arşimet

1 /
morkara morkara
tüm evreni doldurabilecek kaç tane kum tanesi olabileceği konusunda araştırmalar yapmış olan antik yunanlı matematikçi. hesaplarına göre kainatı doldurmak için 10 üzeri 63 (1 visintilyon) kum tanesine ihtiyaç varmış.
stairway to heaven stairway to heaven
suyun kaldırma kuvvetini farkettikten sonra "buldum, budum"* diyerek kendini sokağa atmış bilimin öncülerindendir. söylentiye göre, kumsalda bir geometri problemi üzerinde uğraşırken kendisine yaklaşan romalı askerlerin farkına varmaz ve saldırıya uğrayarak yaşamını yitirir.
leak leak
suyun kaldırma kuvvetine ilişkin ilk fizik yasasını bulduğu için herkezin tanıdığı bir matematikçidir. savaşta roma'lıların gemilerini dev aynalarla yakma fikri yine onun kafasından çıktığı söylenir. mö 213'te başlayan roma kuşatmasında ilginç bazı savaş araçları yaparak syrakusa'nın düşmesini uzun süre engellemiş ancak kent roma'lıların eline geçtiğinde ise roma'lı bir asker tarafından öldürülmüştür.
arşimed'in başka buluşlarının değeri, kullanım alanları daha sonraki çağlarda anlaşılmış,örneğin matematik konusundaki yapıtları 16. ve 17.yüzyıllarda yeniden çevrilip basılmaları sebebiyle kepler, fermat, galilei, descartes gibi matematikçileri derinden etkilemiştir.bu da onun yeniden keşfedilmesi demekti ki 1550-1650 yılları arasında avrupada matematik hızla ilerledi.
alkolikikon alkolikikon
babasıda bir astronom olan arşimet, dönemin bilim merkezi olan iskenderiye' de öğrenimini tamamlamış ve euclides' in geometrisinden çok etkilenmiştir. sicilya' nın bir kenti olan syrakusa döndüğünde ise kendini matematik ve bilime kaptırıp yaşamını sürdürürken, yine günlerden bir gün kendini kaptırmış halde kumsalda problem çözüyordur, malumunuz olan romalı askerin problem problem nereye kadar diyerek kahramanımızı öldürdüğü de rivayet edilir.
dark mobson dark mobson
"bana yeterince uzun bir sopa verin alayınızı tatmin ederim" gibi bir söz söylememiştir. bunların hepsi asparagastır. ayrıca romalı bir asker onu öldürmeden önce söylediği "çemberlerime dokunmayın" sözünü çok farklı yerlere çeken bir güruh var. çember bildiğin çember yani kase, paket falan anlamında değil. adam iyi ki eureka diyerek çıbıl çıbıl sokağa çıktı ha. hemen karalama kampanyaları, hemen yok aslında ibneydi demeler falan.
alea iacta est alea iacta est
keyif yaparken tarihe geçmiş ... lakin eureka eureka diye koşarken "arşimet abi altına bişey giysen" muamelesine maruz kalıp boynu bükük bulduğuyla kalan ; siraküzalı arşimet.
alpay erdemin kuzeni alpay erdemin kuzeni
ünlü "bana yeterince uzun ve güçlü bir kaldıraç ve destek noktası verin dünyayı yerinden oynatayım!" sözünü söyleyen yunan fizikçi, matematikçi, astronom, filozof, mühendis...

şimdi düşününce anne gibiymiş: "benim annem hem doktor, hem itfayeci, hem aşçı, hem kuaför, hem bekçi, hem mühendis, hem ayakkabı bağlayıcısı..."*
kendini ay sanan muz kendini ay sanan muz
gelmiş geçmiş en büyük düşünürlerdendir.

çok eski zamanlarda bir yunan kentinde küçük ve sıcak bir evde dünyaya gelen arşimed,matematik ve bilime dair ilk gerçek öğrenimlerini,(matematiğin başkenti o zamanlar iskenderiye olmasından dolayı) tüm zamani matematikçileri gibi mısırda tamamlamıştır.

euclid'in kurduğu geometri okulunda düzenli ders aldığı söylenir.

o zamanki sicilya kralıyla kanka olan arşimet,romayla olan savaşta siviri zekasını resmi olarak kanıtlar.

roma kralının dikkatini çeken arşi,onu kendisine hayran bırakarak şu sözleri söylettirir;

"ben bir orduyla değil, bir matematikçiyle savaşıyorum"

kendinden katkat zayıf olan sicilya ordusunu, bu parlak matematikçi yüzünden yenemeyeceğini anlayan roma hükümdarı,kuşatma yaparak beklemeye başlar ve sonunda sicilya, romaya teslim olur.

teslim sırasında arşimet,yere dizelediği çakıl taşlarıyla bir matematik problemiyle uğraşmaktadır.(analiz=calculus=çakıl taşı...illallah dedirten calculus dersinin ismi buradan gelir)kendisine itaat etmesini isteyen bir roma askerine diklenerek

"dağılın lan"

gibi hareketlerde bulunmuş,akabinde de olay yerinde kellesi uçurulmuştur.

bu olaya çok üzülen roma kralı mezarını kendi cebinden yaptırmış,arşimetin vasiyeti üzerine silindir içine çizilmiş bir küreyi mezar taşına işlettirmiş,cenaze namazında en önde saf tutmuştur.(arşimet silindir içine çizilmiş küreyi "en güzel düşündüğüm şey bence" diye nitelediği için mezarına bu şekil çizilmesini istedi.)

ne var ki kendini bilmez bir turist bu mezar taşını çalaraktan,mezarın yerini ve anıtı tarihe gömdü.bulabilene aşkolsun.
gubar ı gam gubar ı gam
tarihteki en orjinal karakterlerden biridir bana göre. adama bak; çığır açıcak bir şey bulacak kadar zeki ama dal daşşak dışarı çıkacak kadar saf.
muzevir muzevir
"arşimet'le aramızdaki farklar" metnine konu olmuş kişi. şöyledir:

bu insanla aramızda şöyle bir fark vardır: bizler küvete girdiğimizde dere kenarında çamura yatan bir camıştan hiçbir farkımız yoktur, "oh lan, dünya varmış, günün bütün yorgunluğu gitti" filan diyerek ortalama bir öküzden farklı olmadığımızı gösteririz.

bu adam küvete girerken şöyle düşünür; "şimdi ben ayağımı suya sokunca suyun yüksekliğinde bir miktar yükselme oldu. mıçımı da sokunca suyun yüksekliği daha da arttı. demek ki cisimler hacimleri oranında su taşırıyorlar. peki, cisimlerin ağırlıkları ve yoğunluklarıyla taşırdıkları su arasında bir bağlantı olabilir mi? suya girince neden kendimi hafif hissediyorum? peki, bu tas nasıl oluyor da suyun üzerinde durabiliyor? yoksa hafiflediği için mi suyun üzerinde durabiliyor? peki ne kadar hafifliyor? taşırdığı su kadar olabilir mi? peki, ağırlığı aynı olan iki farklı cismi suya soksam aynı miktarda mı su taşırırlar? tabii ki taşırmazlar. buldum lan, şimdi o kuyumcu anasının örekesini görecek."

bazıları diyor ki babası sicilya'nın en güzel kentlerinden biri olan siraküza'nın kralı hieron'un arkadaşı olduğundan şansı yaver gitti, o zamanın bilim ve sanat açısından en gelişmiş kenti olan iskenderiye'ye gitti ve öklid'den ders aldı. işte bu külliyyen yalan. bir kere arşimet, iskenderiye'ye ilk gittiğinde öklid öleli iki yıl oluyordu. ancak arşimet iskenderiye kütüphanesi'ndeki öklid'e ait on iki el yazmasını da bulup sayfa başına bir drahmi ödeyerek kopyalarını çıkarttı ve siraküza'ya götürdü.

bu kopya sayfalarla bizim fotokopi çektirdiğimiz kitaplar arasında şöyle bir fark vardır: bizler okuduklarımızı ezberler ve sınavda harfi harfine yazabilmek için uğraşırız ki bunun bir papağandan ne farkı olduğunu açıklamak için zahmete girmeyi düşünmüyorum. bu adamsa okudukları için şöyle düşünür: "öklid bir dairenin alanını hesaplamak için pi sayısını kullanmış. peki ben buradan yola çıkarak kürelerin yüzey alanına ilişkin bir formül oluşturabilir miyim? hatta daha da abartayım hacimlerini bulmak için bir formül bulabilir miyim? bir dairenin çapına eşit bir eşkenar üçgeni üstüne yerleştirsem pi sayısını daha kesin bir kesirle bulabilir miyim? peki, eğri kenarlı yüzeylerin alanını bulmak için sonsuz sayıda kare kullansam, bana kim ne der? güneş kaç tane öküz başını kapsayabilir?" böyle düşüne düşüne şimdi arşimet sabiti diye bildiğimiz pi sayısını daha da kesinleştirdi, su üzerine yaptığı araştırmalarla sıvıların dengesi üzerine bir dizi keşifte bulundu.

durmaksızın sorular üreten ve cevaplar bulmaya çalışan bu adamın bırakın bilgisayarı, hesap makinesini, abaküsü filan, bir defteri kalemi bile yoktu. papirüs çok değerli olduğundan sahildeki kumların üzerine eğriler, daireler, üçgenler, kareler çizerek hesap yapıyordu. hatta rakamlar bile yoktu da sayıların yerine harfleri kullanıyordu. ikinci kez iskenderiye'ye gitmesine neden olan devasa siraküza gemisini inşa ettirip yola koyulduğunda(ki yapılırken görenler onun asla suya indirilemeyeceğini düşünüyorlardı, ama arşimet'in icat ettiği palanga sistemiyle yalnızca bir halat çekilerek suya indirilmiştir) çıkan bir fırtınada gemi epeyce su alınca sorunu çözmek için ilk elevatörü yaptı; yani şimdi her yerde kullandığımız arşimet vidasını icat etti.

romalı marcellus, hieron'un ölümünden sonra başa geçen zibidi kral, kartacalılarla anlaşıp roma'ya sırt çevirdiği için siraküza'yı bir adımda geçip sonrasında kartaca'yı işgal edebileceğini düşünüyordu. siraküza, roma ordusu için öyle küçük bir yerdi ki fethi bir gün bile sürmeyecekti. savunmadaki askerlerin gözlerini kamaştırıp savaş yeteneklerini azaltmak için güneşi arkasına alarak büyük bir donanmayla siraküza önüne geldiğinde iki gemiyi yan yana getirip yukarı kaldırdıkları sur merdivenleri ile bu küçücük yarımadayı öğleye varmadan işgal edebilecekti. ancak marcellus bir şeyi hesaba katmamıştı: arşimet'i...

gemiler surlara yaklaştığında döner vinçlere bağlı büyük taşlar dışarı dönerek sur merdivenlerini parçaladılar. mancınıklar ateşli gülleler göndererek gemileri batırmaya başladılar. kıyıya yakın yerlerde suların içine gizlenmiş büyük metal pençeler, kaldıraçlar yardımıyla yukarı kalkarak gemileri parçalalayıp devirdiler ve marcellus'un hesabına göre kendi işlerine yarayacak olan güneş ışınları dev aynalar yardımıyla romalıları kör ettiler (bazı tarihçilere göre bunlar ışığı yoğunlaştırabilen aynalardı ve uzaktaki gemileri bile yakabiliyordu, ama burası kesin değil).

bu nedenle bir gün süreceği sanılan kuşatma iki yıl sürdü ve siraküza, hem roma'nın aşırı güçlü ve zengin olması nedeniyle hem de zibidi kralının zayıflıkları nedeniyle uğradığı ihanetler yüzünden düştü.

bir romalı asker, öldürmek için sahilde problem çözmekte olan arşimet'e yaklaştığında son sözü şu oldu: "çizdiklerime dokunma."

biz ne derdik: "mokunu yiyeyim ağbi." aramızdaki fark bu.
1 /