antika

deli bey deli bey
hobimdir, akabinde mesleğimdir vesselam (bkz: antikacı)

antika ve koleksiyon merakı doğuştan gelir. varsa vardır, yoksa yoktur. 50 yaşına kadar antika ile ilgisi olmayan bir insan, 51 yaşında bu işe kendini kaptırabilir. olay, bu ilginin ne zaman vücud bulacağıyla ilgilidir, yoksa o hep oradadır, durum bu kadar da basittir.
armeno armeno
antik çağlardan kalma eşyalara arkeolojik, etnografik özelliği olan eşyalara antika denir. dünyada sadece ülkemizde arkeolojik eşya alım satımı devlet kontrolünde yapılmaktadır.
antika eşyaların hele bir de dekoratif özellikleri yüksekse oturup seyretmek en keyifli bir şeydir.
antikalar genelde müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı bulur.
kürk mantolu nutella kürk mantolu nutella
kelimenin bazı anlamları;

*eski çağlardan kalma, tarihi kıymeti veya sanat değeri olan eşya.
*eskimiş, modası geçmiş
*kendine has tuhaf, değişik ve acayip tarafları olan. (kaynak: misalli büyük türkçe sözlük, nam-ı diğer `kubbealtı lugatı)

efendim antika kelimesi sadece eskiden kalma kıymetli eserler için olumlu manada kullanılmaz. ikinci ve üçüncü tanımlarda görüleceği üzere pejoratif tarafı da vardır. bu kelimeye yüklenen anlamlarla türk halkının genel itibarıyla "eski"ye bakışına da vakıf olabiliriz kanaatimce. "eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı" sözü de bu bakışın pek de olumlu olmadığını doğrular nitelikte bir sözdür. "amma antika adamsın.", "antikanın biridir.", "çıkar şu antika ayakkabıları" gibi kullanımlar bizim eskiyi unutup ve değersizleştirip yeniyi çok yücelttiğimizin göstergesidir.

kanaatim odur ki eskiyi tahayyül ederek yaşayan, hiç görmediği şeyleri özleyen bir avuç insan dışında kimse yok. işte antikacılar da bu bir avuç insanın büyük bir bölümünü oluşturuyor. bu yüzden saygı duyduğum insanlar olmuştur şu antikacılar.


+ yahu, bir yüz yüz elli sene evvel istanbul'da yaşamak istemez miydin? fransızca öğrenip tercüme bürosunda katiplik yapardık. şehzadebaşı'nda bir konakta yaşar, iş çıkışı divanyolu'ndan beyazıt kıraathanelerine iner, edebi muhabbetler eder, çayımızı içerdik.
- sen de amma antika adamsın yahu.
mhk mhk
ticaretinin merkezi beyoğlu-cihangir olan, çılgın eski eşya saplantılı insanların, kendilerini almaktan alamadığı pahasıyla bilinen eskimiş yıpranmış mallardır.
alan adam sever alır da sevdiği için eşya satmayan antikacılara ne demeli bilemedim.
francesca francesca
kimine göre 100 yıl kimine göre 150 yıl geçmesi ve nadir bir parça olması gerekiyor bir eşyanın antika olabilmesi için.
benim bayıldığım, yerinde kullanıldığında mekanın havasını değiştiren, yaşanmışlıklarını düşünmeden duramadığım eşyalar.
tv konsolum el yapımı ahşap yaklaşık 50 yıllık ve yapanı tanıyorum. antika değil belki ama her baktığımda mutlu oluyorum.
bir yanında 120 yıllık devasa bir çaydanlık (yuvarlak ahşap saplı değişik bir şey), diğer yanında 180 yıllık bir ibrik duruyor. anneannemin anneannesinden falan kalma.
zamanında annem en büyük yatırımını yaparak, 24 kişilik yıldız porselen takımı almış, bana miras bıraktı.
o zamanlar yıldız sarayında porselen ve çini fabrikası varmış, her biri elle üretilerek boyanır, işlenirmiş. hala var mı bilmiyorum. satarsam hayatımı garantilerim ama sütünü helal etmeme ihtimali var. o riske giremiyorum.
radyolar, dikiş makinaları, pikaplar, plaklar, tesbihler, çekoslovakya camı objeler, eski paralar, pullar.
satmaya kıyamıyorum, uslu uslu duruyorlar. pek seviyorum onları, her birinin hikayesini.