arkhe

1 /
pasteteux pasteteux
çılgın eğlenceli bir yazarmış. ben bunu yeni gördüm. girdiği girilerin hemen hepsi birbirinden samimidir. hani 34 tane giri konulsa önüme "hangisi arkhe nin lan bul şimdi" dense; hiç tereddütsüz onunkileri ayırt edebileceğime eminim. o derece.

hoşgelmiş kendisi. ama harbi hoşgelmiş. yazarlık hayatında başarılar diliyor bizleri bırakmamasını temenni ediyorum....
pasteteux pasteteux
aynı zamanda gece kuşu yazardır. yarasa misali. akşamüstü 4 e kadar uyur. sabaha karşı 7 civarı yatar. normal insanların yaptığının tam tersi. ama güzel bir şey bence. tabi 4 e kadar uyunmadığı sürece. insan yaşadığını hissediyor. günler bitmiyor. uzun uzun yaşıyorsun. aferindir kendisine...
draco draco
gece kuşu yazar. sabah işe gelip msn'i açtığımda kendisine "iyi geceler" diyorum. işten dönüp eve gidince de "günaydın". seviyorum kendisini.

ha, güzel yazıyor bir de.
negatif negatif
en bilinen manasıyla ilk kez anaksimandros tarafın kullanılmış olan terim. anaksimandros 'arkhe'yi her şeyin kaynağı olan ve sonsuzluğu vurgulayan 'apeiron' olarak olarak görmüştür.
ophy ophy
kırmızıya çalan boyalı kızıl saçlara, kendi içinde sırıtabilen gözlere, destansı yakışan bi'piercinge, sayısız bilekliğe, hiç mesaj atılmayan bir cep telefonuna, tanıdığım herkesten çok arkadaşa sahip olan geleceğin olası iç-dış-genel-tüzel-özel başkanı olsa "aaa ben bekliyodum" cevabını dank diye hiç beklemeden yapıştırabileceğim yazar arkadaşım, akabininde aşgum.. severiz hepimiz kendisini.

editik: ayrıca akdenizin sıcak insanlarındandır.
stewartgilligangriffin stewartgilligangriffin
dağlarda gezmek istediğim, apayrı bi sohbetimiz olduğuna inandığım yazar. gün boyu muhabbet edilebilir kendisiyle. boşuna sevmedim ben iki senedir.. noktalarımı koymak isterim umarsızca.
virgül virgül
tom jones ve bee gees hastası bir anneye sahip yazar, annesinin emel sayın olduğundan şüphelenmekteyim.
yayın* sırasında anonsa katılarak bize umut vaad eden bu genç dj anonsunu öpücük atarak bitirmiştir ve "metal müzik çok rerörerö" diyerek inceden ayar vermeyi unutmamıştır.
bu neşeli anne kişisi için tom jones'tan gelsin.
(bkz: kiss)
maglor maglor
meşrutiyet caddesinde, pizzerianın yanındaki apartmanın 2. katındaki buram buram sanat kokan güzel cafe. yemek ve kahve mönüleri başarılıdır.
dembudem dembudem
birinci sınıf olmamız nedeniyle arkadasların ilk dönem boyunca sınav kağıtlarına arke diye yazdığı hocanında inatla yanlış yazılışından dolayı puan kırdığı kelime.
noscho noscho
lise son sınıfta felsefe dersinde ömrümü çürüten "şey". yok bilmem kimin arkhesi suydu, yok bilmem kimin arkhesi ateşti, yok arkhe yoktu... sayısal öğrencisi olarak asla öğrenemedim şu arkheyi.
virgül virgül
felsefe kaynaklı nick seçip sol tarafta nickini gördüğü zaman "hsktir! yine ne yazmışlar acaba?" diye heyecanlanacak kadar süper bir insan. sanırım böyle yani. emin değilim, bu olaya bizzat tanıklık etmedim ama eminim gerçekleşse böyle olurdu; hatta sanırım birazdan böyle bir durum gerçekleşecek ama bu sefer heyecanı boşa çıkmayacak. (onun da benim gibi öngörü sahibi bir insan olduğunu söylemiş miydim?)

"sen zaten benim resmi ego provider'ımsın *burnu havada sımayli was here just a minute ago, but it's not here anymore. hope you'll find it soon. good luck my friend, namaste and good luck...* " - arkhe

kendi ağzından dökülen cümlelerden de anlaşılacağı üzere resmi ego grinder'ım kendisi. beni yoketme aşamasında ama. cümlelerinin sonuna "hıııh!" der gibi bakan sımayliler koymaya ısrarla devam ediyor çünkü. bakalım ne kadar sabredebileceğim?


(bkz: #1891937)

o sırada çok uzak bir msn galaksisinde...

virgül:
ama misilleme yaparım
arkhe:
ahahaha
arkhe:
hiç de bile yapamazsın
virgül:
görürsün..
arkhe arkhe
her insan biraz filozoftur camdan dışarı bakarken.
camın ne camı olduğu önemli değil; ister berbat bir sokağa açılan evin penceresi olsun, ister otobüste kafanızı dayadığınız, sizden sonra oraya oturacak insanın kafa izlerinizi görüp ardınızdan küfrettiği cam olsun. hiç fark etmez!

dün gece kafamı cama dayadım otobüste. taksim-altbostancı seferini yapan 112 sefer numaralı otobüsün arkadan 3. cam kenarındaki koltuğunda otururken kafamı cama dayadım. hep cama dayarım kafamı ve günün özetini çıkarırım. ama bu sefer ansızın.. nasıl desem? nasıl anlatsam?

kafamdan geçen tonlarca sorunun cevabını buldum anında! salt bilgilerimi delicesine yorumladım, yorumladıkça bildiğimi hissettim. sokrates haklıyıdı ama haklı olduğu kadar gerideydi benden. bilge olduğumun farkına vardım. orada, o otobüste değildim artık. uçuyordum. yaşamın anlamını buldum. yüzüme önlenemez bir gülümseme yayıldı. o yayıldıkça, beni benden alan, yoğun benzin kokusu gibi kendimden geçirien duygu da vücuduma yayıldı. evet, yaşamın anlamını buldum ama bu internet sözlüklerinde yapılan "yaşamın anlamı" tanımlarından çok farklıydı. gerçekten buldum. ben gerçekten yaşamın anlamını buldum. kendime geldim. yazmalıydım; bir kağıt kalem çıkarıp yaşamın anlamını yazmalıydım. böyle bir şeyi sadece benim bilmem, kendime saklamam, bencilliğin dik alası olurdu! hayvanlık olurdu! bilgeyim ben! bana yakışmazdı! bu.. bu düpedüz orospu çocukluğu olurdu!...
ama sonra tekrar uçtum. tekrar kendimden geçtim, yazmaya fırsat bulamadan. bütün felsefeleri biliyordum. hızla giden otobüsün teker teker geride bıraktığı ağaçlar.. işte onlar filozoflardı. hepsi arkamdaydı. hepsi beni izliyorlardı. hepsi kedinin ciğere baktığı gibi, imrenerek bakıyorlar, kıskanıyorlardı. kıskançlığın verdiği karşı konulmaz nefretle üstüme gelebileceklerini düşünüyorlardı ama otobüs.. otobüs gidiyordu ancak onlar "yükselmek istedikçe kökleri daha da derinlere saplanıyordu." bana ulaşmak hayaldi onlar için. çok yüksekteydim; uçtum. ben uçtum! ben o otobüste uçtum! inmeliydim artık o otobüsten. odama, bilgelik dolu odama gidip daha düşünmeliydim. düşündükçe bulmalıydım kendimi. kendini dahi sanan üç beş salağın yaptığı o diz üstü bilgisayarı -yenisini yapacak vaktim olmadığı için- elime alıp yaymalıydım felsefemi. yazmalıydım yaşamın anlamını.

ufak kırmızı düğmeye bastım, iki basamağı indim. kaldırımda durup tüm kutsanmışlığım ve bilgeliğimle gökyüzüne baktım, derin bir nefes aldım...

yürüdüm 100 m kadar. hep yürürdüm o otobüs durağı-ev mesafesini. her gün...
her günkü gibi apartmanın önüne geldim. çantamdan anahtarımı çıkardım, dış kapıyı açtım.
bodrum katındaki evime, sonra da küçük odama doğru gitmek için bir kat merdiveni indim. evin kapısını açtım, çantamı kapının yanında yere attım. hep atardım.
odama doğru yürüdüm, (tahmin ettiğiniz gibi: hep yürürdüm.) dizüstü bilgisayarımı kucağıma aldım, msn'i açtım. sınırsız geyiğin tadına vardım.

filozoflar mı?
ah! evet. onlar otobüste, sokakta, odalarında, markette, koşarken, ağlarken, gülerken hissettiklerini hatırlayabildikleri için filozof.
ben mi?
bense midenize zevkle indirdiğiniz bir çipuradan farklı olmadığım için filozof değilim.
1 /