aşırı

vandal mimar vandal mimar
fazla, ihtiyaca tabi olmayan tutar.

uydurdum. bu demek değil; bu sadece aşınmış anlamı aşırının oysa aşırı; kendi başına hiçbir anlam ifade etmeyen kelime. daha da fenası, tanımlanması gerçekten güç kavramların en sık rastlanılanı. aşırı kelimesi terminolojik olarak bir "derece", "ölçü", biraz ıkınırsak da "kıyas"'ı ifade etmekte fakat her nedense bu aşırılık mefhumuna yapışmış olan bir "kötü olma hali" sözkonusu. demem o; aşırılığı olumsuz bir şeymiş gibi görüyor, görmekle yetinmiyor bu fikri empoze etmeye çalışıyoruz çoğunlukla ve öyle ki atalarımız bu hususta süper yemler atmışlar ortaya (bkz: azı karar coğu zarar) vb.

gelelim görelim ki; bu terimin kullanılmasından önce sorulması gereken önemli bir soru var. o soru da şu; neyin derecesi? demem o; bize aşırılığı yargılama sürecine almadan önce bir nesne gerekiyor. cevap muhtemelen "herhangi bir şeyin ölçüsü", herhangi bir şeyin aşırılığı olunca (ki istatiki olarak çok yüksek ihtimalle böyle olacaktır.), niteliğe bakmaksızın bir "şey" in derecesini "kötü" olarak kabul etmek biraz garip oluyor. yani akıl ve mantık çerçevesinde bunu yapmak, "aşırı kötüdür" demek, hayatında hiç çilek ağacı görmemiş birinin "meyvesinin tadı çok güzel/çok kötü" demesine benziyor. üstelik neredeyse istimlak edilmiş düz mantığın getirdiği kavram karmaşasına rağmen bu saçmalığı, "saçmalık" olarak nitelediğimiz takdirde aşırıya kaçmış olma ihtimalimiz var. işin ironisi, zorlayan tarafı da orası. ihtiyaçlarımızın niteliklerinin çok hızlı değişiyor olması, zamanında lüks saydığımız şeylerin şu an bizler için son derece sıradan ve kolay elde edilebilir şey olması falan filan. buraları biraz karışık, sizin de kafanızı karıştırmak istemiyorum. niceliksiz aşırılıktan devam edelim.

aşırılık, nicelik sözkonusu olunca mantıki çıkarımlar sonucunda tamamen nötr bir kavram olduğunu algılayamayanların da farkındalık dahilinde olmadan dahil oldukları kendini örnekleme hallerinden biri. bu bakımda nitelikten hiçbir farkı yok. şöyle bir örnekleyelim onu;

aşırı hastalıklı ve aşırı sağlıklı olma hali aynı derecede istenmeyen şeyler değil midir? her ikisi de ortalamadan eşit derece uzaklıkta bulunan aşırı zeki ve aşırı aptal olma hali eşit derecede mi değersizdirler? aşırı erdemli ve aşırı ahlaksız kişiler eşit derecede mi kötüdürler? bu gibi örnekler aşırı bir erdem derecesinin "erdem" in gerçek ifadesi kesildiği bir platformda elbette çoğaltılabilir fakat aptallığı ele alalım şöyle bir. aptallık ne başarmıştır? ya da birisi var mı aptallığın çok/bir şey başardığını iddia edebilecek? aşırılığa verilen tepkinin aşırı olduğu göz önünde bulundurulunca bu aptallık örneği de "kapitalizm çok kötü bir şey. kapitalizm yüzünden ben sinemaya gidemiyorum. hem afrika'da bir sürü aç insan var." demekten başka hiçbir halta benzemiyor.

aşırı suni bir kavram karşıtından başka bir şey değil özünde. kavram karşıtlığının amacı da herhangi bir fikir teatisi olmadan zaten var olmayan "nitelik" kavramının hayali silüetini ortadan kaldırmak, bu yolu izlerken gelişebilecek her türlü farklı görüşü bertaraf ederek insanları rasyonel yargı yetisinden mahrum bırakmak ve kolektif bir algı üstünlüğü yakalamaktır. net bir örnek daha verirsek; günümüzde muhafazakarları "aşırı sağcı", "ebemizi siken irtica yanlıları" vs. olarak niteleyen solcular bu hakkı entelektüel bağlamda edindikleri genelgeçer üstünlüğe borçludurlar fakat bunu yaparken aşırıya kaçmaktan pek de geri durmuyorlar. tam tersi de aynen geçerli, zira insanoğlu bu good-evil çizgisine de çok şey borçlu. "benim kimseye borcum yok" mu diyon? e o zaman neden bin senedir tartışılagelen şeyleri tartışıp yüzlerce senelik sıfatlarla itham ediyorsun karşındakini? üstelik vaktini ve ruh sağlığını kaybetmek pahasına yapıyorsun bunu. akıl kârı mı? değil. ama konuşmana olanak veren bir dinamiği başka türlü (aşırıya kaçmadan mesela) yaratamıyon maalesef. sen good, diğerleri evil. anca öyle olursa bir kıvılcım doğuyor.

buradan çıkarılacak sonuç da; kendi başına vukuu buldurulmuş, tek boyutlu ölçümler hiçbir şekilde kayda değer değilmiş, önem dediğimiz şey ölçülen şeyin niteliği ile bilfiil alakalıymış, bundan sonra "çilek ağacı yoktur. varsa da berbat bir şeydir." demeden önce kavram ahlakını ve eleştirdiğimiz şeyin epistemolojik değerini hiçe saymıyormuşuz. "çilek ağacı ne ola ki? var mı böyle bir şey?" diye biraz araştırıyormuşuz. mesela faşizm bilmeden, komünist olmuyormuşuz, komünizm bilmeden faşist olmuyormuşuz, herhangi bir "ist"ten önce akıllı oluyormuşuz, vaktimizi boşa harcamıyormuşuz, ruh sağlığımızı koruyormuşuz gibi.