annelik

1 /
depresif depresif
eğer böyle bir şansınız varsa üzerinde çok iyi düşünmeniz, (ki yaşadığımız ülkenin birçok yerinde üzerinde düşünmek gibi bir şans birçok kadına tanınmaz) ölçüp tartmanız gerekir. yaşamınızın bundan sonrası asla eskisi gibi olmayacaktır. ölene kadar kaygıyla yaşayacaksınızdır. hazırsanız buyrun ama yok değilseniz hiç yanaşmayın, ortalıkta sevgisiz büyütülen çok fazla çocuk var çünkü.
varmiyokmu varmiyokmu
gittikçe modernleşen ve hatta bununla yetinmeyip post-modernleşen, her şeyin yeniden tanımlandığı, özgürlük ve ilericilik namına bütün kavramların daraltılıp genişletildiği günümüz dünyasında bu girdaba katılıp yeniden biçimlendirilerek eski masanından ve yapısından uzaklaşmasından korktuğum olgu.

ha bazı kavramların tartışılıp değişmesi gerekmiyor mu? tabii ki gerekiyor. her bu tür tartışmalar çatışmalar doğuruyor ve bazen değerli kavramların için boşaltılmasına neden oluyor.

en nihayetinde insanın ayaklarının altına cenneti seren güzel bir şey
magnetic resonance magnetic resonance
kendini hazır hissetmeyen doğurganın yaşamaması gerekir. ve aslında hazır hissedip, bu duyguyu tadan birçok kişinin de bunu hak etmediğine inandığım statüdür. anneliği çocuğu doğurup ona hayatı öğretmeden,sevgi vermeden, kendi ayakları üstünde durabilmesini sağlamadan yapılabilen bir kavram sananların ki; hele hiç yaşamaması gerekendir. annelik doğurmaktan ibaret olsa sokaktaki köpekler bu durumda daha ala annedir. kendinden bir parçaya türlü işkenceler yapan, o çocuğun zihninde ve bedeninde bunların izlerini bırakan, sonrada tüm bunları doğum sonrası bunalımına bağlayanların hiç ama hiç tatmasını istemediğim duygu.

annelik özen gerektiren bir durumdur ve yalnızca bunu hak edenlerin yaşaması gerekir. sadece doğurganlığa bağlı bir şey değildir. çocuğu olmayan ama doğurgan olanlardan bin kat fazla annelik içgüdüsüne sahip insanlar vardır. bu nedenle annelik doğurganlıkla sınırlı bir kavram değildir. bir çocuğu büyütmek, her adımında arkasında olmak, onun elinden tutmak ve sonsuz sevgisini vermek.. üstelikte hiç karşılık beklemeden sevmek.. hep kendinden önce onu düşünmek.. uzakta olduğunda kokusuna hasret kalmak.. işte budur anne olmak.
symirna symirna
nasıl olduğunu anlayamadığım tam anlamıyla bir mucize olan daha dölün ana rahminde cenin pozisyonuna gelmeden önce hücre iken bile kendisini o küçük hücreye,taki o hücre eşek kadar olana dek herşeyi feda edebilecek hislere sahip olmak.(ben anlatanların doğrucusuyum)
seher seher
ilk meleğimi doğurduğumda henüz yirmi bir yaşımı bitirmemiştim. ne hamilelik, ne de doğum konusunda pratik olarak tek fikrim yoktu. ağır bir hamilelik süreci geçirdim. işimden ayrılmak zorunda kaldım. doğumdan bir gün önce jack ve sarah adlı film denk gelmişti kanal d'de. doğum sırasında ölen bir anne ve babasının başlarda dışladığı sarah'ın hikayesi. 'ya ben de ölürsem' korkusu kapladı içimi, dışımı. ölmek değil de, bebeğimin ne olacağı kaygısıydı aslında. kolay bir doğum sonrası, hakkında en ufak fikrimin olmadığı meleğimi verdiler kucağıma. kokusu çok güzeldi, kendisi başka güzeldi. yapması gereken tüm eziyetleri yaptı büyüme evresinde. altı ay boyunca sürekli kustu, tek doktorun çare bulamadığı uykusuzluk durumu üç buçuk yıl sürdü. yirmi beş yaşına gelmeden günde sekiz sakinleştirici ilaç almaya başlamıştım. yirmi iki ay, bana ait olan memelerim onun olmuştu. memeden ayırma evresinde yaşadığım sıkıntıları, gördüğüm tedavileri, sabahladığımız geceleri, uyusun diye yalvardığım gündüzleri şimdi hatırlamıyorum bile. dört buçuk yaşındayken olduğu ameliyatı unutamıyorum ama, hasta olduğu anları, gülme krizlerine soktuğu zamanları da. küçük meleğimi doğurduğumda ise yirmi dokuz yaşımı bitirmiştim. kolay hamilelik, bir hafta kendime gelemediğim bir doğum. büyüğümün, kardeşinin doğumundan sonra tekrar küçüklüğüne dönme sevdası, küçüğümün görevlerini hakkıyla yerine getirmesi, yoğun bir iş, unutulan bebek büyütme yöntemleri, tekrar benden meleğime geçen memeler, düzenli uyku; lakin yaşın ilerlemiş olmasından kaynaklanan rahatsızlıklar.
kimse, ama, hiç kimse meleklerime benim gösterdiğim sabrı gösteremez biliyorum. kimse, vakitsiz, saçma arzularını yerine getiremez. kimse, bir annenin ivazsız sevdasıyla bağlanamaz kimseye.
anne olunca, değerini sonsuz kere içimde artıran annemi daha iyi anladım. "çocuğun olsun, o zaman göreceğim ben seni!" derdi annem bana. şimdi, annemi eleştirdiğim, anneme kızdığım konularda, benim anneme söylediğim cümlelerin aynısını büyük meleğimden duyuyorum. herkes onlardan gitse, benim hep yanlarında olacağımı biliyorum. onlar için yapabileceğim en iyiyi yapacağımı, sadece onlar için katlanılmayacak durumlara tahammül edeceğimi de. ve, ben onlara hiçbir zaman çekle, senetle gidip karşılık istemeyeceğim. ve, ben asla meleklerimin bana duyumsattığı güzellikleri, acıları başkasında yaşamayacağım. 'ya bir gün kaybedersem korkusu, ya bir gün onlara bir şey olursa kaygısı'; her seslerini duyuşumda, her onları koklayışımda, her onlara sarılışımda kaybolduğu müddetçe, onlar için yaşayacağım.
1
suskungeveze suskungeveze
şu memlekette kime sorarasan sor kutsal müessese. mesela kimse kendi annesini dövmez kolay kolay. lanetlenir, linç bile edilir. ama kendi çocuklarının annesini dövmek sıradandır bu memlekette. öyle de kutsarız işte bu annelik müessesini.
avluda oturan sizofren avluda oturan sizofren
bazın kadınların toptan delirmelerine neden olan durumlardan bir tanesi. artık ne kadar hırsları, tamamlanmamış ihtiyaçları, yatışmamış arzuları , boşa çıkmış özlemleri varsa çocuğa boca edilir. dünyadan, ilişkilerden ve hayattan kalan alacaklar çocuk üzerinden tahsil edilir. bunların yaşattığı nahoş duygular da yine çocuğa yapışarak onarılmaya çalışılır.

duymadınız mı hiç: çocuklarına 'annecim' diye hitap eden kadınlar var.

'ne var annecim?' böyle bir sapkınlık olabilir mi? anne kim, evlat kim, bilincin altı üstü nerede belli değil. allah tüm çocukları yaralı ve ihtiraslı annelerden korusun, amin.
1 /