arkhe

2 /
derinlik delisi derinlik delisi
şehirle altta kalanın canı çıksın oynuyorduk. katakulliye gelmiştim, bütün şehir birden üstüme çullanıvermişti. sağlıklı bir nefese ihtiyacım vardı,
bir aralık fırsat bulabildim, bütün havayı içime çektim ama o da ne, ciğerlerim hırıldıyordu. “hasiktir çok içtim gene” dedim.

çok sevdiğim insanlarla bilmem kaç kez dünyayı kurtardığımız bu çay bahçesinde, tek başıma önümdeki tahta sehpaya bakarak, karbonat manyağı çayımı yudumluyordum. burada çay her zaman berbat olurdu ama başka bir şey istemek hatasına düşerseniz uzun süre beklemek zorundaydınız.

bekleyecek vaktim yoktu, beni şehrin diğer yakasına atacak vapur birazdan burada olacaktı.

vapur geldi, üst katta koridoru görebileceğim bir yere oturarak insanları seyretmeye başladım. kim nasıl giyinmiş, ellerindeki poşetlerde ne var, bu kızın yüzü niye asık vs. diye düşünürken karşı iskeleye vardık.

beklemeye başladım. bir aralık dalmışım, pat diye önümde bitiverdi. “yüz metreden tanıdım oğlum!” dedi. hafifçe gülümsedim, yürümeye başladık.

yolda yürürken sıkıntılı zamanlardan bahsettik. arkamızdan gelen otobüsün altına girmeyi teklif ettim ama “daha konuşamadık bile” gibi bir şeyler söyleyince buna niyetinin olmadığını anladım.

güzelinden bir cafe’ye sığındık. bana bir hediyesi varmış, gözlerimi kapattım, açtığımda masada koca bir kutu ithal beyaz çikolata duruyordu. birkaç parça yedikten sonra midemin bu işkenceye dayanamayacağını (sanırım içinde domuz yağı vardı) anladıysam da çaktırmak istemedim. arada kahve sigara derken yemeye çalıştım ama son iki parçada “yeter artık!” diye haykırdım da dinlemedi, lafımla beraber çikolataları da ağzıma tıktı.

bu gotik mimari üstadıyla geleceğin yapılarından bahsettik. ona göre geleceğin konser salonlarının girişindeki mermer kolonlarda mikael akerfeldt kabartmaları olmalıymış.fikre bak! “yahu senin tasarlayacağın evde altı ay içinde intihar etmeyecek adam tanımıyorum” dedim, kendine geldi.
ardından kübik bir ev tasarımından bahsettik. farklı taraflarını aynı anda sergileyebilen üç boyutlu bir şey nasıl yapılabilir ki acaba? sorusundan konuyu bir gün discovery channel’da yayınlanacak müthiş mimari keşiflerine getirdi.
bunların detaylarını verirsem beni öldürür her halde.

her ne kadar bu genç yaşta böyle güçlü bir ego görmemiş olsam da sohbetimiz daha insani konulara gelince içindeki “gotik ama umutlu” insanla tanıştım. saatlerce anlattı, keyifle dinletmesini de bildi.

riverside’ın, hayal kahvesinin küçücük sahnesinde (gitarist merdivende çalıyormuş) konser vermesine bir hayli içerlemiş, sık sık gözleri doluyordu. yatıştırmak için bana hediye ettiği çikolatadan bir parça uzattım, mideye indirdikten sonra kusmaya başlamasına şaşırmadım.

bir yudum insan’da bu akşamki konuğumuz arkhe idi. metal’in gölgesinde yükselttiği binalardan, gotik ama umutlu hayatlardan, ithal beyaz çikolatadan filan konuştuk, dünyayı kurtaramadık ama bir tatlı huzur alıp geldik. var olsun.
peder naumoski peder naumoski
ankara'da meşrutiyet caddesi ile karanfil sokak'ın kesiştiği yerde, bir apartmanın 3. katında bulunan cafe. entel mekanı olarak düzenlenmiştir. genelde iyi jazz çalsa da bazen boş entellik uğruna saçma sapan şeyler çalıp canınızı sıkabilir. yine de güzeldir kendisi. gidildiğinde köri soslu makarnası denenmelidir.

bir de tabii, thales'in su, anaksimendros'un apeiron dediği, maddenin özü, her şeyin başlangıcı.

epey sonra gelen düzenleme: sanırım cafe kapandı. uzun süredir kapalı.
cahan cahan
yunanca'da "başlangıç","ilk" manasına gelen, felsefi olarak da "öz", "ana madde" anlamlarında kullanılan sözcük.

"her şeyin arkhe'si su'dur"

(bkz: thales)
beste çalan mahur beste çalan mahur
(bkz: kök öge)

eski yunan filozofları arasında, varlığın yokluktan ortaya çıkamayacağı düşüncesi hakimdi. her şeyden önce bir şey vardı şeklinde özetlenebilir bu fikir, kendi arkhe sorununa aranan çözümlerle bir devri anlamamıza gerek görür. tarihte ilk filozof olarak bilinen thales ( aristoteles'in aktarımıdır) arkhe'yi akılla kavranabilen ve varlığın temeli olan şeklinde tanımlamıştır. thales'e göre bu su'dur. "su tüm şeylerin kök-öğesidir." yine bir başka aktarım şu şekildedir, "dünya suyun üzerinde yüzmektedir." hatta thales'e göre, depremlerin olmasının sebebi dünyanın üzerinde yüzdüğü suyun dalgalanmasıdır. bu "saçma" fikre kadar depremlerin poseidon'un kızgınlığı olduğunu söylersek, thales ve onun ortaya koyduğu kök-öğe tanımının ne kadar önemli olduğunu anlarız. thales, genel bir açıklama yapmak çabasındadır. gözlemlerden yola çıkarak, alışılagelmiş doğa üstü açıklama arayışını reddeder. sebebi doğa, kendilerine doğa araştırmacısı diyen ve ilki thales olan bu anlayışın eseridir.
thales'ten sonra anaksimandros kök-öğe'yi ( öznel olarak en sevdiğimdir) "sınırları olmayan" anlamına gelen aperion olarak tanımlamıştır. aperion, her şeyin iç içe bulunduğu, tüm olanakların karıştığıdır. her şey ondan meydana gelir. aperion, uzamsal olarak sınırsız, niteliksel olarak belirsiz, zamansal olarak sonsuzdur. bu çelişkili hali, evrendeki varlığı, çeşitliliği ve düzenliliği sağlar. bu varoluş, zorunludur. anaksimandros, tanımladığı kök-öğeyi ve ona atfettiği özellikleri ise açıklayamamıştır.
anaksimenes, aperion'un gizemini hava ile açıklamış, onun değişkenliğini örneklendirmiştir. diyalektiğe büyük bir kafa tutuşla, niceliksel dönüşümlerin, niteliksel dönüşümlere yol açtığını, havanın seyrelmesi ve yoğunlaşmasını döngüselleştirmiştir. - felsefe tarihinin ilk döngüselcisi-


öznel: arkhe olarak, ateş, toprak gibi en basit haliyle tanımlayabileceğimiz çok şey olmuş çok eski filozofların zamanında. burada önemli olan, ne kadar doğru felsefe yapıldığı değildir. "niyet" çok güzel ve çok sade. doğayı, doğayla açıklama ihtiyacıdır ve bunu denemişlerdir.

bugün dahi, doğayı doğayla açıklama konusunda bu miletos'lulardan epey gerideyiz. az değil neredeyse 2500 seneden bahsediyoruz, bazıları için daha fazlası.
klen mist klen mist
thalese göre su
anaximandrosa göre aperion(sınırı olmayan)
anaximendesde psykhe(soluk)
heraklitos için ateş
phthogaras için sayı
empodokles için toprak, su, hava, tahta
demokritos için atom
eflatunda idea
aristotelesde salt form, yetkin varlık(enegeia)
descartes tanrı
hobbes madde(doğal neden)
spinoza tanrı ya da doğa
leibniz monad
hegel geist
marx madde, ondaki çelişki ve onun doğurduğu değişim
dewey değişme
sartre insan

(gökberk, 1961:26, 589)
2 /