anofel

juliette juliette
normal sivrisineklere oranla epek büyük olan, buna doğru orantılı olarak epeyce bir vızıltı çıkaran ilk bahar aylarının kabusu.

öyle ki evin içinde fare görsem bu kadar telaş yapmam sanırım. hayvan dostu olarak bilinmeme rağmen, üç- dört tanesini de hunharca katletmişliğim vardır. korkuyorum.
usako usako
kafam kadar oluyorlar. o nasıl bir şey, anlatılmaz görmeniz lazım gerçekten. beytepe'de bolca bulunuyor. yaz kış dinlemiyor, dalıyor içeriye. kafam kadar resmen. kafam kadar. ağla1.
bonzo bonzo
bu hayvanı size anlatırken, mübalağa sanatınının tüm inceliklerinden yararlansam; kendisiyle muhattap olmuş bi allahın kulu çıkıp da demez ki oha lan naptın. ben bunu ilk gördüğümde dedim ki aha bu heralde bizim aşağıdaki bataklığın ağası. kraliçe felan yani.

ilk gördüğümün adı sedat'tı. kendi söyledi, cidden bak. belki dişi olmadığını kanıtlamak için yalan söyledi, bilinmez. o sıra duştaydım. mahremimi gördü puşt, o açıdan belki kaçar da beni ifşa eder el aleme de rezil oluruz diye bek ilişmedim. insan gibi konuştum kendisiyle. kederli görünüyodu. daha küçük olan uzak akrabaları istedikleri haltı yerken, bu büyük olduğu için insanlar tarafından daha çok tepki çekiyormuş da, gördükleri yerde olay başlatıyolarmış da, bilmem neymiş de.. hak verdim hayvana. neyse işte çıktım duştan, giydim bornozu oturduk benim odaya, viski felan ikram ettim. arkaya da koydum john carpenter - the end'i. lakayıt lakayıt gülüp "abi rapdöşambır giycektin ya ama bornoz da olur neyse uheurheuhr" gibisinden güldü. dedim "bana bak it oğlu, adam dedik karşımıza aldık efendi ol." bozuldu biraz. sonra sırtını sıvazladım aldım gönlünü.

neyse saatler geçti, sohbet ilerledi. kafalar bi dünya tabi, içmişiz eğlenmişiz. bu arada benim adım fatma, dedi. lan bi ayar oldum. dedim tipe bak bizi sikiyor çük kadar boyuyla. sonra düşündüm e bu evde yalnız yaşamıyorum ki, annesi var babası var şusu var busu var. e zamanında söz de vermişiz "bu odaya dişi sinek bile girmeyecek" diye. sordum, tükrük bezinde plazmodyumun var mı diye. yavşak yavşak konuştu yine : "bilmeeeem, gel bak yakışıklıı" diyerekten.

yanlışlıkla olmuş gibi elimi salladım, bu da refleks olarak uçtu, gitti çok sevdiğim; tavana iple astığım voleybol topumun üstüne kondu. asrın hatası. hacı, kalktım bi smaç koydum topa. sineğe* bi ben koydum bi de tavan koydu afedersin.

neyse bu fazla sıkı tutunamamış ki eli götü ayrı oynar vaziyette yere düştü, eğildim baktım ne diyo diye. ağzından son olarak şu sözler döküldü:

"senin ben ananı.."

tabi ki bitirtmedim sözünü.

(bkz: based on a true story)
mazharzen mazharzen
bildiğimiz sivrisineğin semirmiş, büyümüş, sesi daha çok çıkan hali. inanılmaz sinsiler. böyle usulca yanaşıp sokuverirler. soktukları yer de bi' süre sonra şişer durur. ama yani öyle minik bi' şişme değil, yumurta kadar bi' alanın şiştiği görülmüştür (genişlik bazında). görüldüğü an kaçılmalı ya da kaçırtılmalı.
ariel ariel
koordinatları tespit edildiğinde gerekli mühimmata sahip birlikler tarafından rhatalıkla imha edilen tehdit unsurlarıdır. stratejileri sabır ve tecrübeyle harmanlanmış pusular üzerine kuruludur. şahsen sevmem,asarım. zira asmayalım da besleyelim mi?