arz talep meselesi

dydm dydm
üreticinin piyasaya mal çıkarması ve tüketicinin piyasadan mal çekmesi olaylarının meselesi. sunu istem meselesi olarak da açıklanabilir.
genaro genaro
özel televizyoncuların mahkum oldukları kavram. milletin televoleyi talep ettiğini göstermesi için taksimde miting yapmasına gerek yoktur; o programı izlemesi ve rating vermesi, o programın şirketlerce reklam manyağı yapılmasına ve kanalına milyon dolarlar kazandırıp baş tacı edilmesine yetmektedir. eğer kültür bilim programları, açık öğretim fakültesi yayınları, ciddi haber programları çok izlenseydi şirketler onlara reklam verip ürünlerini üzerlerinden tanıtmaya çabalarlardı, kanallar böyle yapımlara yüklenirlerdi. günümüzde ntv bunun belirgin bir örneğidir, eğer ntv programları ülkede rating rekorları kırsaydı diğer kanallarda çizgilerini bu doğrultuya getirirlerdi, ama aksine ntv ilk baştaki çizgisini çok değilse de yumuşatma yolunu seçti, spor yayınına büyük ağırlık vermek zorunda kaldı. bu açıdan televole kültürüne serbest piyasanın topluma dikte ettiği zihhniyettir yada insanlar ne seyrettiklerini kontrol edemez demek yanlış olur. coca colanın türkiye reklamlarında sofrada iftar saatini bekleyen aileyi oynatmasının, şirketin islami felsefede olduğunu göstermemesi de buna bir örnektir.

bununla beraber topluma ucuz ve yararsız ürün sunma televizyoncuların da işine gelen bir durum ama medya kuruluşlarının insanlara ne talep edeceklerini, hele günümüz iletişim devrinde dünyada ne olup bittiğini görürken serbest piyasada dikte etme gibi bir şansları olamaz. eğer başka türlü yayına bir talep varsa yerli yabancı biri çıkar, öyle yayın yapan bir kanal kurar ve reklam pastasından aslan payını kapar. gerçi yayıncıların tek gelirlerinin reklamlar olmadığı, belli grupların çıkarları için medyayı kullanmalarının daha karlı olacağı söylenebilir, bu doğrudur ve günümüz gerçeğidir ama bu durumda bile toplumdan yeterli ilgiyi gören bir kurum şerefiyle ayakta kalabilecektir. bu açıdan bakıldığında iletişim ve elektronikteki gelişmelerin, yayıncılığın daha kolay hale gelmesinin medyayı güç odaklarının güdümünden gittikçe daha bağımsız hale getirdiğini ve getirmeye devam edeceğini de söyleyebiliriz.
genaro genaro
gece porno yayın yapıldığında rating rekorları kırmasını türk halkının cinsellik talep ettiğiyle açıklayacak kavram. bu açıdan da kelamı doğru olacaktır, türk halkı ne kadar üstü örtülmeye konuşulmamaya çalışılsa da azıp kudurmuş, cinsel açıdan tatminsiz,problemli vaziyettedir. nedenleri, nasılları bir zahmet üniversitelerimizdeki suya sabuna dokunmayan, toplumu ilgilendiren hiçbir meselede seslerini duyuramayan sosyal bilimcilerimiz anlatıp konumlarının hakkını versinler. kendilerinden seslerini en az her haltı bildiğini sanan gazeteci, sanatçı takımı kadar çıkarmalarını, sorumluluklarını hatırlamalarını bekliyoruz.
aile meselelerine güzin ablayla kadın programlarıyla çözüm bulmaya çalışan bir toplumda fazlası da olamazdı. bu ülkeye daha fazla imam hatipli mi yoksa psikolog mu lazım, 50lerle başlayıp 80lerden itibaren toplumca hızla geldiğimiz noktaya bakıp insanlar karar versin.
genaro genaro
türkiyede pornonun arzını taleple açıklayacak ama talebin nedenini açıklayamayacak kavramdır. talebi anlamak için türkiyenin en çok tv izleyen ilk 5 ülkeden biri olması, yabancı turistlere yiyecek gibi yaklaşan türk erkeği, kültürümüzdeki nallıfatma kodlu zoofili geleneği, cinselliğin her yerde satmasının, talebin nedeninin her yerde aynı olduğunu göstermeyeceği gibi konu başlıklarına bakılabilir.

bunun dışında güzin ablayı ve kadın programlarını halk tabii ki talep etmektedir ama bunda kanımca iki yön bulunmaktadır; biri ülkemizdeki daha önce belirttiğim sağlık danışma hizmetlerinin asla varolan talebi karşılayamaması ve çoğunluğun bu tip yardımlardan yararlanamamasıyla güzin abla ve kadın programlarının psikolog ve danışmanları bir çeşit ikame eder hale gelmesidir. imam hatip yerine sağlık personeli lafının dayandığı nokta budur, insanlar imam hatibe imam olmak için değil adeta din eğitimi almak için gitmektedir, ülke imamdan geçilmemektedir. kaldı ki insanların günümüzde yaşadığı problemlerin çözümü dinde imamda olsaydı bunu en verimli ve işe yarar tedavinin peşindeki tıp alemi çoktan farkeder ve psikoloji psikiyatri bilimi yerine ilahiyat fakülteleri insanların dertlerine derman olmaya çalışırdı. emin olun ki eğer bugünkü uygulamaların yerine daha iyisi bulunduğu an kimse ideolojim bu diye etkisiz tedavilere tutunmaz, tutunamaz, çünkü sağlık sektörü de serbest piyasa kurallarına dahildir ve her zaman daha iyi olan tercih edilir.zaten bu nedenle amerikada geleneksel batı tıbbının bunca zaman dışladığı doğu tıbbı tamamlayıcı tedavi adı altında sağlık programlarına dahil edilmiştir, reiki meditasyon gibi uygulamalar araştırılmakta ve hastanelerde uygulama alanı bulmaktadır; işe yaradığı görüldüğü takdirde doktorlar hastalarına 5 vakit namaz kılıp oruç tutmayı da önerecektir.
kadın programlarının çoğunluk tarafından ikinci tercih sebebi de insanların inançları, toplumdaki yanlış kabullerdir. birinin kolu ağrıdığında doktora gitmesi normal karşılanırken, ruhsal bozukluklar çevre tarafından anlaşılmadığı için geri bir kafayla kişinin kendi hatası, ilahi bir musibet, yada kabullenilmesi ve beraber yaşanması yada görmezden gelinmesi gereken bir durum gibi algılanmaktadır. böyle olunca insanlar sıkıntıdan kıvranırken deli yada anormal damgası yememek için profesyonel yardım almaktan kaçınmaktadır.

imam hatip anlayışının topluma nüfus etmesi ise şeriat düzeninin ülkede hüküm sürmesini gerektirir, bu düzenin nerede başarılı olduğu, insanlara mutluluk ve refah getirdiği ise meçhuldur, zaten bugün müslümnan aleminde yorumda bir sürü farklılıklar,farklı mezhepler bulunmaktadır. bu durumda artık dinden ayrı çeşitli disiplinlerde incelenen ve her birinde uzmanlık gerektiren devlet, ülke yönetimi nasıl ulemaya, 1000 yıl öncesinin değişmeyen katı kurallarına dayandırılabilir? islam kaynakları asr ı saadet diyerek peygamberin devrini övmektedir, fakat elde devletlerin başarıları, baskın gücün yazdığı tarihin anlattıkları dışında nasıl bir saadet asrı olduğu hakkında bilgi mevcut değildir. islam kuralları ve hukuku kendi devrinin ihtiyaçlarını karşılamış bile olsa, bu karşılamanın islamdan mı yoksa peygamberin kişisel liderlik özelliklerinden mi geldiği de tartışmalıdır. kaldı ki bin sene evvelin toplum yapısının kurallarının bugünün ihtiyaçlarını karşılayacağını savunmak ama buna yeryüzünde bir tane örnek gösterememek te ayrı bir ironidir.
hele bu kuralları bugün hukukun sosyal yapının, yaşam şartlarının tamamen farklı olduğu türk toplumunda uygulamaya çalışmak, günümüz türkiyesinde bir çok insanı zora sokmaktan başka işe yaramamaktadır. islam dini cinselliğe karşı değildir ve insanların cinsel olgunluğa erişince evlenmelerini tavsiye eder ama günümüz toplumunda evlenmek 20 küsur yaşlarından önce mümkün değildir. bu durumda dindar biri zina yapmakla doğasına direnme arasında kalacaktır ve bu direnme, bastırma bir çok psikolojik bozukluğa yol açacaktır, dinde ise evlilik için bir kolaylık yoktur. bu durumda dinin evrenselliği, kuranın her derde deva olması nerede kalmıştır? 1000 sene sonra insanların farklı coğrafyalarda farklı durumlarla karşılaşacağını bilen allah tarafından neden evlilik bu kadar katı tutulup dışındaki her ilişki zina ve büyük günah olarak adlandırılmıştır?
h376 h376
olayı bir de farklı açıdan ele alırsak eğer şöyle bir sonuç çıkabilir. mesela almanya da, dümbük hans’ın gözdesi esmer bayanlardır.kendi ülkesinde(almanya) çok afedersiniz, sünnetsiz olan pipisini sallasa sarışın bir bayana denk gelmesi, hans arkadaşımızı az olan esmerlere yöneltiyor direk.

ülkemizde ise az olan(ki artık az değil) sarışın nufüsüna talep daha fazladır. sevgili hasan arkadaşımız ise gördüğü her sarışına aşık olma hatta onu bir otuzbir çekme malzemesi yapma potansiyeline sahiptir.

esmerlere ise ilgisi azdır zira her yer kara kuru kızlardan oluşuyor.tabi bizim haso’ya sorsan ’’türk kızı en iyisidir abi’’ der, ’’başkasıyla halvet olmam’’ der, amma ve lakin, pompamcı hans’ın sarışın hatunlarla çevirdiği sanat filmlerinden vazgeçemez, bunlar fena şekilde ilgisini çeker.
options options
şimdi düşünün ki türkiye'de renkli gözlü, sarışın taş vücutlu bir kadın olsun. elbette ki bu kişi revaçta olacaktır. çünkü az bulunur ve değeri yüksektir. aynı kişi bir avrupa ülkesinde aynı ilgiyi göremeyecektir. işte burada arz talep devreye girer. bir şeye ne kadar talep varsa ve talep ne kadar az karşılanabiliyorsa eldeki değer o derece pahalıdır.

piyasada bir ürünü ne kadar az kişi arz edebiliyorsa o ürün o derece pahalıdır. çünkü alternatifi yoktur. tekelleşme de arz talep piyasasının önemli bir aşamasıdır. bir şeyi sadece tek kişi pazara sunar, ve ondan istediği karı elde eder. ama aynı ürünü/hizmeti üreten başka bir kurum ortaya çıktığında karlılık azalır arz talep dengeye girer ve ürün değer kaybeder.

(bkz: bir makina mühendisinin ekonomi anlatması )
sürrealimezelden sürrealimezelden
çok yüzeysel olarak ve ekonomiye uygunluğu bozmadan özetlememiz gerekirse gelir yeterliliği çerçevesinde satın alma isteğine talep, üretim miktarını değiştirme isteğine de arz denir.
jugador jugador
her talebe bir arz yaratılmaya çalışılır veya her arz kendi talebini doğurur diyebiliriz. yani kesin bir tek doğru yoktur bu hususta. her durumun kendine has doğrusu vardır.
fındık kıran fındık kıran
makina fakültesinde* 50 erkek-1 kız şeklinde girdiğimiz ilk bölüm dersinde* idrak ettiğimiz ekonomik terim.

o kızın 4 sene boyunca götünün anbean nasıl kalktığını bilemezsiniz.