırıyorum. o'nu anlamaya çalışmadan, körü körüne eleştiriyorum. yüzüne söylüyorum; "anne büyüdüm ben". yüzüme bakıyor, sadece gülümsüyor. çıldıracak hale geliyorum. sonra diyorum ki, anlamaya çalışsam.
ve devamı geliyor;
ben benim şu anki halimi biliyorum, oysa benim evvelimi ezberlemiş ve halen devam ediyor. ben kendim için nefes alırken o hem benim için hem kendisi için alıyor nefesleri. yorulmuyor da. hiç gocunmadan, kendi ağırlığı yetmezmiş gibi beni de taşıyor. anne bırak beni de dert etme dersem? zannediyorumki ondan gizliyebilirim duygularımı, yanılıyorum. ağlıyorum, duymaz zannediyorum, duyuyor. gıkım çıkmıyor. anlatmasam da, o zaten biliyor beni. sesi çıkmıyor, otoriter anneyi oynasa da gözlerinin içi hep gülüyor.
twinkle twinkle
türk toplumunda anne olunuyorsa maalesef ve maalesef çocuğunuza edilen küfürlerden, ondan daha fazla nasibinizi almaktır.
me vale madre me vale madre
adolf, mustafa, abdullah, hrant, george, usame, muhammed, ahmet*, mahatma ve sharon'dan herhangi birini dünyaya getirebilmek ve onu sevebilmektir, reha muhtar da dahil.

hatta bunu yazdıktan sonra tekrar okuyup hiç kadın örnek vermediğini farkeden abuk şahsı bile sevebilmektir.
jassmine jassmine
duyularınızın farklı özellikler kazanması durumudur anne olmak.

işitme: balkonda otururken çevre gürültüsü vs birçok ses arasından ayırt edebilirsiniz çocuğunuzun ağlama sesini, içiniz cız eder bir anda. veya en derin uykunuzda bile duyarsınız çocuğunuzun sizi sayıklayan sesini. sizden uzakta iken telefondaki ses tonuna göre bilirsiniz bir derdi var.

görme: çok uzakta olmasına ve çevresi kalabalık olmasına rağmen terli kafasını seçebilirsiniz çocuğunuzun. veya gözlerindeki korku ve endişeyi anlarsınız o konuşmasa bile.

koklama: ilk doğduğunda içinize çektiğiniz koku ömür boyu silinmez koku belleğinizden.

dokunma: alnına dudaklarınızı değdirdiğiniz anda bilirsiniz ateşi var mı yok mu. kucağınızda uyuturken elinin temasından hissedersiniz uykuya daldı mı yoksa oyun mu yapıyor.

6.his: rüyanızda görürsünüz sıkıntılı bir halde. veya birden içiniz sıkılır ve aklınıza düşer. henüz bebekken herhangi bir nedenle * yanından ayrıldığınızda eğer bebeğiniz acıkmışsa ve emme zamanı gelmişse göğüsleriniz sızlar.

ve daha niceleri...

anne olmak herzaman söylenildiği gibi 9 ay karnınızda taşımakla olmaz. onun acı tatlı her anını birlikte yaşayarak anne olunur.
hepgülserçe hepgülserçe
en zor şeylerden biri sanırsam.24 saat aklında olan sürekli düşündüğün, sürekli merak ettiğin, sürekli özlediğin , bir insanın olması aşk gibi bir şey olsa gerek.
baharda geldim baharda geldim
anne olmak mutluluktu, anne olmak sorumluluktur ve anne olmak, evlatlarının büyüdüğünü görünce olgunlaşmaktır, anne olduğunu anlamaktır.

dünyaya gelmenle, annelik duygusunun yüceliğini bana yaşattığın için,
uslu bir bebeklik geçirerek, uykusuz geceler yaşatmadığın için,
herşeyi çabuk ve erken öğrenme isteğin için,
küçük yaşta okuma yazma öğrenerek, çoğu şeyin erkenlerini yaşadığın için,
erken yaşta (ki 15 yaşını yeni bitirmiştin) üniversiteye girdiğin için,
uysal, çalışkan,saygılı bir genç olduğun için,
çevrende iyi bir kişilik kazandığın için,
yaptığın başarılar için,
iyi bir evlat olduğun için,
herşeyden önemlisi bana anne olmayı öğrettiğin için,
herzaman olduğu gibi, bugünde sana teşekkür ederim.
dileğim, bu güzel duyguları sen de ( mutlaka birgün olacak) eş'inde ve evlatlarında tat
canım oğlum.
pistachio pistachio
melbourne kentinde başarılı bir doktor olan ellice hammond, doğmamış bebeğini korumak için kanser tedavisini reddettikten sonra, kızı henüz 3 haftalıkken hastalığa yenildi. ellice 22 haftalık hamileyken lenf kanseri olduğunu öğrendi. i̇ki kez hafif dozda kemoterapiye girdikten sonra hayatının en zor kararını vermek zorunda kaldı. ya ağır bir kemoterapi tedavisine başlayıp bebeği kaybedecekti ya da tedaviyi reddetip kendi hayatını tehlikeye atacaktı. ellice ikinci seçeneği tercih etti.

haftalarca bir yandan hastalıkla, bir yandan hamilelikle mücadele ettikten sonra sonunda doktorlar duruma el koydu. 20 ağustos’ta bebek 33 haftalık olduğunda sezaryenle aldılar. ellice ve kocası peter wojcik, kızlarına mia adını verdi.

ancak hemen kemoterapiye başlayan ellice için artık çok geçti. genç kadın pazar günü kansere yenildi. kocası “bu zor haftalar boyunca ölümden hiç bahsetmedi. kızıyla birlikte olacağını düşünüyordu ya da bize öyleymiş gibi davranıyordu. onunla gurur duyuyorum” dedi.

evet bir haberden alıntıdır..

ama bu haberden daha iyi anne olmayı anlatabilecek bir şey var mıdır bilemem...
alametifarika alametifarika
hiç düşünmeden söyleyebilirim ki dünyanın en zor şeyidir.

bilinen deyişe göre de, kalbinizin artık başka yerde atması demektir.

babalar daha çok bebeği kucağına aldıklarında babalığını hissetmeye başlarlar. ama annelerin, o mikroskobik varlık karınlarına düştüğü anda kimyaları değişir. ota boka ağlar olursunuz. öncesinde hiç bi tarafınızda olmayan hikayelere kahrolursunuz. dünyanın halini dert etmeye başlar, bebeğinize nasıl bir gelecek sağlayabileceğinizi düşünür durursunuz. hamilelik sırasında da ne kadar kontrol altında olursanız olun, karnınız kapalı bir kutudur ve hiçbir doktor herşeyin yüzde yüz yolunda olduğuna dair size garanti vermez. çevrenizdekilerin, hamileliğinin keyfine bak, sonrasında çok yorulacaksın demelerini kulak ardı edersiniz. sağlıklı, kusursuz, ayıpsız bir doğsun da gerisi kolay diye düşünürsünüz. ama hiç öyle değildir. asıl zorluk sonrasında başlar.

doğumunuzu narkoz altında yapacaksanız da, bebeğinize zarar verebileceği için, ameliyathaneye gitmeden önce, size sakinleştirici veremezler. bütün ameliyat hazırlığını anı anına hatırlarsınız. doktorlar başınıza dikilip, neredeyse karnınıza neşter atmadan bir kaç saniye öncesine kadar size narkoz verilmez, ki bebek narkozdan etkilenmesin. bütün vücudunuzda bir uyuşma hissedersiniz ve film kopar.

sonra x hanım, çok güzel bir oğlunuz oldu, uyanın artık diyen hemşirenin sesini duyarsınız. heryer bulanık görünüyor ve ameliyathanenin soğukluğundan tir tir titriyorsunuzdur. sedye ile odanıza çıkarılırsınız, bulanıklıklar içinde ağlayan annelerinizi ve yakınlarınızı görürsünüz.

doğum gerçekleştiği andan itibaren, artık siz yoksunuz, o vardır. kendi ihtiyaçlarınızdan önce onun ihtiyaçları giderilmelidir.

doğumu, benim gibi sezeryanla bile yapmış olsanız, karnınızdaki yarığın acısı, narkoz sarhoşluğunuz umursanmadan, onu emzirmeniz beklenir. ilk günlerde gelen sarımsı sıvıya kolostrum denir ve bebeğiniz için çok önemlidir.

zaten siz acılarınızı da hissetmez, umursamaz olursunuz. size muhtaç, sizden olma minik bir varlık vardır kucağınızda ve sizin için dünyanın en değerli şeyidir.

hemşirenin yardımıyla zar zor emzirirsiniz bebişinizi. daha önce yakası azıcık açılsa rahatsız olan siz bebeğinizin ihtiyaçları söz konusu olduğunda çok rahat göğsünüzü açıp süt verebilirsiniz. bu sırada odada eşiniz dışında bir erkek bulunmaz ama annenizin bile normalde göğsünüzü görmesini istemezsiniz. o sırada aklınıza bile gelmez bu durum.

ilk gün yürütürler sizi. ondan sonra da hemşirelerin emzirme, alt değiştirme, yıkama eğitimleri başlar. ne kadar zor bir işin içinde olduğunuzu yavaş yavaş kavramaya başlarsınız. ama tam anlayamazsınız. çünkü hastanedeyken bebeğin tüm bakımlarını hemşireler yapar. artık evinize gidebilirsiniz denildiği 3.günün sonunda salakça bir sevinç sarar. yaşasın evimize gidiyoruz dersiniz. ama yanlış yaparsınız. hastanede ne kadar kalırsanız o kadar çok uyursunuz demektir.

eve geldiğiniz andan itibaren, yanınızda size yardımcı olacak anneniz olsa bile, ameliyat yaranıza aldırmadan, bebekle ilgili herşeyi siz yapmak istersiniz. bu da bana güvenmiyor mu, ben yapamazmıyım sanıyo diye düşünen annenizi küstürmenize neden olur.

artık uykusuz geceler başlamıştır. bebeğiniz günün önemli bir zamanını uyuyarak geçirir ama en az 3 saatte bir uyanıp emzirilmesi gerektiğinden ne uyuduğunuzdan bir şey anlarsınız, ne uyandığınızdan, ne de yediğinizden.
benim gibi biraz da paranoyaksanız sürekli nefes alıyor mu kontrolü yaparsınız. aman yan döndü mü, aman kustu mu, amanlar sürer gider.
bebeğinizi yaklaşık 6 ay kendi odanızda yatırmalısınız. ama kendi yatağınızda değil. bu çok tehlikeli olabilir. bebeğinize uygun küçük bir yatak işinizi görecektir.

sonrasında da benim gibi çocuk da yaparım kariyer de diyorsanız ve küçük bir şirkette çalışıyorsanız, ne zaman işe döneceğiniz ile ilgili işyeri tacizleri başlar.

özel sektördeki küçük işletmelerin hemen hepsinde 3 kişinin yapacağı işi bir kişiye yaptırmak hastalığı olduğundan, sizin yapcağınız işi, yokluğunuzda üstlenecek kimse de olmaz genelde. bu doğum öncesi izninizden de feragat etmenize neden olur. benim gibi pazartesi işte çalışıp, aynı perşembe günü doğum yapmanız çok olasıdır.
doğum sonrasında da, yine benim gibi 30 gün dolmadan işe başlayabilirsiniz. bütün gece 3 saat aralıklarla uyanıp bebeğinize süt vermek altını değiştirmek, sabah da kalkıp işe gitmek nasıl işkencedir siz tahmin edin artık. gündüz de makinelerle süt sağıp, eve kurye ile göndermek...
ve tabi bundan hiç gocunmamak, yorulmamak...
1 /