arkadaşlık

1 /
crownguard crownguard
aslında farklı ve çok özel bir anlamı olsada zaman içerisinde bizim toplulumumuzda karşı cinsler arasında ki ilişkiyi simgeleyen bir kelime haline gelmiştir.
ben bilmem beyim bilir ben bilmem beyim bilir
insanları tanımanın bu kadar zor olduğunu bilmezdim önceleri, tanıyamamak daha kolaymış meğerse. yaşanan onca şey, bir yanılmaymış.iyi, hissedilene karşı bir kaplama olarak kalmış. ne yaparsak, ne edersek adı "iyi" olmuş. bencillik, başkalarını düşünmemek, "hep arkamdalar ne de olsa" fobisini tetiklemiş. arkadaşlık, beraber yapılan aktivitelerde, işine gelince arkadaşlıkmış sadece. sadece şartlar elverince, sadece aynı şeyi düşününce.

yaptıklarına, en ufak bir desteği vereceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun. aksine, bir anda dönüştüğün canavarı öldürmeye niyetim var. ego, çıkarcılık ... bunlar önceden de bildiğim şeylerdi bazıları için. fakat, aptal yerine koymak bazılarını, ister istemez ağzımın bozulmasına yol açıyor. muhtemelen, bu yolda ilerlediğin sürece, tanıdığım sen olmayacaksın, ama kendince çok güzel günler geçireceğine de eminim. fakat ne olursa olsun dostum, kendine verdiğin değer, ettiğinden daha fazla. kimseden ne üstünsün, ne de akıllı. sadece harcıyor ve harcanıyorsun bazı konularda. arkadaşlarınla devam et, izlediğin bu yolda. belki de bir hiç uğruna ama.. farkına varınca, başkalarına dediğin şeyi kendin yapma. çünkü sanmıyorum ki dünya üzerinde bir kişi, "o" kişi olamaz artık, olmayacak.

ve ayrıca, sana hala dost diyebiliyorum diye kendini özel biri olarak görme. çünkü dostlarını iki dakikada edinip, kaybedebilen biri için, arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu anlamanı da beklemiyorum. hiç bir şey beklemiyorum, arkadaşım olmayan dostum.

--------------------------------------------------------------------------------

"we used to climb the highest peaks
used to lay there in the breeze
then you turned around to run
so now ı'm gone"
camel camel
bir gün cephede, aynı siperde iki yakın arkadaş, düşmana karşı amansız bir mücadele vermektedir, hava kurşunlarla biraz daha ağırlaşmıştır. arkadaşlardan birisi biraz daha ilerideki sipere geçmek zorunda kalır. ama tam diğer hendeğe geçecekken vurulur, hendeğe yuvarlanır. geride kalan arkadaşı ise hemen komutanına gider, "komutanım, arkadaşım vuruldu, izninizle onu getirmeye gidiyorum" der. komutan hemen karşı çıkar "oğlum havada arı gibi kurşunlar geçiyor, arkadaşın şehit oldu, seni de kaybetmek istemem" der, ama asker üsteler. askerin bir kaç defa daha üstelemesi ile komutanın ikna olur, gönülsüzce de olsa izin verir.

asker, arkadaşının yanına, mucizevi şekilde yara almadan sürünerek gider. ama arkadaşını kan revan içinde bulur, arkadaşı hala yaşamaktadır, her ne kadar bu pek uzun sürmeyecekse de. yaralı asker, arkadaşına eğilmesi için işaret eder ve kulağına birşeyler fısıldar, ölür. şehit olmuş arkadaşını sırtlayan asker, cephe gerisine kadar yine mucizevi bir şekilde, zorlukla da olsa gelir. fakat şehidi görünce komutan "oğlum, görüyorsun işte arkadaşın şehit oldu, kendi hayatını da riske attın" der. ancak asker buna karşı çıkar: "ama buna değdi komutanım, bana son sözünü söyleyebildi" der. komutan şaşırır, hemen sorar "ne dedi peki?". asker cevap verir: "senin geleceğini biliyordum".
panicatack panicatack
bir sıfatın isimleştirilmesinden ibaret bir kelimedir. insan çok değer verdiği, hayatının en önemli anlarında yanında olmasını istediği, en özel detaylarını paylaştığı bir insana da; beraber görünmekten bile haz etmediği, onu bir selam vererek başından savuşturmak istediği birine de ’hayırdır bu kim?’ ‘bir arkadaş’ şeklinde bir diyalogla arkadaşım diyip, bir arkadaşlık ilişkisi kurabilir. peki gerçek arkadaşlık hangisiyledir? tabiî ki hayatında devamlı olmasını istediğinledir.

ama gün gelir can ciğer arkadaşım dediğin o insan arkandan ileri geri, bilip bilmeden, abuk sabuk konuşmaya başlar. ben bunu öğrendim ki dünyanın bile döndüğü bir zamanda insanların da dönmesi normalmiş. anladım ki sahte bir tiyatro oyunundan ibaret olan ömürde, arkadaşım dediklerin sadece bu oyunda ufak roller almış figüranlarmış ve kendi rollerini oynuyorlarmış. sen onlara değer vermişsin ama bilememişsin ki figüranlar oyunda sadece bir süre gözükür sonra da kaybolurlarmış. onların arkadaşlığı da kendileri gibi oyundaki bir senaryodan başka bir şey değilmiş. bunu anlayınca değerli dediğin kişinin, selam bile vermek istemediğin kişiye nasıl dönüştüğünü izlersin şaşkınlıkla. ama bilirsin ki insan bile ölüyor, arkadaşlıklar nasıl ölmesin? sen kendin sıfattan türettiğin bu isme değer verirsen, ben böyle ismin sıfatına tükürürüm.
biyolojiksaat biyolojiksaat
anlamını, yaşanırlığını içimize sindirebildiğimiz konusunda şiddetle kuşkular taşıdığım, içi boşlukta kalmalarda kavramlardan biri daha.sözcükler bu kadar keskin hatlı ama biraz da törpülü gelince buna gardını almak, izin vermemek, değeri yaşamamakta serpiştirilmelidir.nasıl serpiştirmek bir zorunluluğa oynamasın kine?! sonu can yakmalar, üzülmelerle bezeneceği sonucu varken.
peki ne yapalım, bütün kavramları piç edenler var diye herşeyi ''mış'' gibi mi yaşayalım; dünya adına bütün savunduklarımıza bile ters düşerek, kendimizle çelişerek.en iyisi biz bu kavram karmaşalarından sıyrılıp çıkalım işin içinden...herkes kendi insanlığı ile sizde, bizde, onda, bunda, şunda anlam bulsun.sıkıştırılmışlığından beklentilerin demetlerinden kurtulsun.ha bunuda karmaşaya yolaklık etme denir ki, ne karmaşası olacaksa. kavram mı! olmayan şeyin mi?
'neyse'ye geçiş verelim ve...hepsi akıl yürütmeleri, ki işarete mazharın silikliğinde.sorun insanlık denilen kavramda bunu taşıyabilmekte, taşıyabilen zaten bir arkadaş, dost hatta baba, dayı, teyze...
kavramların ne suçu var kine?! onlar gayet şıklar. şık olmayan, yakışıksızlığı yaşatan bizden başkası değil.
mutlaka vardır bir yerlerde bu kavramlarında göğsünü kabartanlar, bir oh çektirenler.
kelebeque kelebeque
lisedeyken bir söz ilişmişti kulağıma:
klişe belki ama gerçek gibi sanki:

"kardeş, mecburi arkadaş;
arkadaş, seçilmiş kardeştir"

arkadaşlık kardeşliktir..
beyourself beyourself
arkadaşlık karşılıklı ego tatmini yapmak değildir. zaten arkadaş olan kişilerin kendilerine saygısı varsa bu ego tatmini olayını yapmazlar. ayrıca arkadaşlığı görmeden sevmek kavramına yaklaştıranlardan uzak durulmalı, hatta hemen kaçılmalıdır.
hippidihoppo hippidihoppo
ve bir genç, şöyle dedi: 'bize arkadaşlıktan bahset.'

ve o cevap verdi:

'arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir.
o, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.
o sizin sofranız ve ocak başınızdır.
çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.
arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda,
ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz.
ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir.
çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular
ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.
arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız;
çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın,
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi...
ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik
kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin.
çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde
olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır
ve sadece yararsız olan yakalanır.
ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun.
eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse,
meddini de bilmesine izin verin.
çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş
aramanızın anlamı olabilir mı?
onu, zamanı yaşatmak için arayın.
çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir,
boşluğunuzu doldurmak için değil.
ve arkadaşlığın hoşluğunda,
kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun.
çünkü küçük şeylerin şebneminde,
yürek sabahını bulur ve tazelenir.'

halil cibran
mudflow mudflow
bu kavramın değerini yitirdiğini hatta böyle bişeyin artık varolmadığını düşünmek çok acı. hep bu sefer tamam işte benimde harika bi arkadaşım var, her zaman yanımda olabilecek biri var artık diye düşünüldüğünde, umutları söndüren bir olay olması insanı ister istemez karamsarlığa sürüklüyor. bir zamanlar yediğiniz, içtiğiniz ayrı gitmeyen, aileden daha çok vakit geçirilen arkadaşların saçma sapan insanlar uğruna sizden vazgeçmesi ne yazık ki çok acıdır fakat asıl acı olan da bu insanı/insanları nasıl bu kadar çok sevmişim nasıl arkadaşım demişim türevinde düşüncelerin beyninizi sürekli kemirmesidir. bi süre sonra kendine güveni, insanlara güveni yavaş yavaş unutturur ve kalabalıklar içinde yanlız kalmaya mecbur eder arkadaşlar(!)
1 /