aşk

597 /
levlenin levlenin
bir yok oluştur bu. kendinden vazgeçersin, başka bir bedene, başka bir bilince bağlanırsın. bağlandıkça daha fazla yok olursun. üstelik bunu isteye isteye yaparsın.
harmonai harmonai
bedenlerimiz küçük ya da büyük gelen kıyafetler içinde nasıl rahat edemiyorsa, ruhun da kendi ruhuna uygunu arama, bulma hali.

bazen bir pantolon görürüz çok güzeldir, deneriz ve hatta rahat olmasa da satın alırız. içinde güzel görünüyoruzdur ama bir noktada canımız yanıyordur ve bir zaman sonra onu askıda kalmaya mahkum ederiz. sonra başka bir kıyafeti rahat diye alırız ama içinde o kadar berbat görünüyor gibi hissederiz ki ondan da vazgeçeriz. bir gün alakamız olmayan tarzda bir pantolon buluruz ve deneriz. nasıl olduğunu anlamasak da bedenimiz için dikilmiş gibidir. aynada daha güzel durduğumuzu hayretler içinde fark ederiz. kullandıkça bugüne kadar nasıl böylesi rahat bir kıyafetim olmadı deriz. aşk da ruhun diğer bir ruhla aynı bedende birbirine uymasıdır. o bizi şaşırtan kıyafet gibidir; nereden, nasıl buluşuruz hiç bilemeyiz ama buluşunca farkı anlarız. bazen ruhunuza uygun başka bir ruh var mıdır diye merak edersiniz ama belki de o hiç bilmediğiniz bir mekanda, hiç bakmadığınız bir köşedeki askıda sizin ruhunuzla buluşmayı bekliyordur. hangi etiket ve zamanda olacağına karar vermeden sadece gitmeniz ve almanız gereken bir doğru an vardır.
yarından önce bugünden sonra yarından önce bugünden sonra
gerçekçi olmadığını düşünüyorum…

daha doğrusu, gerçek aşkı bulamadan ömrümüzün geçip gittiğine eminim. dünya nüfusunun %3'ü filan şanslıdır ve gerçek aşkı bulmuştur. %97'lik kesim ise elindekiyle yetinmiştir.
bu insanların kulağına kötümser bir bakış açısı olarak gelebilir. her aşk acısı çekeninin bu olguya duyduğu derin nefretin sonucu olarak ortaya çıktığını düşünebilir. bu son derece normal fakat benim için son derece hatalı bir tespit.

i̇nsanlar yaşadığımız yüzyılında sorunlu olmasından kaynaklı olarak çevresinden seçmeye özen gösteriyor. mümkünse tanıdığı bildiği insanların referans verdiği kişilerle birlikte olmaya çalışıyor.

sosyal medya bu yüzden biraz sorunlu.
tinder avcısı belgeselini izleyen her kadın "biz erkeklere bir günde küsmedik" diye tweet atabiliyor fakat aynı şeyi bir kadında yapabiliyor. neticede dolandırıcılığın cinsiyeti yok.
bunu bir kenara atarsak üç farklı tanışma şekli olduğuna inanıyorum.

1) i̇ş yeri
2) arkadaşın arkadaşı
3) aile

arkadaşın arkadaşı biraz daha geniş bir dal. ona daha sonra geliriz. buradan baktığınız zaman aslında aşık olmak için elinizde inanılmaz bir havuz olmadığını fark ediyorsunuz.
sadece sayısal olarak değil aynı zaman nitelik olarak da sorun var. çünkü bu insanların bazıları sizi beğenmeyecek, bazılarını siz beğenmeyeceksiniz. beğendikleriniz arasındaki bu maksimum 30 kişi yapar birini seçiyorsunuz aslında. yani bu kadar aşk denilen şey…
belli bir arkadaş grubundan size uygun olduğunu düşündüğünüz insanlar arasından birini seçmek!

tam olarak aşk bu mu? bence değil!

bunun yanında şöyle bir şeyde var tabii. yazılı olmayan etik kurallara göre, sevgilinin arkadaşları yasak bölgedir. tamam ama neden?

şimdi buna bir sürü isim takıldığını bilmekle birlikte şöyle bir bakış açısıyla bakarsak, bu mahalle baskısının doğru bir şey olmadığını görebiliriz.

misal x ile birlikte olan bir adam olsun.

sınırlı alanda ona göre en uygun kişinin x olduğuna karar versin. x'in çevresi ile tanışabilmesi için x ile bir şeyler yaşamak zorunda çünkü bu tip network ağını genişletmek için önce belli bir ön ağa üye olmak zorundasınız.

siz ve kız arkadaşınız x makine mühendisi olsun.
makine mühendisi olarak aynı iş yerinde tanışıp "aaa sen bana uygun birisin gibi?" diyerek birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı vermiş olsunlar.

bundan sonrası x'in arkadaşları ile tanışma…

x'in arkadaşı y çok güzel hoş bir kız olsun. x'iin erkek arkadaşı olan alfa ile aynı şeyleri sevsin. misal x vejetaryen iken alfa tam bir etobur… y'de etobur biri.

x duygusal filmleri severken alfa ve y bilim kurgu sevsin. kağıt üzerinde x ile alfa'nın ortak noktası az ama çalıştıkları yerde ve ortamdan kaynaklı olarak birlikte olmaya başlamışlar. ve y tekstil mühendisi.

yani alfa ile y'nin, x olmasa tanışma şansları %0.000001
bu durumda alfa'nın y ile birlikte olması gerekirken ve belki ikisi de böyle hissederken yazılı olmayan etik kurallara göre kimse bir hareket yapmıyor.

bu işte bir yalnızlık var filmindeki mehmet'in ayşe'ye duyduğu ve ayşe'nin de içten içe mehmet'e karşı hissettiği şeyleri zamanla gün yüzüne çıktığı gibi. nazlı'nın bunu hep fark ettiğini söylediği sahne gibi.

ayşe ile nazlı yakın arkadaş olmadıkları için bu durum orada sorun yaratmadı ama y ile alfa'yı tanıştıran x olunca işler değişiyor tabii ki.

peki aşk bu mu?
yani y ile alfa'nın hissettikleri mi? bence evet… bugünlerde yaşanan mutsuzlukların hatta bazı boşanmaların bile sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. i̇nsanların aslında hiçbir zaman gerçekten ama gerçekten birlikte olması gereken insanla birlikte olamadığını, olanların var olduğunu ama azınlıkta olduğuna inanıyorum.

burada "boşanmalarda amma arttı" gibi siyasal islam kafasıyla tespit yapma derdinde değilim. sadece fikrim bu yönde gün geçtikçe sabitleşmekte.

filmlerde, dizilerde bile aslında bu gerçek kabak gibi ortada.

friends dizinde iki çift birbirleriyle birlikteler. how i met your mother'da barney ve robin'in hikayesi gibi.

tabii orada robin'in aslında ne istediğini bilmeyen bir şıllık olması ve sonrasında lan aslında ben ted'i istiyormuşum demesiyle son bulması var. herkes onlar kadarda şanslı olamıyor. yıllar sonra bile olsa bir araya gelme şansına sahip oldular.

sonuç olarak aşık olduğumuzu sandığımız insanlar aslında bizim kısıtlı çevremizde kendimize en uygun olduğunu düşündüğümüz insanlar. doğal olarak network genişledikçe işler değişiyor. sosyal medyada başlayan ilişkiler bu kısıtlı alanı genişletmek için ideal ortamı sunsa da orada da bazı korkular gün yüzüne çıkıyor.

elbette kendisini adonis kralı gibi gösterip sonra 1.60 boyunda 70 kilo olarak ortaya çıkan dolandırıcılardan bahsetmiyorum.

en nihayetinde aşkın günümüz dünyasında bulunması zor bir şey olduğu gerçeği gün gibi ortada duruyor. ve bazılarımız bu şanslı azınlıktan olurken çoğumuz hala arıyor!!
hani olmaz da oldu diyelim hani olmaz da oldu diyelim
kırıyor. güzel yaşayana yaşatana denk gelmek gerek.geçtiğinde gittiğinde neye dönüştüğün karşındakini neye dönüştürdüğün önemli.ne olursa olsun içinde incelikler saygı olmalı.sonunda yorgun bi savaşçı gibi hırpalanmış hissetmemektir
enverhoca enverhoca
ben aslında senin tarafından becerilmek istiyorum
ya da
ben tüm varlığımla seni becermek istiyorum.
diyemeyen embesillerin, kocamann yalanlarla süslü kendini, olduğundan farklı gösterme çabası içerisine girerek sonunda karşısındakine tarifi imkansız olan, bir duyguyu beslediklerini söylediklerinde; bahsi geçen, söz konusu olan duygunun adı.
597 /