atasözleri

giriniz kaydediliyor

işlem bitince otomatik olarak girinize yönlendirileceksiniz. hoşunuza gitmeyen bir şey varsa girinizi daha sonra düzenleyebilir veya tamamen silebilirsiniz.

girinize bir görsel eklemek için dosya veya dosyaları buraya bırakın
dosya(lar) otomatik olarak yüklenecektir.

(bkz: ) `` TR

bu giri sakıncalı bir içerik barındırıyor olabilir

yine de görüntülemek için tıklayın

thedewil
• çabuk parlayan, çabuk söner.
• çabuk veren iki verir.
• çağır kara(-ca) oğlan çağır, taş koyduğun yerde ağır.
• çağırsalar da gitmesem, çağırmasalar da sitem etsem.
• çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
• çağrıldığın yere aş ol, çağrılmadığın yere baş ol.
• çağrılmayan yere çörekçi ile börekçi gider.
• çağrılmayan yere kedi ile köpek gider.
• çakalsız köy olmaz.
• çakmazsa gürlemez.
• çaldık kesmedi, dürttük geçmedi.
• çalgı, düğün evini yakışır.
• çalı çırpı ile ev yapılmaz, harç ister.
• çalı çırpı, herkesin evi.
• çalı dibinde yuvası, böyle götürür havası.
• çalı idi, çırpı idi, evim idi ya, ayı idi, uyu idi,kocam idi ya.
• çalı ile ürküt, çırpı ile say.
• çalı yırtığı, çoban dürtüğü.
• çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
• çalım para etmez.
• çalınan tazı, çulunu tez yırtar.
• çalıntı meyve tatlıdır.
• çalışmak değil, şüphe öldürür.
• çalışmak, ibadetin yarısıdır.
• çalma kapıyı (elin kapısını) çalarlar kapını.
• çam ağacından ağıl olmaz, eloğlundan oğul olmaz.
• çam ağacından camiye direk, yüznumaraya kürek de olur.
• çam sakızı, çoban armağanı.
• çamın haysiyetini, ayıdan sor.
• çamın kökü olmaz, yalancının sözü olmaz.
• çamlıca’nın suyu, göksu’nun kurbağası.
• çamur olmaz ise hamur olmaz.
• çamura bastım, çalıya astım.
• çamura batan arabayı, koca öküz götürür.
• çanağa ne doğrarsan, kaşığından o çıkar.
• çanağın, çömleğin lakırdısı olmaz.
• çanağından çıkmış, çanağını beğenmez.
• çanak çanağa değer kırılır.
• çanakkale boğazı, ndı kıçımın ağzı.
• çanakkale çanağıdır, ondan sır çıkmaz.
• çanakta balın olsun, yemen’den arı gelir.
• çapanoğlu alabacak, ne alacak, ne verecek?
• çapkın at, boğazını kendi çıkarır.
• çapula giden, uyanık olur.
• çaputuna çuluna, âşıklık ne haline?
• çare ne şive-i takdire rızadan gayrı.
• çaresiz derde lokmanda aciz kalır.
• çaresizliktir bu derdin çaresi.
• çarığa bakma, yürüğe bak.
• çarşamba karısı, âlemin maskarası.
• çarşambanın gelişinden, perşembe bellidir.
• çarşı iti ev beklemez.
• çarşı da mum pahalı, körün neyine.
• çatal kaşık yere çakılmaz (batmaz).
• çavdar unundan baklava olmaz.
• çay bir olur çeşme bir, ahbap bir olur candan bir.
• çay bir olur, çeşme bin.
• çay kenarında kuyu kazar.
• çay kuşu ayağından tutulur.
• çay kuşu, çay taşı ile vurulur.
• çaya sulu götürür, susuz götürür.
• çaya varmazdan çemrenme.
• çaya varmazdan, ayağından çarığını çıkarır.
• çayda ki balığa, yağ kızartma.
• çaydan geçer, derede boğulur.
• çaydan geçersin, arkta boğulursun.
• çayı geçinceye kadar keçiye abdurrahman çelebi derler.
• çayın kenarında sen de gel soyun.
• çayır piresi üflemekle ölmez.
• çaylağa sormuşlar;”anasını koyup, yavrusunu neye kaparsın?””avazı kulağıma hoş gelir” demiş.
• çek deveyi, güt koyunu, gittikçe beylenirsin.
• çeken bilir, borlu belinin kışını.
• çeki taşı çekiden kalmaz.
• çekilmeyince pekişilmez.
• çekirdekten yetiştirdi, mürüvvetini gördü.
• çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ele geçer.
• çekirge suyuna gönderdik, çekirge getirdi.
• çekişmeyince pekişmez (berkişmez).
• çektiğim cezayı amelimdir.
• çektim yün, teptim keçe, burdum külah oldu.
• çektim yünü, teptim keçe, bozdum külah.
• çektin gelmiyor, kap salıver.
• çektiri’yi gördüm imrendim, içine girdiğim öğrendim.
• çelik gibi sert, hamur gibi yumuşak olma.
• çengi ölüsü çalgı ile kalkar.
• çerçi başındakini satar.
• çerçi kızı boncuğa âşıktır.
• çerçi yükün ne tutar? tuttukça tutar.
• çeribaşı tarizi ediyor.
• çeşmeden testi her gün dolu gelmez.
• çeşmeye gidenin testisi kırılır.
• çeşmeye gitse, çeşmeyi kurutur.
• çeşm-i insaf gibi kâmile mizan olmaz, kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz.
• çevik kuşu iki ayağından tutulur.
• çıbandan korkan cibinliği beraber taşır.
• çıhar attım, şeş oynadım, yine felek yendi beni.
• çık cık eden nalçadır, iş bitiren akçedir.
• çıkacak kan damarda durmaz.
• çıkmadık candan ümit kesilmez.
• çıngıraklı deve kaybolmaz.
• çıra dibi karanlık olur.
• çıra is vere vere yanar.
• çıtlığı kırk köyün köpeğini başına toplar.
• çift edersen bağlanırsın, bağ edersen eğlenirsin.
• çift ile koyun, kalanı oyun.
• çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
• çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış.
• çiftçiye yağmur, yolcuya kurak –cümlenin muradı verecek hak-
• çifte gelmeyen öküzün olsun, işe gitmeyen oğlun.
• çiftliğin içinde, geminin dışında.
• çiğ sözden, kem gözden ırak.
• çiğnemeden yutulmaz.
• çingen elek, çulha göynek bulmaz.
• çingen kızı, kadın olmaz.
• çingene “oğlumun hastalığına yanmam, huyunu değiştirir” dermiş.
• çingene ciğer pişirir, yemeden karnını şişirir.
• çingene çadırında musandıra ne arar?
• çingene çingeneye çatmadıkça, kasnak bana geçmez.
• çingene çoğaldıkça, çeribaşı iftihar eder.
• çingene düğünü hoyrat, derneği davulsuz olmaz.
• çingene ele kızmış, kendi çocuğunun ağzını yırtmış.
• çingene evinde kaymak bulunmaz.
• çingene ile bal yeme (yola gitme),güzel ile taş taşı.
• çingene pişirir, yemeden karnını şişirir.
• çingeneden çoban olmaz, yahudiden pehlivan.
• çingenenin ekmeği düşüne girer.
• çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
• çingeneye mansıp değse evvela atasını asar.
• çingeneyi paşa yapmışlar; “şu ağaçlardan ne güzel kasnak olur” demiş.
• çirkefe taş atma üstüne sıçratırsın.
• çirkin bürünür, güzel görünür.
• çirkin karı evin toplar, güzel karı düğün gezer.
• çirkine güzel dedikçe bir daha sallanır.
• çitten duvar, gübreden sıva.
• çivi çıkar ama yeri kalır.
• çivi çiviyi söker.
• çivisiz pedavrayı yel alır.
• çivisiz tahtayı rüzgâr alır.
• çivisiz tahtayı yel alır, yel almazsa sel alır.
• çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti.
• çoban çorabını kendi örer.
• çoban güttüğü, çırak durduğu kadar alır.
• çoban itikadı sağlam olur.
• çoban köpeği ne yer, ne yedirir.
• çoban kulübesinde, padişah rüyası görür.
• çoban olan koyun gütmek, oğul babanın huyunu gütmek gerektir.
• çoban yağı çok bulursa, çarığına sürer.
• çobana verme kızı, ya koyun götürür ya kuzu.
• çobana yağ kaygusu, keçiye can korkusu.
• çobanın gönlü olunca, tekeden yağ çıkarır.
• çobansız koyunu kurt kapar.
• çobansız sürü olmaz.
• çocuğa iş buyuran, ardınca kendin gider.
• çocuğu olmayana, çocuk döktürmeli.
• çocuğum yok ağlayacak, çorbam yok taşacak.
• çocuğun olduğu yerde gıybet (dedikodu) (kav) olmaz.
• çocuğun yediği helal, giydiği haramdır.
• çocuğuna iyi kötü huy anadan gelir.
• çocuk büyür, deli uslanmaz (uslanır).
• çocuk büyütmek, taş kemirmek.
• çocuk doğmadan kaftan biçilmez.
• çocuk düşe kalka büyür.
• çocuk ile yoğurt yiyen, elbette ağzına yüzüne bulaştırır.
• çocuk ile yola gitme, yükün düşerse güler.
• çocuk sever, kız över.
• çocuk seversen beşikte, koca seversen döşekte.
• çocukla çıkma yola; düşersen güler, düşerse ağlar.
• çocuklar uyuya uyuya büyür, ihtiyarlar uyuya uyuya ölür.
• çocuklar ve deliler doğruyu söyler.
• çocuklu kadın, kargalı çınar, civcivli tavuk.
• çocukluk gibi sultanlık olmaz.
• çocuksuz kadın, yemişsiz ağaca benzer.
• çocuktan al haberi.
• çoğu zarar, azı karar.
• çok adam, çok şans demektir.
• çok ağız bir olunca, bir ağız hiç olur.
• çok arpa, atı çatlatır.
• çok beladan kurtarır insanı; “bilmem, görmedim”.
• çok bilen, çok yanılır.
• çok çabalayan çok yorulur.
• çok çalışan çarık yırtar, iş odur hakka vara.
• çok çalıştım senin için, şimdi oldu benim için.
• çok çocuk anayı şaşkın, babayı düşkün eder.
• çok eli işte gör, az eli aşta gör.
• çok gezen tavukayağında pislik getirir.
• çok gezen, çok bilir.
• çok gülen, çok ağlar.
• çok havlayan köpek ısırmaz.
• çok isteyen belasını ister.
• çok karınca deveyi öldürür.
• çok karıştırma, altından çapanoğlu çıkar.
• çok kazanan, çok ister.
• çok koşan, çabuk yorulur.
• çok koyunun çok kuzusu.
• çok kucaklayan, az devşirir.
• çok lakırdı para etmez (baş ağrıtır).
• çok lakırdı, değirmende olur.
• çok mal haramsız, çok laf yalansız olma.
• çok muhabbet, tez ayrılık getirir.
• çok naz, âşık usandırır.
• çok okuyan değil, çok gezen bilir.
• çok seğirten, çabuk yorulur.
• çok söyleme arsız edersin, aç bırakma hırsız edersin.
• çok söyleme, ağzın büyük olur.
• çok söyleme, tel kırarsın.
• çok söyleyen, çok yanılır.
• çok söyleyenin kalbi çürük olur.
• çok söyleyenin kalbi sağ olmaz.
• çok söz (laf) yalansız, çok para (mal) haramsız olmaz.
• çok söz söyleyen, çok söz işitir.
• çok söz, hamamda yaraşır.
• çok süren ikbal, beyaz kargaya benzer.
• çok şecaat, cinnetten kısımdır.
• çok şecaat, deliliktir.
• çok taş kaldıran, ya yılana uğrara, ya çiyana.
• çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir.
• çok ye ol helak, az ye ol melek.
• çok yiyen ahmak olur.
• çok yiyeyim diyen, aç kalır.
• çok zenginin ayağına çöp batar.
• çokluğa darı saçılmaz (taş atılmaz).
• çömlek demiş;”dibim altın “kaşık demiş; “girdim çıktım”.
• çömlek hesabına bakılırsa, ayın kırk beşi.
• çömlek taşa dokunursa vay çömleğin haline, taş çömleğe dokunursa yine vay çömleğin haline.
• çömlekçi ayranı testiden içer.
• çömlekçi, suyu saksıdan içer.
• çöpsüz üzüm olmaz.
• çöpten duvar, boktan sıva.
• çöpten minareye değme yıkılır.
• çöre otu susam mı, o da benim tasam mı?
• çöreğin büyüğü, un çokluğundan olur.
• çöreğinde şüphen yoksa,gam yeme.
• çözen tilki, bağlayan tilki.
• çubuğun üzerinden meşe kömürünü eksik etme.
• çubuk kötü arkadaştan iyidir.
• çubuk yaş iken eğilir.
• çuhasını giymedikse, kenarından kuşattık.
• çuhaya muhtesiplik vermişler, evvela atasını haklamış.
• çukura düşmüş çıkamaz, pırpır eder uçamaz.
• çul içinde, aslan yatar.
• çuval almazsa, harar alır.
• çuvaldız yurdusu (gözü) kadar delikten deve denlü soğuk girer.
• çuvalın ağzını bırakır da, dibinden deler.
• çürük baklanın kör alıcısı olur.
• çürük bina, temel tutmaz.
• çürük diş ağrısı çekilmez, çektirilir.
• çürük iple kuyuya inilmez.
• çürük merdivenle, dama çıkılmaz.
• çürük tahta çivi (çivi) tutmaz.
• çürüksüz koz, kemiksiz et olmaz.
• dadanmış, kudurmuştan beterdir.
• dağ ardında olsun da, yeraltında olmasın.
• dağ başı dumansız olmaz (dumanı eksik olmaz).
• dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir.
• dağ başında duman, insan başından yaman eksik olmaz.
• dağ başında harman savrulmaz.
• dağ başında harman yapma savurursun yel içinde, sel önünde değirmen yapma götürürsün sel içinde.
• dağ başından duman, yiğit başından boran eksik olmaz.
• dağ çalısız kalmaz, yol kenarı dikensiz olmaz.
• dağ çalısız, yol delisiz olmaz.
• dağ dağ üstüne olur, ev ev üstüne olmaz.
• dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.
• dağ deyip dıngıldama ardınca adam bulunur.
• dağ deyip geçme, yuva diyen bulunur.
• dağ dumansız, insan hatasız olmaz.
• dağ ile yarışan davarından çıkar.
• dağ kail olmuş, tavşan kail olmamış.
• dağ kuşu dağda, bağ kuşu bağda yarışır.
• dağ ne kadar büyük olsa, kervan aşar.
• dağ ne kadar yüce olsa (ise) geçidi bulunur (yol üstünden aşar).
• dağ ola duman ola, kırmızı tuman ola.
• dağ olsa takat getirmez.
• dağ taş üstüne olur, ev ev üstüne olmaz.
• dağ tavşansız olmaz.
• dağ yıkılmazsa dere dolmaz.
• dağ yürümezse abdal (âşık) yürür.
• dağa çıkan, düz aramaz.
• dağda bağım var, yüreğimde dağım var.
• dağda gez, belde gez, insafı elden bırakma.
• dağda gezen, ayıya da rastgelir kurda da.
• dağdaki kuşun kırkı bir akçeye.
• dağdaki tavşanın suyu ocağa vurulmaz.
• dağdan dağa uçurdum, vaktimi boşa geçirdim.
• dağdan gelen dağa gider.
• dağdan inme yörük, ne erik bilir ne koruk.
• dağdan inmiş damdan öküz çıkarır.
• dağı bağ eden himmet, dağı da sağ eder.
• dağına göre kar yağar.
• dağına göre odun, sapına göre saman olur.
• dağlar her zaman misafir almaz.
• dağlar kadar günaha, darı kadar iman.
• daha hanya’yı konya’yı bilmez, devenin gevişine güler.
• daklıyan (dazlayan) caza (daza) düşer, bir kel başlı kıza düşer.
• dal ağacın kollarıdır.
• dal kıran, baş keser.
• dal, küçükken eğilir.
• dalı budağı sende, kökü bende.
• dam alçak, değnek kalkmaz.
• dam ardında eşeği bulmuş da erkeğin dişisini arıyor.
• dam demezden bacadan düşer.
• dam dolusu tükenmiş, damlayan tükenmemiş.
• dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.
• dam yanarsa, içindeki sıçanda yansın.
• damak varken diş yoktu.
• damdan düşen, damdan düşenin halini bilir.
• damen alulliği ziynetidir bakkalın.
• damgalı eşeği herkes tanır.
• damı çok olanın karı çok olur.
• damızlıksız yoğurt olmaz.
• damlaya damlaya göl olur, damlacıktan (aka aka) sel olur.
• damlaya damlaya göl olur, düşman gözü kör olur.
• damlayan su mermeri, yürüyen gayret dağları deler.
• dana anayı bulur.
• dana büyür ama çulu büyümez.
• dana yediği taşı bilir.
• danayı çok alan öküzü dahi uğurlar.
• danışan dağı aşmış, danışmayanın düz ovada yolu şaşmış.
• danışıkçın yok ise börkün yanına ko.
• dar ile gelen dağıla gider.
• dar yerde yemek yemektense, bol yerde dayak yemesi hayırlıdır.
• darı ekmeği, domuza devlet.
• darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz.
• darılmış ise akşam kapaklı sahanları göndermesin.
• darılmış kudurmuştan beter.
• darına domuz dadanmasın, evine şeyh.
• darlıkta, dirlik olmaz.
• dava için bir kadı, iki şahit lazımdır.
• dava için bir kadı, ispat için bin şahit.
• davacı razı oldu, şahit kail olmuyor.
• davacın danişment (kadı) oldu, yardımcın allah olsun.
• davacısız mahkemeye giden, bıyıklarını bükerek çıkar.
• davalının aptalı, derdini mübaşire anlatırmış.
• davasını bilmeyene şahit olma.
• davete icabet lazımdır.
• davetsiz düğüne giden minderini beraber götürür.
• davetsiz düğüne, kedilerle köpekler gider.
• davetsiz gelen, döşeksiz oturur.
• davul çalınmasa bile, bayramdan ne eksilir.
• davul dengi dengine çalar.
• davul görür oynar, mihrap görür ağlar.
• davul tozu ile ilaç olur.
• davul tozu ile minare gölgesi arar.
• davul zurna ile adam aramaya gider.
• davul zurnasız, çingene düğünü olmaz.
• davulda zurnaya, hamamda kurnaya.
• davuldan gelen zurnaya gider.
• davulsuz düğün, köpeksiz köye benzer.
• davulu biz çaldık, parsayı başkası topladı.
• davulun sesi uzaktan hoş gelir.
• davut umma, gönlünü avut.
• dayak cennetten çıkmadır.
• dayısı olan, dayısına dayanır.
• dayıya yeğen gerek, gemiye yelken kürek.
• dazı amma evde dazlık var.
• debbağ sevdiği deriyi yerden yere vurur.
• debbağa sorarsan, fena koku yoktur.
• dede koruk yer, torunun dişi kamaşır.
• dedenin gömleği terlidir, kendi burada yerlidir.
• dediğimi yap, yaptığımı yapma.
• dediler “molla aş gidiyor” dedi “bana ne?” dediler “size gidiyor” dedi “sana ne?”.
• değil kürsüye vaz, arşa çıkarsa adam olmaz.
• değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan.
• değirmen kerteşi yağlamayınca dönmez.
• değirmen suya gitmiş, o daha şakşağını arıyor.
• değirmen taşının altından diri çıkar.
• değirmen taşsız öğütmez.
• değirmenciye hırsızlık ayıp değil, başka ayıbını ara.
• değirmenciye salgın saymışlar, o da müşteri sayılmış.
• değirmende doğan sıçan, gök gürültüsünden korkmaz.
• değirmenden gelenden poğaça umarlar.
• değirmene dadanan köpek dere sıyırtır.
• değirmene gelen nöbetine kail olur.
• değirmene kıtlık girmez.
• değirmene varan un öğütür, evdeki nevbet sayar.
• değirmenin ününde değil, unundadır.
• değişiklik, dinlenmek kadar iyidir.
• değme muhannese kendi yıkılır.
• değneği yiyen ile sayan bir değil.
• deli akşamdan sonra azar.
• deli arlanmaz, soyu (sahibi) arlanır.
• deli bakar, su akar.
• deli deli akanı, bura bura tıkarlar.
• deli deliden hoşlanır, imam ölüden.
• deli deliyi görünce, çomağını (değneğini) gizler (saklar).
• deli deliyi sever, danişmend danişmendi.
• deli devran sürer, akıllı vakit bekler.
• deli dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun.
• deli gömleği, ütü istemez.
• deli ile çıkma yola, başına getirir türlü bela.
• deli ile devletli, ikisi de bildiğini işler.
• deli ile harara girilmez.
• deli kazanmış, akıllı yemiş.
• deli kız düğün etmiş, kendi baş sedire geçmiş.
• deli kız evde kalmaz, delikli boncuk yerde.
• deli kız örnek öğrenmiş, tekmil cihazını ondan işlemiş.
• deli kız, deli gelin olur.
• deli lacayı sever.
• deli lala, tülbent salla.
• deli neyler, mali, akıllı neyler hali.
• deli odur ki, kendi söyler, kendi işitir.
• deli ol ki; dünya için gam yeme, allah bilir kim kazana kim yiye.
• deli oldur ki, düştüğü çukura bir daha düşer.
• deli pazarı, bok pazarı.
• deli sarhoştan ürker.
• deli sözü, kaleme gelmez.
• deliden al, uslu haberi.
• deliden korkmayan adam delidir.
• delik kap ta su durmaz.
• delikanlının gönlü tez olur.
• delikli boncuk yerde durmaz, kız kısmı evde kalmaz.
• delikli taş yerde kalmaz.
• deliler, akıllıların cevaplandıramayacağı sorular sorarlar.
• delilik bir saattir, efelik bin saat.
• delilsiz cennete bile gidilmez.
• delilsiz dava görür.
• delinin diline perhiz yoktur.
• delinin düşünmesine, tavuğun eşinmesine derman olmaz.
• delinin eline değnek verir.
• delinin gözü, sarhoşun sözü.
• delinin rızkını görüp, kızını verme.
• delinin sözü, kaleme gelmez.
• deliye bakın geç, fukaradan sakın geç.
• deliye bal tattırma, köyde katran tulumu komaz
• deliye bal tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış.
• deliye değ de geç, akıllıya uy da geç.
• deliye her gün bayramdır.
• deliye kendi belası yeter.
• deliye osur demişler, sıçmış.
• deliye taş atma, kaldırır başını yarar.
• deliye tokat, hastaya sokrat gibidir.
• deliye uyan zır delidir.
• deliyi düğüne götürmüşler, burası bizim evimizden iyidir demiş.
• deliyle etme şaka, alt tarafında siktir yazar.
• dem diyenin dümbeleği olmaz.
• deme kış yaz, oku yaz.
• deminde kaçmak dahi erliktir.
• demir ıslanmaz, deli uslanmaz.
• demir kızgın iken dövülür.
• demir nemden, insan gamdan çürür.
• demir paslanır, deli uslanır.
• demir tavında dövülür (yaşarır).
• demirci demirin zayıf yerine vurur.
• demirci yüreği, demirden sert gerek.
• demirciden kömür alınmaz.
• demirler ibret alsın, görmeyen şahı otağından.
• deniz bir padişahtır ki, söz dinlemez.
• deniz dalgasız, gönül sevdasız olmaz.
• deniz dalgasız, kapı halkasız, mektep falakasız olmaz.
• deniz kenarında kuyu kazar.
• deniz suyu ne içilir, ne geçilir.
• deniz yoğurt olmuş da, yemeğe kaşık bulamamış.
• denizde ki balığın pazarlığı olmaz.
• denizden çıktı, kuyuya düştü.
• denize düşen yılana sarılır.
• denize düşen yosundan imdat umar.
• denizi geçer, çayda boğulur.
• denizin menfaatinden, karının selameti yeğdir.
• derde dert ile deva, zehire panzehir ile şifa gerek.
• derdi çeken derman arar.
• derdi veren dermanını da verir.
• derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen.
• derdini saklayan derman bulamaz.
• derdini söyleyen devasını bulur.
• dere geçerken at değiştirilmez.
• derede tarla sel için, tepe de harman yol için.
• dert ağlatır, aşk söyletir.
• dert çeken derman arar.
• dert çekene göredir.
• dert derde benzemez.
• dert derdi açar.
• dert gezer illet gezer, itikattadır nazar.
• dert gezmez değişir.
• dert gider ama yeri boş kalmaz.
• dert ile biçare olan elbette dermanını arar.
• dert, saklayanda kalır.
• dertle gelen dağla gider.
• dertli, deliden çok söyler.
• dertli derdini anlatırken, dertsizin uykusu gelir.
• dertli inler, âşık ırlar.
• dertli söylediğini deli söylemez.
• dertli söyleyen, âşık sızlayan.
• dertsiz baş, yarasız ağaç olmaz.
• dertsiz başı terkide gerek.
• dertsiz deva umulmaz, devasız dert unulmaz.
• dertsiz kul olmaz.
• derviş horasan’ı buldu, sen hala tarikat ararsın.
• derviş olan dilsiz olur.
• derviş şeyhine, “baba himmet” demiş, şeyhi de “oğul hizmet” demiş.
• dervişe “bağdat’ta pilav var” demişler: “yalan değil ise ırak değil” demiş.
• dervişe bir lokma, bir hırka gerek.
• dervişin fikri ne ise zikri de odur.
• deryada balık tutmak, deveyi havutla yutmak.
• deryanın suyu, hanımın huyu.
• destursuz bağa gireni sopayla kovarlar.
• destursuz bağa girenin yediği sopayı mevla bilir.
• destursuz bağa girilmez.
• destursuz dama girenin hali budur.
• devasız dert olmaz.
• deve adını satar, eşek odunu.
• deve ahmak olduğundan kılavuzu eşektir.
• deve bineni (dikeni),kadın düzeni severmiş.
• deve bir akçeye, deve bin akçeye.
• deve boynuz ararken kulaktan olmuş.
• deve büyüktür ama beşini bir eşek yeder.
• deve çökecek yeri bulur.
• deve deve ötüşmeden bilir.
• deve devenin ayağına basmaz.
• deve gitti, yularını arar.
• deve gördün mü, yeden ölsün.
• deve ile itiş olmaz.
• deve ile yetiş olmaz.
• deve kâbe’ye gitmekle hacı olmaz.
• deve kadar büyümüşsün, kulağı kadar haysiyetin yok.
• deve kendi kamburunu görmez, karşısında ki görür.
• deve kırk yıl mekke’ye (kâbe’ye) gitmekle hacı olmaz.
• deve kırk yılda intikam almış,”ne erken oldu?” demiş.
• deve kulağından aksamaz.
• deve kuşu gibi uçmaya gelince kanadını, uçmaya gelince ayağını gösterir.
• deve kuşu gibi yüke gelince kuşum der, uçmaya gelince deveyim der.
• deve kuşuna yük getir demişler ben kuşum demiş, uç demişler deve uçar mı demiş.
• deve ne halde, deveci ne halde.
• deve ne kadar kıvrak yürürse, yine katarını gözetir.
• deve ne kadar yük olsa, yine eşeğe yüktür.
• deve oynayanda kar yağar.
• deve ölürse eşek yük olur.
• deve silkinse eşeğe yük çıkar.
• deve silkintisi eşekte yoktur.
• devetabanı gider.
• deve tabanı, gezer yabanı.
• deve yakında otlar, uzağı gözler.
• deve yerine deve çöker.
• deve yük çeker, köpek solur.
• deve, deve yerine çeker.
• deveci ile görüşen (dost olan), kapısını büyük açar.
• devede de boy var ama kırkını bir eşek çeker.
• deveden büyük fil var.
• deveden düşenin anası ağlamamış, eşekten düşenin ağlamış.
• develer gelir mardin’den, bak neler çıkar ardından.
• devenin ayağı altında karınca ezilmez.
• devenin çanı, dengi dengine çalar.
• devenin derisi, eşeğe yük olur.
• devenin tepmesi yumuşaktır ama can alır.
• devenin yükünü karınca çeker mi?
• deveye “bir cümbüş yapıver” demişlerde, yedi kazan üstü devirmiş, sonra da “çok şükür, bir kazasız çıktım işin içinden” demiş.
• deveye “bir kıç at!...” demişler,birkaç dükkan yıkılmış.
• deveye “inişi mi yoksa yokuşumu seversin?”yük olduktan sonra ikisini de şeytan alsın”.
• deveye “kalk evine git demişler”,bir çam bir çardak yıkmış.
• deveyi gördün mü? yanında giden küçüğünü bile görmedim.
• deveye bindikten sonra çalı altına gizlenmek olmaz.
• deveye binenin yar pususu olmaz.
• deveye binip koyun arasında gezilmez.
• deveye binip, yara pusma (hendeğe sinme).
• deveye borç (diken) gerek olursa, boynunu uzatır.
• deveye boynun eğri demişler, nerem doğru demiş.
• deveye demişler ki” inişi mi seversin, yokuşu mu? “düz başına mı yıkıldı neden söylemedin?”demiş.
• deveye diken, insana kötülük eden makbuldür.
• deveye külah, horoza peçe giydirir.
• deveye ot lazımsa boynunu uzatır.
• deveyi bilmez fatma reis cezayir’e on seferi var.
• deveyi dizinden, pireyi gözünden vurur.
• deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.
• deveyi yel alsa keçiyi gökte arar.
• devin omzunda ki cüce, devden daha fazla görür.
• devlet adama ayağıyla gelmez.
• devlet, er başından ırak değil.
• devlet gözü perdeli olur.
• devlet, kaza yanındadır.
• devlet kuşu başa bir defa konar.
• devlet mansıbı bir güvercinliktir, konan göçer.
• devlet oğul, mal, tahıl, mülk değirmen.
• devlet ol kişidir ki, düşmanın bile.
• devlet olmayınca başta, rastık neyler kaşta.
• devlet yasağı üç gün sürer.
• devlete göre biter baştan.
• devlete göre güçlük olmaz (yoktur).
• devlete yaranmış yoktur.
• devletin malı deniz, yemeyen domuz.
• devletli dana otluğa düşer.
• devletli ile deli bildiğini işler.
• devletli konuğu kulplu gelir.
• devletli yanını kaşısa, fukara para verecek sanır.
• devletlinin arkaya aşı, kalır devletsizin işi.
• devletlinin eşeğine bile yıldızlı çul vurulur.
• devletlinin karnı gen gerek.
• devletliye devlet olamadım, devletsizlikten kaçıp kurtulamadım.
• devletliye dokun geç, fukaradan sakın geç.
• devletsiz ile pazar eyleme, deveye kulağını gösterme.
• devletsiz oğlun olmaktan, devletliye kul olmak yeğdir.
• devletsizin yedi ev komşusuna dek ziyanı dokunur.
• devletten inen kişi attan eşeğe binmiş gibidir.
• devrimler gül suyu ile yapılmamıştır.
• devran sürenindir.
• dibi görünmeyen sudan (tastan) geçme (su içme).
• diken battığı yerden çıkar.
• diken ekmek, yalınayak gitmez.
• dikenden gül biter, gülden diken.
• dikensiz gül olmaz, engelsiz yar olmaz.
• dikine traş, boşuna taban.
• dikkatsiz çoban sürüyü kurda yem yapar.
• dil adamı beyan eder.
• dil ağrıyan dişe gider.
• dil bilmez, dediğini tutmaz.
• dil dilden kalmaz.
• dil ile düğümlenmiş şey dişle çözülmez.
• dil insanı yaya bırakır.
• dil kılıçtan çabuk öldürür.
• dil kılıçtan keskindir.
• dil söylenir haklanır, baş belaya katlanır.
• dil susmayınca baş esen olmaz.
• dil sükût ederse, baş selamet bulur.
• dil uzatılan yere, el uzatılmaz.
• dil yarası unulmaz.
• dilber kısmı ganmazı sever.
• dilden gelen elden gelse, fukara bahtiyar (her yoksul bir bay) olur.
• dilenci âlemde bir olsa, şekerle beslerler.
• dilenci selam almaz.
• dilenciden evvel asası gider.
• dilencinin çanağından para çalar.
• dilencinin hakkından dolandırıcı gelir.
• dilencinin keyfi işlek caddede gelir.
• dilencinin torbası dolu olur, özü kara.
• dilencinin torbası dolmaz.
• dilencinin yüzü kara, torbası dolu.
• dilenciye bir hıyar vermişler, eğridir diye beğenmemiş.
• dilenciye borçlu olma; ya düğünde ister, ya bayramda.
• dilenen doymaz, dilenmeyen acıkmaz.
• dileyen tanrı’sını bulur.
• dilim seni dilim dilim edeyim, her başıma geleni senden bileyim.
• dilin cimri küçük, cürmü büyük.
• dilin kemiği yok ama kemiği kırar.
• dilin kemiği yok, bildiği gibi döndürür (söyler).
• dilin kemiği yoktur.
• dillerde vefa olmaz.
• dillere didade, sofuya seccade aranılmaz.
• dilsiz de olsa kâmil belli olur.
• dilsiz dili bilir.
• dilsiz olmak çok söylemekten yeğdir.
• dilsizin dilinden anası (sahibi) anlar.
• dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu.
• dimyat pirincidir, çok su kaldırır.
• dini olmayanın insafı olmaz.
• dinince dinlersin.
• dininden döner, dediğinden dönmez.
• dinini pula satan dininden de olur, puldan da.
• dinsiz ile konuşanın eli kılıçta gerek.
• dinsizin hakkından imansız gelir.
• direnden korkan porsuk harman yanına neyler.
• dirhemini yiyen köpek kudurur.
• diri olan dirlik edinir.
• dirlik olmayan yerde varlık olmaz.
• diş eti karın doyurmaz.
• diş ne kadar güzel olsa, ağrıyınca çıkarırlar.
• diş üzerine vurmaktan dişi taş üzerine vurmak yeğdir.
• diş veren dişlikte verir.
• diş yokken dudak vardı.
• dişi ağrıyan dilini kesmeli, gözü ağrıyan elini.
• dişi aslan tek durur ama aslan doğurur.
• dişi köpekkuyruğunu sallamayınca, erkek köpek ardına düşmez.
• dişi kuş yapar yuvayı, içini dışını sıvayı sıvayı.
• dişin ağrıdığı yere dil dokunur.
• dişten artar, işten artmaz.
• dittiri yavrum dittiri, arpa unundan katmer mi olur dipdiri?
• divan yolunda fidan büyümez.
• diyen bilmez, bilen demez.
• doğduğun yere bakma, doyduğun yere bak.
• doğmadık çocuğa kaftan (don) biçilmez.
• doğmadık oğlana ad komak olmaz.
• doğru bilinmeyince, eğri bilinmez.
• doğru gelen konuk, tanrı kazasından beterdir.
• doğru giden geyiğin gözünden başka yarası yoktur.
• doğru gidenin başı duvara çarpmaz.
• doğru mevlasından başka kimseden korkmaz.
• doğru sarsılır ama yıkılmaz.
• doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
• doğru söyleyenin bir ayağı üzengide gerek.
• doğru söyleyenin tepesi delik olur.
• doğru söz acıdır.
• doğru söz çok kişiye batar.
• doğru söz yemin istemez.
• doğru söze akan sular durur.
• doğru yol usandırır ama sonu selamettir.
• doğru yolda düşen çabuk kalkar.
• doğruluk hak kapısıdır.
• doğruluk kendisinin ödülüdür.
• doğruluk minarede kalmış, muhabbet çalıda.
• doğruluk minarede kalmış, onun da içi eğri.
• doğuştan âmâya, elvandan bahsolunmaz.
• doğruluk, su kabağıdır batmaz.
• doğrunun yardımcısı allah’tır.
• doğruya zeval yoktur, çekseler bin divana.
• doğruya zeval yoktur, çekseler bin divana.
• doğuran avrat, azraili yenmiş.
• dokuz abdal bir kaşıkta geçinir.
• dokuz abdal bir kilimde uyur, iki padişah bir iklime sığamaz.
• dokuz at bir kazığa bağlanmaz.
• dokuz çulha bir eşeğe yükletilmez.
• dolu bardak su almaz.
• dolu küpün sesi çıkmaz.
• dolu testiye su konmaz.
• doludan ıslanmışın, yağmurdan pervası olmaz.
• doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı.
• domuz çelebi deyince çalı dolaşır.
• domuz değneksiz gider.
• domuz derisinden post olmaz, eski düşman dost olmaz.
• domuz domuzu çalmaz.
• domuz domuzu yese, ormanda bir tane kalmaz.
• domuz gördüğünü çalar.
• domuz hort hortunu büyüğünden öğrenir.
• domuz ne bilir cevherin kıymetini.
• domuz sırt üstü yatmayınca gökyüzünü göremez.
• domuz yavrusunun kulağını sıkınca, sesini duyan domuzlar koşar toplanır.
• domuzdan bir kuşun esirgenmez.
• domuzdan domuz doğar, koyundan koyun.
• domuzdan insan doğmaz.
• domuzdan kıl çekmek hünerdir.
• domuzdan toklu doğmaz.
• domuzla dolaşmaktan, çalıya dolaşmak yeğdir.
• domuzu basmayan, göğü görmez.
• domuzu bulsa kuyruğundan yutar.
• domuzun burnunu kulağını kesmişler, yine domuz yine domuz.
• domuzun gönlünden dokuz top bez geçer.
• domuzun kuyruğunu kes, gene domuz.
• don görktür, hep üstüne örtülür.
• donsuzun gönlünden, dokuz top bez geçer.
• dost acı söyler.
• dost ağlatır, düşman güldürür.
• dost ararsan; dostunun dostu ile düşmanının düşmanını bul.
• dost ayağa bakar, düşman ise başa.
• dost başa, düşman ayağa bakar.
• dost beni ansın bir koz ile o da çürük çıksın.
• dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur.
• dost bizi iyi yola öğütleyendir.
• dost dost için çiğ tavuk yer.
• dost dosttan sır saklamaz.
• dost dostun ayıbını yüzüne söyler.
• dost evinde başını bağla, düşman evinde tırnağını kes.
• dost gibi görünür, düşman gibi bulunur.
• dost ile ekmeği, incecik uzunca yemek gerek.
• dost ile ye iç, ama alışveriş etme.
• dost kara günde belli olur.
• dost kazan, anan düşman doğurur.
• dost kazanırsan tut, düşman kazanırsan güt.
• dost kusura kalmaz, düşman ise beğenmez
• dost sanma şanlı vaktinde dost olanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutanı.
• dost yoluna post olmalı.
• dost yüzünden, düşman gözünden bellidir.
• dosta çok varan, ekşi yüz görür.
• dosttan zarar gelmez.
• dost zindan kapısında bellidir.
• dosta çok varan kişi, ekşi yüz görür.
• dostluk kantarla, alışveriş miskalle.
• dostu göstermekle düşman ezilmez.
• dostu methedersen, yerecek yerini ko.
• dostun attığı gül, umulmaz yara açar.
• dostun attığı taş, baş yarmaz.
• dostun düşmandan çok olsun.
• dostun ekmeğini düşman gibi ye.
• dostun varsa candan, artık korkma çıkardan.
• dostun yenisi, kaşığın eskisi.
• dostun zahmeti, düşmanınkinden çok olur.
• doya gitsen tok git.
• doyulmaz nesne olmaz.
• dökülen çanak geri dolmaz.
• dökülen darıya kile kantar olmaz.
• dökülen su kabını doldurmaz.
• dökülen mey, kırılan şişe-i rindan olsun.
• döner taşım yok, öter kuşum yok.
• döngel ile oruç tutulmaz.
• dört onluktan tek kuruş yeğdir.
• dört paralık adamın, sekiz paralık keyfi olur.
• dövme yumruk sayılmaz.
• dövüş sırasında yumruğa bakılmaz.
• dua ile peynir gemisi yürümez.
• dubara ile kazanılan helva ile yenmez.
• dudağım yok ıslık çalamam, ayağım büyük çalı sökemem.
• dudu kuşu söyler ama insan olmaz.
• dumandan rahatsız olan kişi, ateş yakmamalıdır.
• dumansız baca olmaz, kahırsız koca olmaz.
• durum (devir) kötü, kolla kötü.
• durursa el, yürürse yel beğensin.
• dut giyinince insan soyunur.
• dut kurusu ile yar sevilmez.
• duvarı nem, insanı gam yıkar.
• duyulmadık nesne olmaz, her ne kadar gizli olsa.
• duyduklarınızın hiçbirine, gördüklerinizin yarısına inanın.
• düğün arpasıyla at tavlanmaz.
• düğün aşıyla dost ağırlanmaz.
• düğün el ile haram yel ile.
• düdük elin, yel allah’ın istediğin kadar öttür.
• düğün evinde deve var, açık açık eve var.
• düğün evinde iğreti soyunulmaz.
• düğün evini bilmez çanak çömlek taşır.
• düğün evinin defçisi, ölü evinin yasçısı.
• düğün iki kişiye, kaygısı düşer deli komşuya.
• düğün pilavı ile dost gönüller.
• düğün pilavı ile köpeğin karnı doymaz.
• düğüncü düğünü uzatırsa dövünür.
• düğünde misafir, sonunda borçlu ağırlanır.
• düğünde olur dernek, biz sizden aldık örnek.
• düğünde zurnaya, hamamda kurnaya mail (âşık) olur.
• düğüne giden dövünür, evde kalan övünür.
• düğüne gider zurna beğenmez, hamama gider kurna beğenmez.
• düğünsüz ev olur, ölümsüz ev olmaz.
• düğünü davetli mekruhlar.
• dükkân daracık olunca, oturacak yer bulunmaz.
• dünkü gedalığına bakma, bugünkü baylığına bak.
• dünkü köleliğine bakma, bugünkü efendiliğine bak.
• dünya bir gemi, akıl yelkeni, fikir dümeni, kullan kendini, göreyim seni.
• dünya kâfirin cennetidir.
• dünya karıncalı kütüğe benzer, gelen bilmez ki, giden bilsin.
• dünya küfür ile değil, zulüm ile harap olur.
• dünya malı dünyada kalır.
• dünya müminlere cehennemdir.
• dünya ölümlü, gün akşamlı.
• dünyayı sel bassa, ördeğe vız gelir.
• dünya tükenir, düşman (yalan) tükenmez.
• dünya tükenir, yalan tükenmez.
• dünya üç şey üzerinde durur; idare, dubara, müdara.
• dünya yağlı bir kazık, yiyebilene aşk olsun.
• dünyada dost gibi aziz, insan gibi leziz şey olmaz.
• dünyada eken, ahirette biçer.
• dünyada parasız, ahirette imansız.
• dünyada tamah varken, dolandırıcı açlıktan ölmez.
• dünyada tasasız baş bostan korkuluğunda bulunur.
• dünyada van, ahrette iman.
• dünyanın en müşkül işi, söz anlamaza söz anlatmak.
• dünyaya dayanma, karıya güvenme.
• dünyayı seller bassa, ördeğe vız gelir.
• dürüst bir adamın sözü, onun hisse senedi kadar iyidir.
• dürüstlük en iyi politikadır.
• düş, uykudan sonra gelir.
• düşen kalkar, yorulan çöker.
• düşenin dostu olmaz, düşmeye gör.
• düşman düşmana gazel (mevlit) okumaz.
• düşman düşmanın halinden bilmez.
• düşman karınca ise de hor bakma, kendini merdane bil.
• düşman karınca ise sen fil san.
• düşman seni taşla, sen düşmanı boz başla.
• düşman uyumaz, kadın unutmaz.
• düşmana sahip çıkan düşman sayılır.
• düşmana silah gerek, ya düşmandan ırak gerek.
• düşmanı aşağılarsan başa çıkar.
• düşmanı hariçte arama.
• düşmanı sen kendine yeğin (kuvvetli) gör, alu (zayıf) çıkarsa talihin.
• düşmanı zebun eden müdaradır.
• düşmanın eline kılıç (mermi) verilmez.
• düşmanın ömrü akçe gibi olsun.
• düşün deli gönül düşün, et mi alınır kışın?
• düşündüğünü söyleyenden değil, söylediğini düşünmeyenden kork.
• düşüne düşüne görmeli bu işi, sonra pişman olmamalı kişi.
• düşünmeden helâya oturan, çömeldiği yerden taş toplar.
• düşünmeden konuşan, hastalanmadan ölür.
• düşünmeden söyleme.
• düt demeye, dudak ister.
• düven öküzünün, ağzı bağlanmaz.
• düz en olan evde, düzen olmaz.

• ebleh açlıktan ölür.
• ebleh kehel olmaz.
• ebsem olmak çok söylemekten yeğdir.
• ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane.
• ecel yeri açıktır, cebi dahi fayda etmez.
• ecele çare olmaz (bulunmaz).
• ecele çare olsaydı, lokman hekim bulurdu.
• ecele derman, fakire ferman.
• eceli geldi cihane, baş ağrısı bahane.
• eceli gelen fare kedi taşağı kaşır.
• eceli gelen köpek cami duvarına işer (siyer) (sürtünür).
• eceli gelen köpek çobanın ekmeğini yer.
• eceli gelenle laf olmaz.
• ecelsiz kul olmaz.
• ecelsiz ölüm yok.
• ecinniye külahı ters giydirir.
• edaninin cefası güç çekilir.
• edebi edepsizden öğren.
• eden bulur, inleyen ölür.
• edep en hayırlı mirastır.
• edepsiz karşısındakini de edepsiz eder.
• edepsizden edep öğrenmeli.
• edepsizden ırzını satın al.*
• edepsizin yüzüne tükürmüşler, “yağmur yağıyor” demiş.
• edepsizlik para ile pul ile değil.
• edirne’de ırmak akar, bursa’nın dağı amber kokar, istanbul’da irfan çıkar.
• edirne’nin dili, bursa’nın yalanı.
• edirne’nin tunca’sı, bursa’nın kaplıcası, üsküdar’ın çamlıca’sı.
• efendinin nazarı ata tımardır.
• efendiyi efendi eden uşağıdır.
• eğer bir kör bir köre rehberlik ediyorsa, her ikisi de hendeğe düşerler.*
• eğer bir şey yanlış yapılırsa o sürer.*
• eğer bir şeyin yapılmasını istiyorsanız, kendiniz yapın.*
• eğer bir yanlış yapılırsa, o sürer.*
• eğer ilkinde başaramazsanız, deneyin, deneyin, deneyin.*
• eğer ödemeyeceksen, borçlarım hakkında konuşma.*
• eğer yenemiyorsanız, ona katılın.*
• eğilen baş kesilmez (boynu vurmazlar).
• eğilmeyen başın ayağı öpülür.
• eğreti ata binen tez iner.
• eğreti kaftan tez eskir.
• eğreti kuyruk tez kopar.
• eğri ağaca yayım, her gördüğüne dayım deme.
• eğri ağaç bükülene (döneliğine).
• eğri ağaçsız orman olmaz.
• eğri bacanın tütünü (dumanı) doğru çıkar.
• eğri bakan, eğri görür.
• eğri bakandan doğru iş beklenmez.
• eğri büğrü yol doğru.
• eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.
• eğri dikilen taze nihal, büyürse doğrulmak muhal.
• eğri ekmişler bitmemiş.
• eğri kapısının eğrisidir, mahallenin doğrusudur.
• eğri otur, doğru söyle.
• eğride tok, doğruda aç görülmez.
• eğrilerle doğru söyleşmek hata.
• eğrinin iki yakası bir araya gelmez.
• eğriyim neden korkarım, doğruyum neden korkarım.
• ehli dil, birbirini bilmemek insaf değil.
• ehli ırzın hünerin elindedir feneri.
• ehli ırzın kapısı kapalı gerek.
• ehli irfan meclisinde hiç bulunmaz hezele, nadan ile sohbet etme kapıyı zerele.
• ehli irfan sohbeti hep lal, mercan incidir, nadan olanın ki, daim insan incitir.
• ehli kemal kemali arar.
• ek tohumun hasını, çekme yiyecek tasasını.
• ekâbir gözü perdeli olur.
• eken biçer, konan göçer.
• eken bilmez, biçen bilir.
• ekersen, biçersin.
• ekinci çiftinde gerek.
• ekinci kırk yılda biter, bezirgân kırk günde.
• ekinci yağmur ister, kiremitçi kurak, her ikisinin de muradını verir hak.
• ekinci yağmur ister, yolcu kurak.
• ekinin olmuşunu dererler.
• ekli kuyruk tez kopar.
• ekmeden biçilmez.
• ekmediğin yerde biter.
• ekmeği bana bana, sonunu saya saya.
• ekmeği ekmekçiye ver, bir ekmekte üste ver.
• ekmeği kessen yarım olur, kimi alsan karın olur.
• ekmeği suya bandıktan, bağ harımını yaktıktan, kıl çul arasında sarılıp yattıktan sonra kimseye minnet kalmaz.
• ekmeğimi al da, dirliğimi alma.
• ekmeğin büyüğü undan olur.
• ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur.
• ekmeğin hakkı varsa, tuz onu komıya.
• ekmeğin kestiğini, kılıç kesmez.
• ekmeğini ekmekçiye ver, yarısını yerse helal olsun.
• ekmeğini it yer, yakasına bit.
• ekmeğini katılığına denk eden bir vakit aç kalmaz.
• ekmeğini kendi yer, yükünü kendi kaldırır.
• ekmek aslanın ağzındadır.
• ekmek boğazda kalırsa su, boğazda kalırsa kefen.
• ekmek çiğnenmeyince yutulmaz.
• ekmek dişten artmaz, para işten artar.
• ekmek ekmeğin mayası, gelin kaynananın dayası.
• ekmek hakkı var ise, ekmek seni komıya.
• ekmek hızır’ın, su bedirin, yiyin için, kudurun.
• ekmek kaşık olur ama her yoğurdun hakkına değil.
• ekmekle oynayanın, ekmeğiyle oynanır.
• ekmeksiz lahananın tadı olmaz.
• ekmekten kaşık olur, ama her yoğurdun hakkına değil.
• eksik bilgi ile hüküm verilmez.
• el acısı, ele geçici gelir.
• el adamı cömert der maldan eder, yiğit der candan eder.
• el adamı kullanan sağır dili yutmalı.
• el adamın eşeğini türkü söyleyerek sürer, gitmezse avradına söver.
• el ağzı ile kuş tutulmaz.
• el ağzına bakan aç kalır.
• el ağzına bakan karısını tez boşar.
• el ariftir, tez duyar.
• el aşığı arsız sanır, âşık eli gözsüz sanır.
• el atına binen tez iner.
• el beğenmezse, yer beğensin.
• el benden, sebep allah’tan.
• el beş parmaktır, hangisi bir boyda.
• el el için ağlamış, başına kara bağlamış.
• el el ile, değirmen yel ile.
• el el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz.
• el elden ayrıksı olmaz, türesi ayrık olur.
• el elden kalmaz, dil dilden kalmaz.
• el elden üstündür.
• el elden üstündür, arşa çıkıncaya kadar.
• el eli bilir, kuşak (eşek) beli (yolu) bilir.
• el eli ile yuyarsa, el de gözü yuyar.
• el eli yıkar, iki elde yüzer.
• el elin aynasıdır.
• el elin eşeğini türkü çağırarak arar.
• el elin iyisinde, kötüsünde değildir.
• el elin nesine, gülerek gider yanına.
• el elin parasız gözcüsüdür.
• el eliyle yılan tutmuş, yazık yılana demişler.
• el emeğine ayak direnmez.
• el emri fevkal edep.
• el ermez, güç yetmez.
• el etek öpmekle dudak (ağız) aşınmaz.
• el gönlü dolaşık, ibrişimdir açılmaz.
• el gözü mihenktir.
• el hayâsıyla gerdeğe girilmez.
• el için ağlayan gözden olur, yar için dövünen dizden.
• el için ağlayan, gözsüz kalır (iki gözden çıkar).
• el için kuyu kazan, en iptida kendi düşer.
• el için yanma nare, yak çubuğunu bak sefana.
• el içinde eşek kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
• el ile aslan tutulur, güç ile güç tutulmaz.
• el ile çözüleni dişe bırakma.
• el ile ellenmeyen elli yıl durur.
• el ile gelen düğün bayramdır..
• el ile gelen vurgun (dert) düğün bayramıdır.
• el ile iş görülmez.
• el ile kuş (yılan) tutulmaz.
• el ile ver, ayağın ile ara.
• el ile yuyar, iki el yüzü yuyar.
• el insanın halinden ne bilsin, herkes çektiğini kendi bilir.
• el işler baş buyurur.
• el kaldırmayınca yer boşalmaz.
• el kapısı hem geç, hem güç açılır.
• el kazanı ile aş kaynamaz.
• el kol ile kuvvet bulur.
• el kuyruk yağıdır, yiye gör.
• el malı ile zenginlik olmaz.
• el mukadder, layettegayyer.
• eloğlu adamı gözü ile yer.
• eloğlu evlat olmaz.
• eloğlu yumurtaya kulp takar.
• eloğlu, insanın kalbinde ne varsa cümlesini bilir.
• eloğluna oyun olmaz.
• eloğluna yaranılmaz.
• el otuz iki dişine değil, otuz iki işine bakar.
• el öpmekle ağız (dudak) aşınmaz.
• el ulağım evde kalmış, sen ise belde.
• el uzatılan yere ayak uzatılmaz.
• el uzatılan yere dil uzatılmaz.
• el üstünde gömlek eskimez.
• el vergisi, gönül sevgisi.
• el verir öğüdü, kendi kırar söğüdü.
• el yahşi biz yaman, el buğday biz saman.
• el yarası unutulur, dil yarası unutulmaz.
• el yuduk etek silktik.
• el yumruğu yemeyen, kendi yumruğunu, değirmen taşı sanır.
• el yumruğunu yemeyen, kendi yumruğunu bozdoğan armudu sanır.
• elaleme karşı aslan malı.
• elçide bulunan köyde (beyde) bulunmaz.
• elçiye zeval olmaz.
• elde haber çok olur.
• elde istidat olunca, iş kendini gösterir.
• elde kalan elli yıl kalır.
• elde vefa, zehirde şifa.
• eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan iyidir.
• eldeki fırsatı kaçırma, bir daha gelmez ele.
• eldeki yara, yarasıza duvar deliği gibidir.
• elden çıkan ele girmez.
• elden çıkan şeye tasa boştur.
• elden çıkan şeyle övünülmez.
• elden gelen hayrı deriğ etme.
• elden gelen ölüş (rızk) olmaz, gelse dahi vaktinde gelmez.
• elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz.
• elden kalan, elli gün kalır.
• ele eden, sana da eder.
• ele giden yele gider.
• ele iğne sokmak isteyen, evvela çuvaldızı kendine sokmalıdır.
• ele verir talkımı, kendi yutar salkımı.
• elek yeni olunca asacak yer bulunur.
• elem emelden gelir.
• eli açık olmadan önce adaletli ol.
• eli ağır eskiciden, ayağı ağır dilenci yeğdir.
• eli bağlı olanı kim olsa döver.
• eli bayraklı, ağzı çelikliden kork.
• eli boşa “ağa uğur” derler, eli doluya “ağa buyur” derler.
• eli çolak, cebi delik.
• eli ermez, gücü yetmez.
• eli hamur, karnı aç.
• eli ile getirir ağzı ile götürür.
• eli ile hamur ovalar, gözü ile dana kovalar.
• eli yanan ağzına götürür.
• elif demeden fergaha çıkılmaz.
• elifi görse bab-ı mahkemeye yollar.
• elifi görse direk, bab-ı görse mertek sanır.
• elifin hecesi var, gündüzün gecesi var.
• eliften ye ye dek, seğirttim köye dek.
• elimi vurdum dizine, aşina çıktı sözüne (yüzüne).
• elin ağzı faldır, ne derse olur.
• elin ağzı torba değil ki büzesin.
• elin ağzı tutulmaz.
• elin ağzına bakan aç kalır.
• elin arı, dağın karı.
• elin attığı taş uzak düşer.
• elin ayıbını söyleyen, seninkini de söyler.
• elin derdi ele masal (mesel) (yalan) gelir.
• elin ekmeği kanlıdır, silebilen yer.
• elin geçtiği köprüden sen de geç.
• elin gözü taşı eritir.
• elin gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez.
• elin gülü ele kokmaz.
• elin ile koymadığına el, bilmediğine dil uzatma.
• elin ile verirsen aş olur, sonra kalan savaş olur.
• elin işte iken, gözün dostta olsun.
• elin işte, gözün işte olsun.
• elin iyisi, ormanın çalısından çoktur.
• elin kâşanesinden, bizim viranemiz yeğdir.
• elin köşklü sarayından, bizim tavhanemiz yeğdir.
• elin öğüdünü el alır, ananın babanın öğüdü evde kalır.
• elin ölüsü, ele güler.
• elin şikâr taamından, tarhanamız yeğdir.
• elin tavuğu ele kaz, fındığı koz görünür.
• elin terazisi yoktur.
• elin tuttuğu kuşun kuyruğu kısa (kuyruksuz) olur.
• elinde bereket kendisinde meymenet yok.
• elinden gelen hayrı deriğ etme.
• elinden gelmeyen işi diline dolar.
• eline ağır dikişçiden, ayağına çevik dilenci.
• eline diline perhiz yok.
• eline geç ustadan, ayağına çabuk dilenci yeğdir.
• elini öp, duasını al.
• elini veren kolunu alamaz.
• ellere körlük verir, kendi kamburuna bakmaz.
• elli kemdir yüz karar, herkes dengini arar.
• elmanın dibi göl, armudun dibi yol olmalı.
• elması çamura atmışlar, yine elmas, yine elmas.
• elması çamura atmışlar, yine kıymetine halel gelmemiş.
• elmasın irisi ufağı olmaz.
• elmastraş bardak latif olur.
• elmayı çayıra, armudu bayıra.
• elmayı yukarı at, inince hızar varış.
• elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar.
• elti eltiye eş olmaz, arpa unundan aş olmaz.
• emanet at, insanı yay bırakır.
• emanet eşeğin yuları gevşek olur.
• emanet hayvanın kuskunu yokuşta kopar.
• emanete hıyanet olmaz.
• emanetin ömrü kısadır.
• eme seme yaramaz.
• emek olmayınca sömmek olmaz.
• emek olmazsa yemek olmaz.
• emek tartıya girmez.
• emir ile ermeni belli değil.
• emmimin dayım kesem, elimi soksam yesem.
• en büyük hatır, sulh talipleri ile harp etmektir.*
• en değerli hediyeler, küçük paketlerde gelir.*
• en fena züğürtlük, akıl eksikliğidir.*
• en hayırlı miras, edeptir.*
• en iyi aileler de bile bazen kazalar olur.*
• en iyi doktorlar; doktor perhiz, doktor sessizlik ve doktor neşedir.*
• en iyi, iyinin düşmanıdır.*
• en son gülen iyi güler.
• engele âşık atılmaz.
• engelsiz dernek (döngel) olmaz.
• eni peşine uymaz.
• er adıyla, deve havudu ile söylenir.
• er altında at, gayret altında er ölür.
• er aşı tatlı olur.
• er başında devlet ırak olmaz.
• er çekişmeyince barışmaz.
• er dayıya, it ataya benzer.
• er ekmeği er kursağında kalmaz, meğerki eğlene.
• er erden biter, tohum yerden.
• er ikrarından, hayvan yularından.
• er ile avrat arasına giren nadim olur.
• er kocar, gönül kocamaz.
• er kocarsa koç olur, karı kocarsa hiç olur.
• er lokması, er kursağında kalmaz.
• er olan ekmeğini taştan çıkarır.
• er oyunu üçe kadardır.
• er ölür, adı kalır.
• erbab-ı hüner pabuçlukta kalmaz.
• erbab-ı ığraz bir gün olur belli olur.
• erdiğine erer, ermediğine taş atar.
• ere giden büyük kız olur, iş gören hırada.
• ere giderken büyük kız, evde oturduğu zaman küçük kız.
• erenler tahtayı delenler, kuzu yemiş davayı sürenler.
• erenlerin ardı önü birdir.
• erenlerin sağı solu belli olmaz.
• ergen gözü ile kız alma, gece gözü ile bez alma.
• ergene karı boşaması kolaydır.
• ergene var ergene, tasasız gir yorgana.
• ergenin bağrını bit yer, kazandığını it.
• erim er olsun da, yerim çalı dibi olsun.
• erin aşı yenmez, kaşı yenir.
• erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını.
• erinenin oğlu kızı olmamış.
• erkeğin eli kınası, kadının yüz karası.
• erkeğin evi, kalesidir.*
• erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.
• erkeğin nefsi birdir, kadında ki dokuzdur.
• erkek aslan, dişisinden kuvvet alır.
• erkek hissettiği, kadın göründüğü kadar yaşlıdır.*
• erkek koyun kasap dükkânına yakışır.
• erkek kuş gezer havai havai, dişi kuş yapar yuvayı.
• erkek öküz altında yavru arar.
• erkek sel, kadın göl.
• erken evlenen döl alır, er kalkan yol alır.
• erken kalkanın kısmeti güç olur.
• erken kalktım işime, şeker kattım aşıma.
• erken öten horozu keserler.
• erken yanan ocak küllü olur.
• erliği öğren, sonra evlen.
• erliğin onundan dokuzu düzen.
• erlik on ise dokuzu hiledir.
• erlik ondur, dokuzu oyun biri karşı durak.
• erte ki dane pirinçten, bugün kü bulamaç yeğdir.
• erteye kalan beladan (kazadan) korkma.
• erteye kalan, arkaya kalır.
• erzak-ı mukaddere tevakkuf olmaz.
• erzurum’un soğuğu “gelin beni gerede’de bulun” demiş.
• ese dostum, musa dostum, dolaştım şam ve halebî koynumdaki kese dostum.
• ese’yi musa’yı tanımaz, salt kendin bilir.
• esim esin esmersin, bildim ekmek istersin, ya ecinnisin, ya susuz,ya gayetle uykusuz.
• esirgenen göze çöp batar.
• eski askerler, hiçbir zaman ölmezler.*
• eski diye atma kürkünü, lazım olur bürünürsün bir günü.
• eski dost düşman olmaz.
• eski dost düşman olmaz, fakat gâvur müslüman olmaz.
• eski dost düşman olmaz, yeni dosttan hayır gelmez.
• eski dost düşman olmaz, yenisinden vefa gelmez.
• eski dost, kara gün bineği.
• eski dostu yâd eyleme bir gün olur buluşursun, nimet yediğin kapıya hıyanet etme bir gün olur sürünürsün.
• eski düşman dost olmaz, domuz derisinden post olmaz.
• eski kurt yolunu şaşmaz.
• eski pamuktan bez, kötü demirden kılınç olmaz.
• eski un çuvalıdır, vurdukça tozar.
• eski varlık varlıktır, yenisinin başı çorludur.
• eskisi olmayanın acarı (yenisi) olmaz.
• eskiye rağbet olsa, bitpazarına nur yağardı.
• esmedi bir dem ki rüzgârı bahtımın kaldı bu dil harmanında daneler saman ile.
• esmere al bağla, geç karşısına ağla.
• esnafın karısı kuşluğa kadar aç kalır.
• esnaftan dışarı tabak (debbağ) bostandan dışarı kabak.
• esnek esnek getirir, esnek uyku getirir, ne oldu ise samanlıkta ki kocakarıya oldu.
• esrik devenin çulu eğri gerek.
• esvap unvan getirir, para akıl.*
• eşeğe altın semer vurulsa, eşek yine eşektir.
• eşeğe binmek bir ayıp, eşekten düşmek bin ayıp.
• eşeğe cilve yap demişler, çifte atmış.
• eşeğe gerdan kır demişler, dönmüş osurmuş.
• eşeğe gücü yetmez semerini döver.
• eşeğe marifetini göster demişler, yıkılıp anırmış.
• eşeğe sormuşlar, “bugün kanda gidersin? onu nodul bilir” demiş.
• eşeği bağla, işini sağla.
• eşeği berk bağla, komşuyu hırsız etme.
• eşeği berk bağla, ondan tanrı’ya ısmarla.
• eşeği dama çıkaran yine kendi indirir.
• eşeği dövmeyenin semerinden alır öcünü.
• eşeği düğüne çağırmışlar, “ya odun eksik, ya su” demiş.
• eşeği ıssı (sahibi) dediği yere bağla.
• eşeği sağlam bağla, sonra allah’a ısmarla.
• eşeği sahibinin dediği yere bağla da, varsın kurt yesin.
• eşeği senin kıymağı benim.
• eşeği süren, osuruğuna katlanır.
• eşeği tımarlayan, osuruğuna katlanır.
• eşeği yoldan çıkaran, sıpanın oynamasıdır.
• eşeğin anırmazı olmaz.
• eşeğin anırtısı kendine hoş gelir.
• eşeğin canı yanınca atta yürük olur.
• eşeğin eti diri iken tatlıdır.
• eşeğin kurduğu başka eşekçinin ki başka.
• eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesince, kimi uzun der, kimi kısa.
• eşeğin ölümü ite düğündür.
• eşeğin ölümü sudandır.
• eşeğin semeri kendine yük gelmez.
• eşeğin yavrusu sıpa, terbiyesi sopa.
• eşeğin zebunu, tüketir yolun otunu.
• eşeğine bakmaz, hasandağı’na oduna gider.
• eşek at olmaz, ciğer et olmaz.
• eşek ata eyitmiş yokuşta, sen beni bekle. inişte ben seni bekliyim.
• eşek atın ne yoldaşı, yoksul beyin ne kardeşi.
• eşek baş olunca, encam hayır olmaz.
• eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez.
• eşek bile makamla anırır.
• eşek çamura batınca yol gösteren çok olur.
• eşek çamura çökerse, sahibinden gayretlisi olmaz.
• eşek dağda ölür, zararı eve gelir.
• eşek dokuz türlü yüzme bilir, ırmak kenarına gelince hepsini unutur.
• eşek eşeği borç (ödünç) kaşır.
• eşek eşekken çamura bir defa düşer.
• eşek eşekten kalırsa ya kulağı, ya kuyruğu.
• eşek eve gelmiş, yorga yolda kalmış.
• eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer tanesini bırakır.
• eşek hoşaftan ne anlar?
• eşek ile gitme yola, başına gelir bela.
• eşek kocamakla tavla başı olmaz.
• eşekkulağı kesilmekle küheylan olmaz.
• eşek küçüktür ama dokuz deveyi güder.
• eşek küle, gül bülbüle âşıktır.
• eşek ölecek ters dönecek, s... bayram görecek.
• eşek ölünce köpekler bayram eder.
• eşek parasını çıkarırsa, kırk para ziyade eder.
• eşek yemediği ottan yese, kırk gün başı ağrır.
• eşek yüklü olunca anırmaz.
• eşek yükünü tam almayınca yoluna gitmez.
• eşekten doğma katır, ne hal bilir, ne hatır.
• eşekten düşmek attan düşmeye benzemez.
• eşin altın yanında, işin üstün yanında.
• eşinizi ve ortağınızı mum ışığında seçmeyin.*
• eşkin at yemini artırır.
• eşkin reftarlı ata kamçı istemez.
• et giren yere dert girmez.
• et ile tırnak arasına giren kıymıktır.
• et ile tırnak arasına giren yiyip (kokup) çıkar.
• et ile tırnak arasına girilmez.
• et ile tırnak, araya giren kırnak.
• et görmemiş, ciğere bayılır.
• et kanlı gerek, yiğit canlı.
• et ne denli (kadar) arık olsa, ekmek üstünde yaraşır (durur).
• et pişer azalır, kocanın çehresi sararır.
• ete bakma dona bakma, içindeki cana bak.
• eti koldan, kadını soydan alın.
• etin kemiğe yakın olanı tatlıdır.
• etme bulma dünyası.
• etme bulursun, inleme ölürsün.
• etme bulursun, satma kalırsın.
• etme bulursun, sonra pişman olursun.
• ettiği hayır, ürküttüğü kurbağaya değmez.
• ettiğin bir hayır, tut bacağından ayır.
• ev alma, komşu al.
• ev başına bir yumurta, o da köyü verirse.
• ev büyük ise yanına çalı yığ.
• ev ıssız olur, dağ ıssız olmaz.
• ev pislenmeden, ağız şekerlenmez.
• ev sahibi çorbanın tuzsuz olduğunu bilir.
• ev sahibi misafirin hizmetkârıdır.*
• ev sahibi, mülk sahibi, nerde acep ilk sahibi?
• ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var.
• ev sahibinin gezişi, misafire faydadır.
• ev sahibinin köpeği baş sedire geçer.
• ev senin, yoğurt kelin, suyu görürse ayran olur.
• ev yanmış ama borç bacadan kaçmış.
• ev yapan ile evlenene tanrı yardımcıdır.*
• ev yeni,duvar yeni,eleğim seni nereye asayım?.
• ev yıkanın evi olmaz.
• evde atı olan dağda yorulmaz.
• evde bir kez ölünce, yabanda bin kez öl.
• evde kendi başını bağlamayan, düğünde gelin saçı bağlar.
• evde oturan nöbet sorar, değirmene varan un öğütür.
• evdeki buzağı (dana) öküz olmaz.
• evdeki hesap (pazarlık),çarşıya uymaz.
• eve gelen delillerdendir.
• eve gerek iken mescide haram.
• eve hırsız girdikten sonra, kapıya kilit asar.
• evi delikli baca, milleti hacı ile hoca yıkar.
• evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet.
• evi süs gösterir, kahpeyi düzgün.
• evin yapılmış, avradın tutulmuş, donun dikilmiş.
• evin yattı sen dur, evin durdu sen yat.
• evinde ekmeği yer, elin damında ürür.
• evinde rahat olmayan, dünya cehennemindedir.
• evinden çıkan deli olur, başında bin hali olur.
• evini temiz tut, misafir gelir. kalbini temiz tut, ölüm gelir.
• evladı ben doğurdum ama gönlünü ben doğurmadım.
• evladı olan; otla da konuşur, bokla da.
• evladı olmayanda merhamet olmaz.
• evladın çokluğu karıyı boklu, erkeği yoklu yapar.
• evladını dövmeyen sonra kendi dövünür (dizini döver).
• evlenenle, ev alana allah yardım eder.
• evlenmesi bir alaca kuş, geçinmesi bora ile kış.
• evli evinde, köylü köyünde gerek.
• evli evine, evi olmayan saman damına.
• evlinin bir evi var, evsizin (kiracının) bin evi var.
• evren (ejder) evreni yutmadıkça, evren olmaz.*
• evvel can, sonra canan.
• evvel hesap, sonra kasap.
• evvel içen öne düşer.
• evvel kaçan kurtulur.
• evvel komşusunu bul, sonra yurdunu tut.
• evvel pazara pazar yetmez.
• evvel taam (selâm), sonra kelâm.
• evvel yediğin hurmalar, sonra yüzünü tırmalar.
• evvel zahmet çeken sonra rahat eder.*
• evvelce ar idi, şimdi kar oldu.
• evvelki bereketten ay aydınlığı kalıptır.
• ey recep ayı, sanmaki şaban’ı tutarlar, bunda adam var ki ramazan’ı da yutarlar.
• eyersiz ata yük olmaz.
• eyüp sabrı her kula müyesser değil.*
• eyyam sana uymazsa, sen eyyama uy.
• eziyet yahudi’ye yakışır.
• ezkar-ı taksim ettiler gül düştü harın payına.
• faka takmaya ekini yok, at değirmeninde nöbet sarar.
• fakir eline bakarsa, sen kesene bak.
• fakire itibar yoktur.
• fakirin tesellisi ölümdür.
• fakirin yüzü siyahtır, ama heybesi doludur.
• fakirlik ayıp değil, tembellik ayıptır.
• fakirlik, ateşten gömlektir.*
• fal bakar, açlıktan nefesi kokar.
• fal yalancı, gönül eğlenci.
• fala inanma, falsız kalma.
• falcı falcıya fend etmez.
• fani dünya hoştur ama akıbet mevt olmasa.
• faniye itimat olmaz.
• fare çıktığı deliği bilir.
• fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış.
• fare düşse içinde kafası yarılır.
• fare geçer yol olur.
• fare kaçmayınca, delik görünmez.
• farfaralık ile takke kapılmaz.
• farzdan evvel farz var, namazdan evvel boğaz var.
• fatanet, kendini bildirir.
• fatmacığın pazarda da adı olmaz.
• fayda, zarar; hesap başında belli olur.
• fayda, zararın kardeşidir.
• faydasız baş, mezara yaraşır.
• faydasız hısımdan, faydalı hasım yeğdir.
• fazilet kendini gösterir.
• fazilet tarafı hakkın ihsanıdır.
• fazla aş; ya karın ağrıtır ya da baş.
• fazla mal göz çıkarmaz.
• fazla naz âşık usandırır.
• feleğin meşrebi dönektir.
• feleğin zoruna oyun kar etmez.
• felek adama her zaman yar olmaz.
• felek deme, dibi çökmüş elek.
• felek ile dövüşen, akıbet bekler (mağlup olur).
• felek kelek, simurga sinek değmez.
• felek kimine karpuz yedirir, kimine kelek.
• felek murat, hep boya gitmez.
• felek sillesini yemeyen baş; elini demir sanır, yumruğunu taş.
• felek vakit olur, adama kelek sattırır.
• fellahın dediği olmaz, allah’ın dediği olur.
• fena gelmeyince, iyiliğin kadri bilinmez.
• fena haber tez duyulur.
• fena insanlarla musahabetten ise, uzlet her halde hayırlıdır.
• fenadan fena var.
• fenalık bir kırmızı gömlektir, ya yakasından belli olur, ya yeninden.
• fenaya doyulmaz, bekadan haber alınmaz.
• fer’in kasreti, aslın metanetini ispat eder.
• ferah ile yenirse soğanla ekmek, halt etmiş baklava, börek.
• ferdaya salma kimsenin karın, ne bilirsin ne olur yarın.
• fettan insanın sözünden ziyade gözüne bakmalı.
• fetvayı anlatışa göre verirler.
• fındıkçının şereflisi (terazisi) olmaz.
• fırsat eldeyken, sürün devranı.
• fırsat rüzgâra benzer, marifet onu geçerken (iğtinam) tutmaktır.
• fırsat sakal altından geçer.
• fırsat, her vakit ele geçmez.
• fırsat, iyi ile kötünün mihengidir.
• fitne sözüne kapılmaz.
• fitne uyuyan yılana benzer, uyandırmaya gelmez.
• fukaranın ahı, tahttan indirir şahı.
• fukaranın cebi boş, kalbi doludur.
• fukaranın oğlu olmaktan, zenginin uşağı olmak yeğdir.
• fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
• fukaranın tavuğu, zenginin atı kıymetli olur.
• fukarayı yaşatan, malihülyadır.
• fürumayenin lütfundan, asilin kahrına kaç.
• fütüvvet, erlere yaraşır.
• gabbe içerden olunca, kapı tırkaz tutmaz.
• gaddarın hakkından zalim gelir.
• gaddar âlimden münsif zalim evla.
• gafil baş, düşmana yaraşır.
• gafil başa düşman erişir.
• gafil kuşun avcısı çok olur.
• gafile kelâm, nafile kelâm.
• gaflet çobana, dağ taş kurt kesilir.
• gaflet gözün perdesidir.
• gaflet olmasa, insan evliya olur.
• gafletin sonu nedamettir.
• gaibe hüküm olunmaz.
• gaibi bilse, yerden mal çıkarır.
• gaibi, allah’tan başka kimse bilmez.
• gaibin hücceti yanındadır.
• gailesiz baş, terkide olsa gerek.
• galat-ı meşhur lafzı fasihten yeğdir.
• galip sayılır, o yolda mağlup.
• gam çekip anma gam-ı ferdayı, sana ısmarladılar mı bu yalan dünyayı?
• gam gamı getirir,gam çör getirir,çör ölüm getirir.
• gam ile kasavet, ömür törpüsüdür.
• gamdan ölmem, korkarım gayret helak eyler beni.*
• gamdan ölmese, gayretten helak olur.
• gamı def, parayı sarf etmeli.
• gammaz olmasa, tilki pazarda gezer.
• gammazın kandeyse yüzü karadır.
• gamsız, kasavetsiz, insan olmaz.
• garibe aşina olmaz.
• garibe bir selam, bin altın(-a) geçer (mukabildir).
• garibin dostu olmaz.
• garibin duası makbuldür.
• garibin parası pul, karısı duldur.
• garibin yardımcısı, allah’tır.
• garibin yeri, ya han, ya külhan.
• garip çingenenin nesine gerek, gümüşlü zurna.
• garip gözü kör olur.
• garip itin kuyruğu bacağı arasında kalır.
• garip kuşun yuvasını allah yapar.
• garip ölen, şehit olur.
• garip yiğidin dili kısa, boynu eğri olur.
• garip yiğit çingenenin dostu, haraçcı ile karayeldir.
• garip, garibe sahip çıkar.
• gariplik ile yaşanan yaş, karanlıkta aşanan aş.
• gasb, her fenalığın başıdır.
• gasıbın gayreti suikasttır.
• gasıbın malı, zalime yarar.
• gâvurdan dost olmaz.
• gâvurdan vefa, zehirden şifa.
• gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını çalar.
• gâvurun tembeli kesiş, müslümanın tembeli derviş.
• gayret her müşküle galebe eder.
• gazal vahşi gibi, insan görünce taştan taşa seğirtir.
• gazap gelince, akıl gider.
• gazap ile kalkan zararla oturur.
• gazap olan daima korkaktır.
• gazap, her fenalığın başıdır.
• gazay-ı ekberde şehit olmak, en yüce mertebedir.*
• gece kaim, gündüz saim.
• gece muma, gündüz güne zararı var.
• gece uyanıp su içilmez, içilirse dertten geçilmez.
• gece yavaş, gündüz hızlı söylemekte beis yoktur.
• gece yavaş konuş, gündüz etrafına bak da konuş.
• gece yürüyen gündüz sevinir, küçükken evlenen ihtiyarlıkta rahat eder.
• gece, bütün kediler gridir.*
• geceler gebedir, gün doğmadan neler doğar.
• gecenin en karanlık vakti, sabaha yakın olan zamandır.
• geç olması, hiç olmamasından iyidir.*
• geç gelen bulutta, yağmur çok olur.
• geç olsun da güç olmasın.
• geçen geçti, gelen günün hayrolsun.
• geçen ömür, geri gelmez.
• geçme namert köprüsünden, ko aparsın su seni.*
• geçmez şey olmaz ama bazen insanın ciğerine işler.
• geçmiş günler, ömürden sayılmaz.
• geçmiş yağmura kepenek alıp, çapınma.
• geçmiş zaman olur ki, hayali cihana değer.*
• geçmişe mazi derler.
• geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler.
• geçti bor’un pazarı, sür eşeğini niğde’ye.
• geçti bülbül geçti gül, ister ağla ister gül.
• geçti güzellik çağı, kırıldı uçkurun bağı.
• gel demek var, git demek yok.
• gel denilen yere gitmeye ar eyleme, gelme denilen yere gidip de dar eyleme.
• gelecek devden gelen tavuk yeğdir.
• gelen geçer, konan göçer.
• gelen gelsin saadetle, giden gitsin selametle.
• gelen gelsin sağlıkla, giden gitsin selametle.
• gelen gidene, rahmet okutur.
• gelen gideni aratır.
• gelen gidenin yerini tutmaz.
• gelene buhar tütsüsü, gidene na guguk.
• gelene git denilmez.
• geleni övme, gidene sövme, yetimi dövme.
• gelin alıcılar söktü.
• gelin altın kürsü getirmiş, çıkmış üstüne kendi oturmuş.
• gelin ata binmiş ya nasip, kim bilir kime münasip.
• gelin babasına; “hem ağlayalım, hem gidelim” demiş.
• gelin bindi deveye, gör kısmeti nereye?
• gelin çiçek, her dediği gerçek; kaynana yılan, her dediği yalan.
• gelin eşikte, oğlan beşikte.
• gelin girmedik ev olur, ölüm girmedik ev olmaz.
• gelin gitti, yerine kalan kızlar yerine.
• gelin odası ziynetli olur.
• gelini ata bindirmişler,”ya nasip” demiş.
• gelinin ayağı, çobanın dayağı makbuldür.
• gelinliği pekmez sandım, yüreğimi yakmaz sandım.
• gelişe göre varış, tarhanaya bulgur salış.
• gelmek iradet, gitmek icazet iledir.*
• gelmek misafirin, gitmek hane sahibinin elinde.
• gem almayan, atın ölümü yakındır.
• gemi battıktan sonra yo gösteren çok olur.
• gemisini batıran, sandalını aramaz.
• gemisini kurtaran, kaptandır.
• gemiye binmeyen, tanrı korkusu bilmez.*
• gemiye binmeyince, navlun verilmez.*
• gemiyi batıran iki kaptandır.
• gemiyi duvarda, suyu bardakta.
• gemiyi kullanan kaptandır.
• gemsiz ata, dizgin olmaz.
• genci gence ver de, rızklarını allah verir.
• genç beyle, küheylan atla geçinmek güç.
• genç bir adam erken evlenmemeli, yaşlı bir adam hiç evlenmemelidir.
• genç omuzlar üzerine, yaşlı bir kafa koyamazsınız.*
• genç ölen aldanmaz.
• gençler yaşlıların deli olduğunu düşünür, yaşlılarsa gençlerin deli olduğunu bilir.
• gençlerin karnında kurt vardır.
• gençliğin kıymeti bilinse, kocalığın şikâyeti az olur.
• gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir.
• gençliğin lezzeti, gençliktir.
• gençlik uçar kuştur, ihtiyarlık naçar iştir.
• gençlikte gayret, yaşlılıkta rahat.
• gençlikte ölüm, kocalıkta açlık (yokluk) güç.
• gençlikte para kazan, kocalıkta (kazandıkça) kur kazan.
• gençlikte taş taşı, kocalıkta ye aşı.
• gençlikten ihtiyarlığa ömür saklamalı.
• geniş don yıpranmaz, meşveretli akıl bozulmaz.
• geniş gününde dar gezen, dar gününde geniş gezer.
• gerçi âlimin cahile sözü acıdır, rüz kıyamette başı tacıdır.
• gerçi çok cihanda boşa yalanlar, kanda bilenler, kanda bilmeyenler.
• gerdeğe kim girdi ise sarı aşı (tavuğu) o yesin.
• gereği gerekmez iken bir gün gerek olur.
• gerekliyi gerekli iken saklamalı.
• getirince el, yol, sel getirir, götürünce el, yel, sel götürür.
• gevşek tükürüğün, sakala zararı vardır.
• geyiğin boynuzu, öküze teselli sayılır.
• gezen ayağa taş düşer.
• gezen kurt aç kalmaz.
• gezenin karnı işler, oturanın başı.
• gezmekten hevesini alsa, deli alır.
• gına erbabı müflislerden olur.
• gıpta memduh (meşru),haset makduhtur.
• gırbal ile su taşınmaz.
• giden gelse, dedem gelirdi.
• gidene dur olmaz.
• gidilmeyen yer senin olmaz.
• gireceğini düşünme, çıkacağını düşün.
• girivede güzergâh aranmaz.
• gittiğin yer kör ise, yüzünü yum da bak.
• gizlide gebe kalan, aşikârede doğurur.
• göbeksiz erkek, balkonsuz eve benzer.
• göçtük (göçülen) yurdun kadri, konduk (konulan) yurtta bilinir.
• göğe bakma, halk başına üşer.
• göğe direk, denize kapak olmaz.
• gök ağlamayınca, yer gülmez.
• gök gürlemeyince, allah allah demez.
• gök keçiyi gören içi dolu yağ sanır.
• gökte yıldız ararken, yerdeki çukuru görmez.
• gökteki yıldıza akçe (kemend) atar.
• gökten deve yağsa, bir tüyü bile düşmez.
• gökten ne yağar ki, yer kabul etmez.
• gökten paldım yağsa, boynuna geçer.
• gökyüzünde düğün var deseler, kadınlar merdiven kurmaya kalkar.*
• göl yerinde su eksik olmaz.
• göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar.
• gölge düştüğü yeri belli eder.
• gölgesiz ağacın meyvesi de lazım değil.
• gömlek kaftandan yakındır.
• gön yufka yerinden delinir.
• gönlün sevdiği ya kürklü olur, ya kepenekli.
• gönül başa beladır.
• gönül bilen, hicran bilir.
• gönül bir hümadır, daima yüksekten uçar.
• gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.
• gönül çocuğa benzer, gördüğünü durmayıp ister.*
• gönül dostunu bilir.
• gönül evi, düğün evinden kalabalıktır.
• gönül ferman dinlemez.
• gönül hoşluğu ile olur ibadet.
• gönül hüküm altına girmez.
• gönül ister, yüz utanır.
• gönül kalsın, yol kalmasın.
• gönül kimi severse, güzel (kürklü) odur.
• gönül kocamaz.
• gönül kocamaz.
• gönül kolay düştüğü yerden, güç kalkar.
• gönül masumdur, gördüğünü ister (umar).
• gönül suhuletle düştüğü yerden, suhuletle kalkar.
• gönül umduğu yerden keser.
• gönül var otluğa konar, gönül var çöplüğe konar.
• gönül verme evliye, eve gider unutur.
• gönül yapmak, arş yapmaktır.
• gönül yıkan, tanrı’ya ermez.
• gönülden gönüle yol vardır.
• gönülden kopan ihsanın hayırlısıdır.
• gönüldendir şikâyet, kimseden feryadımız yoktur.
• gönüle kötek olmaz, aşığa edep.
• gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez.
• gönülsüz köpek av avlamaz (havlamaz).
• gönülsüz namaz, göklere çıkmaz.
• gönülsüz yenen aş; ya karın ağrıtır ya baş.
• gördüğün tınma, gözden düşersin.
• gördüğünü koyup, işittiğine gitme.
• gördün deli, savrul geri.
• gördün komşu devletsiz öldü, ya göç ya göçür.*
• göre göre bahadır olur.
• gören göze kılavuz istemez.
• gören gözün hakkı vardır.*
• görenedir görene, köre nedir köre ne?
• görgü ilmin haşiyesidir.
• görgülü kuşlar gördüğünü işler, görmedik kuşlar, ne görsün ki ne işler?
• görgüsüzün ekmeği yenir de, misafiri ağırlanmaz.
• görgüsüzden hamur alacağına, eğil de yerden çamur al.
• görmemişin oğlu olmuş, çekmiş çükünü koparmış.
• görmesini bilmeyen kişiden daha körü yoktur.*
• görmeyen görmüş, gülmeden (güle güle) ölmüş.
• görmeyenin oğlu olmuş, çekmiş kolunu (göbeğini) koparmış.
• görünen dağa tez erişilir.
• görünen dağın uzağı olmaz.
• görünen köy kılavuz istemez.
• görünen köyün (dağın) uzağı olmaz.
• görüntüler aldatıcıdır.*
• görünürden görünmez çoktur.*
• görünüşe aldanma.
• göster gübreliğini, nasıl çiftçi olduğunu söyleyeyim.
• göt dediğin ötmeli,ötmeyen götü s......
• göt kısmette çıkınca, uçkur dokuz yerden koparmış.
• götürü pazar, mideyi bozar.
• göz bakar, su akar.
• göz bir penceredir, gönüle bakar.*
• göz gördüğünden korkar.
• göz gördüğünü, ağız yediğini ister.
• göz görmeyince gönül katlanır.
• göz görür, gönül çeker.
• göz göze körlük kime gerek.
• göz iki, ağız tek-çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek.
• göz muannittir, bakar.
• göz terazi, gönül batmandır.
• göz var görmek için, akıl var bilmek için.
• göz yumulunca kadri bilinmez.
• göz yumulunca kıymeti bilinir.
• göz yumup açınca, fırsat vakti geçer.
• gözden ırak olan, gönülden dahi ırak olur.
• göze yasak olmaz.
• gözlüye gizli yoktur. gözsüz kuşun yuvasını tanrı teala yapar.*
• gözü görmeyen bülbül, baharın kıymetini bilmez.
• gözü perdelidir, görmez.
• gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulmaz.
• gözün ile gör, gönlün ile esirge.
• gözün ile gördüğünü eteğin ile ört.*
• gözün siperi, insanın elidir.
• gurbet adamı terbiye eder.
• gurbet adı, bet.
• gurbette geçen ömür, ömür değildir.
• gurbette övünmek, hamamda türkü okumaya benzer.
• gurbette taşa yaslanmayan, evindeki hasırın kıymetini bilmez.
• gurur acı duymaz.
• güç ile gökçeklik olmaz.
• güçle göçen tutulmaz.
• güçler vara vara düzelir.
• güdükle gezenin kuyrukludan az farkı vardır.
• gül bülbülden ziyade insan elinden neler çeker.
• gül çengelsiz, yar engelsiz olmaz.
• gül dalına bülbül konmuş.
• gül dalından odun, beslemeden (çingeneden) kadın olmaz.
• gül dikensiz olmaz.
• gül güdük amma kokusu güzel, selvi büyük amma yapısı güzel.
• gül için, dikeni de sularsın.
• güle güle dahi gerçek söylenebilir.
• gülenler gülsün, dost bizim olsun.
• gülle düştüğü yeri belli eder.
• gülme ile ağlama bir çıkın içinde.
• gülme keşe, gelir başa.
• gülme komşuna (eşine),gelir başına.
• gülü seven, dikenine katlanır.
• gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz.
• gülü yâd ettikçe, bülbülün feryadı artar.
• gülün, dünya da sizinle gülsün; ağlarsınız bir başınıza olursunuz.*
• gülüne bak, goncasını al.
• gülünü isteyen dikenini de ister.
• gümüşgöz bir adamdır.
• gümüşten yaptım kalemi, gitti gönlümün elemi.
• gün bugündür.
• gün doğmadan meşime-i şebden neler doğar.
• gün doğmadan, neler doğar.
• gün geçer, kin geçmez.
• gün geçer, ömür tükenir, deli sevinir ki bayram geliyor.
• gün gider geldiğinden, el utansın dediğinden.
• gün kandan doğarsa, elin o yana çevir.
• gün olur geçit vermez geçmeye, gün olur su bulunmaz içmeye.
• gün var yılı besler, yıl var ayı beslemez.
• gündeye giyenin arkası açık kalır.
• gündüz güne yazık, gece muma.
• gündüz maval söyleyenin, hamamda donu çalınır.
• gündüzün mum yakan, geceyle (geceleyin) bulunmaz.
• güneş balçıkla sıvanmaz.
• güneş çamuru aydınlatmakla, değerinden hiçbir şey kaybetmez.*
• güneş girmeyen eve, doktor girer.
• güneş olsa, kimsenin mendilini kurutmaz.
• güneş yeryüzüne düşmekle payimal olmaz.
• günler uzadıkça soğuklar güçlenir.
• gür söğüde kuş konar, güzele söz gelir.
• gürler ama yağmaz.
• gürültü istemeyen kazancı (demirci) dükkânına girmez.
• gürültü istemeyen, hırkasını başına çeker.
• güvende olmak, üzgün olmaktan iyidir.
• güvenme dayına, ekmek al yanına.
• güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
• güvenme varlığa, düşersin darlığa.
• güveylik kim etmez, kim dilemez.
• güzel ayıpsız olmaz.
• güzel bir hikâye, iki defa anlatılırsa, feci olur.*
• güzel bürünür, çirkin görünür.
• güzel göz için, akıllı gönül için.
• güzel huylu olanın can verirler sözüne, çirkin huylu olanın kimse bakmaz yüzüne.
• güzel idin hani kaşın karası, zengin idin hani diba parası.
• güzel kandeyse kavgasız olmaz.
• güzel olana, gölgesi bile düşmandır.
• güzel söz demir kapıyı açar.
• güzel terazi değil, batmandır.
• güzel yüzden kırk yılda usanılır, güzel huydan kırk yılda usanılmaz.
• güzele bakmak sevaptır.
• güzele bakmaya doyulmaz.
• güzele çul yaraşır, çirkine atlas neylesin.
• güzele güzel dersin naz eder, çirkine güzel dersin haz eder.
• güzele ne yaraşmaz.
• güzelin başından çile eksik olmaz.
• güzelin kadrini ne bilir ahmak, mürüvvet değil mi yüzüne bak.
• güzeller adama çok iş ederler-soyarlar akıbet derviş ederler.
• güzellerin talihi çirkin olur.
• güzelliğe kapılma, huya bak.
• güzellik bakmayı bilenin içindedir.
• güzellik ekmeğe sürülüp yenilmez.
• güzellik kudretten olmalı.
• güzellik ondur, dokuzu dondur.
• güzün gelişi yazdan bellidir.
• ha ördek ha değirmen, ikisi dahi suda yürür.
• ha nun cim ile beyninde olanı fenadır.
• haber dediklerince olmaz.
• haberi verenden aslı gerek.
• haberin doğrusunu oğlandan al.
• hac sevabı yazılır.
• hacca giden geldi, saça giden gelmedi.
• hacı hacı olmaz gitmekle mekke’ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
• hacı hacıyı mekke’de, derviş dervişi tekkede bulur.
• hacı mekke’ye, derviş tekkeye gitmekle olmaz.
• hacı ömer kâbe’den getirmiş, azımızı çoğa tutsunlar demiş.
• hacıya:”tespih alır mısın?” demişler,”ya biz buraya niye geldik?” demiş.
• haddini bilmeyene bildirirler.
• haddini bilmeze haddini bildirmek, öksüze kaftan giydirmek gibidir.
• haddini tecavüz eden, vasiye muhtaç olur.
• hafif çalıyı yel alır, ağır çalı yerinde kalır.
• hain adam (olan) korkak olur.
• hain berhüdar olmaz, ahar berdar olur.
• hain hainin yardımcısıdır, doğru doğruya yardım etsin.
• hain unsa, kur unar.
• hak dedikten sonra akan sular durur.
• hak değirmende olur.
• hak diyen mahrum kalmaz.
• hak doğrunun yardımcısıdır.
• hak gelince, batıl gider.
• hak ola ki pak olasın.
• hak söz acı gelir.
• hak söze mecnun dahi razı olur.
• hak yardım ederse abdi dünuna-kurt çoban olur onun koyununa.
• hak yerde kalmaz.
• hak yolunda yuvarlanan merdane ölür.
• hakimsiz,hekimsiz memlekette durma!.
• hakir iken âli olan kimseye, yine hakir nazarı ile bakan kimse nadandır.
• hakka asi olayım dersen ya mütevelli ol, ya vasi.
• hakka tevekkül eden açıkta kalmaz.
• hakkı tanıyan, halka baş eğmez.
• haklı hakkından vazgeçmez.
• haklı söz haksızı bağdat’tan çevirir.
• hal halin yoldaşıdır.
• halayık düzüldükten sonra, kapıyı açar.
• halayıktan kadın olan kurnayı deler tasla, köleden müezzin olan minareyi yıkar sesle.
• halayıktan kadın olmaz, gül ağacından odun.
• halep yolunda deve izi sayar.
• halının tozu tükenir, delinin sözü tükenmez.
• haline bakmaz, kendini bir şey zanneder.
• halk kavlinde, derviş yolunda.
• halka gelince sıyırma, kantar bize gelince tam tartar.
• halka gönül bağlayan, sonra pişman olur.
• halka verir talkımı, kendi yutar salkımı.
• halkı belaya sokar, kendi uzaktan bakar.
• halkın sesi, tanrı’nın sesidir.
• ham demir cevherdar olmaz.
• ham demir dövülmez.
• ham söz, kem akçe sahibinindir.
• hamala nerden beri gelirsin demiş, ilk afacandan beri demiş.
• hamala semeri yük değildir.
• hamam kubbesinden bir kambur inmiş, arka virane mübarek olsun.
• hamam senden almadan, sen hamamdan al çık.
• hamam suyu ile misafir ağırlanmaz.
• hamama gider kurnaya, düğüne gider zurnaya âşık olur.
• hamama giren terler.
• hamamda bir tas suyu bilmeyen, hamamı yıksan bilmez.
• hamamda soğuktan şikâyet etmişler,”biz çıplak geziyoruz” demiş.
• hamamda türkü çağırmak (şarkı okumak) her akıllının karı değil.
• hamballıkla, tembellik bir arada olmaz.
• hamsi balığı kurban olur mu? kanı da var canı da.
• hamur işine karışmaz, pişmiş aşa su katar.
• hamur yiyenin acizi olmaz.
• hamurdan artar da, çamurdan artmaz.
• hamurkâr cihanı felek yapar yoğurur.
• han gibi gelene “hoş geldin”,gidene “uğurlar ola”.
• han işi olsa, hatun işi kalır.
• hancı sarhoş, yolcu sarhoş, ne hallettin odabaşı.
• hancının hanı yanmış, yolcunun umurunda mı?
• hane alma kendine hem-saye al.
• hanenin şenliği, içindeki sesten bilinir.
• hangi gün vardır akşam olmadık.
• hangi taş katı ise başını ona vur.
• hanım kırarsa hayır ola, halayık kırarsa kör ola.
• hanım kırarsa kaza olur, halayık kırarsa ceza (suç) olur.
• har sirke küpünü çatlatır.
• haram helalden tatlıdır.
• haram, helal ver allah’ım, saymaz kullar yer allah’ım.
• haramdan gelir, harama gider.
• haramdan şifa olmaz.
• haramdan uzak dur ama mahremini kapat.
• haramın temeli olmaz.
• haramzade pazar bozar, helalzade pazar yapar.
• harcadığınız, sahip olduğunuzdur.
• hareket berekettir.
• hareket olmayınca bereket olmaz.
• hareket, sesten daha gürdür.*
• hareketler, sözlerden daha çok gürültü çıkarırlar.*
• haris mirasçının hazinedarıdır.
• harman döven öküzün ağzı bağlanmaz.
• harman dövmek keçinin işi değil.
• harman sonu dervişlerindir.
• harman yel ile düven (düğün) el ile.
• harmanda diren yiyen öküz, yılında hatırına gelir.
• harmanda diren yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz.
• harmanı biz dövdük, mahsulü başkaları aldı.
• harmanı yakarım diyen, orağa yetişmemiş.
• hased-i kalb-i adüv lütf ile zail olmaz.
• haset eden mahrum olur.
• hasım hasma gazel (maval) (mevlit) (dua) okumaz.
• hasım hasmı ateşe atar, dost başta tutar.
• hasımdan sakın karınca ise de.
• hasta hastanın halinden bilir.
• hasta ol benim için, öleyim senin için.
• hasta olmayan, sıhhatin kadrini bilmez.
• hasta sağ kalırsa, hekime karşı gelir.
• hasta tabip ararken, tabip ayağa geldi.
• hasta yatan ölmez, eceli gelen ölür.
• hastalık kantarla girer, miskalle çıkar.
• hastanın başında eceli oturur.
• hastanın halini ne bilir sağlar, yastık melul mahzun, dökan ağlar.
• hastası arabaya, ölüsü dirisine binmiş gider.
• hastaya bakmaktan ise hasta olmak yeğdir.
• hastaya buza gitti, aşığa söze gitti.
• hastaya çare, keyifsiz para.
• hastaya naz etmek, hekime yakışmaz.
• hastaya yatak (döşek) sorulmaz.
• hastayı buza yolla, aşığı söze.
• hastayı döşek bilir, ölüyü teneşir.
• hastayım nar isterim, gül yüzlü yar isterim.
• hasut asla rahat etmez.
• hatalar yapmazsanız, hiçbir şey yapamazsınız.
• hatasız kul olmaz.
• hatasız lakırdı olmaz.
• hatır bir şehbazdır kitanılıp tutulmaz; gönül bir sırça saraydır, kırılıp yapılmaz.
• hatır bozulur, kafiye bozulmaz.
• hatır için her halt yenmez.
• hatıra çok bakan, yere bakar.
• hatip kılıcı gösteriş içindir.
• hatun ele girince, halayığı hoş görmek gerek.
• hatunların saçları uzun, akılları kısa olur.
• havasına uyar, yere geçer, ateşe düşer.
• hay hayın çoğundan vay vay çıkar.
• hayâ imanın nurudur.
• hayâ insandandır.
• hayat olan yerde ümit vardır.
• haydan gelen huya gider, davuldan gelen zurnaya.
• haydan gelen huya gider, selden gelen suya gider.
• hayır, allah’tan, şer şeytandan.
• hayır dile eşine, hayır gele başına.
• hayır, iste komşuna, hayır gele başına.
• hayır, sal dostuna, hayır gelsin başına.
• hayır, sal eşine, hayır gele başına.
• hayır, söyle, hayır gelsin başına.
• hayırlı dost, uzak akrabadan iyidir.*
• hayırlı evlat neylesin malı, hayırsız neylesin malı.
• hayırsız dost, gergisiz post.
• hayırsız evlat, baba ocağına incir diker.
• haylaz kalan iflah olmaz.
• hayretle akıl, yolda selam, gamda teselli.
• hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır.
• hayvan yularından, insan sözünden tutulur.
• hayvanda arıklık, insanda züğürtlük ayıptır (tutulmaz).
• hayvanı yardan düşüren bir tutam otudur.
• hayvanın alacası dışında olur, insanın alacası içinde olur.
• hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır.
• hazır para çabuk biter.
• hazır yemeğe dağlar dayanmaz.
• hazıra dağlar dayanmaz.
• hazıra sakla, hızır’a lüzum yok.
• hazırı ileri sürse yığa saymaz.
• he sakala bir tarak bulunur.
• hekim kendini kullanandır.
• hekim kim, başına gelen.
• hekimden sorma, çekenden sor.
• hekimsiz, hakimsiz memlekette oturma.
• helal ise hesap, haram ise azap.
• helal kazanç ile yağlı pilav yenmez.
• helal mal zayi olmaz.
• helal malın şeytan yarısını alır, haram malı sahibi ile beraber götürür.
• helalzade barıştırır, haramzade karıştırır.
• helüksüz (kumsuz, taşsız) duvar olmaz.
• helva demesini de bilirim, helva yemesini de demiş.
• helva helva demekle ağız şirin olmaz.
• hem hırsızlık, hem mirasyedilik olmaz.
• hem okuduk, hem okuttuk, hem unuttuk.
• hem şamdan silinir, hem pilav yağlanır.
• hem şişi yağlamalı, hem pilav (kebap) pişmeli.
• hep çektiğim cezayı amelimdir.
• hepsinin akıllısı, beşikte başını sallar.
• her acelenin sonu nedemettir.
• her âdem’in bir havva’sı vardır.
• her ağaca dayanılmaz.
• her ağacın meyvesi olmaz.
• her ağaç altında yatılmaz.
• her ağaç kökünden çürür.
• her ağaçtan düdük olmaz, al haberi zurnadan.
• her ağaçtan kaşık olmaz.
• her ağlamanın bir gülmesi vardır.
• her akıl bir olsa bilecik’te pazar.
• her âlimin bir hatası vardır.
• her arı bal yapmaz.
• her atılan taşın arkasından bakmazlar.
• her ay dediğin keçi doğmaz.
• her azın birçokluğu vardır.
• her başın bir derdi vardır, değirmencinin ki de su.
• her bir askerin bir yesesi var.
• her cefanın bir sefası, her sefanın da bir cefası vardır.
• her celalin bir cemali vardır.
• her çalıdan palaz çıkmaz.
• her çiçek koklanmaz.
• her çok azdan olur.
• her damardan kan alınmaz (akmaz).
• her darbenin bir havası vardır.
• her deli üstünü yırtmaz.
• her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar, ya çıyan.
• her derdin bir devası (dermanı) vardır.
• her dilden gelen elden gelmez.
• her düdük istediğin gibi ötmez.
• her düğün yeni düğünün habercisidir.
• her düşenin dostu olmaz.
• her düşüş, bir öğreniş.
• her düşüşün bir sebebi vardır.
• her eğri ağaçtan yay olmaz.
• her evde bir deli, bizim evde hep deli.
• her evin bir töresi vardır.
• her evin işi,her dağın kışı kendinedir.
• her firavunun bir musa’sı vardır.
• her gecenin bir sabahı (gündüzü) vardır.
• her gidişin bir gelişi var.
• her gördüğün buluttan yağmur yağmaz.
• her gördüğün sakallıyı baba diye kucağına varma.
• her gördüğünü dost sanıp gizli sırrını söyleme.
• her gün baklava yense bıkılır.
• her gün bir olmaz.
• her gün çekmekten, bir gün ölüp kurtulmak yeğdir.
• her gün eşek ölmez ki, bir akçeye dokuz köfte olsun.
• her gün hamur olmaz, bir akçeye dokuz köfte olsun.
• her gün öküz ölmeyecek ki, at pahalı olsun.
• her gün papaz (kedi) pilav yemez.
• her gün şaban, bir gün ramazan.
• her gün tarhana aşı, bir gün bulgur aşı.
• her günah büyüğe (papaza) söylenmez.
• her güzelin bir kusuru (huyu) vardır.
• her hayrın mukabilinde on şer bağışlanır.
• her horoz kendi çöplüğünde öter (eşinir).
• her inişin bir yokuşu vardır.
• her inleyen ölmez.
• her ip ile adam asılmaz.
• her iş itikade bağlıdır.
• her işin akıbeti akile derpiş gerek.
• her işin başı sağlıktır.
• her işte bir hayır vardır.
• her iyi şeyin bir sonu vardır.
• her kadın evinin hem hanımı, hem halayığıdır.
• her kafa her kafaya denk olmaz.
• her kara uzatma elin eteğin, yelkovana ahir döner emeğin.
• her kara yüze vurulmaz.
• her karın bir zararı vardır.
• her karışanın bir görüşeni vardır.
• her kaşığın kısmeti bir olmaz.
• her katık ekmeğe göre olmaz.
• her kazılan yerden su çıkmaz.
• her kediye fare inanmaz.
• her kelin bir berberi vardır.
• her kemalin bir zevali, her zevalin kemali vardır.
• her kemlik bir iyiliğin mükâfatıdır.
• her kim fakire dokuna, sinesi mevla okuna.
• her kime iyilik edersen, sakın ondan kendini.
• her kimin bağı var, yüreğinde dağı var.
• her kimin evladı varsa, başında büyük derdi var.
• her kişi kendi ayıbını gözetir.
• her kişi kendi çöreğine köz eşer.
• her kişinin ağacı dağda bellidir.
• her koyun kendi bacağından asılır.
• her koyun kuzusuna meler.
• her kuralın bir istisnası vardır.
• her kurşunun hedefi bellidir.
• her kusurun sonu nedamettir.
• her kuş kendi yuvasını beğenir.
• her kuş uçar bir şey olmaz, bıldırcın uçar alvarda ederler.
• her kuş yuvasını kendi beğenir.
• her kuşa şahin olma.
• her kuşu s....n,gözünü leyleğe diktin.
• her kuşun bir lanesi var, her haraminin şeşhanesi.
• her kuşun eti yenmez.
• her kuşun kanadına göre olan kuyruğu vardır.
• her kütük yanmaz.
• her kütükten çıra çıkmaz.
• her makalin bir makamı vardır.
• her ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
• her nesnenin erkânı vardır, oduna gidenin urganı vardır.
• her neşenin bir humarı vardır.
• her ölüm cinayet değildir.
• her resmin bir hikâyesi vardır.
• her rif’atın bir zilleti var.
• her sakala göre tarak bulunur.
• her sakaldan bir tel çekseler, köseye sakal olur.
• her sakallıya baba denmez.
• her sargı bir yaraya göre olmaz.
• her sarığın ucu ortaya gelmez.
• her sopa köpek döver.
• her sorunun iki cevabı vardır.
• her sözü söyleme, yerin kulağı var.
• her sözün bir pelesengi vardır.
• her su geçit vermez.
• her suç yüze vurulmaz.
• her sudan abdest alınmaz.
• her şey bilen bir şey bilmez.
• her şey bittikten sonra tedbir almak kolaydır.
• her şey damarına çeker.
• her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır.
• her şey olur biter, kösenin sakalı bitmez.
• her şey onu bekleyenlerin başına gelir.
• her şey yed-i ilahiyededir.
• her şey yerinde yakışır.
• her şey zıddı ile münkeşif olur.
• her şeyde aheste koşmalıdır.
• her şeye benzeyen bir şeye benzemez.
• her şeye çare bulunur, ölümden başka.
• her şeyi bilen hiçbir şey bilmez.
• her şeyin azında olur bereket.
• her şeyin bir ortası bulunur.
• her şeyin bir yeri ve zamanı vardır.
• her şeyin çokluğu zarar getirir.
• her şeyin kesreti zarar getirir.
• her şeyin ortası iyidir.
• her şeyin vakti var, horoz bile vaktiyle öter.
• her şeyin yakışığı, tarhana aşı (çorba) kaşığıyla.
• her şeyin yenisi, dostun eskisi.
• her şişe kendi dibinin üstündedir.
• her taamın lezzeti tuzdan çıkar, tuz ekmek bilmeyen akıbet gözden çıkar.
• her tak tak eden dülger olmaz.
• her tarladan bir nakıl, her adamdan bir akıl.
• her taş baş yarmaz.
• her taş yerinde ağırdır.
• her tencereye bir kapak bulunur.
• her ticarette hile vardır.
• her uzun ağaç kavak (selvi) değildir.
• her üsrün bir yüsrü vardır.
• her vakit bir olmaz.
• her vakit düşeş gelmez.
• her vakit fırsat ele girmez.
• her vakit kedi kaymak yemez.
• her vakit yürük bostan kenarına konmaz.
• her yerin kendi kanunu vardır.
• her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
• her yiğidin gönlünde bir aslan yatar.
• her yol bostan kenarından geçmez.
• her yorulana bir han yapılmaz.
• her yumru koz olmaz.
• her yumurta beyaz değildir.
• her yumurtadan civciv (şahin) çıkmaz.
• her yusuf güzel olmaz.
• her yüze gülen dost olmaz.
• her zaman bir us koyar.
• her zaman felek insana yar olmaz.
• her zaman gemicinin istediği rüzgâr olmaz.
• her zamanın bir tavrı vardır.
• her zararda bir hayır vardır.
• her zevkin bir humarı vardır.
• her ziruh fenapezir olur.
• her ziyan bir öğüttür.
• hergelede ki öküzün ciğerinde nohut ıslanmaz.
• herifin sakalı tutuşmuş; “dur, şu çubuğumu yakayım” demiş.
• herkes aklını mezada çıkarmış, yine kendi beğenmiş almış.
• herkes atar ama vuramaz.
• herkes attığı okun nereye varacağını bilir.
• herkes başından korkar.
• herkes cennete girecek olsa, cehennem boş kalır.
• herkes çektiğini bilir.
• herkes çiğner sakız ama kürt kızı tadını çıkarır.
• herkes davul çalar amma çomağı makama uyduramaz.
• herkes gidişen yerini kaşır.
• herkes güzel söylemekle öğünür, sen de sükutun güzelliği ile öğün.
• herkes kaşık yapar amma sapını ortasına getiremez.
• herkes kendi çukuruna girer.
• herkes kendi çukurunu doldurur.
• herkes kendi gömüsüne kül eşer.
• herkes kendi servetinin mimarıdır.
• herkes sakız çiğner amma çatlatamaz.
• herkes sevdiğini öper, bayram bahane.
• herkes toprağı alındığı yerde kalır.
• herkese adaletli davran ama hepsine güvenme.
• herkese kendi yurdu güzel görünür.
• herkesi aldatırım diyen, herkesten ziyade aldanır.
• herkesin aklı bir olsa, koyuna çoban bulunmaz.
• herkesin arşınına göre bez verilmez.
• herkesin bir fiyatı vardır.
• herkesin gönlünde bir sultan gezer.
• herkesin hamuru ekmeğine göredir.
• herkesin işi, hiç kimsenin işi değildir.
• herkesin tenceresi kapalı kaynar.
• herkesin uyduğu imama, sen de uy.
• herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
• hesabı pak olanın yüzü ak olur.
• hesabını bilmeyen çavuşlar, döner götünü avuçlar.
• hesap bilmeyen kasap elinde ne satır kalır ne masat.
• heybesi var, torbası var, besbelli samana geldi.
• heybesinin iki gözü var, biri yılan dolu öbürü yalan.
• hezm ve ihtiyat selamettir, mülahazasızlık nedamettir.
• hıdrellez yağmurundan damlası altın olur.
• hıdrellez yaz kapısı, yedi gün sürer tipisi.
• hıdrelleze kadar bir tutam, hıdrellezden sonra tutam tutam.
• hımhımla, burunsuz, birbirinden uğursuz.
• hırlayan köpeğin önüne varılmaz.
• hırlı ol, hırsız ol, insafı elden bırakma.
• hırsız akraba ile ye, iç; alışveriş etme.
• hırsız anahtar (kilit) istemez (olmaz).
• hırsız evden olursa, bulunması müşkül olur.
• hırsız evden olursa, dana bacadan çıkar.
• hırsız hırsıza yoldaştır.
• hırsız kediyi yalancı torbasına atarlar.
• hırsıza beylerde borçludur.
• hırsıza ip, mücrime zindan gerek.
• hırsıza iş inanmak, köpeğe peynir tulumu ısmarlamaktır.
• hırsıza kapı baca olmaz.
• hırsıza; “ne yapıyorsun?” demişler. “saz çalıyorum” demiş. “sesi niçin çıkmıyor ya” demişler, “yarın çıkar” demişler.
• hırsızı yakalamak için hırsız tutun.
• hırsızın azgınlığı (çoğalması),subaşının ihmalindendir.
• hırsızlık, bir yumurtadan başlar.
• hırsızlık ekmekten, kahpelik öpülmekten başlar.
• hısım hısmın ne öldüğünü ister, ne onduğunu.
• hıyar akçesiyle alınan eşeğin ölümü sudan olur.
• hızır akçesi ile alınan eşeğin ölümü sudandır.
• hicran gönlün perdesidir.
• hiç hiçe verirsen yine hiç çıkar.
• hiç kimse iki patrona hizmet edemez.
• hiç kimse kendi davasında yargıç olamaz.
• hiç kimse uşağı için bir kahraman değildir.
• hiç soru sormayın, hiç yalan duymazsınız.
• hiç üzüm yoktur ki, götünde çöpü olmaya.
• hiç yoktan köse (torlak) iyidir.
• hiçbir düşman küçük değildir.
• hiçbir şeyden, bir şey elde edemezsiniz.
• hiçbir şeyi olamayan, hiçbir şey kaybetmez.
• hiçbir zaman şimdikine benzemez.
• hiçten yok yeğdir.
• hiddetle kalkan, nedametle oturur.
• hikmetinden sual olunmaz.
• hile ile iş gören, mihnet ile can verir.
• hile ile olsaydı, fare unardı.
• hile ile peynir gemisi yürümez.
• hileden sakınan azdır.
• hilekâr dokuz ocak yıkmayınca, bir ocak yapamaz.
• hilekâr unmaz, kuyruğu ile girer.
• hilekârın gözü yaşlı olur.
• hilekârın mumu yatsıya kadar yanar.
• hileli pazar, mideyi bozar.
• hileye aslanlar mağlup olur.
• himmet olunca, dağ yürür.
• himmete dağlar dayanmaz.
• himmete endaze olmaz.
• himmeti âli olanın kıymeti efzun olur.
• hindistan fili sivrisinekten korkar.
• hizmet etmesini öğrenmeyen efendilik edemez.
• hizmetkâr efendisinin yüzünü ağartır.
• hoca hakkı, tanrı hakkı.
• hoca karnın doyduktan sonra kırk armut yemiş,”onun yeri başka” demiş.
• hoca; “dünya alt üst gelsin, belki altı üstünden iyi” demiş.
• hocalar kâğıdı tersinden okur.
• hocanın bir eli almaya, bir eli yemeye.
• hocanın dediğini yap, yaptığını yapma (yoluna gitme).
• hocanın ekmeği, yılanın ayağı görülmez.
• hocanın vurduğu yerde gül biter.
• hocanın yap dediğini yap, yaptığını yapma.
• hocaya “al hoca” demişler,”ver hoca” dememişler.
• hocayı çıkar, manda kalsın.
• horona giren terler.
• horoz bile dişisini kıskanır.
• horoz bile vakitsiz ötmez.
• horoz çok olan yerde, sabah erken olur.
• horoz çok olan yerde, sabah geç (tez) olur.
• horoz evlendi, komşu tellendi.
• horoz götürecek malı yok, gemi götürecek ulvanı var.
• horoz kadar kocam olsun, kümes kadar evim.
• horoz ölmüş, gözü süprüntülükte kalmış.
• horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
• horoz öttü, dava bitti.
• horoz sesi işitmedik altını var.
• horoz uçtu, kervan göçtü; sohbet, karı kocaya kaldı.
• horoz yerinde dövüşür.
• horozdan kaçar, kurbanlık koyuna eldivenle yem verir.
• horozsuz köyde sabah olmaz.
• horozsuz tavuk yaşamaz.
• horozsuz tavuk, çobansız sürüye benzer.
• hoşnut kişiler, saraylarda yaşamaz.
• hoyrat kocar, gönül kocamaz.
• hoyrattan savaş kopar.
• huda namerde değil, merde dahi etmeye muhtaç.
• huy canın yongasıdır (altındadır).
• huy çıkmayınca can çıkmaz.
• huylu huyundan vazgeçmez.
• huyunu bilmediğin davarın (hayvanın) ardına dolanma (düşme).
• huzurlu ailede, beşik boş olmaz.
• hüküm galibindir.
• hükümet kapısı herkese açıktır.
• hülya ile pilav pişmez.
• hüner erbabı pabuçlukta kalmaz.
• hüner sahibini belli (aziz) eder.
• hüneri tende değil, candadır.
• hünerli kul ölmez.
• hünersiz adam, meyvesiz ağaca benzer.
• hünersizin gömleği, dikilmiş gelir.
• ismarlama dua satın alınmaz.
• ihlamurdan odun, beslemeden kadın olmaz.
• irak yerin haberini kervan getirir.
• irgat gibi kazan, bey gibi ye.
• irmak yanına (kenarına) çeşme yapılmaz.
• irmaktan (dereyi) geçerken at değiştirilmez.
• irz insanın kanı bahasıdır.
• irzının kadrini bilmeyen dinini bilmez.
• isıracak it diş göstermez.
• isıran köpek havlamaz!
• isırgan daladı, ebegümeci yaladı.
• isırgan ile taharet olmaz.
• isırmadığın eli öp, başına koy.
• islandım kurudum sel neyler beni, ellendim bellendim yel neyler beni.
• islanmışın yağmurdan pervası (korkusu) olmaz.
• islık çalan kadın ile öten tavuk ne tanrı, ne erkekler için işe yaramaz.
• ismarlama hac kabul olunmaz (hac olmaz).
• issız eve, it buyruk.
• işığı akşamdan önce yakan, sabaha çırasına yağ bulamaz.

• ibadet de gizli, kabahat de.
• ibadet ile cennete girilmez, temiz kalp gerek.
• ibadette kabahat de kul içindir.
• ibadette riya, kabahatte hayâ olmaz.
• iç acısını taban acısı çıkartır.
• iç güveysi, baş ağrısı.
• içerden içeri, altın peçeli.
• içi dışına benzer, dışı içine uymaz.
• içine girmeyen hali bilmez.
• içine sıçan düşse başı yarılır.
• içme namert elinden su, ab-ı hayat olsa da.
• içtin üzüm suyunu, döktün gözün suyunu.
• iftar kebabı ile herkes erbabı ile.
• iftar sofrasında sivrisinek sadasına “aziz allah” denir.
• iftira dağdan taştan ağırdır.
• iğne ile kuyu kazılmaz.
• iğne yemiş köpek gibi dört yanına salar.
• iğneyi evvel kendine sok, sonra çuvaldızı ele.
• iğreti ata binen tez iner.
• ihmal devlet-i ikbale zarardır.
• ihmalcinin iki yakası bir araya gelmez.
• ihmalin her gün zararı çekilir.
• ihsan insan gölgesidir.
• ihtimaldir deniz taş alır.
• ihtiyaç içindeki arkadaş, gerçek arkadaştır.
• ihtiyaçlar kanun tanımaz.
• ihtiyar erkeğin sevgilisi olmak, genç erkeğin kölesi olmaktan iyidir.
• ihtiyar genç alırsa el alır.
• ihtiyarlık insanı her şeyden geçirir.
• ihtiyarlıkta yoksulluk güçtür.
• ikbalin akıbeti idbara varır.
• ikbalin iyi olursa sen otur, ikbal işler.
• iki aslan bir posta sığmaz.
• iki at bir kazığa bağlanmaz.
• iki bakmak bir istemeye bedeldir.
• iki baş bir kazanda kaynamaz.
• iki bebek bir gözde olmaz.
• iki bülbül bir dala konmaz.
• iki cambaz bir ipte oynamaz.
• iki çıplak bir hamamda yaraşır.
• iki çömlek bir yerde olsa tokuşmayınca olmaz.
• iki çuval bir harar, herkes menfaatini arar.
• iki deliye bir uslu gerek.
• iki dinle, bir söyle.
• iki eğriden bir doğru.
• iki el bir baş içindir.
• iki elin sesi var,bir elin nesi?
• iki elin vergisi, gönlün sevgisi.
• iki emini bir yemin ararlar.
• iki fındık bir olsa bir koyun başını yaralar.
• iki göç bir bozgun yerini tutar.
• iki gönül bir olunca samanlık seyran olur.
• iki göz bir baş içindir.
• iki gün birbirine uymaz.
• iki güreşenden biri yıkılır.
• iki hasret birbirine kavuştu.
• iki hımhım, bir burunsuz, birbirinden uğursuz.
• iki ile iki dört eder.
• iki iskemle arasına oturan yere düşer.
• iki kabak birbirine dokununca elbette kırılır.
• iki kamçı bir kuyruk, herkes başına buyruk.
• iki kaptan bir gemiyi batırır.
• iki kardeş savaşmış, ebleh buna inanmış.
• iki karpuz bir el ile tutulmaz.
• iki karpuz bir koltuğa sığmaz.
• iki kedi bir arslana pes dedirir.
• iki kıbleye tapanda, din olmaz.
• iki kılıç bir kına sığmaz.
• iki kişi dinden çıkarsa, bir kişi candan çıkar.
• iki köpek bir kemiği paylaşamaz.
• iki kulak bir dil için, sen iki işit bir söyle.
• iki kulak, bir dil için.
• iki kuru bir yaş, olmazsa bağrını deş.
• iki ölç, bir biç.
• iki pilav arasında, bir su gerek.
• iki reis bir gemiyi batırır.
• iki sağır birbirini ağırlar.
• iki sakimden bir müstakim çıkar.
• iki sanan, iletmez aşkı başa.
• iki su bir ekmek yerini tutar.
• iki şahin bir yerde yuva yapmaz.
• iki şilte bir yastık, onu da eşiğe (terkiye) astık.
• iki taş çatarlar, karı diye satarlar.
• iki taş çattık baca oldu, her kime varsa koca oldu.
• iki tavşan birden avlanmaz.
• iki tavşanı birden kovalayan, hiç birini tutamaz.
• iki testi birbirine dokunsa, biri kırılsa diğeri zedelenir.
• iki tımar bir yem yerine geçer.
• iki uslu bir yere gelmez.
• iki yanlış bir doğru yapamaz.
• iki yatak bir yorgan, o da boz eşeğe destan.
• ikisi bire değmez, biri hiçe.
• ikisi demir iki parmağı kıvrak olur.
• ikisini bir kazana koysalar, yine kaynamazlar.
• ikiye bir alma, yiğit deyip karı (yaşlı kadın) alma.
• ikrarını gözet, olma abesgü.
• ileri (eski) zamanda deve hurma kığlardı (terslerdi),şimdi kestane kığlar.
• ilgisiz kalan, bilgisiz kalır.
• ilim, bir noktadan ibarettir.
• ilim, deryadır.
• ilim, derya-yı bi-intihadır.
• ilim, gençlikte dikilen, ihtiyarlıkta meyvesi alınan bir ağaçtır.
• ilim, ilm-i allah’tır.
• ilim, kalplerin hayatıdır.
• ilim, sahibini aziz eyler.
• ilim, sarıktan salim bir hazinedir.
• ilim, şeytanda da var.
• ilim, yalnız cehli giderir.
• ilim, yumuşak döşekte batmaz.
• ilim; sahibine dost, mal sahibine düşman kazandırır.
• ilk atılan taş uzak düşer.
• ilk atışta vuran nişancıdır.
• ilk pazar, pazardır.
• ilk vuran okçu, son vuran bokçu.
• illet ile dirilen, mihnet ile can verir.
• illet ve dirilikten ölüm yeğ.
• illeti illet bil, urgana uy koymuşlar.
• ilme âr olmaz, âr eden berhudâr olmaz.
• ilmi allah dileyene, malı dilediğine verir.
• ilm-i allah her şeyi muhittir.
• ilmi ile âmil olmayan, vaaz ve nasihatı tesirsiz kalır.
• ilmin dostundan, düşmanı daha çoktur.
• ilmini ketmeden, cehil menzilesindedir.
• imambayıldı, müezzin ayıldı.
• imam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz.
• imam ile geçinen açlıktan ölür.
• imam osurursa, cemaat sıçar.
• imam ölecek, yüzü gülecek.
• imam, imam iken okurken yanılır.
• imama ıskat değsin, ölü nasıl giderse gitsin.
• imamın bir eli almaya, bir eli yemeye.
• imanlı kulda, temellük olmaz.
• imaret yapılmadan, dilenciler kapıyı aldılar.
• imece günü bulut görmeye ne mutlu.
• imera’da kelâm-ı kadim arama.
• imtinanla yaşamaktansa, serbestçe ölmesi yeğdir.
• inanma dostuna, saman doldurur postuna.
• inat ile başa çıkılmaz.
• inat, eşeğe yakışır.
• inayet ola, öbür kapıya.
• ince deme kalın de hemen al, yaş deme kuru deme hemen al.
• ince kız donanınca, yoğun kız ele varmış.
• inci arayan kişi, denizden korkmaz.
• ineğe küftün verilmezse, südü alınmaz.
• iniş aşağı kavga olmaz, atta duran var, duramayan var.
• insaf olmayanda, iman olmaz.
• insaf, dinin yarısıdır.
• insan ayaktan, at tırnaktan kapar.
• insan azmayınca, belasını bulmaz.
• insan beşer, dişleri düşer dörder beşer.
• insan beşer, kuldur şaşar.
• insan bilmediğini ayağının altına alsa, başı göğe değer.
• insan bir umutla doğar, bin umutla ölür.
• insan çeşit çeşit, yer damar damar.
• insan dinlenmekle akıllanır, konuşmakla pişman olur.
• insan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
• insan düşer amma gönül düşmez.
• insan düştüğü yerden kalkar.
• insan eti ağırdır.
• insan gönlünün artığını söyler.
• insan göre göre, hayvan süre süre alışır.
• insan ikrarında, hayvan yularından tutulur.
• insan insana gerek olur, iki serçeden börek olur.
• insan insanın aynasıdır.
• insan kâh olur dağı kaldırır, kâh olur darıyı kaldıramaz.
• insan kalabalıkta pilav yiyeceğine, tenhada kötek yesin daha iyi.
• insan karır, gönül karımaz.
• insan kendini beğenmezse çatlar.
• insan kısmetini aramazsa, kısmet insanı arar.
• insan kıymetini insan bilir, altın kıymetini sarraf.
• insan kocalmakla gönül kocalmaz.
• insan lisanı ile takdir, elbisesi ile kabul olunur.
• insan mürekkep yalamakla âlim olmaz.
• insan ne bulursa dilinden bulur.
• insan nisyandan halli değildir.
• insanoğluma iyilik yarasa, sarı öküze bıçak olmazdı.
• insanoğluna iyilik yaramaz.
• insanoğlundan her şey umulur.
• insan olan bir kere yanılır.
• insan olmayan, insan kadrini bilmez.
• insan öleceğini bilse mezarını kendi kazar.
• insan sevdiği şeyi çok söyler.
• insan sözünden, öküz boynuzundan tutulur.
• insan şeytanı, cin şeytanından beter olur.
• insan taştan pek, gülden naziktir.
• insan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.
• insan, bir kere ölür.
• insan, ektiğini biçer.
• insan, her gün şeker yese bıkar.
• insan, ihsan kuludur.
• insan, kanatsız kuştur.
• insan, kerametten halli değildir.
• insan, nüsha-ı kübradır.
• insan, yalnız ekmekle yaşayamaz.
• insan, yanılmakla âlim olur.
• insana ata, ana gibi yar olmaz.
• insana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur.
• insana düven, düveye diken yarar.
• insana kardeş gibi yâr, ırak gibi diyar olmaz.
• insanı gam, duvarı nem yıkar.
• insanı ümit, deveyi havud yaşatır.
• insanı zaman kadar terbiye eden şey yoktur.
• insanın adı çıkmadan, canı çıkması hayırlıdır.
• insanın alacası içinde, hayvanın alacası dışındadır.
• insanın aynası, ef’alidir.
• insanın başında ottan gayrısı biter, bülbülden gayrısı öter.
• insanın bir ağzı iki kulağı var, bir söyleyip iki dinlemeli.
• insanın bir evveli, bir ahireti.
• insanın eti yenmez, derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var?
• insanın fenası olmaz, meğer parası olmayana.
• insanın gevşeğinde bıyık, öküzün gevşeğinde kuyruk olmaz.
• insanın gözü, yerin kulağı var.
• insanın gözünü bir avuç toprak doyurur.
• insanın kötüsü olmaz, meğerki züğürt ola.
• insanın sermayesi, iki paralık aynadır.
• insanın soyu bir, huyu bindir.
• insanın söylemezinden, suyun şarlamazından korkulur.
• insanın söz anlamazı, atın gem almazı.
• insanın sözü derecesi aklına, ef’ali de aslına delâlet eder.
• insanın yere bakanından, hayvanın yere bakanından kork.
• insanın yere yakını (mütevazı olanı),tarlanın köye yakını makbuldür.
• insanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.
• insanoğlu çift olur.
• insanoğluna güvenilmez.
• ip inceldiği yerden kopar.
• ip kırıldığı yerden ulanır.
• isin yanına varan is, misin yanına varan mis kokar.
• iskambil, şeytanın kitaplarıdır.
• islam’ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
• israf etmede hayır, hayırda israf olmaz.
• istediğini söyleyen, istemediğini işitir.
• istemem diyenden korkmalı.
• istenilen yere git âr eyleme, istenilmeyen yere gidip dar eyleme.
• istenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş.
• istersen göl olur, istersen yol olur.
• istersen hakka olmak asi, ya mütevelli ol ya vasi.
• isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
• istikamette kalem, şulede mum olsa kişi, yine mikras-ı ecelden serini kurtaramaz.
• iş âmâna binince, kavga uzamaz.
• iş anlatıncaya kadar, baş elden gider.
• iş anlayanda değil, başaranda derler.
• iş başa düşünce, gayret dayıya düşer.
• iş başarana başvurulur.
• iş bilen aş bilen, eşini bilen fakir olmaz.
• iş bilenin, kılıç kuşananın.
• iş bilmeyen adam, hoşt anlamayan kürt itine benzer.
• iş bitirenin işi biter.
• iş bitirenin kötüsü olmaz.
• iş çoğaltmak, iş bilmemekten ileri gelir.
• iş düzelir ömür azalır, saç düzelir hamur azalır.
• iş ile değil lafı ile tanınan insan, yaban otları ile dolu bahçe gibidir.
• iş insanın aynasıdır.
• iş ister, işten kaçar.
• iş işi açar (gösterir).
• iş işin aynasıdır.
• iş itikade bağlıdır.
• iş olacağına varır.
• iş, sırma gümüştür.
• işe gitmez oğlum olsun, çifte gitmez öküzüm.
• işemekle deniz pis olmaz.
• işi bilmeyen kasap, ne satır bırakır ne masat.
• işi olmayanın aşı olmaz.
• işi ters tut, aykırıdan gelir.
• işi üç nal ile bir ata kaldı.
• işin encamını düşünmeyen çaresiz kalır.
• işin gelişi, ayak atışından bellidir.
• işin yoksa bey evine (direk) var.
• işin yoksa şahit ol, paran çoksa (borcun yoksa) kefil ol.
• işin yoksa şahit ol, paran yoksa kefil ol.
• işine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
• işini kış tut, yaz çıkarsa bahtına.
• işini sağlam kazığa bağla, sonra talihe ısmarla.
• işitilmemiş cihanda haber olmaz.
• işitmek, görmek gibi değildir.
• işkilli büzük dingilder.
• işkilli pazar, mideyi bozar.
• işleyen anahtar, ışıldar.
• işleyen demir ışıldar, işlemeyen paslanır kalır.
• işret, insanın mihengidir.
• işsiz kasap,s....i tartar.
• işsizlik, güçlerin babasıdır.
• iştah dediğin dilaltındadır.
• işten artmaz, dişten artar.
• it ağzın kemik tutar.
• it aslını bilir.
• it başı, terkide durmaz.
• it boku kefarete yaradı, ol dahi bulunmadı.
• it böğürürken tavşan bilir.
• it değdiğiyle deniz murdar olmaz.
• it derisinden post olmaz, rum ermeni’ye dost olmaz.
• it ite buyurmuş, it de kuyruğuna buyurmuş.
• it iti bulur.
• it iti yemez.
• it itin ayağına basmaz.
• it itin kuyruğunu bırakmaz.
• it itin mirahûrudur.
• it itle gezer.
• it kağnı gölgesinde yürür, kendi gölgesi sanırmış.
• it kursağı yağ götürmez.
• it okşamalı olunca, adını boncuk koyarlar.
• it sürü, para kazan.
• it taştan, bacı gardaşdan korkar.
• it ulur, birbirini bulur.
• it ulur, kervan yürür.
• it ürüdüğü zaman, anası gibi ürür.
• it ürür, kervan yürür.
• it yattığı yeri eşer.
• it yelmekle kocar.
• it, ekmekten kaçmaz.
• it, sahibini tanır.
• ite dalaşmadan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
• iti an, ağacını (değneğini) yanına ko.
• iti an, çomağı hazırla (taşı eline al).
• iti bir kez vur ölsün, bir daha vur dirilsin.
• iti dövmezler, sahibinin hatırı var diye.
• iti ite salarlar.
• iti öldürene sürütürler.
• iti yol kocatır.
• itin ahmağı baklavadan pay umar.
• itin aksayışı, gelecek kervana uyar.
• itin artığını arslan yemez.
• itin ayağını taştan esirgeme.
• itin çakşırı olmaz.
• itin duası kabul olsa, gökten kemik yağardı.
• itin ıssı var ise, tavşanın dahi tanrı’sı vardır.
• itin olduğu yere melek girmez.
• itin ünü göğe ağmaz.
• itin yediğini urduğuna sayarlar.
• itle çuvala girilmez, kedi ile harara.
• itle yatan, bitle kalkar.
• itte vefa olur, avratta vefa olmaz.
• itten aç, yanından kaç.
• ittifakta hata olmaz, ihtilâfta rahat.
• iven kız ere varmaz, varsa dahi baht bulmaz.
• iven sinek süte düşer.
• iyi adamın karısı, kurna başında belli olur.
• iyi ayakkabı adama yürüme öğretir.
• iyi bahadan kalmaz.
• iyi bir alışveriş, soygun değildir.
• iyi bir başlangıç, iyi bir son getirir.
• iyi bir kadın, iyi bir koca yapar.
• iyi biten her şey iyidir.
• iyi dirliğe çok harç gerek.
• iyi dost kara günde belli olur.
• iyi evlat anayı babayı vezir eder, kötü evlat rezil eder.
• iyi gitmeyince kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi.
• iyi gün doğuşundan bellidir.
• iyi gün dostu, pertavsız gibidir.
• iyi günün dostları, kötü günüm düştü gel.
• iyi hizmet görmek istiyorsan, kendi işinizi kendiniz görün.
• iyi ile konuşan, çuvalına un doldurur.
• iyi insan, lafının üzerine gelir.
• iyi ipek kendini kıldırmaz, iyi kadın kendini dövdürmez.
• iyi kadının kocası, cübbesinden bellidir.
• iyi kötü, geçit başında belli olur.
• iyi nasihat verilir ama iyi edep (ad) verilmez.
• iyi olacak hastanın, hekim ayağına gelir.
• iyi olmak istersen, iyi dostlar kazan.
• iyi pirinç çok su götürür.
• iyi söylersen iyi işitirsin, kötü söylersen kötü işitirsin.
• iyi söz ile yılan ininden çıkar.
• iyi söz, demir kapıyı açar.
• iyi söze ne tanışık gerek.
• iyi ve kâmil insanı, güneş uykuda görmez.
• iyice feraset, keramete kıç attırır.
• iyiden kötülük (yaramazlık) gelmez.
• iyiler genç ölür.
• iyiliğe “nereye gidiyorsun?” demişler, “kötülüğe” demiş.
• iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
• iyiliğe iyilik olsaydı, kara öküze bıçak olmazdı.
• iyiliği su ayağında ver, başında dile.
• iyilik at denize, balık bilmezse hâlik bilir.
• iyilik bilmeyen adam, adam sayılmaz.
• iyilik bilmeyen katında, su getirenle sinek sayan birdir.
• iyilik dile komşuna, iyilik gelsin başına.
• iyilik eden iyilik bulur (görür).
• iyilik eden kemlik bulmaz.
• iyilik eden unutmalı, gören yâd etmelidir.
• iyilik et denize at, balık bilmezse halik bilir.
• iyilik et kele, öğünsün ele.
• iyilik etmek, rıza-yı bâriye hizmet eylemektir.
• iyilik eyle denize sal, eğer iyilik iyilik ise o seni bulur.
• iyilik gariptir, sahibini kimse tanımaz.
• iyilik gibi âlemde sermaye olmaz.
• iyilik iki baştan olur.
• iyilik zayi olmaz.
• iyilik, kötülük müsavidir.
• iyiyi kötüyü el bilir, dereyi tepeyi sel bilir.
• izmir’in seyyahı, şam’ın şekeri, medine’nin hurması; züğürtlükten gelir bıyık hurması.

• kab, sirkeye göredir.
• kabadayı tükürdüğünü yalamaz.
• kabahat ipliği eğirende değil, ölendedir.
• kabahat mahfi, ibadet de.
• kabahat öldürende değil, ölendedir.
• kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz.
• kabahatin sahibi çıkmaz.
• kabak deyip de geçme, cennet taamıdır.
• kabı olmayanı kazancı olmaz.
• kabil şakirt, üstattan üstat olur.
• kabiliyet dâd-ı haktır herkese nasip olmaz.
• kabiliyet talim ile olmaz.
• kabiliyetin mektebi yoktur.
• kabiliyetli çırak ustadan usta olur.
• kabul olmayacak duaya âmin denmez.
• kaçan balık büyük olur.
• kaçan rüzgâr esse kış değil mi, yoksul halin bilse hoş değil mi?
• kaçanı kovmazlar, yıkılanı vurmazlar.
• kaçanın anası ağlamamış.
• kaçmadan kovmaya eli değmez.
• kader olmayınca takdir bilinmez.
• kaderde varsa düzülmek, neye yarar üzülmek.
• kaderde varsa görülür.
• kadere iman eden kaderden emin olur.
• kadere karşı gidilmez.
• kaderin yaptığını kimse yapamaz.
• kadı anlatışa göre ferman verir.
• kadı davacı, muhzir şahit olunca, iş allah’a kalır.
• kadı ekmeğini karınca yemez.
• kadı kızı kadire, geldi çıktı sedire.
• kadın eli, kaşık sapından kararır.
• kadın erkeğin eşi, evin güneşidir.
• kadın erkeğin şeytanıdır.
• kadın malı hamam tokmağıdır.
• kadın şerri, şeytan şerrine eşittir.
• kadın şerrinden allah’a sığınmalı.
• kadın var ev yapar, kadın var ev yıkar.
• kadın var kardan soğuk, kadın var kordan sıcak.
• kadın vardır çerden çöpten aş eder, kadın vardır, pişmiş aşı taş eder.
• kadın yüzünden gülen, ömründe bir defa güler.
• kadını erkek değil, ar ve namus bekler.
• kadını sırdaş eden tellâl aramaz.
• kadının bildiğini garip de bilir.
• kadının biri âlâ, ikisi belâdır.
• kadının fendi, erkeği yendi.
• kadının kırk çırağı var, biri sönse biri yanar.
• kadının saçı uzun, aklı kısadır.
• kadının sofusu, şeytanın maskarasıdır.
• kadının şamdanı altın olsa, şamdanı dikecek erkektir.
• kadının yüklediği yük şuraya varmaz.
• kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası.
• kadınsız ev olmaz.
• kadıya yalnız giren, sakalın sığnayıp çıkar.
• kafa kafa olmayınca, şapka ne yapsın?
• kafes büyük ama içinde bülbülü yok.
• kâğıdın yüzünü ağartan karadır.
• kağnı devrilince yol gösterici çok olur.
• kahır çekmeyince lûtfa erilmez (derviş olunmaz).
• kahpe peykesinde âleme nişan verilir.
• kahpenin âhı, çingenenin malı.
• kahpenin sonu ebelik, külhaninin sonu dedelik.
• kahpeye kahpe deme, sana donunu giydirir.
• kaht-ı rical gibi ilaçsız dert olmaz.
• kahvaltı olmayınca kahve etmez fayda.
• kahve tütün, keyifler oldu bütün.
• kahve yemen’den gelir, bülbül çemenden.
• kahve, enfiye ve afyon, o kâfirle macun, işte bu üç deli eyledi beni mecnun.
• kahvenin yüzü kara ama meydanı pak (yüz ağartır).
• kalabalıkta eşeğin kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi kısa.
• kalabalıkta görülen iş alacalı olur.
• kalaylı bakır küflenmez.
• kalaylı koz, o da bir söz.
• kalbi efkâr-ı fasiden salim olanın (fesat olmayanın) ef’ali de salih olur.
• kalbin şahitliği, yüz şahitlikten kuvvetlidir.
• kalbin yolu mideden geçer.
• kalbini pak tut da kırk yıl cünup gez.
• kalbur ile su taşınmaz.
• kalburcu kızı hatun olmaz, dilenmeyince karnı doymaz.
• kalburun dibi yok ama hele kenarına bak.
• kaldırımda fes eğerek gezmek pek kolaydır.
• kaldırımda kılıç sürümek kolaydır.
• kaldırıp kendini denize atar, topuğunu bile ıslatmaz.
• kaldırma halıyı, söyletme deliyi.
• kale kapısından sığmaz, fındıkkabuğuna sığar.
• kaleci içinde alınır.
• kalem cömert olur, ne dilersen yazar.
• kalem efkârın tercümanıdır.
• kalem kılıçtan keskindir.
• kalem-i kudretle yapılan bozulmaz.
• kalemin yaptığını kılıç (kimse) yapamaz.
• kalendere “kış olur” demişler,”titremeye durmuşuz” demiş.
• kalın incelene kadar, ince üzülür (incenin canı çıkar).
• kalıp kıyafetle adam, adam olmaz.
• kalkan kaza savar, götürmek gerek.
• kalkmışın, dini imanı olmaz.
• kalp adamda uğur olmaz.
• kalp akçe bulan nasıl söner.
• kalp akçe sahibinindir.
• kalp bir sırça saraydır, değme çabuk kırılır.
• kalp demirden kılıç olmaz.
• kalp içinde fetholur.
• kalp kalbe karşıdır.
• kalp kazanır, kaltaban görenir (faydalanır).
• kalp kıran kazanır.
• kalp şişeye benzer, kırılırsa yapılmaz.
• kalpten kalbe yol vardır.
• kalyon deniz yüzünde, kayık kenarda kalır.
• kambersiz düğün olmaz.
• kamçıya kuvvet, kuskuna minnet.
• kamış uçar tel verir, bize böyle elverir.
• kamu kuşlar uçar nesne yok, bıldırcın uçtu el verdirir.
• kan ilik kurutur.
• kan kaynadı, suyu çekti.
• kan kustuktan sonra altın leğeni neylesin.
• kan sudan ağırdır.
• kan tutanı kanlı tutar.
• kanaat gibi devlet olmaz.
• kanaat servettir.
• kanaat tükenmez hazinedir.
• kanatsız kuş uçmaz.
• kancayı takmaya görsün halâs mümkün değildir.
• kancık yalanmazsa, erkek dolanmaz.
• kancıyı mayıs doyurur.
• kande çokluk, orada bokluk.
• kande olsa âşık-ı biçare, dermanın arar.
• kande şap,kande şeker.
• kande varsak bir dede bir dümbelek eksik değil.
• kanı kan alır.
• kanı kan ile yıkamazlar, su ile yıkarlar.
• kanlı kanlıya bu işi etmez.
• kantar elinde, devat belinde.
• kap küçük, su büyük.
• kapacak enik sırtarmaz.
• kapanması güç olan kapıyı, açma.
• kapı arkası bile gurbettir.
• kapıdan kovsan bacadan düşer (havadan girer).
• kapıdan kuvvet girerse, aşk pencereden kaçar.
• kapına geleni hızır bil, ne verirsen hazır bil.
• kapını iyi kapa, komşunu hırsız etme.
• kapının kanadı kesenin ağzıdır.
• kapısını büyük açan, misafire katlanır.
• kapıya varsan efendi uyur, elde armağan olsa vay efendim buyur.
• kapıyı iyi (pek) kapa, komşunu hırsız etme.
• kaplumbağa kabuğu ile herkes erbabı ile.
• kaplumbağa kabuğunda: “ne büyük sarayım var” demiş.
• kaplumbağa yumurtasını gözü ile ısıtır.
• kaplumbağayı bir bağdan bir bağa atmışlar,”o bağ olmasın, bu bağ olsun” demiş.
• kâr eden ar etmez.
• kâr kudurmuş sermayeyi yiyor.
• kar kuytuda, para pintide eğleşir.
• kar kuytuda, para pintide eğleşir.
• kâr mı tatlı, yâr mı tatlı? evvelâ yâr, sonra kâr.
• kar ne kadar çok yağsa, yaza kalmaz.
• kar onun için yağar ki, ayak üşüte.
• kâr sahibi, müşterisini gözünden tanır.
• kar susalık (susuzluk) kandırmaz.
• kar yağdığı gün savrulur.
• kar zararın ortağıdır (kardeşidir).
• kara bağla, yanına al ağla.
• kara bakanın gözleri kamaşır.
• karadut yaprak açtı yaz, döktü kıştır.
• kara görünerek gelmez, karı bükülüp ölmez.
• kara gözde olsun, yüzde olmasın.
• kara gün dostu az (güç) olur.
• kara gün dostu olmaz.
• kara gün kararıp kalmaz, kaç yiğit bunalıp ölmez.
• kara haber tez duyulur.
• kara haber tez duyulur.
• kara ile sarıdan huri, sarı ile sarıdan peri, iki karadan elinin körü doğar.
• kara kar yağacak, kara gün doğacak, bir eşeğin sırtına kırk adam binecek.
• kara kar yağmış.
• kara kazanın yanında durana is bulaşır.
• kara kış âlemin yüzünü ağarttı.
• kara kışta kara serçe baharı bulmaz.
• kara para iyiyi kovar.
• karasinekten beyaz ineğin çektiğini mevlâ bilir.
• kara yanına varma kara bulaşır.
• kara yaslanma kar erir, ere yaslanma er ölür.
• kara yumrukla ağarmaz.
• karabet rekabet, hısım hasım.
• karadeniz coştu, dalga baştan aştı.
• karadeniz fırtına, al pırtını sırtına.
• karakışta karlar martta yağmaz, nisanda durmazsa, değme çiftçinin keyfine.
• karalama meşke, fırsat aşka metanet verir.
• karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu.
• karaya sabun, deliye öğüt neylesin.
• karda gezer, izini belli etmez.
• kardan aslandır, güneş görmeye gelmez.
• kardeş bulunmaz, karı bulunur.
• kardeş gözündeki çöpü göreceğine kendi gözündeki merteğe bak.
• kardeş kardeş yaratılmış, keseleri ayrı.
• kardeş kardeşi atmış, yâr başında tutmuş.
• kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.
• kardeş kardeşin ne öldüğünü, ne umduğunu ister.
• kardeş, din kardeşidir.
• kardeşi olmayan garip olur.
• kardeşim olsun da, kanlım olsun.
• kardeşin büyüğü peder, küçüğü evlat yerine geçer.
• kardeşten karın yakın, kulaktan burun yakın.
• karga derneği kışş.. deyince dağılır.
• karga derneği, insan örneği.
• karga görürse hocaya haber verir.
• karga ile gezen boka konar.
• karga karganın gözünü oymaz.
• karga karısın (yaşını) kim bilir, kişi olasın kim tapar (anlar).
• karga kekliği taklit ederken, yürüyüşünü şaşırmış.
• karga mandayı (saksağan danayı) babası hayrına bitlemez.
• karga tutı şap şeker olmaz.
• karga yavrusuna bakmış da; “ah benim ak pak evlâdım” demiş.
• karganın gördüğü tohum bitmez.
• karganın gözünden şahinlik geçer.
• kargayı bülbül diye satarlar.
• kâr-ı evvelden kişi akıbet endişe gerek.
• kâr-ı kisbde zahmet çeken rahat ve rahmet olur.
• karı koca arasına girilmez (şeytan bile giremez).
• karı koca ipek, araya giren köpek.
• karı malını yiyip de unmuş var mı? kes bir soğan daha.
• karıdan korkmayan yanılır.
• karınca zevali görünce kanatlanır.
• karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar.
• karıncalı demirden yapılan kılıca peynir.
• karıncanın bile kanı (sofrası) var.
• karıncanın getirdiğini (götürdüğünü) kimse getiremez (götüremez).
• karıncanın kanatlanması zevaline işarettir.
• karıncaya kanadı zarar.
• karının aklına gelen, dağa taşa.
• karının bir aklı, erkeğin dokuz aklı vardır.
• karısı olmayanın darısı başına.
• karışık kaza savar.
• karışıkta baş yeter.
• karışma işime, dolaşma peşime.
• karıya sırdaş eden, tellâl aramaz.
• karlar yağar kış değil mi, kişi halini bilse hoş değil mi?
• karlar yağdı, izler örtüldü.
• karnı doyuran aldanmaz.
• karnı tok it, gölgede yatar.
• karnının doymayacağı yerde açlığı belli etme.
• karpuz kabuğunu görmeden denize girme.
• karpuz kesmekle hararet sönmez.
• karpuz kökünde (sulandıkça) büyür.
• karpuz olursa, kar-buz olur.
• karşı bağın üzümü, dinle benim sözümü.
• karşıda gördüm bir yeşil türbe, içine girdim estağfurullah tövbe.
• karşılaştırma, iğrenç bir iştir.
• kart ağacın bükülmesi güç olur.
• kart gâvur imana gelmez.
• kart kâfir müslüman olmaz.
• kart kişi yaz kış olsa yiğitlere yem olur.
• kart koyunda kalaç var.
• kartal kanadı ile akıntı sökülmez.
• kartal sinek olmaz.
• kartala bir ok değmiş, yine kendi teleğinden.
• kartala ok dokunmuş,”bana nedendir?” demiş.
• kartallar sinek yakalamaz.
• karun malı olsa israfına yetmez.
• karun malına malik olsa bir akçesin kıymaz.
• kasaba yağ kaygısı, keçiye can korkusu.
• kasap dükkânında, et kokmaz.
• kasap et, koyun can derdinde.
• kasap yağı bol bulunca gerisini yağlar.
• kasavetsiz ağaç, anahtarsız açılır.
• kâse yalar, sonra döner sahibine salar.
• kasımın kırkı pastırma yazı imiş.
• kasımpaşalı deyince hepsi içindedir.
• kaside, şairlerin keşkülüdür.
• kaş ile göz, gayrısı (kusuru) söz.
• kaşığı herkes yapar ama sapını ortaya getiremez.
• kaşığı ile yedirir, sapı ile göz çıkarır.
• kaşık düşmanı (kısmete) evdedir (vasıtadır).
• katarda bulunan, hatırda bulunmaz.
• katı açılma serine soğuk geçer.
• katıra cilve yap demişler, çifte atmış.
• katıra; “baban kimdir?” demişler,”at dayımdır” demiş.
• katırın ardından gitme, zira babası eşektir.
• kâtibe sermaye göz, gevezeye söz.
• kâtibin kalbi başka, kalemi başka.
• kâtip kalemini dişi ile açar.
• kâtip yazar, rençper bozar.
• katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker.
• kavak ağacından odun, halayıktan kadın olmaz.
• kavak uzaya uzaya gider, göğe çıkar tepesinden kurumaya başlar.
• kavak uzun tepesi çok, gül kısa kokusu çok.
• kavak yaprağını tepeden dökerse, kış çok olur.
• kaval elden, yel allah’tan, sen sadece parmaklarını oynat.
• kavakta nar olmaz, kötülerde ar olmaz.
• kavga bizim, yorgan üstüne imiş.
• kavgada kılıç, ödünç verilmez.
• kavganın iyisi olmaz.
• kavganın iyisi, boğaz kavgası.
• kavgasız baş, kavağa benzer.
• kavgasız ev, çalgısız düğüne benzer.
• kavgaya katılma, bilmediğin işe atılma.
• kavi düşman dost olmaz.
• kavilsiz giren haksız çıkar.
• kavim düşmanlığı düşvar eder.
• kavli fiiline uymaz.
• kavuk ayağa, mest başa bakar (giyilmez).
• kavun karpuz yata yata büyür.
• kavurga karın doyurmaz, kar susuzluk kandırmaz.
• kaya uçmazsa, dere dolmaz.
• kayaya tos vuran, acısını kendi çeker.
• kaybedilmeyen şeyler, korku içindedir.
• kayış baldır, tabanı kaldır.
• kayış bilir, kutan ne çeker?
• kaymağı seven (yiyen),mandayı cebinde (yanında) taşır.
• kaynana öcü, oğlu cici.
• kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar.
• kaynatam devletli olsun, kaynanam sahavetli.
• kaynayan kazan kapak tutmaz.
• kaypakla, pazarlık olmaz.
• kayseri’de eşek merdivene çıkmış; uş eşek, uş merdiven.
• kaz gelen yerden, tavuk esirgenmez.
• kaz kazla, daz dazla; kel tavuk kel horozla.
• kaz öter saz biterse kaç oradan, keklik öter kekik biterse kal o memlekette.
• kaz sürüsü kılavuzsuz olmaz.
• kaz vur, kazan doldur, serçe ne olacak?
• kaza gelince daniş gözü kör olur.
• kaza gelince us pusar.
• kaza geliyorum demez.
• kaza oku yed-i kudretten çıkar.
• kaza, dur geldim demez.
• kazalar iyi yöneten ailelerde olur.
• kazan düşmese, kankılmaz.
• kazan kaynadığı yerde, taşar.
• kazan kaynamayan yerde, maymun oynamaz.
• kazan kaynar dibine çöker.
• kazan kaynar suyu yok, çorba kaynar özü yok.
• kazan kazan kazana ver, artığın kazmaya.
• kazan nerede kaynarsa, maymun orada oynar.
• kazanın doğurduğuna inanan, öldüğüne de inanır.
• kazanırsan dost kazan, düşman anan da doğurur.
• kazanmayanın kazanı kaynamaz.
• kazaya rıza lazımdır.
• kazı koz anlar, kızı kaz.
• kâzip, kâtibin kardeşidir.
• kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
• kazma kuyuyu kendin düşersin.
• keçi dağda, kılı sırtında.
• keçi geberse de kuyruğunu indirmez.
• keçi kurttan kurtulsa, gergedan olur.
• keçi kuyruk sallamadan, teke yanaşmaz.
• keçi nereye çıkarsa, oğlağı da oraya çıkar.
• keçi palamuda ettiğini, palamut derisine eder.
• keçi şarap içerse, dereye meydan okur.
• keçi yattığı yeri eşer, yatar.
• keçinin meşeye ettiğini külü derisinden çıkarır.
• keçinin sevmediği ot karşısında biter.
• keçinin sırtı kaşınınca, çobanın değneğine sürter.
• keçinin uyuzu, çeşmenin gözünden içer suyu.
• keçinin yemediği ot, başını ağrıtır.
• keçiye bıçak çalacak oğlak da buçuk osurur.
• kedi beslemeyen fareleri besler.
• kedi ciğere yetişemezse, bugün oruçtur dermiş.
• kedi dokuz canlıdır.
• kedi götünü görmüş “ne büyük yaram var” demiş.
• kedigözünü kapar, ekmeğini öyle yer.
• kedi ile harara girilmez.
• kedi öldü, fareler baş kaldırdı.
• kedi pisliği derman olmuş, pisleyip gömmüş.
• kedi rüyasında kuyruk görürmüş.
• kedi, sirke içmez.
• kedi tavşan tutmaz.
• kedi yavrusunu yiyeceği zaman “sıçana benziyor” dermiş.
• kedi yemediği otu yerse başı ağrır.
• kedi yetişemediği (uzanamadığı) ciğere pis (murdar) der.
• kedinin boynuna ciğer asılmaz.
• kedinin gözü sıçan deliğindedir.
• kedinin izine, gelinin yüzüne.
• kedinin kabahatini önüne koyarlar, sonra döverler.
• kedinin kanadı olsa idi, serçelerin adı olmazdı.
• kedinin usluluğu sıçan görüncedir.
• kedinin yedi canı vardır.
• kedinin yürüklüğü samanlığa kadardır.
• kediye “bokun kimya” demişler, üstünü örtmüş.
• kediye peynir tulumu inanılmaz.
• kediyi koynuna alan, boynuna teneke kaplasın.
• kediyi sıkıştırırsan üstüne atılır.
• kefen alacak adam, gözünün yaşından belli olur.
• kefenin cebi yoktur.
• keklik düz ovada avlanır.
• keklik saksağanı taklit ederken, kendi yürüyüşünü kaybeder.
• kel başa şimşir tarak yakışır.
• kel bulsa, kendi başını onarır.
• kel çengelsiz, muhabbet engelsiz olmaz.
• kel dana gittikten sonra, bir de ip götürür.
• kel dövünür, uyuz sürtünür.
• kel keli savatta, hacı hacıyı arafat’ta bulur.
• kel kız, teyzesinin saçıyla övünür.
• kel kızın neyi var, demirden bir tarağı.
• kel ölür, sırma saçlı olur, kör ölür, badem gözlü olur.
• kel tavil ahmak, kel kasir fitne.
• kel yanında kabak (zift) anılmaz.
• kelâm ile kemal bir yerde durmaz.
• kelâm kelâmı açar.
• kelâm mütekellimin sıfatıdır.
• kelâmın fasih ise sükûtun olsun zehep.
• kelâmından malûm olur kişinin miktarı.
• kelâmından mefhum yok.
• kelâm-ül mülk, mülk-ül kelâm.
• keldir kelağdır, başa beladır, kaşısa kanı çıkar, kaşımasa canı çıkar.
• kele “yıkandın mı?” demişler,”tarandım bile” demiş.
• kele de zift yapıştırır, köre de.
• kele demişler yuğundun mu, arındım bile.
• kele körden (köseden) yardım olmaz.
• keli kör toplar.
• kelin ayıbını takke örter.
• kelin derdi başı, bir kazan ayran aşı.
• kelin ilacı olsa, başına sürer.
• kelin mecali olsa, kendi başını kaşır.
• kelle kulak yerinde sepet boş, tut kulağından çifte koş.
• kelle sağ olsun, cihanda bir külah eksik değil.
• keller bahtlı olur.
• kem söz, kalp (kem) akçe sahibinindir.
• kemal zevalin ilk basamağıdır.
• kemal, ehli kemali sükût ile bulmuştur.
• kemale eren meyve yere düşer.
• kemali kimden öğrensin ki, hiç görmeden mektep.
• kemalin var ise bulursun yerin, kemalin yok ise her biri birin.
• kemankeşe bir söz yeter.
• kemliğe mertlik olmaz.
• kenar selâmettir.
• kenar yerin urağı niçin döner desteden-amiz şey ol nâdan görmemiştir ustadan.
• kenarın dilberi, nazik de olsa nazenin olamaz.
• kenarın işi her ne kadar nazik olsa, nazeninim olamaz.
• kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.
• kendi avukatlığını yapan, müşterisi için delidir.
• kendi başına buyruk, iki kanadı bir kuyruk.
• kendi başına medarı yok, gelin başı bağlayacak.
• kendi bulmuş yiyecek, halasına (ele) kalmış gel diyecek.
• kendi derdine bak, aharın gamın çekme.
• kendi düşen ağlamaz, iki gözden olur.
• kendi ekmeğini kendi kırar.
• kendi evinde başını bağlayamaz, başka evde gelin başı bağlar.
• kendi göbeğindeki hezeni görmez, biregu gözündeki çöpü görür.
• kendi gözündeki dikeni (merteği) görmez, elin gözündeki çöpü görür.
• kendi hatasını ele yüklemek ister.
• kendi işini kendi gören kazanır.
• kendi kendini metheden itibardan düşer.
• kendi körlüğünü görmez de, elin gözünde ki çöpü görür.
• kendi küsen, kendi barışır.
• kendi muhtac-ı himmet bir dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede.
• kendi muhtac-ı himmet, kande gayrıya medet.
• kendi ununu kendi öğütür.
• kendi yağı ile kavrulurken sen de yakma.
• kendime yer edeyim, gör sana ne edeyim.
• kendin kazan kendin ye, kimseye minnet etme.
• kendinden büyüğe danışmayınca iş görme.
• kendinden büyüğe el kaldırılmaz.
• kendinden büyükle alışveriş etme (itişme) (ortak olma).
• kendinden ileri olanlara bakma, kendinden aşağı olanlara bak.
• kendinden küçükten kız al, kendinden büyüğe kız verme.
• kendini bilmeyen çuhadar, yılda iki çakşır eskitir.
• kendini bilmeyene bildirirler, bütün halkı ona güldürürler.
• kendini bilmeze kendini bildirmek, öküze kaftan giydirmek gibidir.
• kendini kullanan hâkimdir.
• kendini yılan yalamış, babasını kuduz dalamış.
• kepenek al yatar, çul içinde küheylan.
• kepenek altında er yatar.
• kerem gördükçe ey baki gedalara rica artar.
• kerem odur ki, vaadinde vefa ede.
• kerem olan varını saklamaz.
• keresteci düşünde yangın görür.
• kervan yoldan her zaman geçer.
• kervansaray ile hamamı el evidir.
• kes parmağını çık pazara, ilaç buyuran çok olur.
• kesemediğin eli öp, başına koy.
• keser gibi hep kendine doğru yontar.
• keserim biçerimden aşağı inmez.
• keserin takırdısı gündeliğe göredir.
• kesesinde halil ibrahim bereketi vardır.
• keseye danış, pazarlığa sonra giriş.
• keseye kadın eli girerse, bereket gider.
• kesilen baş bir daha bitmez.
• kesilen baş bitmez, bitse de sahibine hayretmez.
• kesilen baş geri gelmez (söylemez) (yerine konmaz).
• kesilen koyun, oynanan oyun erek.
• kesilen rişte-i şemin ziyası artar, eksilmez.
• keskin bıçak sahibini kesmez.
• keskin sirke küpüne zarar verir.
• keskin zekâ (irfan),keramete kıç attırır.
• keskin zekâ, keramete kıç attırır.
• kesmez (keskin) bıçak ele, iş bilmeyen avrat dile.
• kesrette vahdeti bulmak hünerdir.
• kestane kabuğundan çıkmış da, sonra kabuğunu beğenmemiş.
• kestiği asmaya değmez.
• kestirme yoldan giden çok dolaşır.
• keşiş dağı arpalık eğer bizim olursa, her evden birer tavuk eğer komşu verirse,bu devlet iyi devlet eğer bize gelirse.
• keşişdağı arpalık, o da saban yürürse.
• keşişdağı’na kar yağmış, kimse inanmamış.
• keyif kılığa bakmaz.
• kıl bin hile, al bir akçe.
• kılavuzsuz cennete bile girilmez.
• kılavuzsuz kuş uçmaz.
• kılavuzsuz yola çıkan, yolunu şaşırır.
• kılavuzu horoz olan kümeste geceler.
• kılavuzu karga olanın, burnu boktan (çamurdan) çıkmaz.
• kılda keramet olsa, keçiye ödül verirler.
• kıldan ince, kılıçtan keskin.
• kılıcın şam ise sat da taban al.
• kılıç keser, kol övünür.
• kılıç kınını kesmez.
• kılıç yarası sağalır, lisan yarası sağalamaz.
• kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.
• kılık kıyafet, köpeklere ziyafet.
• kınadan gayrı nesne, yağ götürmez.
• kınayı yoğurmayınca, kadri bilinmez.
• kır atın yanında duran ya suyundan (tüyünden) ya huyundan.
• kırılan cam yerini tutmaz.
• kırılan kap yerini doldurmaz.
• kırk deliye bir uslu koymuşlar.
• kırk derviş bir sofrada yemek yer.
• kırk gün taban eti, bir gün av eti.
• kırk hırsız bir çıplağı soyamaz.
• kırk kapı uzun süre dayanır.
• kırk kırk derken elliyi buldu.
• kırk koz görmeyince taş atmaz.
• kırk nasihatten bir serencam yeğdir.
• kırk siyahî (zenci) aklı, bir incir çekirdeğini doldurmaz.
• kırk yaşındaki eşek, iki yaşındaki ata arpa taşır.
• kırk yaşından evvel hikmet söylemeyen, ondan sonra hiç söyleyemez.
• kırk yıl günahkâr, bir gün tövbekâr.
• kırk yıl kıran olmuş, eceli gelen ölmüş.
• kırk yıl tavuk (tövbekâr) olmaktan ise, bir gün horoz olmak yeğdir.
• kırk yıl yağmur yağsa mermere geçmez.
• kırk yılda bir çıracı oldu, ay akşam doğdu.
• kırk yılda bir hırsızlığa çıktı, ay akşamdan doğdu.
• kırk yılda intikam alan, ne tez aldım demiş.
• kırk yılın çarşambası bir araya geldi.
• kırk yıllık çingeneye, maşa yapmasını öğretir.
• kırk yıllık orospuya, işini öğretir.
• kırkında saza başlayan kıyamette çalar.
• kırkından sonra azana çare bulunmaz.
• kırkından sonra azanı teneşir paklar.
• kırkından sonra öğrenip, sekseninde saz çalacak.
• kırkından sonra saza başlayan kıyamette çalar.
• kırkta bir karı sözü dinlemek iyidir.
• kırlangıcın zararını, çevit ekenden (biberciden) sor.
• kısa ata binen çok olur.
• kısa günün kârı, az olur.
• kısa ile kösenin yaşı bilinmez.
• kıskanç olmak, acınacak halde olmaktan iyidir.
• kısmet gökten zembil ile inmez.
• kısmet ise gelir hint’ten, yemen’den, kısmet değil ise ne gelir elden?
• kısmetinde ne varsa, kaşığında o çıkar.
• kısmetsiz bedeviyi, çölde kutup ayısı kovalarmış.
• kısmetsiz köpek, sabaha karşı uyuya kalır.
• kış gökte kışlanmaz.
• kışın dumanlı, yazın yağmurlu olsun.
• kışın ekmeksiz, yazın gömleksiz yola çıkma.
• kışın işi, yazın yemişi bol olur.
• kışın ocak başı, yazın dağlar başı.
• kışın soba al, yazın aba al.
• kışın ziyafeti ateştir.
• kıştan sonra bahar olur.
• kıtlık olsa buğday, avrat ölse kız al.
• kıtlıkta bol yiyen, ucuzlukta utanmış.
• kıtlıkta satıcıya, bollukta alıcıya allah kuvvet versin.
• kıyı suları ile yanaşmak istemez.
• kıymetten düşmek istemezsen, kıymetten düşürme.
• kıysın (kıyarsa) akçeye, girsin bahçeye.
• kız alan gözle bakmasın, kulak ile işitsin.
• kız anasından görmeyince sofrayı kaldırmaz.
• kız bana, anası sana.
• kız beşikte, çeyiz sandıkta.
• kız çocuğu bir koz ağacı, yüz taş atarlar, bir taşa düşer.
• kız evi, naz evi.
• kız idim, sultan idim, nişanlandım han oldum, gelin, kul oldum, ayaklara çul oldum.
• kız kocayınca, gayret dayıya düşer.
• kız pazarda satılmaz, oğlandır atılmaz, çekmeli.
• kız yedi yaşından sonra ya erde, ya serde.
• kız yükü, diz yükü.
• kıza koca, koca olmaz.
• kızgın demir tavında yaraşır.
• kızı ata bindirdiler,”ya nasip” dedi.
• kızı kendi havasında bırakırlarsa, borazancıbaşıya varır.
• kızı olan (doğuran),tez kocar.
• kızı ver, köprü kes.
• kızıl hınzırı oynatır.
• kızıl tez solar.
• kızım kimi severse güveyim, oğlum kimi severse gelinim odur.
• kızın gönlüne bırakırsan, ya davulcuya ya zurnacıya varır.
• kızın oldu, kırmızı donunu çıkar.
• kızın on beşe geldikte, kendin koca ara.
• kızın uzun saçlısı, tarlanın ufak taşlısı.
• kızını dövmeyen dizini döver.
• kibarın düşkünü, beyaz giyer kış günü.
• kibarlık başa beladır.
• kibrin hasmı allah’tır.
• kilimin altında davul çalınmaz.
• kilit dost içindir, düşman için değil.
• kim istemez hamur yoğursun, uzun günler un eler.
• kim kimi öğütledi, hacı mustafa sayıkladı.
• kim ne derse desin, malik şah kaymak yesin.
• kim yuğdu, kim taradı, sohbet kime yaradı.
• kime hacı (müslüman) dersen, haçı koltuğundan çıkagelir.
• kime iyilik ettin ise ondan sakın kendini.
• kimi bağ bozar, kimi bostan bozar.
• kimi dama girmez, kimi saman yemez.
• kimi der ki öldür öldür, kimi der ki kıyma kıyma.
• kimi emmim, kimi dayım, hepsinden almışım payım.
• kimi gördük bu uzun yolda ki, bitâp değil.
• kimi güler, kimi ağlar, dünyadır böyle gider.
• kimi inci ayıklar, kimi bir lokma ekmek sayıklar.
• kimi istemezsen ayakucuna, o geçer başucuna.
• kimi köprü bulmaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye.
• kimi yağından yiyemez, kimi yavanından.
• kimin arabasına binerse onun türküsünü çağırır.
• kimin ki bağı var, yüreğinde dağı var.
• kimin zevkini dört üstüne eyler şu felek, kimisi hangi vadette kalır ah ederek.
• kimine bağda gübre, kimine günçide altın gördürür.
• kimine sivrisinek saz, kimine davul zurna az.
• kimine tavşan yarar, kimine kurt.
• kiminin duası (parası),kiminin bedduası (duası).
• kiminin parası (devesi),kiminin duası.
• kimse aşım (ayranım) tuzludur (ekşi) demez.
• kimse kabahati üzerine almaz.
• kimse kendi memleketinde peygamber olmaz.
• kimse kimsenin çukurunu doldurmaz.
• kimse kimsenin halini bilmez.
• kimse kimsenin kısmetini yiyemez.
• kimse kimseye sebepsiz selâm bile vermez.
• kimseden kimseye fayda yoktur.
• kimsenin ahı kimsede (yerde) kalmaz.
• kimsenin ayıbını söyleme, yerin kulağı var.
• kimsenin çırağı, supha kadar yanmaz.
• kimsenin kötülüğü, kimseye bulaşmaz.
• kimsenin miras yedinin kimsesi çok olur.
• kimseye arşınına göre bez vermezler.
• kimseyi söyletmeden asmazlar.
• kin insan yüreğinde yüktür.
• kir, kiri yıkar.
• kiranın yarısı, keresteci ile dülgerindir.
• kirası verilen hayvan ödenmez.
• kiraz güzelliğine güvendiği için kurtlanır.
• kiraz,”dut yetişmese beni yiyenin boynunu sapıma döndürürdüm” demiş.
• kirpi yavrusunu, pamuğum diye sever.
• kirpiyi bile sahan sesi oynatır.
• kisb ile meşgul, allah’a makbul.
• kişb ve kârı bütün fesat.
• kişi acıkmayınca, aç halin bilmez.
• kişi alası içten, yılkı alası dıştan.
• kişi anasından üryan doğar.
• kişi arkadaşından azar (bellidir).
• kişi ayan olmak çetin, beslemek kolay olur.
• kişi bilmediğinin adûsudur.
• kişi doğduğu yerde değildir, doyduğu yerdedir.
• kişi duman kaldırırsa islenir.
• kişi dünyaya bir gelir.
• kişi ettiğinden bulmaz, etmediğinden bulur.
• kişi gurbet kahrını tevekkeli ihtiyar etmez.
• kişi haddini bilmek edeptir (gerektir).
• kişi her bilmediğini ayağının altına alsa, başı göğe değer.
• kişi hoştur dilin kendinde tutmak, yumup ağzın bildiğini unutmak.
• kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.
• kişi kendi ayıbını görmez de, elin ayıbını görür.
• kişi kendi izzetini kendi artırır.
• kişi kendine ettiğini, âlem bir yere gelse edemez.
• kişi kendini görse, eli kınamaz.
• kişi kendini herkesten aşağı tutmalıdır.
• kişi kıyafetinden bellidir.
• kişi men olduğu şeye haristir.
• kişi muradına macun-u sabr nafidir.
• kişi ne ekse onu görür.
• kişi ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
• kişi niderse, yine kendi kendine.
• kişi noksanını bilmek kadar irfan olmaz.
• kişi ölmeyince, hatırı bilinmez.
• kişi refikine nazar etmelidir.
• kişi sevdiğine naz eder.
• kişi sevdiğinin ya methinde, ya zemminde.
• kişi üst tarafına değil, alt tarafına bakmalıdır.
• kişi vezir olmakla adam olmaz.
• kişi yandırdığı şem’in üsyüne pervane gerek.
• kişi yaptığı işle tanınır.
• kişidir kendini hem aziz eder, hem rezil.
• kişidir yok ise pulu, eşektir eşek atlas ise çulu.
• kişinin adı çıkmadan canı çıkması hayırlıdır.
• kişinin ayıbını bir avuç toprak örter.
• kişinin ayıbını yüzüne söylemek gerek.
• kişinin başına gelen ağzından çıkandır.
• kişinin bir ağzı iki kulağı var, bir söyleyip iki dinlemeli.
• kişinin boğazı, kendinden aşağı gerek.
• kişinin çektiği, dili belasıdır.
• kişinin hürmeti de zilleti de kendi elindedir.
• kişinin hüsnü gibi hulku gerek.
• kişinin hüsnüne; “ne gidersin?” diye sormuşlar,”kemal galip” demiş.
• kişinin insanlığı iki şeydir, biri kalp diğeri lisan.
• kişinin miktarı kelâmından bellidir.
• kişinin musahibi kendinden vey gerek.
• kişinin sermayesi iki paralık aynadır.
• kişinin sorma sen aslın, suretinden bellidir.
• kişinin sözü özü bir olmalıdır.
• kişinin vatanı imanıdır.
• kişinin yoldaşı, yancığıdır.
• kişiye bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp.
• kişiye bin dosttan bir düşman çoktur.
• kişiye kendi osuruğu kokmaz.
• kişiye talep fayda etmez, nasip olmayınca.
• kişiyi vezir eden de karısı, rezil eden de.
• ko desinler, şahında bu dağda bağı var, üzümü yok ama yaprağı var.
• koca ekmeği meydan ekmeği, oğul ekmeği zindan ekmeği.
• koca elde, evlat belde, kardeş nerede?
• koca gök kabı iki ise birini kır.
• koca iyi bir şey olsa, adını gonca koyarlardı.
• koca kafa içi boş, tut kulağından çifte koş.
• koca kâfir müslüman olmaz, olursa ıssı olmaz.
• koca kütüğü allah eksik etmesin.
• koca olsun da, cüce olsun.
• koca öküzün kıblesi belli olmaz.
• kocalar hep son öğrenenlerdir.
• kocamış köpeklere, yeni oyunlar öğretilmez.
• kocamış tilki faka düşmez.
• kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını.
• koç olacak kuzuya bıçak atılmaz.
• koç yiğit bunalıp ölmez.
• koç yiğit kurban içindir.
• koça boynuzu yük değildir.
• kokmuş ete sinek çok konar.
• kol ile baş kesilir.
• kol kırılır yen içinde, baş kırılır börk içinde.
• kol kırılır yen içinde, baş yarılır fes içinde.
• kol salsa, yün belli olur.
• kolay gelen kolay gider.
• kolu kırık işlemiş, gönlü kırık işlememiş.
• komşu boncuğunu çalan gece takınır.
• komşu ekmeği, komşuya borçtur.
• komşu hakkı büyük, saymayan hödük.
• komşu hakkı, tanrı hakkı gibidir.
• komşu ipiyle kuyuya inilmez.
• komşu iti komşuya ürümez.
• komşu kızı almak, kalaylı kaptan su içmek gibidir.
• komşu kızı çapanaklı olur.
• komşu komşudan huy kapar, ayranına su katar.
• komşu komşunun tütününe (külüne) muhtaçtır.
• komşu komşuya ne vakit olsa lazım olur.
• komşuda pişer, bize de düşer.
• komşunu iki inekli iste ki, kendin bir inekli olasın.
• komşunun kötüsü insanı mal sahibi yapar.
• komşunun sakalını yoldularsa, sen de sakalını kazıt.
• komşunun tavuğu komşuya kaz, karısı kız görünür.
• konağa konuk, hane sahibine soluk.
• konan göçer, gelen geçer.
• konmadan göçülmez.
• kontrol edilen çaydanlık, hiçbir zaman kaynamaz.
• konuğun kutsuzu ev ıssın ağırlar.
• konuk umduğunu yemez, bulduğunu yer.
• konuk yediğini bilmez ise ıssı haram bilir.
• konuşmak, okumaktan iyidir.
• kopacak kiriş, sesinden bellidir.
• kork aprilin beşinden, koca öküzü ayırır eşinden.
• korkak bezirgân ne kâr (assı) eder, ne zarar (ziyan).
• korkak insandan arslan bile korkar.
• korkak olana, gölge bile düşmandır.
• korkaklar bin kere ölür.
• korkarım martın dışından, kork aprilin beşinden.
• korku dağları bekletir.
• korku mezar taşlarını insan yapar.
• korkulu düşün sonu hayırlıdır.
• korkulu rüya görmektense, uyanık yatmak hayırlıdır.
• korkulu yerlerde kervan, ateş yakmaz.
• korkunun ecele faydası yoktur.
• koşmadan önce yürümesini öğrenmeliyiz.
• kovandan çıkmayan arı, bal yapmaz.
• kovma hoyratı (muhannesi),yaramaz (yiğit) edersin.
• koyma akıl, akıl olmaz.
• koyun balğı olduğu yerde otlar.
• koyun can derdinde, kasap et (yağ) derdinde.
• koyun çobansız olmaz.
• koyun sürüsü yarılmaz.
• koyun üçten, keçi beşten çoğalır.
• koyun yüz olunca, derisi bin olur.
• koyuna çoban, tarlaya saban.
• koyuna güç varan köpek assı eylemez.
• koyuna kurt gelse, vey bire güyedir.
• koyunu çok olanın ağılı da büyük olur.
• koyunu güden kurda kavuşur.
• koyunu koyun, keçiyi keçi ayağı ile asarlar.
• koyunu köpeğe teslim eden, kebabı ile yedirir.
• koyunu yüze yetir, el onu bine yetirir.
• koyunun bulunmadığı yerde, keçiye abdurrahman çelebi derler.
• koyunun oldu elli, odun oldu belli.
• koyunun oldu yüz, gir içine yüz.
• koyununu kurda kaptıran çobanın ağzını bıçak açmaz.
• koz çatal olmazsa, taş atmaz.
• koz kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmez.
• koz kabuksuz olmaz.
• kozuna koz, sözüne söz.
• köksüz ağaç, temelsiz duvara benzer.
• köleden ağa olan, sesiyle minareyi yıkar.
• kömürcü dükkânına (evine) giren yüzü kara çıkar.
• kömürcü ile dost olanın eline kara bulaşır.
• kömürcünün evine giren yüzü kara çıkar.
• köpeğe gem vurma, kendini at sanır.
• köpeğe sormuşlar;”kaç taş yersin?”, “orospu çocuğu bilir” demiş.
• köpeği dövmeli, ama sahibinden utanmalı.
• köpeği öldürene sürütürler.
• köpeğin ahmağı evvel kocar.
• köpeğin ahmağı, baklavadan pay umar.
• köpeğin artığını aslan yemez.
• köpeğin duası kabul olsaydı, gökten kemik yağardı.
• köpeğin iyisi leş başında, insanın iyisi iş başında.
• köpeğin koşması mahallenin çocuğuna bağlıdır.
• köpek avlanırsa tavlanır.
• köpek bile yal yediği çanağa pislik etmez.
• köpek bok yemekten vazgeçmez.
• köpek çarığı yer, kendi yalın ayak gezer.
• köpek ekmek veren (yediği) eli (evi) tanır.
• köpek gibi havlamakla hava bulanmaz.
• köpek halletmekle deniz murdar olmaz.
• köpek kedinin yerini boş komaz.
• köpek kocayınca kedilerin maskarası olur.
• köpek köpeği yemez ama iler tutar yerini bırakmaz.
• köpek köpeğin yerini boş koymaz.
• köpek köyü için değil kendi için havlar.
• köpek köyünü boş koymaz.
• köpek nerede ise kuyruğu da oradadır.
• köpek neylesin takkeyi, tingilderken düşürür.
• köpek olalı bir av avlamadı (tutmaz) (yakaladı).
• köpek sahibini ısırmaz (tanır).
• köpek suya düşmeyince, yüzmesini öğrenmez.
• köpek takkeyi neyleyecek, dingilderken düşürür.
• köpek ulur, birbirini bulur.
• köpek yatağını kıskanır.
• köpek yattığı yeri eşeler.
• köpekle dalaşmaktan, çalıyı dolaşmak yeğdir.
• köpekle harara (çuvala) girilmez.
• köpekle yatan pire ile kalkar.
• köpeksiz çobanın koyununu kurt kapar.
• köpeksiz köy bulmuş, çomaksız gezer.
• köpeksiz köy olmaz.
• köpeksiz köyde sopasız dolaşılmaz.
• köpeksiz köye (sürüye) kurt iner (girer).
• köprüyü geçinceye kadar ayıya (gâvura) dayı (hacı baba) denir.
• kör allah’a nasıl bakarsa, allah’ta köre öyle bakar.
• kör bıçak ele yavuz, iş bilmeyen avrat dile yavuz.
• kör değneği ile yoklamadıkça adımını atmaz.
• kör düştüğü çukura bir daha düşmez.
• kör görmez sezer, sağır işitmez uydurur.
• kör görmezse de benzetir, sağır duymazsa da yakıştırır.
• kör gözde yaş, dilenci evinde aş.
• kör gözü kapalı, kalbi açıktır.
• kör ile yatan şaşı kalkar.
• kör kadı diyecek kadar doğruluktan hoşlanmaz.
• kör köre demiş ki, çırt parmağın yönüne.
• kör köre kılavuz olursa ikisi de çukura düşer.
• kör körü arar, su çukuru.
• kör leyleğin yuvasını allah yapar.
• kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı.
• kör pazara varmasın, pazar körsüz kalmasın.
• kör satıcının kör alıcısı olur.
• körden gözlü, topaldan ayaklı, deliden deli doğar.
• köre “mum bahaya çıktı” demişler, “o bizim vazifemiz değil” demiş.
• köre elvandan (renkten) bahsedilmez.
• körle yatan şaşı kalkar.
• körler memleketinde şaşılar padişah olur.
• körler sofrasında, ışıkla kaşık aranmaz.
• körler ülkesinde, şaşılar padişah (kral) (baş) olur.
• körler, sağırlar birbirini ağırlar.
• körlere ayna satılmaz.
• körlüğe bir değnek yeter.
• körün attığı taşı allah rast getirir.
• körün eline kandil yakılmaz.
• körün istediği bir göz, allah verdi iki göz (ikisi olursa ne söz).
• körün istediği iki göz, biri eğri, biri düz.
• körün yanına varırsan, sen de bir gözünü kapa.
• kös dinleyen, davula kulak vermez.
• köse evden yaşamayınca, allah’tan gayrı kimse bilmez.
• köse ile alay edenin, top sakalı kara gerek.
• kösemeni usta olan sürünün çobanı zengin olur.
• köseye sakal muştulamışlar,”haberim olacağı söylen” demiş.
• köşe taşı köşede yaraşır (yerde kalmaz).
• köşkün köşküme bakar, ateşin beni yakar.
• kötü bir ismi olan, yarı yarıya asılmış demektir.
• kötü demirden, kılıç olmaz.
• kötü gelmeyince, iyinin kadri bilinmez.
• kötü gün iyi olur, kötü insan iyi olmaz.
• kötü haber tez duyulur.
• kötü işçi, aletini suçlar.
• kötü işçi, her zaman işini ayıplar.
• kötü komşu, adamı hacet sahibi yapar.
• kötü komşunun yedi mahalleye zararı vardır.
• kötü laf, kötüden çıkar.
• kötü söyleme eşine, ağu katar aşına.
• kötü söz insanı dinden, tatlı söz yılanı inden çıkarır.
• kötü söz kalp akçe sahibinindir.
• kötüden iyilik beklenmez.
• kötülük bir kızıl gömlektir, ya yeninden ya yakasından çıkar.
• kötülük eden, kötülük bulur.
• kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı.
• kötürümden aksak, hiç yoktan torluk yeğdir.
• kötüye dert mi eksik, güzele yar mı eksik.
• köylü,”misafiri kabul etmeyiz” demez,”konacak konak yoktur” der.
• köylünün bildiğini, köylü bilmez.
• köyün kizirine çatan, aç açık kalmaz.
• kul ayıpsız olmaz.
• kul azmayınca, hak yazmaz (hızır yetişmez).
• kul hatasız olmaz, hata tövbesiz olmaz (affeder efendisi).
• kul ile tanrı arasına girilmez.
• kul kula sebep, cümleye allah sebep.
• kul kullanan bir gözünü kör, bir kulağını sağır etmelidir.
• kul kulun rızkına sebep olur.
• kul sıkılmayınca (bunalmayınca) hızır yetişmez.
• kul tövbe ile mağfur olur.
• kulağım sağırdı oldu kederim, çağırsan bağırsan olmaz haberim.
• kulaksız kuş uçmaz.
• kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın.
• kuldan hareket, mevlâdan bereket.
• kuldur şaşar, dişleri düşer, dörder beşer.
• kulun dediği olmaz, allah’ın dediği olur.
• kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
• kumar parası ile cami yapılmaz.
• kumarbazın iki yakası bir araya gelmez.
• kumarbazın sermayesi küfürdür.
• kumarbazlığın sonu sefalet ve nedamettir.
• kumarda kazanan, aşkta kaybeder.
• kurbağa varak varak, merdiven ayak ayak, dünyanın ucu.
• kurbağasız göl olmaz.
• kurbağaya,”evin yıkılsın” demişler, “gölün bu başın olmazsa,öbür başı olsun” demiş.
• kurban hataya kalkandır.
• kurban kavurması ile arak içilmez.
• kurban kemiği ile köpek tavlanmaz.
• kurbanlık koyuna arife bayram, karalı eyyam.
• kurda konuk giden, köpeğini yanında götürür.
• kurdu gören bağırır, görmeyen daha çok bağırır.
• kurdu kulağından tutmak güçtür.
• kurdu kurt ile avlamalıdır.
• kurdu onsan, kulağı görünür.
• kurdu ormandan açlık çıkarır.
• kurdun adı yaman çıkmış, tilki vardır baş keser.
• kurdun ağzından kuyruk alınmaz.
• kurdun boynu yoğun olduğu için kimseye inanmaz.
• kurdun boynu, köpeğin burnu.
• kurdun boynuna ciğer asılmaz.
• kurdun karındaşı, kuzunun atası.
• kurdun kocalanı kazana gider.
• kurdun oğlu kuzu olmaz.
• kurdun yanında kuş da geçinir.
• kurlu kuriyle, kopuz teliyle.
• kursağı bol olanın, ekmeği dar olur.
• kursak, kavurgasını ister.
• kurt bulduğu kuşla, kuş bulduğu ağaç duruğunla.
• kurt dolabı, tilki tuzağı.
• kurt dumanlı havayı sever.
• kurt ile koyun dost olmaz.
• kurt ile koyun, ateş (kılıç) ile oyun olmaz.
• kurt kapana düşmeyince, faka bastığını bilmez.
• kurt kartaldan korkmaz.
• kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur.
• kurt komşusunu yemez.
• kurt koyun bir yerde geçinir.
• kurt köyünü değiştirir, huyunu değiştirmez.
• kurt kuzudan “suyumu bulandırdın” diye dava etmiş.
• kurt kuzuyu, haber vererek yemez.
• kurt mahallesinde av avlanmaz.
• kurt tüyünü (köyünü) değiştirir, huyunu değiştirmez.
• kurt yiyeceğini bakkal dükkânında aramaz.
• kurtarılmış bir kuruş, kazanılmış demektir.
• kurtka (yaşlı kadın) büdük (oyun) bilmez, yerim dar der.
• kurtla konuşursan, köpeğini yanına al.
• kurtla koyun, kılıçla oyun olmaz.
• kurtla ortak olan tilkinin payı ya tırnaktır, ya bağırsak.
• kurtlu baklanın kör alıcısı olur.
• kurttan çoban olmaz.
• kurttan korkan koyun beslemez.
• kurttan korkan, ormana girmez.
• kurttan kuzu doğmaz, kerkenezden şahin.
• kuru ağacın meyvesi olmaz.
• kuru ağaç eğilmez, kart meşe bükülmez (kurumuş kiriş düğümlenmez).
• kuru ağaç gölgesine sığınılmaz.
• kuru gayret adamı bitli eder.
• kuru gayret, çarık eskitir.
• kuru gönül adamı bet düşürür.
• kuru laf, karın doyurmaz.
• kuru sofraya dua olmaz.
• kuru sofraya molla dua okumaz.
• kuru torba ile at tutulmaz.
• kuru unvan, sahte vakar.
• kuru üzümle insan alışmaz.
• kuruçeşme’de abdest almış, ihmal paşada namaz kılmış.
• kurunun yanında yaş da yanar.
• kuruya kurt düşmez.
• kuskuna kuvvet, kamçıya bereket.
• kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
• kusursuz güzel (kul) olmaz.
• kuş daneye çöker.
• kuş gördüğü yuvayı yapar.
• kuş iki kanat bir kuyruk, ona dahi yel kuyruk.
• kuşkanadına kira istemez.
• kuş kuşla avlanır.
• kuş ola etin yiyeler, kuş ola et yedirirler.
• kuş uçmaz, kervan geçmez (göçmez).
• kuş uçmaz, yılan bağırsağını sürümez yerler.
• kuş var eti yenir, kuş var eti yedirilir.
• kuşa altın kafes zindandır.
• kuşa kafes lazım, boruya nefes.
• kuşa süt nasip olsa, anasından olurdu.
• kuşkulu uyku, evin bekçisidir.
• kuşların kötüsü saksağan, ağaçların kötüsü kuşburnu.
• kuşu kuşla avlarlar.
• kutlu gün doğuşundan, kutlu yaz yağışından bellidir.
• kutlunun konuk koynuna girer, komşusu da üstünü örter.
• kutluya (yağmur),koşa (çift) yapar.
• kutsuz kuşun yuvası (doğan) yanında olur.
• kutsuz kuyuya girse kum yağar.
• kutsuzun yedi eve dek ziyanı dokunur.
• kuvvetli (kutlu) gün doğuşundan bellidir.
• kuyruklu yıldız her zaman doğmaz.
• kuyu kazan kendi düşer.
• kuyu kazmadan suyunu haber verir.
• kuyuyu büyükçe kaz, nâgâh sen düşersin.
• kuzguna sormuşlar; “güzel kimdir?” “yavrularımdır” demiş.
• kuzguna yavrusu güzel (anka) (şahin) görünür.
• kuzu çoban için değildir, belki çoban kuzu içindir.
• kuzunun derisi, tavuğun gerisi.
• kuzunun kuyruğuna, oğlağın omuzlarına bakarlar.
• kuzunun sevmediği ot, burnunda biter.
• kuzusuna kıymayan kebap yiyemez.
• küçüğe merhamet et, büyüğüne itaat.
• küçük bir delik, koca gemiyi batırır.
• küçük büyükle tutuşmaz, atmaca sungura karşı gelmez.
• küçük deli, büyük deli, beşikteki başını sallar.
• küçük işer, büyük dayanır düşer.
• küçük ölçekle, büyük ambar dolmaz.
• küçük parmağa, yüzük dağ olmaz.
• küçük suda büyük balık olmaz (avlanmaz).
• küçük şeyler, küçük beyinleri mutlu eder.
• küçük taş baş yarar.
• küçükler büyür, deliler uslanır.
• küçükler su döker, ulular dayanır.
• küçükten kusur, büyükten af.
• küçüktü kıyamadım, büyüktü yenemedim.
• küheylân at çul içinde de bellidir.
• kül tepecik olmaz, güvey oğul olmaz.
• külhancının beyliği hamamcılık demişler.
• kürdün yağı çok olursa, hem yer,hem yüzüne sürter.
• kürek sapı uzun olur, sızıltısı yazın olur.
• kürk ile börk ile adam olunmaz.
• kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
• kürkü büyük içi boş, tut kulağından çifte koş.
• kürkü orak vaktinde, orağı kürk vaktinde al.
• kürtten olsa evliya, sokma onu avluya.
• küsen barışır, ölen toprağa kavuşur.
• küstüğün dağın odununu kesme.
• lâ demiş, naim demez.
• lâcivert beyaz giyme toz olur, pembe giyme söz olur. kahverengi ile bozdan ayrılma.
• lâf ağızdan çıkınca, dillere destan olur.
• lâf lâfı açar, lâf da kutuyu açar.
• lâf torbayı girmez (sığmaz).
• lâf yiğidin yarısıdır.
• lâfa gümrük alınmaz.
• lâfın azı uzu, çobana verme kızı. ya koyun güttürür, ya kuzu.
• lâfın iyisi şaka ile söylenir.
• lafını bil de, beşikten beri konuş.
• lâfını bilmeyen hödükler, sönmüş ateş körükler.
• lâfla duvar örülmez.
• lâfla dükkân açılmaz, boş yere etme savaş. selman-ı pâk gelse parasız olmaz tıraş.
• lâfla iş bitmez.
• lâfla karın doymaz.
• lâfla kuş tutulmaz.
• lâfla peynir gemisi yürümez.
• lâfla pilav pişerse, deniz kadar yağ benden olsun.
• lâfla pilav pişmez.
• lâkırdı gelişinden bellidir.
• lâkırdı ile ağız aşınmaz.
• lâkırdı ile borç ödenmez.
• lâkırdı ile peynir gemisi yürümez, rüzgâr ister.
• lâkırdı lâkırdıyı açar, lâkırdı bilmeyen meclisten kaçar.
• lâkırdı olsun da,”bıldır ölen atın sağ mı? lüle tütün ver sen bana”
• lâkırdı söylemekle ağız aşınmaz.
• lâkırdının kısası, sözün temsili.
• lâkırdısını bilmeyen çavuşlar, sönmemiş ateş avuçlar.
• lâle bin altın ise nâle bedavadır.
• lânet olsun ol mala ki, tahsine anın ya ırz ola, ya din, ya namus alet.
• lâşenin bulunduğu yerde kargalar da bulunur.
• lâtife lâtif gerek.
• lâubalilik büyükler yanında hacaleti, küçükler yanında rezaleti mucip olur.
• lâzıma hazine yetmez, elverire para gitmez.
• leyleği de kuştan mı sayarsın, yazın gelir, kışın gider.
• leyleğin ayağını kesmişler, uçuvermiş. konduğun vakit duyarsın demişler.
• leyleğin günü (ömrü) lâklâkla (ötmekle) geçer.
• leyleğin harcı, zenginle birdir.
• leylek benim nice komşum, yazın gelir kışın gider.
• leyte lâ’alle ile vakit geçirir.
• lezzetin hesabı yoktur.
• lezzetsiz çorbaya tuz kâr etmez.
• limanlık fırtınadan sayılır.
• lisan-ı hâl, lisan-ı makalden efsaftır.
• lodos cehennemden, poyraz cennetten gelirmiş.
• lodos poyraz mukataası olmaz.
• lodosun gözü yaşlı olur.
• lokma bile çiğnenmeden yutulmaz.
• lokma karın doyurmaz, gönül hoşluğudur (şefkat artırır).
• lokman hekim bulurdu ecele olsa çare.
• lokman hekim:”uzun ömür isteyen: başı serin, kalbi ferah, ayağı sıcak tutmalı”demiş.
• lokman karın doyurmaz, muhabbet (şefkat) artırır.
• lokmayı az al, çok çiğne.
• lokmayı boğaza göre uydurmalıdır.
• lûgat-ı fasıhadan yeğdir galatı meşhur.
• lûtf eden nankörler peyda eder.
• lûtf ummazsa senden, abd-i memlûk siper olmaz.
• lûtf ve ihsanın ölçüsü, terazisi olmaz.
• lûtfa endaze olmaz.

• maddenin künküne vakıf olmaz.
• mağrur olma deme yoktur ben gibi- bir muhalif rüzgâr eser savurur harman gibi.
• mağrurun hasmı allah’tır.
• mahkeme kadıya mülk değildir.
• mahzun gönül kırallardan kız umar.
• makduh olma, memduh ol.
• mal adama hem dost, hem düşmandır.
• mal bacından aksamaz.
• mal bulunur, can bulunmaz.
• mal canı kazanmaz, can malı kazanır.
• mal canın yongasıdır.
• mal dediğin fındık, bakır dediğin kancık.
• mal fitnedir, kan deyse fitne koparır.
• mal ile insan, insan olmaz.
• mal insana düşmandır.
• mal insanı zengin etmez, idare lâzımdır.
• mal kanda ise kendini söyletir.
• mal kazanılmakla şan kazanılmaz, kişi kerim gerek.
• mal kazığı boş kalmaz.
• mal kendini gösterir.
• mal mağlûb-ı elemdir, boş emeldir.
• mal mal demirdir, ne çürür, ne yenir.
• mal malı kazanır.
• mal malı yerse dal dal olur.
• mal melâmeti örter.
• mal müşteriye göre satılır.
• mal nerede ise kendini söyletir.
• mal olan gözünün teki ile uyur.
• mal sahibi, çift öküzünden canlı olur.
• mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi.
• malı kırağı öldürür, kışın adı çıkmıştır.
• malı mala, canı cana ölçmeli.
• malı olmayanın dostu olmaz.
• malı ongun olanın, adı angın olur.
• malın bekçisi sadakadır (zekâttır).
• malın iyisi boğazdan geçer.
• malın iyisi boğazdan geçer.
• malın iyisi sağlık ile yenendir.
• malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
• malını iyi sakla, komşunu hırsız etme.
• malını övme, pazarını öv.
• malını yemesini bilmeyen zengin, her gün züğürttür.
• malını yemeyenin yiyeni bulunur.
• manavla hekim düşman olmaz.
• manda karadır ama sütü beyazdır.
• mandaya dayanacak ağaç olursa, kurtlara salâ olur.
• mangal ağlar, kül ağlar, gelin oturmuş başını bağlar.
• mangal kenarı, kış gününün lâlezarıdır.
• mangal kömürsüz olmaz, çocuklar halden bilmez.
• mansıbın bekası olsa, sen nail olamazdın demişler.
• mantara kabak bağlanmaz.
• marifetten bîhabersin ey palamut ağacı, yılda bir meyve verirsin o da tabaklar harcı.
• mart ayı, dert ayı.
• mart çıkmadıkça dert çıkmaz.
• mart havası bir kararda durmaz.
• mart içer, pire dışarı.
• mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır.
• mart kedisi gibi hem yapar, hem bağırır.
• mart martladı, tavuk yumurtladı.
• mart yağar nisan övünür, nisan yağar insan övünür.
• martım çıktı, derdim çıktı, keçilerim yaza çıktı.
• martın dokuzu, tefenin otuzu.
• martın on beşi yaz, on beşi kış.
• martın onundan, şubatın sonundan korkulur.
• martın sonu kiremitçilere yarar.
• martta yağmasın, nisanda dinmesin.
• martta sürmez, eylülde ekmezsen, sabanı bırak.
• martta yağmaz, nisanda dinmezse, sabanlar altın olur.
• masallar anlatılmakla sona ermez.
• mastarsız yazılan kitabın okunacağı yoktur.
• maşa varken elini yakma, elini ateşe sokma.
• mayasız yoğurt tutmaz (çalınmaz).
• maymun yoğurdu yemiş, artığını ayının ağzına (yüzüne) bulaştırmış.
• maymunu ateşe (fırına) atmışlar, yavrusunu ayağının altına almış.
• mazlum eşeğe herkes biner.
• mazlumların ahı yeri göğü titretir (indirir şahı).
• mazlumun ahı yerde kalmaz.
• mecliste dilini, sofrada elini kısa tut.
• mecusi’nin füzündür gayzi islâma kitabiden.
• meddahın imanı sahih değilmiş.
• meddahlığı biz ettik, parsayı el topladı.
• meğer düşmandan olma emin, elbet sana kurar kemin.
• mekân zamana zarf olmaz.
• mekânet olursa, melânetten korkulmaz.
• mekruh ve hile sahibine zarar.
• mekruh yüze haram söz yakışır.
• mektepten kaçana falaka değnek.
• melâz ve melce cenab-ı hak’tır.
• meleyen inek süt vermez.
• mendil ile değnek, meddahlara görenek.
• merak insanı mezara kadar sokar.
• merak kediyi öldürür.
• meram olunca her şey olur.
• meram-ı andelibin vasl-ı güldür.
• meramın elinden bir şey kurtulmaz.
• merdivende bastığın basamağa dikkat et, yukarısına göz atma.
• merdivene ayak ayak çıkmak gerek.
• merdivenin alt başında yalan söyler, yukarı çıkar kendi inanır.
• merhamet imandan gelir.
• merhametli cerrah, yara sağaltmaz.
• merhametten maraz hâsıl olur (doğar).
• merkebe altın semer vursalar, yine merkep, yine merkep.
• merkebe; “cilve et” demişler, art ayağı ile kulağını kaşımaya başlamış.
• merkebin kulağını kesmekle küheylân olmaz.
• merkebin kuyruğunu kalabalıkta kesince, kimi uzun der, kimi kısa.
• merkep bile düştüğü yere bir daha düşmez.
• mermer iyi taştan, iyilik iki baştan.
• mermerde kıl bitmez.
• mermere su işlemez.
• mert olan zebun elinden şikâra olmaz.
• mesalih-i devlet taşradan kolay görünür.
• mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
• mescit mumunu yiyen kedi kör olur.
• mescit yerindeyse mihrap yerindedir.
• mescit yerine meyhane yapar.
• mescitte namaz, meyhanede aşk ve niyaz.
• mesruiyetin ziyadesi cinnettir.
• meşrepten bahsolunmaz.
• meşveret sünnet-i şeriftir.
• meşveretli bilgi muvafık gelir, meşveretsiz bilgi çürük olur.
• meşveretsiz yapılan şeyden hayır gelmez.
• meta fasit olunca, bey ve şûra da fasit olur.
• mevlâ diyen yolda kalmaz.
• meydan bulunur, at bulunmaz.
• meyhane iskemlesinde oturmayan, dünyanın kaç bucak olduğunu göremez.
• meyhaneci azlolmaz.
• meyhaneciden şahit (kefil) istemişler, bozacıyı (turşucuyu) göstermiş.
• meyhanecinin yüzünü bayram topu öldürür.
• meyil verme tellâl ile berbere –su mu geçer hamamdaki mermere?
• meyvalı ağaca taş atan çok olur.
• meyvanın iyisini dağda ayılar yer.
• meyve ağacına herkes hizmet eder.
• meyve ağacından uzak düşmez.
• meyve kavak ile kamışta olmaz.
• meyveli ağaç, herkesin gözüne diken olur.
• meyvenin iyisine kurt düşer.
• meyvenin kurdu içinden olur.
• meyvesiz ağaca balta vururlar.
• meyvesiz ağaç kesilir.
• meyvesiz ağaç olur ama gölgesiz ağaç olmaz.
• mezar taşı ile övünülmez.
• mızrak çuvala sığmaz.
• mide derdin, perhiz dermanın başıdır.
• mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner.
• minarede doğru ama içi eğri.
• minareli köye girilmez.
• minaresiz cami olmaz.
• minareyi çalan kılıfını hazırlar.
• minareyi yaptırmayan, yerden bitmiş sanır.
• minnet gibi ağır yük olmaz.
• minnet ile kokma gülü al eline sûseni, geçme namert kapısından ko aparsın su seni.
• miras helal, hele al demişler.
• miras her adama yaramaz, yarasa da hacıağa olmaz.
• mirasa; “nereye gidiyorsun?”demişler, “esip yağmaya, sürüp savurmaya” demiş.
• mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz.
• mirî malı deniz, çalmayan (yemeyen) domuz.
• misafir kısmeti ile gelir.
• misafir misafir üzerine olur, ev ev üzerine olmaz.
• misafir misafiri ağırlar, ev sahibi taşrada hırlar.
• misafir misafiri istemez, hane sahibi hiç birisini.
• misafir on kısmetle gelir, birin yer dokuzunu bırakır.
• misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
• misafirden yana olmak, hane sahibinden yana olmaktan hayırlıdır.
• misafiri horoz olanın, ambarında buğday kalmaz.
• misafirin ayağı uğurludur.
• misafirin gölgesi ağırdır.
• misafirin şaşkını, hane sahibine (i) ikram eder (ağırlar).
• misafirin umduğu, ev sahibine iki öğün olur.
• misafirin üç gün hakkı vardır.
• misk ile anber, arzu ile kamber.
• misk yağcının kesesi bol olur.
• misk yerini belli eder.
• miyancının kesesi bol olur.
• molla aşı görünce, kur’an da yanılır.
• muhabbet bir belâdır kim, giriftar olmayan bilmez.
• muhabbet iki baştan olur.
• muhabbet kantarla, alışveriş mıskal ile.
• muhabbet şirket kabul etmez.
• muhabbeti çeken bilir.
• muhal işe şeytan karışmaz, muhallatla imkân aranmaz.
• muhannes erden avrat yeğdir.
• muhannes köprüsünden geçmekten ise suya düşüp boğulmak yeğdir.
• muharebe boğazda gerek.
• mum dibine ışık vermez (karanlık).
• mum yanmayınca pervane yanmaz.
• murdar (mundar) öldüğüne bakmaz, öd ağacından tabut ister.
• murdara müdare gerek.
• murdarı murdar arıklar.
• mutlu kişi, asla ulaşamayacağı şeyden hiçbir beklentisi olmayandır.
• mücazat amele göredir.
• müdahane nakisenin fazilete ikramıdır.
• müdara düşmana güllabicilik gibidir.
• müdaradan ırak olan tanrı’ya yakın olur.
• müflis bezirgân züğürtleyince eski defterleri karıştırır.
• müflis olup düşünmekten ise uyuz olup kaşınmak yeğdir.
• müflis selâmını batakçı alır.
• müflise selâmı batakçı verir.
• müflisten medet, münafıktan nasihat beklenmez.
• müft sirke baldan tatlıdır.
• mühür kimde ise süleyman odur.
• mükâfat, mücazat devlet için iki gözdür.
• mülk değirmen, koyun risk.
• mümin duasına gökteki melekler âmin der.
• mümin kişinin dargınlığı, tülbent kuruyancıya kadar sürer.
• mümin, müminin miratıdır.
• mümine eziyet haramdır.
• müminin duası, münafıkın bedduası.
• müminlerin duası müstecaptır.
• münafık gözü yaşlı olur.
• münafık üstünde borç bırakmaz.
• münafıkın gözü elindedir.
• münasibe baha yetmez.
• mürai dosttan, doğru sözlü düşman yeğdir.
• mürekkep yalamış hoca ile kuma basmış hacıdan sakın.
• mürüvvete endaze olmaz.
• mürüvvetsiz adam, bendi yıkılmış (suyu çekilmiş) değirmene benzer.
• müslümanın aklı, koyunun kıçındadır.
• müslümanın tembeli derviş, gâvurun tembeli keşiş olur.
• müslümanlığın şartı beş, haddini bilmek altı.
• müzevir boynuna borç komaz.
• nabız aşinadır.
• nadan elinden korkma gül, al eline sûseni.
• nadan elinden su içme, abı hayat olsa da.
• nadan ile konuşmaktan, ehli irfan ile taş taşımak yeğdir.
• nadan ile sohbet etme, gir kapıyı rezele.
• nadan ile sohbet katı ağırdır bilene, çünkü nadan ne gelirse onu söyler diline.
• nadan ile sohbetten ise yatımlı erle taş taşımak yeğdir.
• nadan ile ye iç, sohbet etme.
• nadan insana, nadan söz söyler.
• nadan nasihati çiğ et gibidir.
• nahak yere kan dökülmez.
• naks-ı ahd meş’umdur, faili malûmdur.
• nakşı medih nakkaşa racidir.
• namaz adamı, yabanda komaz.
• namaz bir borçtur, selâmet için kalb-i selim gerek.
• namaz, müslümanın miracıdır.
• namaz, müslümanın misbahıdır.
• namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
• namert yaptığı iyiliği başa kakar.
• namus insanın kanı bahasıdır.
• namussuzdan ırzını satın al.
• namusu akıl dini nakil muhafaza eder.
• nâmübarek kademi nil ü fırat’ı kurutur.
• nankör ekmeği yer, kabına besler.
• nar üstüne turp yenmez.
• nasıl yaşarsak, öyle ölürüz.
• nasibinde varsa gelir yemen’den –nasibinde yoksa düşer dehenden.
• nasihat istersen, tembele iş buyur.
• nasihat tutmayanı, musibet tutar.
• nasrettin hoca sarımsağı serpiştirmiş,”görüp göreceği su bu olsun” demiş.
• naümit olma şeytan lâridir.
• naz maşuk, niyaz âşık kârıdır.
• nazargâh hüda müminin kalbidir.
• ne ağılı ol ki atsınlar seni, ne çeker ol ki yutsunlar seni.
• ne alacak ne verecek, pek güzel oyuncak.
• ne alandanım ne satandan, ne de bir akçe katandan.
• ne atarsan (dökersen) aşına, o gelir (çıkar) kaşığına.
• ne benden sana bazlama, ne senden bana gözleme.
• ne bilir abasını, papaz bilir babasını.
• ne bilirim ne gördüm, deveyi yeden ölsün.
• ne bizden rükû, ne sizden kıyam, selâmın aleyküm, aleyküm selâm.
• ne buldum sevinirim, ne kaybettim yerinirim.
• ne çiğ yedim, ne karnım ağrır.
• ne dağda bağım var, ne çakalda davam.
• ne darı ekerim, ne de serçeden şikâyet ederim.
• ne darım var, ne serçeyle davam var.
• ne değirmende yat, ne korkulu rüya gör.
• ne denlü cehd edersen bir murada –nasib olmaz mukadderden ziyade.
• ne dilersen eşine, o gelir başına.
• ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
• ne edersen et, insafı elden bırakma.
• ne ekersen, onu biçersin.
• ne günlere kaldık ey gazi hünkâr, eşek silâhtar oldu, katır mühürdar.
• ne han görmüş hanedan, ne öğüt almış hanedan.
• ne idik ne olduk, cümlemiz bir hendeğe dolduk.
• ne ineğe ver ne koyuna, özünü sal oyuna.
• ne istersen allah’tan iste, kuldan isteme.
• ne izi var, ne kuzu.
• ne kadar az lâf söylenirse, mesele o kadar çabuk kapanır.
• ne kadar nazik olsa da nazende olmaz, götünü kurnaya vurmaktan geri duramaz.
• ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
• ne kız verir, ne dünürü gücendirir.
• ne korkulu rüya gör, ne muabbire muhtaç ol.
• ne koşarsın koca gafil, yağma kalktı dünyadan.
• ne mezarlıkta uyu, ne korkulu düş gör.
• ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
• ne ölü görse ağlar, ne düğüne gitse oynar.
• ne ölüye ağlar, ne diriye güler.
• ne sâl iledir, ne mal iledir, beyim ululuk kemâl iledir.
• ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet.
• ne soğan yemiş, ne ağzı kokuyor.
• ne şam’ın şekeri, ne arabın yüzü.
• ne şap oldu, ne şeker.
• ne şaşkın ol basıl, ne aşkın ol asıl.
• ne şeytanı gör, ne lâhavle çek.
• ne şeytanın yüzünü gör, ne besmele çek.
• ne şiş yansın, ne kebap.
• ne tükürdü avucuma, ne çalayım suratına.
• ne üstünde un oldum, ne altında kepek.
• ne verirsen elinle, o gider seninle.
• ne yâr var, ne yaver.
• ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl.
• ne yedim pancar, ne karnım sancar.
• ne zengine borçlu ol, ne de züğürtten alacaklı.
• necabet kişiye sermaye-i itibardır.
• necip ve asilden korkulmaz, furumâyeden gelir zarar.
• nefes ile cömerdin harcı bir gider.
• nefesine güvenen borazancıbaşı olur.
• nefesle börek olmaz.
• nefis belâsı, getirir yüz karası.
• nefis cümleden azizdir.
• nefis cümleden mukaddemdir.
• nefis ile mücadele, dünya ile muharebeden güçtür.
• nefs’ül emre muvafık düşmeli.
• nefsaniyet bilmeyen, insaniyet bilmez.
• nefs-i emmareden sakınmalı.
• nefsinde tecrübe etmediğin şeyi, halka tavsiye etme.
• nefsine uyan şeytana uyar.
• nekes ne ter, ne yedirir.
• nekesin harcı zenginle (cömertle) birdir.
• neler geldi neler geçti cihane –ecel geldi baş ağrısı bahane.
• neler geldi neler geçti felekten, -duyulmadı deve geçti elekten.
• nerede benim çil horozum, horoz değil turna idi, davullarda zurna idi.
• nerede birlik, orada dirlik.
• nerede çokluk, orada bokluk.
• nerede döngel, orada engel.
• nerede ese, orada köse.
• nerede gül orada har, nerede yâr orada ağyar.
• nerede hareket, orada bereket.
• nerede ise iş para, orada mürüvvet ara.
• nerede şap, orada şeker.
• nereye gitsen, kısmetin de ardından gelir.
• nesine güvenmeli dünyanın, bugünü var yarını yok.
• nevalesiz gemiye binilmez, azıksız yola çıkılmaz.
• neyleyim dünya bolluğun, ayakkabım dar ise.
• nezafet imandandır.
• nezaketsiz göt, anahtarsız açılır.
• nezle hayırlı hastalıktır ama bir de çekene sor.
• nice yitik bıçak olsa, öz sapın yontulmaz.
• nifak dostluğa düşmandır.
• nifak ile ittifak bir yerde olmaz.
• nikâhta keramet vardır derler.
• nisan yağar sap olur, mayıs yağar çeç olur.
• nisan yağmurları, mayıs çiçeklerini doğurur.
• nisan yağmursuz, mayıs gülsüz olmaz.
• nisan-ı hukuk, mahz-i hukuktur.
• niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
• nohut oda, bakla sofa.
• nohut topu, ahrette gülle olsa gerektir.
• noksana nazar eyleyen ahbap değildir.
• noksandır aza, mel’undur kaza.
• nursuz göz, hikmetsiz dil bâr değil.
• oburla iddia olmaz.
• ocağın eğriliğine bakma, tütünün doğru çıkışına bak.
• od ile su, dilsiz yağıdır.
• od kış gününün gülistanıdır.
• oda oda laf arayan, kapı kapı ekmek arar.
• odla pamuğun ne oyunu olur.
• odlu odundan korktukça giydirir, tanrı’dan korkmaz.
• odun aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti
• oduncunun gözü ağaçtadır.
• oduncunun gözü omcada, dilencinin gözü cömerttedir.
• oduncuya kuşçuya rahmet yoktur.
• odunlar, baltadan dava edeceklermiş, sapı içimizde diye vazgeçmişler.
• odunu da giydirsen (süslesen) adam (güzel) olur.
• odunun iyisi meşe, kızın iyisi ayşe.
• oğlak keçisi sövüşlük, oğlan keçisi yumuşluk.
• oğlan ağlamayınca meme vermezler.
• oğlan ağlar, derdi çörek.
• oğlan aldı oyuna gitti, çoban aldı koyuna gitti.
• oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası.
• oğlan atadan öğrenir sofra kurmayı, kız anadan öğrenir biçmeyi.
• oğlan babaya, kız anaya yarar.
• oğlan dayıya, kız halaya çeker.
• oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün.
• oğlan evlenince bey oldum sanır.
• oğlan işi iş olmaz, oğlak boynuzu sap olmaz.
• oğlan oğlandır, eğer peygamber de olsa.
• oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti.
• oğlana su döker, büyüğün yanı kırılır.
• oğlana yoldaş olma, eşeği yıkarsa ağlar, eşeğini yıkarsa güler.
• oğlandır o kadar (oktur),her evde yoktur.
• oğlanı her karı doğurmaz, er karı doğurur.
• oğlanı kızı olmaz avretten, eski hasır yeğdir.
• oğlanı yumuşa sal, arkasından var.
• oğlanın ki oğul balı, kızın ki bahçe gülü.
• oğlanın şaşkını, babasının zenginliğini metheder.
• oğlum deli malı neylesin, oğlum akıllı malı neylesin.
• oğlum evlenene kadar benim oğlumdur. kızım ise her zaman benim kızımdır.
• oğlumu doğurdum ama gönlünü doğuramadım.
• oğlun güder, karın sağarsa koyun olur.
• oğlunu övün, anneyi fethedin.
• oğlunu seven hocaya, kızını seven kocaya verir.
• oğlunu yılan yalamış, babasını kuduz dalamış.
• oğul atadan görmeyince sofra salmaz.
• oğul babaya çeker.
• oğula davet gerek ise, anaya ataya hürmet eyleye.
• oğulu olmayan avrattan, eski hasır yeğdir.
• ok atan, altın atar.
• okka da pekmez, o kadar sökmez.
• okka her yerde dört yüz dirhem.
• oku menzile evvel varan kemankeştir.
• okumadan alim, gezmeden seyyah olunmaz.
• ol bezme ayak basma ki, amade değildir.
• olacak ile olduya çare yoktur.
• olacak oğlan bokundan (gelişinden) bellidir.
• olacak olur, çâr ü naçâr.
• olacakla öleceğe çare bulunmaz.
• olan bulgur kaynatır, olmayan elini oynatır.
• olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
• olayım kayıttan azat derken, kayda düşer.
• olaylım dersen, hakka âsi-ya mütevelli ol ya vasi.
• olmadık yok, duyulmadık çok.
• olmayacak hacı’yı, deve üstünde yılan sokar.
• olmaz olmaz deme, olmaz olmaz.
• olmuş olacaktan iyidir.
• olsa ile bulsa, ikisi bir araya gelse, neler olurdu, neler.
• olsa ile bulsayı bir yere ekseler, yel ile yulaf biter.
• olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.
• olursa aşım suyu, olmazsa başım suyu.
• olursa olur suyu, olmazsa hamur suyu.
• olursa yazarım, olmazsa bozarım.
• olursan kazık olma, tokmak olma.
• on beşindeki kız ya erde gerek, ya yerde.
• on ekmekle bir it erdemez.
• on para on aslanın ağzında.
• onmadık hacıyı yılan üstünde deve sokar.
• onmadık yılın yağmuru harman vaktinde yağar.
• oransız uğru hemen yurt ürkütür.
• orasın sâki-i gül çehrenin ibramı bilir.
• orman ferman dinlemez.
• orman geyiksiz olmaz.
• orman olur da, domuz olmaz mı?
• orman yağmurun yularıdır.
• ormana balta vurmuşlar,”vur, sapı bendedir” demiş.
• orospu tövbe tutmaz.
• orospunun dokuzdur donu, sekizini ele geydirir, birini kendi giyer.
• ortak atın beli, kırık olur.
• ortak çok olunca ziyan az olur.
• ortak gemisi yürümez.
• ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
• ortak malda hayır yoktur.
• ortaklık danadan, yalnız buzağı iyidir.
• ortaklık inekten (öküzden),yeke (başka) buzağı yeğdir (iyidir).
• orucun olur kazası, olmaz kazası dilberin.
• osmanlı avı, araba ile avlar.
• osmanlı ekmeği yiyip, düşmana (moskofa) dua olmaz.
• osmanlı yanında gözünü, kâtip yanında sözünü sakın.
• osmanlı’nın ayağı üzengide gerek.
• osmanlı’nın ekmeği dizi üstündedir.
• osmanlı’nın gidişi, dolaşma iledir her işi.
• osmanlı’ya bir at, bir de zobu.
• osmanlı’ya bir selâm ver, yiyeceğine düşünme.
• osmanlı’ya kalk git demezler, tayınını keserler.
• osmanlı’ya sağ sol olmaz.
• osmanlı’yı at yıkar, türk’ü inat.
• osurukla boya boyanmaz.
• osuruklu göte, arpa ekmeği bahane.
• ot içinden tutuşur.
• otu çek, köküne bak.
• oturan aslandan, gezen tilki yeğdir.
• oturandan yatan yeğ, eski bezden keten yeğ.
• oturduğu ahır eskisi, çağırdığı istanbul türküsü.
• otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye (orduya) yayılır.
• otuz oğlun olacağına, bir oturak kocan olsun.
• oynayacak adam, kağnı gıcırtısında da oynar.
• oymaza umutlu olan, erimden ersiz kalır.
• oynamasını bilmeyen kız,”yerim dar”demiş, yerini bollatmışlar,”yenim dar” demiş.
• oynaşına inanan avrat, ersiz kalır.
• oyun bilmeyen kız demiş, yerim daraşıh.
• öd ağacından kaşık olur ama tarhana, bulgur yenmez.
• ödünç güle güle gelir, ağlaya ağlaya gider.
• ödünç yiyen kesesinden yer.
• öfke baldan tatlıdır.
• öfke gelir göz kızarır, öfke gider yüz kızarır.
• öfke ile kalkan ziyan ile oturur.
• öğleden sonra her yer ucuz olur.
• öğlelik yoldaşa kuşluğa kadar köy.
• öğleye dek dik, öğleden sonra sök.
• öğrenmek, ev, tarla sahibi olmaktan iyidir.
• öğrenmeye ar olmaz.
• öğüt veren olur ama ekmek veren olmaz.
• öksüz çeker, it solur.
• öksüz hırsızlığa çıkarsa, ay ilk akşamdan doğar.
• öksüz kendi göbeğini kendi keser.
• öksüz kızı (kuzu) toklu olmaz.
• öksüz kuzu beslesin, ağzın burnun yağ eder.
• öksüz neden güler, belki yanılır da güler.
• öksüz oğlan göbeğini kendi keser.
• öksüz oğlanın bağrı yağ bağlamaz.
• öksüz yemek bulsa, burnu kanar.
• öksüze acıyan çok ama ekmek veren yok.
• öksüze hal bildirmek, öküze kaftan giydirmek gibidir.
• öksüze(-ü) vurmuşlar (dövmüşler),vay anam (arkam) demiş.
• öksüzün bağrı (boynu) yanık (buruk) olur.
• öksüzün eteğine kabura koymuşlar, beni yaktın diye haykırmış.
• öksüzün karnı doymaz.
• öksüzün nesi olur, memesiz de büyür.
• öksüzün şeytanı çok (dokuz) olur.
• öküz öldü ortaklık bozuldu.
• öküz tekini bulmadan çifte yürümez.
• öküz yem bitince (yiyince),çifte gideceğini bilir.
• öküze boynuzu yük değildir.
• öküzü boynuzundan, insanı sözünden tutarlar.
• öküzün inek başlısını, tarlanın ufak taşlısını al.
• öküzün öğrenmişini döverler.
• öldüğüne bakmaz da, koz ağacından tabut (vasiyet) ister (eder).
• ölecek ile alacağa çare bulunmaz.
• ölecek tavşan, çomağa karşı gelir.
• ölen ile beraber ölünmez.
• ölen ile gidenin dostu olmaz.
• ölenin arkasından kimse ölmez.
• ölenin malı dahi beraber ölür.
• ölmek, bayılmaya benzemez.
• ölmüş aslana tavşanlar bile hücum eder.
• ölmüş at arar, nalını sökmeye.
• ölmüş eşek azat der.
• ölmüş eşek kurttan korkmaz.
• ölmüş kulunu azad eder.
• ölü çömleği gibi kakalanmaktan, mezara girmek yeğdir.
• ölü evinde ağlamasını, düğün evinde gülmesini bilmelidir.
• ölü ile deli sahibinindir.
• ölü kalkmayınca borç bilinmez.
• ölüler de zanneder ki, diriler her gün helva yer.
• ölüm bir devedir ki, herkesin kapısına çöker.
• ölüm bir olur, bir daha olmaz.
• ölüm döşeğine yatan, ecel teri döker.
• ölüm hak, miras helâl.
• ölüm ile iftihar olmaz.
• ölüm ile öç alınmaz.
• ölüm ne bir soluk evvel, ne bir soluk sonradır.
• ölüm yüz aklığıdır.
• ölümden başka her şeye çare bulunur.
• ölümden korkmak fayda vermez.
• ölümden öteye köy yoktur.
• ölümü bekleyen yorulur.
• ölümü gören hastalığa kail olur.
• ölünce dirliği, yorulunca aramalı.
• ölünce geçineceğini, yorulunca aramalı.
• ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin.
• ölürüm diyenin üstüne varılmaz.
• ölüsü olan bir gün ağlar, delisi olan her gün ağlar.
• ölüye günlük satan kimseden hayır gelmez.
• ölüye gününde ağlarlar.
• ölüyü döşeğinde avlamak gerek.
• ölüyü örte korlar, diriyi dürde korlar.
• ön tekerlek nereye giderse, arka tekerlek oraya gider.
• önce can, sonra canan.
• önce düşün, sonra söyle.
• önce iğneyi kendine batır, sonra çuvaldızı ele.
• önüne geleni kapar, ardına geleni teper.
• öpmeğe niyetli olmayan, yanağı niye sorar.
• öpülecek el ısırılmaz.
• örfle hükm olunur, kavukla değil.
• ötülgen beyliği böğürtlen savulunca.
• övüngen adam, en sonra önüne bakar.
• övünürse baht övünsün.
• öyle olmayınca böyle olmaz, böyle olmayınca da öyle olmaz.
• öz ağlamayınca göz ağlamaz (yaşarmaz).
• padişah yasağı üç gün sürer.
• padişah konmaz saraya hane mamur olmadan.
• padişahım yazın yaz olsun, kışın kış olsun demişler.
• padişahın ettiği kanun olur.
• padişahın tahtı, pencerenin rahtı.
• pahalı alan aldanmaz.
• paldır demezden çalıya çıkar.
• paluze diş kırmaz.
• pancar ekse şalgam çıkar.
• papaz her gün pilav yemez.
• para adama akıl öğretir.
• para akıl öğretir, elbise yürüyüş.
• para ile dağlar bedesten olur.
• para ile imanın kimde olduğu bilinmez.
• para insanı ipten kurtarır.
• para isteme benden buz gibi soğurum senden.
• para parayı çeker (kazanır).
• para parayı kazanır, koç yiğit bel beller.
• paralı adamdan dağlar bile korkar.
• paralı yaşar, parasız gevşer.
• paran çok ise kefil ol, işin yok ise şahit ol.
• paran gitti mi demezler, işin bitti mi diye sorarlar.
• paran olunca bayram yapacaksın, olmayınca ramazan.
• paran varsa celep kulun, paran yoksa han, tuman yolun.
• paran varsa cümle âlem kulundur, paran yoksa sokaklar yolundur.
• paranın yüzü sıcaktır.
• parası (akçesi) ucuz olanın kendisi kıymetli olur.
• parasını aziz eden kendisini zelil eder.
• parasız tellâl bağırmaz.
• parasızlık her fenalığı yaptırır.
• parayı domuzun boğazına takmışlar da,”domuz ağa” diye çağırmışlar.
• parayı veren, seçimini yapar (düdüğü çalar)
• parayı zaptetmek, deliyi zaptetmekten zordur.
• paşalının düşkünü, ak sadeler giyer kış günü.
• payas’ta pirince giderken, evdeki bulgurdan oldu.
• pazar ilk pazardır.
• pazar kayığına binen, tütün gümrüğünü beline bağlasın.
• pazar kayığının dolmuşu, muşmulanın olmuşu.
• pazarsız giren haksız çıkar.
• pehlivan kıspeti yağından bellidir.
• pehlivan olan her sırrını vermez.
• pehlivanlık kılık kıyafetle olmaz.
• pek yaş olma sıkılırsın, pek de kuru olma kırılırsın.
• pek yürürsen deli gelin, yavaş yürürsen miskin gelin derler.
• pekmez gibi malın olsun, antakya’dan sinek gelir.
• pekmezi küpten, kadını kökten al.
• perşembe günü yalan söyleyenin, cuma günü yüzü kara çıkar.
• perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
• pestil biniş isteyen, arapkir’de hatip olsun.
• peşkeş atın dişine bakılmaz.
• peynir ekmek, hazır yemek.
• peynir gemisi lâkırdı ile yürümez, rüzgâr ister.
• peynir suyu buldurur, balık derede yeldirir.
• pınarı başından avla.
• pırlanta kara taştan çıkar.
• pırpır eder uçamaz, çukura düştü çıkamaz.
• pilâv yiğidin arpasıdır.
• pilâv yiyen kaşığını belinde (yanında) taşır.
• pilâvdan dönen kaşığın sapı kırılsın.
• pilâvdan kaçanın kaşığı kırılsın.
• pîran hava asasız olmaz.
• pire için yorganı ateşe atar.
• pişmiş helvayı herkes yer.
• pişmiş meyve tez düşer.
• pohpohçu pehpehe gelmez.
• pullu (paralı) adamdan belâ korkar.
• pulu az olanın, gussası da az olur.
• pulunu ver ineğe, bağla direğe.
• pusat çalkar gezer.
• rabbim dünyada mekânsız, ahirette imansız komasın.
• rafta şeker (kurabiye) var ama senin ağzına göre değil.
• raftaki kadıya, sandıktaki karıya.
• raftan sünger düşmüş, gelinin başı yarılmış.
• rağbet güzel ile zenginedir.
• rağbet yeniyedir, eskinin lâfı olmaz.
• rahat ararsan mezarda.
• rahat döşeğinde ölmekten, düşman karşısında şehit olmak yeğdir.
• rahat durmayan rahatsız olur.
• rahat isteyen sağır, kör, dilsiz olmalıdır.
• rahmana secde etmez, yine sofuluğu elde bırakmaz.
• rahvan at kendini yorar.
• rakibe bir dua buldum edecek, kör olsun gözü bulamasın yiyecek.
• rakip ölsün de mevlâ cennet-i âlâsında yer versin.
• rakip ölürse, ne yüzden ölürse ölsün.
• ramazan bereketli aydır ama duvardan giden kılıca sor demiş.
• ramazanda yalan söyleyenin bayramda yüzü kara çıkar.
• ramazandan razı olan sitte’i şevvali tutar.
• ramazanı yiyen ya açlıktan, ya susuzluktan.
• ramazanım seni kimler getirdi kaale, var dua eyle karındaşın şevvale.
• refikin iyisi ile bağdat’a gidilir (uzun yol kısalır).
• rehberi karga olanın başı dertten (burnu boktan) kurtulmaz.
• rehbersiz yola gidilmez.
• rençber kırk yılda, tüccar kırk günde.
• rençberin kedisi de dişi olmalıdır.
• reşit ne söyle, ne işit.
• reşit pirinci çok su götürür.
• rezaletle olan kârdan, güzellikle olan zarar yeğdir.
• riyakâr dosttan doğru sözlü düşman yeğdir.
• rumeli’nin bozgunu, anadolu’nun salgını, istanbul’un yangını.
• rüşvet kapıdan gidince, insaf (imam) bacadan çıkar.
• rütbeyi bakkal ile kasap almıyor.
• rüya boş gezenlerin sermayesidir.
• rüya ile hülya boş günler hocasıdır.
• rüya ile hülya olmasa, züğürdün canı çıkar.
• rüyada balık gören, yastığının altını yoklasın.
• rüy-i zibadan kırk günde usanılır, huyu güzelden kırk yıl usanılmaz.
• rüzgâr eken fırtına biçer.
• rüzgâr esmeyince yaprak kımıldamaz.
• rüzgâr ile başa çıkılmaz.
• rüzgâr önüne düşmeyen yorulur.
• rüzgâra itimat olunmaz.
• rüzgâra tüküren yüzüne tükürür.
• rüzgârın önüne durulmaz.
• rüzgârın önüne düşen yanılır.
• rüzgârlı günde pamuk atılmaz.
• rüzgârlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uykusu.
• sabaha peynir ekmek bulama, akşamleyin baklava börek gözleme.
• sabah ki yiyeceğini bugünden düşünme.
• sabah ola, hayır ola.
• sabah sürçen, geceye dek sürçer.
• sabah vaktinde sağ kol, orak vaktinde uz gelir.
• sabahın kızartısı akşamı kış eder, akşamın kızartısı sabahı güz eder.
• sabahın şerri, akşamın hayrından yeğdir.
• sabahın tutağına yapışan el, aç kalmaz.
• sabahın yalanı, akşamın pilâvı.
• sabahtan karnın doyuran, küçükten evlenen aldanmamış.
• sabır acıdır ama sonu sarı altın.
• sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.
• sabır bir taçtır, nur-u hüdadan.
• sabır hayırlıdır, tahammül güç olmasa.
• sabır ile bitmez iş olmaz.
• sabır ile her şey olur.
• sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas olur.
• sabır maksadın en kestirme yoludur.
• sabır meserretin, acele nedametin anahtarıdır.
• sabır necatın (cennetin) anahtarıdır.
• sabır selâmettir, ivemek melâmet.
• sabır şadlık anahtarıdır.
• sabırlı kulunu allah (mevlâ) sever.
• sabitkadem olanın encamı hayrolur.
• sabit olan nâbit olur.
• sabreden derviş, muradına ermiş.
• sabreyle eşeğim yonca bitsin, ye de öyle öl.
• sabreyle gönül, elden ne gelir.
• sabreyle işine, hayır gelsin başına.
• sabreylemek şenlik anahtarıdır.
• sabr-ı eyyup,ömr-ü nuh.
• sabrın sonu selamettir.
• saç sefadan, tırnak cefadan uzar.
• saç kıvamını bulur hamur tükenir, yaş kıvamını bulur ömür tükenir.
• saçak altı kurudur, misafirin yoludur.
• saçı çok olan düğünün pekmezi tatlı olur.
• sadaka verenin ömrü uzun olur.
• sadakat selâmettir.
• sâde pirinç zerde olmaz, bol gerektir kazana-baba malı tez tükenir arkasından gelmeyince.
• sadık dost akrabadan yeğdir.
• sadık dost ile sabit post olmaz.
• sadık dostun nasihati acıdır, acıtmaz, hain düşmanın sözü tatlıdır,acıtır.
• sağ baş yastık istemez.
• sağ çobandan sağır it yeğdir.
• sağ elden iyilik, sol elden kemlik bekleme.
• sağ elin verdiğini sol elin görmesin.
• sağ gözü sol gözüne muhtaç etme.
• sağ olsunda dağ ardında olsun, yeraltına almasın.
• sağ öküze çürük saban zarar etmez.
• sağ söz sabuncu kızında bile olmaz.
• sağ tilki ölmüş aslandan iyidir.
• sağanaklı yağmur tez geçer.
• sağılır ineğin buzağısı kesilmez.
• sağır için iki kere kamet olmaz.
• sağır ile söyleşmek güçtür.
• sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
• sağırın kulağı duymaz, ahmağın her yanı.
• sağırlar birbirini ağırlar.
• sağırlığa vurdu, muradı dost düşman tecrübesidir.
• sağlam baş yastık istemez.
• sağlam vücut, sağlam kafada bulunur.
• sağlık selâmetle ölmesin.
• sağlık varlıktan yeğdir.
• sahibi kâil (razı) olur, tellâl kâil (razı) olmaz.
• sahibinden evvel ahıra girme.
• sahibinin bakışı ata tımardır.
• sahibinin gözü tarlaya gübredir.
• sahip olmadığınızı kaybedemezsiniz.
• sahipsiz bağa saygısız girer.
• sahipsiz eşeği kim olsa döver.
• sahipsiz eve it buyruk.
• sahipsiz tahtayı el alır, el almazsa yel alır.
• sahipsiz tahtayı yel almazsa sel alır.
• sakal bıyığa denk olmayınca, berber ne yapsın?
• sakal keçide de var.
• sakın nisanın beşinden, öküzü ayırır eşinden.
• sakınılan göze çöp batar.
• sakin sular dipten akar.
• sakla samanı, gelir zamanı.
• saldıran insan her zaman korkaktır.
• salta boş değil, bunda bir iş var- mahallenin imamına bir de biniş var.
• saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır.
• saman hayvana, zaman insana yakışır.
• saman yiyen torbasını beraber taşır.
• samanlar, rüzgârın hangi yönde estiğini söylerler.
• samanlık saray oldu, gelinlik kolay oldu.
• samur kürk de olsa, kabahati kimse üzerine almaz.
• sana bir yumurta pişireyim ama ev bağda, bağ da dağda.
• sana sana (düşüne düşüne) söyleyen iş bitirir, sansız söz söyleyen başı yitirir.
• sana söz getiren, senden de söz getirir.
• sana taşla dokunanı sen ekmekle (pamukla) dokun.
• sana taşla varana, sen aşla var.
• sana vereyim bir öğüt, ununu sen kendin öğüt.
• sanat altın bileziktir.
• sanat assıdan korkar.
• sanat uzun, hayat kısadır.
• sanatı ustadan görmeyen (öğrenmeyen) öğrenemez.
• sanatına güvenenin para ayağına gelir.
• sanatını hor gören boğazına torba takar.
• sanki eşeğe bindi, ayağı yere sürter.
• sanmam ki hain berhüdâr olur, ya başı kesilir, ya berdâr olur.
• sansür ve skandal aynı şey değildir.
• sap sararır saman kararır, ölçek getirir kara haberi.
• sapsız balta meydana atılır.
• sapsız balta suya batar.
• sarhoş ayılınca düşünmeye varır.
• sarhoşa değme kendisi düşer.
• sarhoştan deli bile korkar.
• sarhoşun ismi cehennemde okunur.
• sarhoşun mektubu meyhanede okunur.
• sarhoşun yemini meyhaneye kadardır.
• sarısabır yiyen sonradan bulur lezzetini.
• sarı sakalla mavi gözlüden hayır gelmez.
• sarı saman altından su salıverir, üstüne vaaz eder.
• sarı saman altından su yürütür, çıkar üstünde müezzinlik eder.
• sarı saman vaktinde altın olur.
• sarımsak içli dışlı, soğan yalnız başlı.
• sarımsağı soğanla gelin güvey etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
• sarp sirke kabına zarardır.
• satılık ziftin olsun, selanik’ten kel gelir.
• savaş ve aşkta her şey mubahtır.
• savaşta yumruğu kim anar.
• saydı kabil olan şikârı kim avlamaz.
• saygı sayana, terbiye alana göredir.
• saygısız ağız anahtarsız açılır.
• saygısız ağız terkide gerek.
• saygısız baş kabağa benzer.
• say-ı arap, tab-ı acem, akl-i rum.
• sayılı günler tez geçer.
• sayılı koyunu kurt kapmaz (yemez).
• sayılı parada (akçede) bereket yoktur.
• saz biten, koz öten yerde yaşanmaz.
• saza saz ile söze söz ile mukabele gerek.
• sebep olan, sebepsiz kalır.
• sebepsiz düşman peyda eden ya ahmaktır, ya geveze.
• sebepsiz kimseyi düşman etme.
• sebepsiz kuş bile uçmaz.
• sebepsiz ölüm (nesne) olmaz.
• sebepsiz söz söylenmez, delilsiz çırağ yanmaz.
• sebzecinin oğlu sebze satar.
• sedef dür vermekle midyeler iftihar eder.
• sefa ile yenen, cefa ile kazanılır.
• sefahat sefaletle netice pezir olur.
• sefalet reklâmı sever.
• sehiv ve hata insan içindir.
• sekiz tarakta dokuz bez olmaz.
• sekseninde saz öğrenen kıyamette çalar.
• sel ağzı kum tutmaz.
• sel geçer kum kalır, kişi ettiğini bulur.
• sel ile gelen yel ile gider.
• sel nereye giderse, kütük oraya gider.
• selâm akçe (para),kelâm para (akçe).
• selâmet gözleyen savaşa girmez.
• selâmet isteyen dilini tutmak gerek.
• selâmet kenardadır.
• selâmet vahdettedir.
• selâmet-i insan hıfz-i lisan iledir.
• semiz idin kanı sarkıntıların, kibar (zengin) idin kanı partalların?
• sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?
• sen bilirsin deyince değirmende kavga olmaz.
• sen doğru ol, eğri belasını bulur.
• sen işi bırakmayınca, iş seni bırakmaz.
• sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
• sen kazanda isterse düşmana kalsın.
• sen sana yar ola gör, sana yar eksik değil.
• sen seni bil sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
• senden alçak kız al, senden uluya kız verme.
• senden büyükle alışveriş etme.
• senden devletli ile ortaklık olma (tutuşma).
• senden yumurta alan sarısını bulamaz.
• ser verip sır vermeyen serverdir.
• serçeden korkan darı ekmez.
• serçeye çubuk beredir.
• serkeş öküz, soluğu kasap dükkânında alır.
• sermayen bir yumurta ise taşa çal.
• sermayesi çanak çömlek, sermayeden dem vurur.
• sermayesi laf, tellâlı yalan.
• sermayesiz dükkân açılmaz, zindan açılır.
• sessizlik bir kadının en iyi elbisesidir.
• sev seni seveni yer ile yeksan ise, sevme seni sevmeyeni eğer gökten inen huri ise.
• sevaptan kaçmayınca, günahtan korkulmaz.
• sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
• seveni sevmek gerek.
• sevenin kuluyum, sevmeyenin sultanı.
• seversen aşırı sev, gönlü merhametli olur.
• sevgi geçer yalan olur, sonu sokar yılan olur.
• sevip dostuna, boşanıp kocana varma.
• sevip yitirmek, hiç sevmemekten iyidir.
• seyirciye zeval olmaz.
• seyrek git dostuna, kalksın ayaküstüne.
• seyyah için dünya geniştir.
• sezar’ın karısı her türlü şüpheden arî olmalıdır.
• sıcağa kar mı dayanır?
• sıçan çıktığı deliği bilir.
• sıçan deliği bin akçeye (altına).
• sıçan olmadan çuval deler.
• sıçan olmazdan duvar dibi keser.
• sıçan sidiğinin deryaya hayrı vardır.
• sıçanın boynuna çıngırak asılsa, kısmeti kesilir.
• sıçanın geçtiğini aramam ama yol olur kalır.
• sıçanın sidiği değirmene faydadır.
• sıçılacak ağız, göte yakın gelir.
• sıdk ile hizmet eden, topuk mesti ile çırağ olur.
• sığamadı bir haneye, özü girdi tarhanaya.
• sığırtmaç kocayınca buzağı güttürürler.
• sığırtmaç ölmüş, sopası kalmış.
• sıhhat gibi insana sermaye olmaz.
• sıhhat-i efkâr, sıhhat-i vücuttan gelir.
• sıhhat-i ihlâl illete devadan kolaydır.
• sık doldur pek basma, her işe kulak asma, üstünden ateşi kesme, hemen çubuğunu içmeye bek.
• sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne.
• sıkışan pekişir.
• sıkışınca kedi yüze salar.
• sınırsız güzellik sıfırdır.
• sıpa büyüye büyüye eşek olur.
• sırasında okşayan el kadar, döven el de öpülmeye lâyıktır.
• sırça köşkte oturan, komşularına taş atmamalıdır.
• sırdaş arama, sırrını yaymak içindir.
• sırkat illettir.
• sırrını açma dostuna, o da söyler dostuna.
• sırrını dostuna, dostunu düşmanına açma.
• sırrını düşmanın bilmesin dersen, dosta dahi açma.
• sırrını verme sırdaşına, darılır bir gün kakar başına.
• sırt giydiğini, ağız alıştığını ister.
• sırtını pek tut, ayağa (yorgana) bakma.
• sıtma; “ben tuttuğumu kırk yıl tanırım” demiş.
• sıtmadan başladı, sancıya kail oldu.
• sikke ve hutbe padişahın iki delilidir.
• silah sahibine bile düşmandır.
• sille yemeden yanak kızarmaz.
• sima ahlâkın aynasıdır.
• sinek bir damla pekmeze konar, bir fıçı sirkeye gelmez.
• sinek haram (mundar) değil ama mide bulandırır.
• sinek küçüktür ama mide bulandırır.
• sinek pekmezciyi tanır.
• sini tıkırtısı, para şıkırtısı, kadın fıkırtısı kalbe ferah verir.
• sipahiyi sof, türk’ü pabuç cimri eder.
• sirke fıçısından çok, bal damlası sinek tutar.
• sirkesini, sarmısağını sayan paça yiyemez.
• sivilceyi kurcaladıkça çıban çıkar.
• sivri demir çuvalda durmaz.
• sivri külâh olsa nerede olsa görünür.
• sivrisinek cansız ama vızıltısı can sıkar.
• sivrisinek hakkından köse geldi.
• sivrisinek neferimiz, davutpaşa seferimiz.
• sizi hamamcı eden, bizi külhancı eder.
• sofra görürsen yanaş, dayak görürsen dolaş.
• sofrada elini, mecliste dilini kısa tut.
• sofranın alt başında, kavganın üst başında.
• sofranın altı üstü olmaz.
• softa fitili batıp batıp çıkar.
• softanın karnı doyunca gözü pabuçlukta olur.
• softanın pırtısını atmışlar; “görüp istiklâl sınırlar” demiş.
• sofu gümüş kaşığı ağzına sokmaz, cebine sokar.
• sofu soğan yemez, bulunca sapını (kabuğunu) komaz.
• soğanın acısını yiyen bilmez, doğrayan bilir.
• soğanın tatlısı olmaz.
• soğuk; “kırk kat keçe, ben ondan geçe, bir kat deri, ben ondan geri” demiş.
• sohbete sonra varan değerli olur.
• sokağın çamuru, kürkçünün samuru.
• sokağın tozu, bakkalın tuzu.
• sokma akıl, sekiz adım (yedi saat) gider.
• son gülen iyi güler.
• son koca bun koca, bun koca bunalınca varmaca.
• son övünende fayda bulmaz.
• son pişmanlık ele gelmez.
• son pişmanlık para (akçe) (assı) (fayda) etmez.
• sona kalan dona kalır.
• sonra çıkan boynuz, kulağı geçer.
• sonra gelen kapıyı kapar.
• sonradan gelen devlet, devlet değildir (devlettir).
• sonraya salma fakirin kârın, ne bilirsin ki ne olur yarın.
• sonunu çok düşünen muradına ermez.
• sonunu sayan erlik edemez.
• sonunu sayan serçeye darı serpmez.
• sonunu saymayanın dostu olmaz.
• sopa canı isteyen keçi, çoban sopasına sürünür.
• sorma hekimden, çekenden sor.
• sorma kişinin aslını, izzetinden (sohbetinden) bellidir.
• sorucu ol ki, bilici olasın.
• sorun sizin için sorun yaratmıyorsa, sorunu kendinize sorun etmeyin.
• sorup verinceye kadar, vurup ver.
• soy çeker, bok kokar.
• soy köpek adam ısırmaz.
• soy köpek, dişleri dökülse de saldırır.
• soy soya çeker.
• soydur çeker, huydur geçer.
• soydur çeker, topaldır seker.
• soyu soydan al, köpeği (sütü) mandıradan.
• söğüde tazelik, kayın ağacına kartlık yakışır.
• söğüt meyve vermez, kavak nar.
• sökük demiş ki,”gidiyorum” iğne tutmuş.
• sökük dikişi daha iyi tutar.
• söylemek gümüş ise, söylememek altın.
• söylemekten söz uzar, artar emek.
• söylemekten, dinlemek (söylememek) yeğdir.
• söylenir meseldir; el için olma sefil, ne vasi ol,ne kefil.
• söylenmedik söz yok, işitilmedik söz çoktur.
• söyleyenden dinleyen arif gerek.
• söyleyenden olma, dinleyenden ol.
• söyleyene bakma, söylenene (söyletene) bak.
• söz adamın mihengidir.
• söz ağızdan çıkar.
• söz biliyorsan söyle ibret alsınlar, yok bilmiyorsan, sus da insan sansınlar.
• söz büyüğün, su küçüğün.
• söz dediğin yaş deridir, nereye çıksan oraya gider.
• söz dokuz boğumdur, boğa boğa söyle.
• söz ebesi, tandır kebesi.
• söz ferman dinlemez.
• söz gelişinden bellidir.
• söz gümüş ise sükût altındır.
• söz ölüm getirmez.
• söz söylemekle ağız aşınmaz.
• söz sözü açar, söz de tabakayı açar.
• söz sözü götürür, arşın bezi.
• söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
• söz verenden alan usulü gerek.
• söz yaş deriye benzer, nereye çekersen oraya gider.
• sözle peynir gemisi yürümez, rüzgâr ekler.
• sözle pilav pişse, dağ kadar yağ benden.
• sözü söyle alana, kulağında kalana.
• sözün yalanı olmaz, yanlışı olur.
• sözünü bil, pişir; ağzını der, devşir.
• su aka aka yolunu bulur.
• su akar, deli bakar.
• su akarken testiyi doldurmalı.
• su aktığı yere akar (iner).
• su alçağa akar.
• subaşından bulunur (kesilir).
• su bendinden bağlanır.
• su bulanmayınca balık tutulmaz.
• su bulanmayınca durulmaz.
• su bulunmayan yerde teyemmüm caizdir.
• su görür susar, at görür aksar.
• su her şeyi temizler, yalnız yüz karasını temizleyemez.
• su içene yılan bile dokunmaz.
• su küçüğün, sofra (söz) büyüğün.
• su mundarlık götürmez.
• su susamışa verilir.
• su şakırtısı ile akçe şakırtısı merak dağıtırmış.
• su testisi subaşında (yolunda) kırılır.
• su testisi taşa değerse kırılır, taş testiye değerse yine testi kırılır.
• su uyur, düşman uyumaz.
• suçlu bir vicdanı suçlamak için hiç kimse gerekmez.
• suçlular asla özür dilemez.
• suçu gelin etmişler, güvey girmemiş.
• suçu kimse üstüne almaz.
• suçun sahibi olmaz.
• suçunu gayrıya atmak, havva anamızdan kalmış.
• suda biten, su da yiter.
• suda kuvvet olsa, kurbağa zincirin üzerdi.
• suğraşı kübrası olmayan kelâmın ne neticesi olur.
• sultanahmet’te dilenir, ayasofya’da zekât verir.
• sultanım sensin demek, lâkırdının persengidir.
• sulukule’ye gider de, susuz gelir.
• surete bakma, siyrete bak.
• surutu sürtük, pabucu yırtık.
• sus olan işini bilir.
• susamış it, kerize bakar.
• susuz ağaç meyve vermez.
• susuz çöl, ormansız dağ.
• suya düşen yılana sarılır.
• suya gidenin susağı, köye gidenin köpeği.
• suya gidenin susağı, ormana gidenin baltası.
• suya gider maşrapası elinde, allar giymiş etekleri belinde.
• suyu bardakta, gemiyi duvarda (kâğıtta) seyretmelidir.
• suyu baştan ulamalı, balığı baştan avlamalıdır.
• suyu görmezden çemrenir.
• suyun akıntısına kesmeyen yorulur.
• suyun ımıl ımıl akanı, insanın yere bakanından sakın.
• suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından sakın.
• sübut bulmayan söz hakkında ağzını açma.
• sükût etmek gibi âlemde nadana (zengine) cevap olmaz.
• sükût ikrardan gelir.
• sükût selâmettir.
• sükûtun merd-i dâna hasmın ilzam için saklar.
• sülüs yazılar babasıdır.
• sünnet var, cümle kesmek yok.
• süprüntülükte yatıp, şeyhülislâm rüyası görür.
• sür git dememişler, gör göç demişler.
• sürme çekerken göz çıkarır.
• sürmeyi gözden çalar (çeker).
• sürtüğün feracesi yol demirinde asılır.
• sürü koyun nerde ise, sümüklü koyun da onda.
• sürüden ayrılan koyunu (kuzuyu) kurt kapar.
• süt içer iken ağzı yandı, yoğurdu üflüyor.
• süt ile giren huy, can ile çıkar.
• süt ucuzken, inek satın almanın anlamı yoktur.
• süte katılan sular, ineği götürdü.
• sütlüyü sürüden çıkarmazlar.
• sütsüz inek melegen olur.
• sütsüz koyun çok meler.
• sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer.
• sütü paktan kokulmaz.
• şahın bu dağda bağı var, üzümü yok yaprağı var.
• şahin avını nerde olsa alır.
• şahin için tuzak kursam bahtıma kuzgun düşer.
• şahin ile deve avlanmaz.
• şahin inek avlamaz.
• şahin küçük et, deve büyük ot yer.
• şahin küçüktür ama koca turnayı havadan indirir.
• şahine lokma eksik olmaz.
• şahlanan eşek, sırt üstü düşer.
• şair doğar, sonradan olunmaz.
• şairde saz, söz, söz gerek.
• şairin memduhu, dilin medlûlü.
• şakanın sonu kakadır.
• şalgamı tatmazsam, tarlasından geçmeli.
• şalını kuşanmadık ise kenarını kuşandık.
• şanslı doğmak zengin doğmaktan iyidir.
• şap ile şeker beyaz ama bir değil.
• şarap kebap hay hay, hesap kitap vay vay.
• şarap ucuz, tıraş pahalı.
• şaraptan bozma sirke keskin olur.
• şartlar davaları değiştirir.
• şaşı bakıyordu, arı soktu kör oldu.
• şaşı,çakır demekten ise kör de de kurtul.
• şaşkın avcı geyik dururken, tavşana bakar.
• şaşkın ördekbaşını bırakırda kıçından dalar.
• şecaat arzederken,merd-i kıpti sirkatin söyler.
• şecaat kılık kıyafetle değildir.
• şefkat evde başlar.
• şefkati olmayan şefkat bulamaz.
• şehir oğlanının düşkünü, ak sade giyer kış günü.
• şehirde eşek bile makamla anırır.
• şehirde tavuk olup gıdaklamaktan, köyde horoz olup ötmek yeğdir.
• şehire bir hasta geldi, derdi börek çörek.
• şehirliyi ad, köylüyü inat yıkar.
• şeker parayı cepten çeker.
• şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma şerre dönmesin.
• şeriat zahire hükmeder.
• şeriat zahiredir.
• şeriatı hor gören hor olur.
• şeriatın kestiği parmak acımaz.
• şerrin azı da çoktur.
• şeyh eli öpmek istersen, kendi elini öp.
• şeyh müridine; “mum makası evim” demiş.
• şeyh olmak kolaydır, dervişlik güç.
• şeyh uçmaz, müridi uçurur.
• şeyhi şeyh eden mürididir.
• şeyhin kerameti kendinden menkul.
• şeytan adamı kandırır ama suyunu ısıtıvermez.
• şeytan adamın düşünü azdırır, suyunu ısıtmaz.
• şeytan azapta gerek.
• şeytan ile ortak eken, buğdayın samanını alır.
• şeytan kendi evini yıkmaz.
• şeytana çarığı ters giydirir, ecinniye külahı.
• şeytana kül yer misin demişler, yağlısı varsa demiş.
• şeytandan ümit olunmaz.
• şeytanın dostluğu darağacına (zindana) kadardır.
• şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
• şeytanla ortak buğday eken, samanını alır.
• şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçadır.
• şımartma çocuğu başına biner.
• şiddetten ziyade mülâyemet iş görür.
• şifası olmayan bimâra sıhhattir helâk olmak.
• şimşeği görülen buluttan korkulmaz.
• şimşek çakmadan gök gürlemez. şir iltifat eder mi, güllap kavline?
• şiri şirden, miri mirden, sakın kendini aksak ile körden.
• şirvanî-i zerduz-i acem başka kesimdir.
• şişman idin hani senin sarkalın, zengin idin hani senin partalın.
• şoförden hacı, hemşireden bacı, polis ve jandarmadan arkadaş olmaz.
• şom olandan yine şom doğar.
• şöhret afettir demişler, kendini sakın.
• şubatın arpası, martın sıpası.
• şubatın sonundan, martın onundan kork.
• şüheda-yı arakın sagar olur kandili.
• şükür ve sena nimet artırır.
• şüphe dokuz gün sürer.
• şüphe, imandan ayırır.
• şüphe insanı rahat komaz ama çok tehlikeden de kurtarır.
• şüyûu, vukûundan beter.

• ta’n etme komşuna, gelir başına.
• taamın lezzeti tuzundan, tuz ekmek hakkı bilmeyen akıbet gözünden.
• taamın, kelâmın çoğundan perhiz lâzımdır.
• taamın, kelâmın çoğundan sakın.
• tabağa sorarsan, dünyada fena koku olmaz (yoktur).
• tabak mısın? it bokuna muhtaçsın.
• tabak sevdiği deriyi yerden tere vurur.
• tabanca tabanlıca adam elinde gerek.
• tabancanın dolusu bir kişiyi korkutur, boşu kırk kişiyi.
• tabancanın karşısında düşman olunca tetiği ağır gelir.
• tabankeş gider, topuğu sırtını döver.
• tabansız insana, tabanca kılıç yüktür.
• tabbak yerine tabak getirir.
• tab-ı nâzikine tabib-i hâzık gerek.
• tabib-i hâzık, ilaçtan ziyade tabayii sever.
• tabip hasta, halka ilaç verir.
• tabut arayanın gözleri yaş (-lı) olur.
• tafrafuruşa bin kuruş, zebandıraza bir kuruş kâfi imiş.
• taharet-i zâhiriye, taharet-i bâtıniyenin numunesidir.
• tahsil-i kemalât, kem alât ile olmaz.
• takdir ile yazılan, tedbir ile bozulmaz.
• takdir tedbiri bozar.
• takdire muvafık düşmeyen tedbirin hükmü olmaz.
• takdire rızadan başka çare olmaz.
• takdire yazılan, tedbirle bozulmaz.
• takdir-i hüdâ, kuvvet-i bâzu ile dönmez.
• takdirin yaptığını tedbir bozmaz.
• takke ayağa, terlik başa gelmez.
• takke kapıcı vakit bekler.
• talib-i ahret olan dünyaya meyletmez.
• talib-i rızk olanlara şiddet gösterme.
• talih yâr olmayınca elden ne gelir.
• talihi yâr olanın, yâr sarar yarasını.
• talihin hayrından, salihin şerri yeğdir.
• talihin iyi olursa, sen otur talihin işlesin.
• talihsiz kuşun yuvasını allah yapar.
• tamah belâsı top yoluna gider.
• tamah çok ziyan eder.
• tamah gözün, tamah kalbin iki düşmanı imiş.
• tamah insanı yarı yolda kor (baştan çıkarır).
• tamah kâzıp, fakr hayırlıdır.
• tamah taş yarar, taş baş yarar.
• tamah varken, müflis acından ölmez.
• tamah-ı hamını terk eyle erken, elinden gitmesin dersen dümen.
• tamahkâr var iken, dolandırıcı aç kalmaz.
• tamahkâr var iken, müflis aç (acından) kalmaz (ölmez).
• tamahkâr zelil olur.
• tamahkâra; “cehenneme gider misin?”demişler.”aylık kaç kuruş” demiş.
• tamahkârdan bir şey isteyen denize çukur açar.
• tamahkârın gözünü bir avuç toprak doyurur.
• tamahkârın gözünü toprak doyurur.
• tamahkârın kısmeti az olur.
• tamahkârın yakası müflisin elindedir.
• tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır.
• tandır başında bağ dikmek kolaydır.
• tango yapmak için iki kişiye ihtiyaç vardır.
• tanıdığın şeytan, tanımadığından daha iyidir.
• tanımayan dostunu, pazara verdi postunu.
• tanrı koruduğuna iblis aleyhillâne balta ile seğirtir.
• tanrı kulunun rızkını verir (yardımcısıdır).
• tanrı nişan vurduğu kuldan kaçmak gerek.
• tanrı nişanlandığından kork.
• tanrı sağ gözü, sol göze mahcup etmesin.
• tanrı ülkeyi, insan kenti yarattı.
• tanrı vermeli olucak, beylik yuvasında dahi verir.
• tanrı yoksulu sevindirmek isterse, eşeği yavrulatır, yine buldurur.
• tanrı’dan korkan kuldan korkmaz.
• tapşurdu selâmı, taşırdı kelâmı.
• taraveti giden yemişin bile hacmı güç olur.
• tarhuncuya tarhun satılmaz.
• tarla cadısı, çarşamba karısı.
• tarla çayırda, bağ bayırda.
• tarla eskiyince mahsul vermez.
• tarlada balık tutulmaz.
• tarlada iyi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
• tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın olanıdır.
• tarlanın taşlısı, kadının kaşlısı iyidir.
• tarlanın taşlısı, kızın saçlısı, öküzün inek başlısı.
• tarlanın verdiğini baban vermez.
• tarlaya saban, koyuna çoban.
• tarlayı düz, kadını kız al.
• tarlayı koçan zaptetmez, saban zapteder.
• tarz-ı ahvalin sorun mizan-ı ahvalidir.
• tasa doyurur, acı acıktırır.
• tasada duracağına, kesede dursun.
• tasarruf edinilen her kuruş kazanılmış kuruştur.
• tasasız baş, bostan korkuluğunda bulunur.
• tası anma, evde taslak var.
• tası tasa, tasmayı koyuna.
• taş ardında olmasın da, dağ ardında olsun.
• taş atana sen ekmek at.
• taş atar, urgan arar.
• taş atma deliye, başına taş yağdırır.
• taş başına, mıh dişine.
• taş değmeyince çocuğun başı katılmaz imiş.
• taş düştüğü yerde kalır.
• taş ıraktan gelmez.
• taş kabağa deyse de vay kabağın başına, kabak taşa deyse de vay kabağın başına.
• taş ne kadar ıslanırsa, deli o kadar uslanır.
• taş ol da baş yar.
• taş taş üstünde olur, el el (ev ev) üstünde olmaz.
• taş yerinde ağırdır.
• taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.
• taşı ısıramazsa öpmek gerek.
• taşı taşa, başı başa vururlar.
• taşı yemişli ağaca atarlar.
• taşıma su ile değirmen dönmez.
• taşımı ver diyen türklerdendir.
• taşkınlığın sonu şaşkınlıktır.
• taşlarsan deliyi, başına kapla çeliği.
• taştan kan elde edemezsiniz.
• taştan kopar, yoktan kopmaz.
• tatar, akçeye anasını (babasını) satar.
• tatar, barda hatır var.
• tatardan kaçtı, betere düştü.
• tatarın kılavuza ihtiyacı yoktur.
• tatlı dil çok adam aldatır.
• tatlı dil güler yüz,düşmanın kolunu büker.
• tatlı dil yılanı delikten çıkarır,acı söz insanı dinden.
• tatlı dişine düşman,acı mideye dosttur.
• tatlı dostu olanın dişleri düşman olur.
• tatlı kelâm dinle dur,acı kelâm esne dur.
• tatlı kelâm dinletir,acı kelâm esnetir.
• tatlı söz can azığı,acı söz baş kazığı.
• tatlı söz dinletir,tatsız söz esnetir.
• tatlı söz dost kazandırır,acı söz düşman.
• tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.
• tatlı sözlü olanın,dişleri düşman olur.
• tatlı ye tadı için,tatsız ye tanrı için.
• tatlı yemenin acı acı geyirmesi olur.
• tatlıyı küpten almalı,kadını kökten.
• tatsız aşa tuz neylesin,akılsız başa söz neylesin?
• tatsız çorbaya tuz kâr eylemez,akılsız kafaya söz kâr eylemez.
• tatsız tereke,dipsiz öreke.
• tatsız türk olmaz,başsız börk olmaz.
• taun olan memlekete ne girmeli,ne oradan kaçmalı.
• tavil olan ahmak olur.
• tavşan dağa küsmüş,dağın haberi olmamış.
• tavşan derisine katlanır.
• tavşan ne kadar büyük ise pahası iki akçedir.
• tavşan yatağında avlanır.
• tavşan yattığı yeri eşer,yatar.
• tavşan,hamile kadınlara düşman.
• tavşana demişler ki; “dağ sana küstü”,”ben ona küsmem” demiş.
• tavşana taş yatır,avlamaktır hüner.
• tavşanı osmanlı,araba ile avlar.
• tavşanı tazı tutar,çalımını avcı satar.
• tavşanın çıkışından,kurdun inişinden korkmalıdır.
• tavşanın erkeği sözü geçen bilir.
• tavşanın kaçışına bakan,etinden bezer.
• tavşanın kaçışına baktım,etinden çeker dedim.
• tavuğun döşü,balığın başı.
• tavuğun gerisi ile derisi.
• tavuk bile su içerken göğe bakar.
• tavuk eşe eşe gözünü çıkarır.
• tavuk gelen yerden yumurta esirgenmez.
• tavuk götü tövbe (yemin) tutmaz.
• tavuk kaza bakmış ta kıçını yırtmış.
• tavuk sesi ıraktan fena gelir.
• tavuklar önce tavukturlar.
• tay at olunca (-ya kadar) sahibi mat olur.
• tay attan dayak yeğdir deminde.
• tayfa ne kadar çok olsa,iş geminin kaptanındadır.
• tayfanın akıllısı,geminin dümeninden uzak durur.
• taze bardağın suyu soğuk olur.
• taze su elde edene kadar,kirli suyunuzu dökmeyin.
• taze şeyde lezzet başka olur.
• tazının topal olduğu,tavşanın kulağına değmiş.
• tazının topallığı,tavşan görünceye kadardır.
• tazısız ava çıkan,tavşansız eve döner.
• tecrübe etmediğinin,senasında olma.
• tedbil-i mekanda ferahlık vardır.
• tedbirde kusur eden,takdire bahane bulur.
• tehdit edilen uzun yaşar.
• tehir,zaman hırsızıdır.
• tehlike yoksa,kazanç ta yoktur.
• tek at,tek mızrak.
• tek duran teknesi ile kalır.
• tek duranı kimse yerinden tedirgin etmez.
• tek duranın deveci assı vardır.
• tek elden ses çıkmaz.
• tek elin nesi var,iki elin sesi var.
• tek kanatla kuş uçmaz.
• tek kürekle mehtaba çıkılmaz.
• tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.
• tekkeye hizmet eden tekkeden geçinir.
• tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
• teklif cehennemde olur.
• tekme yiyen köpeğin dişleri,daha sivridir.
• telliyi verdi felek,iptida gömlek gerek.
• tembel bir beyin şeytanın çalışma alanıdır.
• tembel bir köşeden bir köşeye gitmiş,yine seyahat oldu demiş.
• tembel ceviz yemek ister,kabuğunu kırmağa üşenir.
• tembel kudretim yok der.
• tembele dediler; “kapını ört”,”yel eser,örter” demiş.
• tembele her gün bayramdır.
• tembele iş buyur ki,sana akıl (nasihat) öğretsin (versin).
• tembeli oduna göndermişler,dağı yüklenip gelmiş.
• tembellik yap yap gider ama fakirliğe erişir.
• temel taşı temele konur,eğer mimar gözüne götürse.
• temelsiz bina tez yıkılır.
• temessüksüz borç istenmez.
• temiz (iyi) iş altı ayda çıkar.
• temiz su akar,kirli su kokar.
• tencere der dibim altın,kaşık der ben neredeyim.
• tencere dibin kara,seninki benden kara.
• tencere kaynar,maymun oynar.
• tencere yuvarlandı,kapağını buldu.
• tencere,tencereye yüzün kara demiş.
• teptin keçe,sivrilttin külâh.
• terazi var tartı var,her şeyin bir vakti var.
• terbiyesiz insan,ruhsuz ceset (kalaysız kap) gibidir.
• tereciye tere satılmaz,tarhuncuya tarhun.
• tereddüt eden kaybeder.
• terlemeden para kazanılmaz,solumadan can verilmez.
• terlemezden ücret alınmaz.
• ters gitmeye görsün kişinin işi,muhallebi yerken.
• terzi kendi dikişini (söküğünü) dikemez.
• terzinin işi kötü ama ayıbını örten ütü.
• terziye “dinlen” demişler,ayağa kalkmış.
• terziye; “göç” demişler,”iğnem başımda” demiş.
• tespih ağacından şişleri,ele benzemez işleri.
• testi kırılsa kulpu elinde kalır.
• testi su yolunda kırılır.
• testiyi kıranda bir,suyu getirende bir.
• teşbihte hata olmaz.
• tevekküllünün eşeğini kurt yemez.
• tevekküllünün gemisi batmaz.
• teyze ana yarısıdır.
• tez binen,tez iner.
• tez gelen devlet,tez gider.
• tez giden,tez yorulur.
• tımar destmaldır,kime varırsa silinir.
• tımar sipahisi züğürtledikçe,eski defterleri yoklatır.
• tıngır elek tıngır saç,elim hamur karnım aç.
• tıngır elek,mıngır kürek.
• tırısı tutturdu,ardından sapan taşı yetişmez.
• tırnak altında can alır.
• tırnak cefadan,saç sefadan uzar.
• tırnakta beyaz,yeni esvaba alâmetmiş.
• tıynet-i asliyesi murdar faydası.
• tıyneti pâk olandan keder gelmez.
• tilki ateşten nasıl atlanacağını bilir.
• tilki bağlar,çakal çözer.
• tilki demiş ki; “ben.benim için demem amma,üzümsüz bağın kütüğü kurusun”
• tilki demiş ki; “ben,benim için demem amma,üzümsüz bağın demi olmaz”.
• tilki iki defa tuzağa düşmez.
• tilki ininde aslan yatmaz.
• tilki,inine kadar kovalanmaz.
• tilki ne kadar çevik ise,bir gün boğazı ele verir.
• tilki ne kadar yatarsa,iki ol kadar yeter.
• tilki öz inini ürse,uyuz olur.
• tilki piliçleri taşlayana; “yarabbim,gazabını artır” demiş.
• tilki tilkiliğini anlatıncaya (bildirinceye) kadar,post elden gider.
• tilki tilkiye buyurur,tilki de kuyruğuna.
• tilki vardır baş keser,kurdun adı yamandır.
• tilki yatağını bilir.
• tilkinin gezip geleceği (dönüp dolaşacağı) yer kürkçü dükkanıdır.
• tilkinin kurnazı anda gezer.
• tilkinin yüz masalı varmış,doksan dokuzu tavuk üstüne.
• tilkiye; “tavuk kebabı yer misin?” demişler,”adamın güleceğini getiriyorsunuz”demiş.
• tilkiyi tavukla taşlamışlar da; gazabını arttır ya rabbi demiş.
• tiz-i reftar olanın payına dâmen dolaşır.
• tok aça ufak doğrar.
• tok açın halinden bilmez.
• tok ağırlamak güç olur.
• tok ahmağa,aç akıllı nasihatı verir.
• tok depretme,acı işletme.
• tok iken yemek yiyen,mezarını dişi ile kazar.
• tok iken yiyen,kabrini dişi ile kazır.
• top çeken beygirlere allah imdat eyleye.
• top otu beylikten olunca,gülle bağdat’a gider.
• topa alışan deve davuldan ürkmez.
• topal eşekle kervana karışılmaz.
• topal ile gezen (görüşen) aksamayı (-a) öğrenir (alışır).
• toplama danelerin harmanı olmaz.
• toprağı işleyen,ekmeği dişler.
• toprak diye avuçladığın,sarı altın olsun.
• toprak hepimizin anasıdır.
• topuğumuza çıkmayan çaylar,başımızdan aştı.
• torlağı besle,gözünü oysun.
• tosya’ya pirince giderken,evdeki bulgurdan oldu.
• toya gitsen tek git.
• toyda oynamaz,vayda ağlamaz.
• tövbe ehl-i isyana rahmettir.
• tövbe kapıları her zaman açıktır.
• tufanın oğulcuğu,allah verdi boyuncuğu.
• tuğlacıya güneş,ekiciye yağmur.
• turpun sıkından,seyreği iyidir.
• tut atalar sözünü,kalb-i selim ol,gider yavuzluğu tab-ı hâlim ol.
• tut yükünü,al bacını.
• tuti söyler amma insan olamaz.
• tutkal tavanda yapışır.
• tuttuğun hırsızı getir,gelmiyor. sen gel,bırakmıyor.
• tutulamayan hırsız (uğru),beyden aziz (doğru).
• tutum önemli bir gelirdir.
• tuz ekmek bilmezden it yeğdir.
• tuz ekmek hakkı bilmeyen itten beterdir.
• tuz ekmek hakkı bilmeyen,akıbet gözden çıkar.
• tuzaktan korkmuş kuş,kırk yıl eğri ağaç üzerine konmaz.
• tuzdan leziz,sudan aziz bir şey olmaz.
• tuzun hakkı varsa,ekmek seni komaya.
• tuzun tadı olmasa,taam ne ile tuzlanır?
• tüccar müşteriyi gözünden anlar.
• tüccar züğürtleyince,eski defterleri yoklar.
• tüfengin vurmazı olmaz.
• tükürdüğün eli öpme.
• tüm yumurtalarınızı tek bir sepete koymayın.
• tünle yürüyen gündüz sevinir,küçükken evlenen yaşlanınca sevinir.
• türk karır,kılıcı karmaz.
• türke bir selâm ver,yiyeceğini düşünme.
• türkiye’de oturup da,fransa’nın bokunu karıştırma.
• türkmen’e; “arı alır mısın” demişler.”paramla vızıltıyı neyleyim?” demiş.
• türk’ün aklı ya sıçarken,ya kaçarken gelir.
• türk’ün bildiğini tilki bilmez.
• tütünden kurtulmak için ateş içine düşme.
• tütünsüz baca,kahırsız (kavgasız) koca olmaz.
• tütünü yok içmeye,atla gider gezmeye.
• ucuz etin çorbasını it içer.
• ucuz alan pahalı alır, pahalı alan aldanmaz.
• ucuz etin çorbasını, it içer.
• ucuz etin kıyması tatsız olur.
• ucuz etin yahnisi kara (tatsız) olur.
• ucuz etten tatsız tirit olur.
• ucuz insandan, pahalı lâkırdı çıkar.
• ucuz olacağına, yavuz olsun.
• ucuz satan tez satar.
• ucuz sirke baldan tatlıdır.
• ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
• uçan şahin eski yuvasına dönmez.
• uğru başında od yanar.
• uğru güçlü olucak, rızk ıssı suçlu olur.
• uğru ol, harami ol, insafı elden bırakma.
• uğru yataksız olmaz.
• uğrudan ise haramiye bak.
• uğruluk et, orospuluk et, insafı elden koma (doğruluğu elden bırakma)
• uğruya taş eğdirme.
• uğur uğurdan, kadem kademden.
• uğursuza komşu olma.
• uğursuzun yüzüne bakma, kırk güm işin rast gitmez.
• uğurun gözet, okunu at.
• uğurun iş gören aşikâre doğurur.
• uhdesinden gelemeyeceğin işe karışma.
• ulu ağacın gürültüsü dal iledir.
• ulu bayramda yemekten sakın, küçük bayramda etten sakın.
• ulu beylerin kağnısı tavşan avlar.
• ulu dağ başında, ulu ağaç dibinde.
• ulu er assı olur.
• ulu kışın kısmeti ayağına gelir.
• ulu söz dinleyen, yüce dağlar aşmış.
• ulu sözü dinlemeyen (tutmayan) uluya kalır (uyuklar).
• ulu yanılmaz, yanılırsa katî yanılır.
• ulular ile havuç ekenin, yoğunu götüne (gırtlağına) gider.
• ulular ile urgan çekişme.
• ulular köprü olsa geçme, akarsuya yatıp geçme.
• uluların gönlü mum gibi gerek.
• uluların sözü kur’an-a girmez, illâ yanınca yürür.
• uluların sözü yere düşmez, dünya durdukça.
• ulumasını bilmeyen köpek, sürüye kurt getirir.
• ulusun bilmeyen tanrı’sını bilmez.
• uluyan köpek ısırmaz.
• ulüvv-ü himmet asıllar kârıdır.
• ummadığın delikten tilki çıkar.
• ummadığın keçiden bir batman yağ çıkar.
• ummadığın kütük (yar) (çotuk) araba devirir.
• ummadığın taş baş yarar.
• ummadığın yerden yılan çıkar.
• umut fakirin ekmeğidir.
• un koydum ulandı, su kodum sulandı.
• unmadık hacıyı, deve üstünde (arafat’ta) yılan sokar.
• unu uçmaz, kepek kaçmaz.
• unun çoksa bazlama ye, yağın çoksa gözleme.
• unun çoksa çörek et, yağın çoksa börek et.
• unuturlar seni hemen sen düşmeye gör.
• urban aslığı ile ordu yürümez.
• uslu deliye uymaz.
• uslu gez, kim seni akıllılar sever.
• uslu sanı sanınca deli evlenmiş.
• uslubü beyan, aynıyla insandır.
• usta âşık şakirt âşık, daraba tahtası sema oynar.
• usta eserinden, kişi dostundan tanınır.
• usta hırsız, ev sahibini bastırır (şaşırtır).
• usta hırsız, kapı baca dinlemez.
• usta iken olduk şakirt, al testiyi suya seğirt.
• usta maymun kapı istemez.
• ustanın çekici bin altın.
• uşağı ise koş, sen de ardına düş.
• utananın oğlu, kızı olmamış.
• utanma pazar, mideyi bozar.
• utanmaz yüz, tükenmez söz.
• uydurdum diye sevinme, al ağzına serinle.
• uygar olmak bedavadır.
• uyku geldi bedene, ne mutlu kalkıp gidene.
• uyku girmiş bedene, allah razı olsun gidene.
• uyku küçük ölümdür.
• uyku ölümün kardeşidir.
• uyku uykunun mayasıdır.
• uykusuz baş yastık istemez.
• uykusuz esner, âşık gerinir.
• uyumakla matluba (menzile) varılmaz.
• uyumakla yol alınmaz.
• uyur ardınca uyanı koy.
• uyur aslanı uyandırma.
• uyuyan köpeği uyandırma.
• uyuyan yılanın kuyruğuna basma.
• uyuz canını kaşır, aç kemane döşer.
• uyuz duvara sürtünür.
• uyuz gezer, sinirleri üzer.
• uyuz itin yarası eksik olmaz.
• uzak yeri urgan ile ölçme.
• uzaktan davulun sesi hoş (dokunaklı) gelir.
• uzun boylu, uzun sakallı, uzun adlı ahmak olur.
• uzun çarşının alt tarafında bir yalan söylemiş, yukarısına çıkmış kendi inanmış.
• uzun sırık gibi, ekşi koruk gibi, mahallede gezer bulunmuş tavuk gibi.
• uzun söz tarihe yakışır.
• uzun yaşayan çok görür.
• uzun çarşı baştanbaşa çıkrıkçı, hepsinin rızkını allah verir.
• uzunun gönlü olunca, kısaya gelir.
• üç göç bir yangın yerini tutar.
• üç günlük seyisliği var, kırk yıllık fışkı karıştırır.
• üç gecelik ayı herkes görür.
• üç göç, bir angın.
• üç kişi bir sırrı saklayabilir ama ikisi ölü olmak şartıyla.
• üç kuruşluk eşeğin, beş paralık sıpası olur.
• üç sabah erken kalkan, bir gün kazanır.
• üflenmeyince çorba içilmez.
• ülfet kuvvet bulunca, külfet ortadan kalkar.
• ülfet olunca, külfet zail olur.
• ümit ile geçinen (kanaat eden) açlıkla (-tan) ölür.
• ümit ile yaşayan mihnet ile can verir.
• ümitsiz yaşanılmaz.
• ün rüzgâra benzer, her zaman aynı yöne esmez.
• üsküdar’da eski dar yenilemez.
• üsküdar’ın çamlıcası, boğaz içinin kanlıcası.
• üsküdarlılar gelen misafirin iptida eline bakar.
• ürkek olma, erkek ol.
• ürkütme tavşanı, aslan edersin.
• ürümesini bilmeyen köpek, sürüye (koyuna) kurt getirir.
• üreyen köpek ısırmaz (kapamaz).
• üstat duası olmayan, berhudar olmaz.
• üstat görmeyen şakirt, her tarafa yorgalar.
• üstat yanında parende atılmaz.
• üşenenin oğlu, kızı olmamış.
• üvey öz olmaz, kemha bez olmaz.
• üveye etme özünden, geline etme kızından bulursun.
• üzenip bezenip çıkmış hayata, düzgünler kalmış hayata.
• üzerine lâzım olmayan şeye karışma.
• üzerliksin, havasın, her derde devasın.
• üzüm hasretinden bağ duvara yaslanır.
• üzüm hırsızı güzün belli olur.
• üzüm üzüme baka baka kararır.
• üzüm vakti köpek olmaz.
• üzüm bağda, bağ dağda.
• üzüm çöpsüz olmaz.
• üzümü elde gör, çöpünü yerde gör.
• üzümün çöpü var, armudun sapı var.
• vadesi yetmişe çare yoktur.
• vahdet cenab-ı hakka mahsustur.
• vakıf lakırdı para etmez.
• vakıf mülk olsa da kimseye hayretmez.
• vakıf tarla kimseye mal olmaz.
• vakit geçer, sular durulur.
• vakit insana her şeyi öğretir.
• vakit nakittir.
• vakitsiz açan çiçek boy almaz.
• vakitsiz açan gül tez solar.
• vakitsiz öten horozun başını keserler.
• vaktin agyârı ipe un serer.
• vaktinde firar zaferdir.
• vaktine göre bir sıçan deliği bir altın olur.
• vaktini geçirip, parmağını dişleme.
• vaktini gözeten çok takke kapar.
• vaktini gözeten emeline nail olur.
• var ağlatır, yok söyletir.
• var eli titremez.
• var evi kerem evi, yok evi elem (verem) evi.
• var hey şeme, var hey heme,dilini tut dayak yeme.
• var mı pulun herkes kulun, yok mu pulun dardır yolun.
• varak-ı mührü vefayı kim okur, kim dinler.
• vardığı antep, yediği pekmez.
• vardığın yer karanlık (kör) ise sende gönlünü (gözünü) kapat.
• vardığın yer kör ise kıp, topal ise sek.
• varın veren utanmaz, baldızı alan yâd olmaz.
• varışına gelişim, tarhana aşına bulgur aşım.
• varlığa darlık (güven) olmaz.
• varlığın sonu ile yoksulluğun önü birdir.
• varlıkta darlık çekilmez.
• varsa aşın rahattır başın, yoksa aşın tehlikede başın.
• varsa borcun, düşünme harcın.
• varsa hünerin var her yerde yerin, yoksa hünerin yok bir yerde yerin.
• varsa pulun halep’tir kulun, yoksa pulun han tumandır yolun.
• varsa pulun olurum kulun, yoksa pulun kapıdır yolum.
• vasiyet ölüm getirmez.
• vatan her kişiye âlâ görünür.
• vay vay der kalkar, görenler korkar, adamadan azma, gözleri kazma ve bade duralar.
• vazifesini bilmeyen yeniçeri haftada bir dizlik eskitir.
• vehbi idi şu dünyanın dayağı, vehbi gitti yine dünya basbayağı.
• venedik’ten tiryak gelinceye kadar mısır’da adamı yılan helâk eder.
• ver elindekini ellere, vur başını yerlere.
• verdiğin mangıra bak, soktuğun andere bak.
• veren el alandan üstündür.
• veren el dert görmez.
• veren eli kimse kesmez.
• veresiye dediler alasım geldi, istemeğe geldiler ölesim geldi.
• veresiye şarap içen iki defa sarhoş olur.
• veresiye verenin kesesi boş kalır.
• veresiye verenin kesesi boş kalmaz.
• verip de pişman olmaktan, vermeyip de pişman olmak yeğdir.
• verirsen doyur, vurursan duyur.
• verirsen veresiye, gidersin karasuya.
• vermek almaktan iyidir.
• vermek kerim adam işidir.
• vermekle mal tükenmez.
• vermeyince mabut, neylesin sultan mahmut.
• viran değirmenin unu harcı ne, mürüvvetsiz kibarın fukaradan farkı ne?
• viran olası hanede evlâd-ü iyal var.
• vurdumduymaz, geldim ayvaz.
• vurma korkağa (muhannese) cesur edersin.
• vursan ölür, vurmazsan yayını elinden alır.
• vücudundan adımı evlâdır.
• vücudunu kirden ağzını küfürden, kalbini kibirden koru.
• vücut kocar, gönül kocamaz.

• yaban arısı kılavuzsuz olmaz.
• yabancı bakışından bellidir.
• yabancı koyun kenarda yatar.
• yabancı köpek yedi mahalleden kovulur.
• yabasız harman savrulmaz.
• yâd köpeğin kuyruğu döşü altında gerek.
• yağ acı olunca, pilavı acı olur.
• yağ ile yavşan, sirke ile tavşan.
• yağ yiyen köpek, tüyünden bellidir.
• yağar ama yolcu havasıdır, yolcu yolundan kalmaz.
• yağına göre tavası, kuyusuna göre kovası.
• yağına kıymayan, çöreği yoz (yavan) yer.
• yağmur diner, su durulur.
• yağmur eser, yolcu gider.
• yağmur yağar taş üstüne, torun ne der baş üstüne.
• yağmur yağarsa tarladakinen, yağmur yağmazsa ambarakinen kazanır.
• yağmur yağarsa, gelinin gözü yaşlıdır.
• yağmur yağarsa, saçak altından gidilir.
• yağmur yağdıracak bulut uzaktan bellidir.
• yağmur yağıp durmaz, çocuk doğup durmaz.
• yağmur yağsa kış değil mi, kişi halini bilse hoş değil mi?
• yağmurda düşman koyunu, dostun atı satılsın.
• yağmurlu günde, tavuk su içmez.
• yağmurluca yazın olsun, dumanlıca kışın olsun.
• yahşi kişi (yiğit) yüzünden bellidir.
• yahudi züğürtledikçe eski defterleri karıştırır.
• yahudi’nin yemeğini ye evinde yatma, rum’un evinde yat yemeğini yeme.
• yahudi’yi öldürmektense, korkutmak yeğdir.
• yakadan atanı atarlar.
• yakın komşu hayırsız hısımdan iyidir.
• yakın nişan kör olur, iyi vuran er olur.
• yal vakti itten, yem vakti attan sakınmalıdır.
• yal yiyen köpek tüyünden belli olur.
• yalan dünyaya inanılmaz.
• yalan ile iman bir yerde durmaz.
• yalan kalde,makduh,kalemde makbul olur.
• yalan söyleyip halkı izrar etmektense, epkemâne oturmak hayırlıdır.
• yalan var ki, gerçekten yeğdir.
• yalancı kim, işittiğini söyleyen.
• yalancı sedire bir defa oturur.
• yalancıdan vefa olmaz, ne der ar- ne semtine uğra, ne yanına var.
• yalancını mumu yatsıya kadar yanar.
• yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
• yalancının gemisi yürümez.
• yalancının şehadeti tutulmaz.
• yalancının yalanı tükenmez.
• yalancının yemini çok olur.
• yalancıya kuvve-i hafıza şarttır.
• yalanı dinlemek, söylemekten güçtür.
• yalın ayak gezenin kundurası hiç çürümez.
• yalnız elin avazı (şamatası) çıkmaz (olmaz).
• yalnız kalanı kurt yer.
• yalnız kalma, yalnız yat.
• yalnız kaz ötmez.
• yalnız kuş yuva yapmaz.
• yalnız öküz boyunduruğa koşulmaz.
• yalnız seyahat eden çabuk gider.
• yalnız taş duvar olmaz.
• yalnız yiyen sofrasını kendi kaldırır.
• yalnızların refiki şeytan olur.
• yalnızlık allah’a mahsustur.
• yaman komşu yaman avrat yaman at, birinden göç, birini besle, birini sat.
• yamasını bulamadığın elbiseyi giyme.
• yan yatan tembele bir şey dayanmaz.
• yanan ile yenene bir şey dayanmaz.
• yandan gelen denizden korkulur.
• yangın dediğin, çıngıdan olur.
• yangını körükleyen saçından tutuşur.
• yankıdan kaya yıkılır, bühtandan ölü er.
• yanlış bir söz iki kere tekrarlanmamalıdır.
• yanlış hesap bağdat’tan döner.
• yanmış bir çocuk ateşten korkar.
• yanmış harmanın özrü olmaz.
• yanmış mal, ölmüş baba ile iftihar olunmaz.
• yanmış ocacık, dolu bucacık, hacı kocacık.
• yanşağın hakkından tınmaz gelir.
• yapı taşı yapıdan kalmaz.
• yapıda kapı aranmaz.
• yapılmasını isteyeceğine o işi yap.
• yapıya sıva girmedikçe, yarı olmaz.
• yapmak güç, yıkmak kolaydır.
• yaptığı hayır, ürküttüğü kurbağaya değmez.
• yâr elinde yâre sarmazdan unulur.
• yâr elinden bellidir.
• yâr olup bâr olmamak gibi hüner olmaz.
• yâr ölürse yâre ne, ben ölürsem çare ne?
• yâr seni ansın da bir çürük elma ile olsun.
• yâr yıkıldığı gün tozar.
• yara sıcağıyla sarılır.
• yaradan kısmetini de yaratır.
• yaralı itin kuyruğu uruk olur.
• yaralı kuşa taş atılmaz.
• yaralı parmağa tuz basılmaz.
• yaramaz adam pazar bozar, iyi adam pazar yapar.
• yaramaz demirden yahşi kılıç olmaz.
• yaramaz yarasız olmaz (durmaz).
• yaramazla yâr olma, iyilerden ibret al.
• yaranın üstüne pamuk koyunca duyulur.
• yarasız yere kurt üşüşür.
• yardan bilme, yaradan bil.
• yardan geçmez, serden geçer.
• yardımcının yardımcısı olur.
• yardımcısı yâr olanın, sabahına dünya dar olur.
• yardımsız dünya dönmez.
• yarım güne yarış yoktur.
• yarım hekim candan eder, yarım fakih dinden.
• yarım kilo gizlilik, bir kilo öğrenmeye eşittir.
• yarım somun ekmek, hiç olmamasından iyidir.
• yarın bir başka gündür.
• yarın hiçbir zaman gelmez.
• yarın ile öbür gün bitmez.
• yarın ki kazdan (tavuktan),bugün kü yumurta yeğdir (iyidir).
• yarından tezi bugündür.
• yarını düşünen her zaman rahat eder.
• yarının gelişi bugünden bellidir.
• yarsız kalır cihanda, ayıpsız yar isteyen.
• yasemin yüce biter, kokusu âleme yeter.
• yastık insanın başını çeker.
• yaş ağaca balta vuran el unmaz.
• yaş ağaç çabuk kırılmaz.
• yaş deridir, ne tarafa çeksen gider (uzar).
• yaş ile kuru birlikte yanar.
• yaş kocar, gönül kocamaz.
• yaş ot yanmaz, elçi öldürülmez.
• yaş yemiş can çeker.
• yaş yetmiş, iş bitmiş.
• yaş, eşek pazarında sorulur.
• yaşa, taşa, başa oturma.
• yaşamış eşekte, yıllanmış akıl olur.
• yaşayan köpek, ölü aslandan iyidir.
• yaşı at pazarında sorarlar.
• yaşına göre naz ü istiğna et.
• yaşlı bir köpeğe yeni oyunlar öğretemezsiniz.
• yaşlı kuşları samanla kandıramazsınız.
• yatak ile yorgan görmüş de içinde ölü var zannetmiş.
• yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
• yatan kurttan, geçen köpek yeğdir.
• yatan ölmez, eceli ile yiten ölür.
• yatanın yürüyene borcu vardır.
• yatma tilki önünde, ko aslan yesin seni.
• yatsının faziletini, güveyden sormalıdır.
• yavaş adam işini bitirir, titiz kişi kendini.
• yavaş atın tekmesi sert (yavuz) olur.
• yavaş tükürüğün sakala zararı vardır.
• yavru kuşun ağzı büyük olur.
• yavuz at, ayıbını kendi örter.
• yavuz at, meydanda belli olur.
• yavuz at, sahibini yabanda bırakmaz.
• yavuz at, yemini kendi artırır.
• yavuz baş ıssına domuz götürür.
• yavuz hırsız ev sahibini bastırır.
• yavuz it ne kendi yer, ne bire güye yedirir.
• yavuz it üre üre ağıla kurt düşürür.
• yavuz köpek sahibini ısırır.
• yavuz sirke küpüne ziyan eyler.
• yavuza yavuz huyu yeterdir.
• yaz ayransız, kış yorgansız olmaz.
• yaz cennetin, kış cehennemin nişanesidir.
• yaz diye yola çıkarsan, kışı göze al.
• yaz gününün yağışı, iki sevgilinin dövüşüne benzer, gelip geçer.
• yaz yağmuru geçer, zarar etmez.
• yaz yağmurudur geçer, geçer ama gömleğe.
• yazıcı dilinden, yazmacı elinden bellidir.
• yazıcı kendine kem (yanlış) yazmaz.
• yazıda (ovadaki) sülün avına gittiğin zaman evdeki tavuğu elden çıkarma.
• yazıdan kaçmak olmaz.
• yazık azıksız, kışın yağmurluksuz yola çıkma.
• yazılan başa gelir.
• yazılan bozulmaz.
• yazılı yazısın görmek gerek, görmeyince güre gitmez.
• yazın araması, kışın taraması olmasa herkes besler tombayı.
• yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
• yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
• yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
• yazın serçeye kim olsa yem verir.
• yazın yaşa, kışın taşa oturma.
• yazın yoku, kışın katığıdır.
• yedeği olan şey çabuk zayi olmaz.
• yedeğin kıymeti bittiğinde belli olur.
• yedi adım yolun, bir yudum suyun hakkı vardır.
• yediğini düşünme, yedireceğini düşün.
• yeğdir ot otlamak, aç kalıp helva gözetmekten.
• yeğdir taş taşımak, nâğmerde muhtaç olmaktan.
• yeğniyi el alır, ağır yerinde kalır.
• yek at, yek mızrak.
• yekeyi elden kaçırma, yelkenin paralandığına kaydetme.
• yel esmeyince, çöp başı kımıldamaz.
• yel esmeyince, çöp deprenmez (kımıldamaz).
• yel gibi gelen çay (sel) gibi gider.
• yel kayadan ne koparır (aparır)?
• yel yepelek, yelken kürek.
• yeldir eser, koz dökülür.
• yelli havanın kuytusu, yağmurlu havanın kuytusu.
• yemeğe tuz, söze şeker koymalıdır.
• yemeğin iyisi hazırdır.
• yemeğini komşudan bekleyen, çok vakit aç kalır.
• yemek emek ister.
• yemek yaşamak içindir, yaşamak yemek için.
• yemek yemekle boğaz aşınmaz.
• yemeksiz yatmak, borçlu kalkmaktan yeğdir.
• yemekte konuşan lokmasını kaptırır.
• yemekten sonra bir süre dinlenin, ziyafetten sonra ise bir kilometre yürüyün.
• yemenin kulu, işlemenin hastası.
• yemeyeceğim diyen çanak kurutur, oturmayacağım diyen kalkmaz.
• yemeyenin malını yerler.
• yemin, hakkın keskin kılıcıdır.
• yeminin seyiesini çekmeyen yoktur.
• yemiş kemale erince kendiliğinden düşer.
• yemiş vermeyen ağacı keserler.
• yemişi olmayan ağaca taş atmazlar.
• yemişin alçağı kiraz, hayvanın kaz.
• yemişin iyisini domuz yer.
• yenecek aş, bugünden belli olur.
• yengece demişler ki; “niçin yan yürürsün?”, “her yiğidin bir gidişi vardır” demiş.
• yengece sormuşlar; “niçin yan gidersin?”, “serde kabadayılık var” demiş.
• yeni dosttan vefa gelmez.
• yeni krallar, yeni kanunlar yaratır.
• yeni süpürge daha iyi temizler.
• yeni şarabı, eski şişelere koyamazsınız.
• yeni testi, suyu soğuk tutar.
• yeni tutmak olmaz.
• yenice eleğim, seni nerelere asayım?
• yenilen pehlivan güreşe doymaz.
• yenilmeyi ayı bile istemez.
• yeraltından zehir yürüten yılandır.
• yer demir, gök bakır kesildi.
• yerdeki yüzü kimse çiğnemez.
• yere bakan yukarı çıkmaz.
• yeri bilmeyen, senede birkat urba ziyade esvap eskitir.
• yerin kadar bostan ek, bittiği kadar ye.
• yerin kulağı var.
• yerin üstü varsa, altı da vardır.
• yerin verdiğini el vermez.
• yerinde yeller tekdir, baş ağrıtmaz.
• yerine düşmeyen gelin yerine yerine, boyuna düşmeyen esvap sürüne sürüne.
• yerine göre hiddet, hilmden yeğdir.
• yerine göre hilm, zelillik olur.
• yerine göre küçük, büyüğü terbiye eder.
• yetim malı ateşten gömlektir.
• yetime gel diyen çok olur, çörek veren olmaz.
• yetimin hakkını yiyen berbat olur.
• yetişemediğin köyün beri yanında yat.
• yıkılan ağaca balta vuran çok olur.
• yıkılan güreşmekten usanmaz.
• yıkılanı tutmak er kişinin kârıdır.
• yıkılmış değirmenin çarkı ne, bendi ne, hayırsız ahbabın yabancıdan farkı ne?
• yıkma elin kalbini, sen de yıkılırsın.
• yıl harmansız olmaz.
• yılan doğrulmayınca, deliğine girmez.
• yılan eğrilir bükülür, deliğini bulur.
• yılan ile oyun olmaz.
• yılan kendi eğrisini bilmez, deveye boynun eğri der.
• yılan masalı kırka can sürer.
• yılan sokan uyumuş, aç kalan uyumamış.
• yılan yıldız görmeyince ölmez.
• yılan yiyen hekim bulamaz.
• yılan zehirsiz olmaz.
• yılana yumuşak diye el sunma.
• yılanın başı küçükken ezilir.
• yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter.
• yıldırım aynı yere iki kere düşmez.
• yıldızı alçak olana çabuk nazar değer.
• yırtıcı canavarın canı cızlaya cızlaya çıkar.
• yırtıcı kuşun ötmesi az olur.
• yırtık büyüdükten sonra yama vermesi güç olur.
• yiğide ver kızını, mevlâ verir rızkını.
• yiğidi kılıç kesmez, bir kötü söz öldürür.
• yiğidim yiğit olsun da, durağım çalı dibi olsun.
• yiğidin adını işit, yüzünü görme.
• yiğidin ekmeği dizindedir.
• yiğidin karısı, etin dorusu.
• yiğidin malı meydandadır.
• yiğidin söz anlamazı, atın gem almazı.
• yiğidin sözü, demirin kertiği.
• yiğit ağzını açmaz, elini açar.
• yiğit arkasından vurulmaz.
• yiğit başında devlet ırak değildir.
• yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer.
• yiğit düşe kalka büyür.
• yiğit ekmeği ile yiğit beslenir.
• yiğit gölgesi, söğüt gölgesi.
• yiğit hoş, yamuk baş.
• yiğit kısmı gözünü budaktan sakınmaz.
• yiğit kızını yiğide vermek ister.
• yiğit lâkabıyla anılır.
• yiğit meydanda belli olur.
• yiğit vuruşu bir olur.
• yiğit yarasına yiğit katlanır.
• yiğit yiğide at bağışlar.
• yiğit yiğidin aynasıdır.
• yiğit yüzüne tükürtmez, leşine tükürtür.
• yiğitlik akçe ile alınmaz.
• yiğitlik bir oddur, sakın seni yakmasın.
• yiğitlik dokuzdur, sekizi kaçmak, biri hiç görünmemektir.
• yiğitten korkma, korkaktan (muhannesten) kork.
• yiyen bilmez, soğan doğrayan bilir.
• yiyenin malı tatlı olur.
• yoğurdu yumruğu ile yer.
• yoğurdum ekşidir (karadır) diyen olmaz.
• yoğurt dökülse yeri kalır, ayran dökülse nesi kalır.
• yoğurt ezmek, yazı yazmak unutulmaz marifettir.
• yoğurt incelince, ince üzülür.
• yok, büyümez, arık büyür.
• yok deme yok olur.
• yokluk ateşten gömlektir.
• yokluk taştan katıdır.
• yokluk varlıkta, güçlük darlıkta.
• yoksul âla ata binse, selâm almaz.
• yoksul bayırsa çanağı bayırmaz.
• yoksul danişmendin sözü geçmez, meğer avradı güzel ola.
• yoksul hırsızlığa çıktı, ay akşamdan doğdu.
• yoktan çıkmaz, pekten çıkar.
• yoktan vermek allah’a mahsustur.
• yoktan yonga çıkmaz.
• yokuştan iniş, kocaya yeğdir.
• yol azınca yol gösteren çok olur.
• yol bilen kervana katılmaz.
• yol bilmezsen yola git.
• yol eri yolda gerek.
• yol kes, bel kes, insafı elden bırakma.
• yol sormakla bulunur.
• yol yürümeyle, iz görmeyle biter.
• yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
• yola doğru gidene kimse ilişmez.
• yola gitmeyenin işini yöne getirir.
• yola yoldaş bulunur, hale yoldaş bulunmaz.
• yolcu yolunda gerek, az olsun uz olsun.
• yolcu yolundan kalmaz.
• yolcunun işini allah kayırır.
• yolcuya yol gerek.
• yoldan çıkmak ayıp değil, yola girmemek ayıptır.
• yoldan kal, yoldaştan kalma.
• yoldan kalmış, baştan çıkmış.
• yoldaşın kör olsa, gözünü kısık tut.
• yolsuzu yola getirmek, öksüze kaftan giydirmek gibidir.
• yolu azana köpek sesi, bülbülden tatlı gelir.
• yolu ile giden yorulmaz.
• yolu yol ile ormanı balta ile keserler.
• yolun yokuşu, dostla çıkılır.
• yolundan giden yorulmaz.
• yordamsız elin kazası çok olur.
• yorganına göre ayağını uzat (kösül).
• yorgun eşeğin çüş canına minnettir.
• yorgun öküzün ıslık canına minnettir.
• yorulduğun yere han yapılmaz.
• yoz sığıra saman dökülmez.
• yörük ata binince, bey oldum sanır.
• yularsız ata (deve) binilmez (yedilmez).
• yularsız tapusuz mala para verilmez.
• yumurtada kıl bitmez.
• yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır.
• yumurtayı satan sarısını bulamaz.
• yumurtayı seven, tavukların patırtısına katlanır.
• yumurtladığı bir yumurta çığıltısından geçilmez.
• yumurtlayan tavuk bağırgan olur.
• yurdun otlusundan, kutlusu yeğdir.
• yurt yurttan hayırlıdır.
• yuvarlanan taş yosun tutmaz.
• yuvayı yapan dişi kuştur.
• yük altında eşek anırmaz.
• yük baçtan ağsamaz (ağlamaz).
• yük yükle kalmaz, bunalan ölmez.
• yükün tut, bacın sonra iste.
• yükünü yükletmeden eşeğine deh der.
• yürüğe bin sözden kaç.
• yürük at kendi yemini artırır.
• yürük ata kamçı (baha) olmaz.
• yürük atın tersi seyrek düşer.
• yüz güzelliği hamamdan eve, huy güzelliği urum’dan şam’a.
• yüz koyunlu atam kalmaktan, bir yüksüklü anam kalmak yeğdir.
• yüz koyunludan yüzü berk yeğdir.
• yüz verdik ali’ye, geldi sıçtı halıya.
• yüz verme arsız olur, az verme (parasız koyma) hırsız olur.
• yüz yastığı yumuşak gerek.
• yüz yüzden utanır.
• yüze bakma edep ara.
• yüzleme yüze çıkar.
• yüzsüzden yüzünü satın al.
• yüzü güzel olanın, huyu güzel olur.
• yüzü yerde hak ile yeksan, ser ise kavgada, dil ise perişan.
• yüzün bak da sütünü um.
• yüzüne sıpa diyemediğin kişinin, arkasından eşek deme.
• yüzünün yumuşaklığı ile donunun ağı kurumaz.
• zaf-ı kalb zaf-ı imandadır.
• zahirenin (çiftçinin) ambarı, sabanın ucundadır.
• zahirî batınına uymaz.
• zahme yedikçe dahmeler artar.
• zahmet asla salaha rahmet olmaz.
• zahmet çeken rahat bulur.
• zahmetin noktası kalkınca rahmet olur.
• zahmetsiz bal (lokma) yenmez.
• zahmetsiz rahmet olmaz.
• zalim ettiğini bulur.
• zalim kadıdan münsif subaşı yeğdir.
• zalimden korkmayan allah’tan da korkmaz.
• zalime müdara gerek.
• zalimin ettiği yanına kalmaz.
• zalimin ömrü az olur.
• zalimin rişte-i ikbalini bir ah keser.
• zalimin şemi sabaha dayanmaz.
• zaman insana her şeyi öğretir.
• zaman konuşur.
• zaman paradır.
• zaman saman satar, asuman zaman satar.
• zaman sana uymazsa, sen zamana uy.
• zaman zamana uymaz.
• zamane çocuğu dokuz babalıdır.
• zamane hacısı adama armağan vermez.
• zamanede bin hüner, bir aferine.
• zan etmediğin delikten yılan çıkar.
• zan hatıranın en ziyade yalanıdır.
• zan medarı hükm olmaz.
• zanaatı ustadan görmeyen öğrenmez.
• zannetmediğin delikten tilki çıkar.
• zannetmediğin taş baş yarar.
• zarafet köpeği sevgi değildir.
• zarar faydanın kardeşidir.
• zarardan korkan, kâr etmez.
• zarar-ı âm nef-i hastır.
• zarar-ı âmdan, zarar-ı has ihtiyar olunur.
• zararın neresinden dönülse kârdır.
• zarifin belinde, arifin elinde.
• zaruret ateşten bir gömlektir.
• zaruret cehennem ateşidir.
• zarurette teyemmüm caizdir.
• zatı memduh olanın sıfata ihtiyacı yoktur.
• zaviyede çorba, tekkede pilav.
• zayi olan koyunun kuyruğu büyük olur.
• zayi olmaz mirî malıdır.
• zebunküşlük kadar denaet olmaz.
• zehî tasavvur-u batıl, zehî hayal-i mahal.
• zehirden şifa, kahpeden vefa gelmez.
• zekâtın kadar malın olsun.
• zekâvet keramete kıç attırır.
• zelil adam, tamahkâr olur.
• zelzeleyi gören, yangına razı olur.
• zem lâine, medih kerime yakışır.
• zemberekçi devesi, köseye hiç kulak asmaz.
• zembil hoş, içerisi boş.
• zembili zenbile at, âmânı al ele.
• zemheride kar yağmadan, kan yağması iyidir.
• zemheride yoğurt isteyen, cebinde bir inek taşır.
• zemheriden sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez.
• zemheride sür de, çalı ile sür.
• zemîm adamın zemmi medih yerine geçer.
• zenci yüzü yıkamakla ağarmaz.
• zengin adam, buzunu yazın elde eder, fakir ise kışın.
• zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
• zengin helvasını baldan pişirir, züğürt derman için pekmez bulamaz.
• zengin kesesini döver, züğürt dizini.
• zengin olan kâh yer, durur durur dahi yer.
• zengin olan, her gün bal (buzlu hoşaf) yer (içer).
• zengin olana kölesi bile düşmandır.
• zengin olayım diyen, zenginlik isteyen pilâvın üstüne sıçar.
• zengin olmak istersen kaz öten, saz biten yere git.
• zengin olsa hoppa, fakir olsa deli.
• zengin ölürse mezarına taş dikilir, züğürde çalı nişan dener.
• zengin, züğürdün halinden ne bilir.
• zengine dokun geç, züğürtten sakın geç.
• zengine mal veren, denize mal (su) taşır (götürür).
• zengine şekerle helva basarlar, züğürt de değil ki, bal pekmez bile bulunmaz.
• zenginin ayakucunda uyuyacağına, fakirin başucunda uyu.
• zenginin ayıbı, fukaranın hastalığı meydana çıkmaz.
• zenginin basması, ipekli görünür.
• zenginin dediği, züğürdün sidiği.
• zenginin gönlü oluncaya kadar, fukaranın (züğürdün) canı çıkar.
• zenginin horozu da yumurtlar.
• zenginin kağnısı dağdan aşar, fakirin eşeği düz yolda şaşar.
• zenginin malı, fakirin dölü kıymetli olur.
• zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.
• zenginin malı, züğürdün evlâdı.
• zenginin malıyla züğürt eğlenir.
• zenginin orospusuyla, fakirin ölüsü geç ortaya çıkar.
• zenginin sermayesi kasasında, alimin sermayesi kafasında.
• zenginlik isteyen, pilâvın üstüne su içer.
• zenginlik züğürtlükten iyidir derlerse inanma, hastalık sağlıktan, bekârlık evlilikten.
• zenginlikle, sıcaktan zarar gelmez.
• zerdaliden düdük olmaz, zurnadan al haberi.
• zerduza sor, zerde pilâvın safasını.
• zerre kadar iman, dünya kadar günaha yeter.
• zevk ahir oldu, zam zahir oldu.
• zeyd için amr’e hitap olmaz.
• zeyrek kuşu iki ayağından tutulur.
• zeyrekten başka yokuş, serçeden başka kuş bilmez.
• zeytin dedenden, incir babadan, bağı da kendin yetiştir.
• zeytini yutturmazdan tulumu yanaştırma.
• zır deli,mor (kızıl) kerrake.
• zırlamayan eşek aç kalır.
• zırtabozluk para etmez.
• zırva tevil götürmez.
• zırvayı (zivle) yerden alan öküz, kendin koşulur.
• zibidi müsrif halinden anlamaz.
• zillet erbabı olmaz bâb-ı ilâhide aziz.
• zimam-ı ihtiyarı elden bırakma.
• ziyan olmadan sakın, olduktan sonra bilmek fayda eylemez.
• ziyan, kârın kardeşidir (ortağıdır).
• zor kapıdan gelirse, şeriat bacadan çıkar.
• zor olan ilk adımdır.
• zor oyunu bozar.
• zora beylerin borcu var.
• zora dağlar dayanmaz.
• zorba ile şaka olmaz.
• zorla ava giden it, sahibine hayır etmez.
• zorla ava giden köpek, bu kadar avlanır.
• zorla güzellik olmaz.
• zorla köpek ava gitmez.
• zorla sohbet olmaz.
• zuafa-i nâstan iyiliği dirîg etme.
• zuhurata tâbi ol.
• zulmet içinde nur doğar.
• zulmü kendi nefsine aittir.
• zulüm ile âbâd olanın akıbeti berbat olur.
• zulüm ile bağdat viran olur.
• zulüm ile cihan yıkılır, kazma kürek ile yıkılmaz.
• zulüm ile dünya harap olur.
• zulüm ile yapılan çabuk yıkılır.
• zulüm ve taaddi bina-i devletin iki baltasıdır.
• zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına.
• züğürde para saymak, bekâra karı boşamak kolaydır.
• züğürdün gönlü yufka olur.
• züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir.
• züğürtlüğün adını zariflik koyarlar.
• züğürtlük zadeliği bozar.
• züğürtten sakın geç, zengine dokun geç.
• züht-ü takva bir ağaçtır ki, kökü kanaat, meyvesi rahattır.
• züht-ü takva pâk-i dâmen içindir.
• zülâmin halini züğürt bilir.
• zülâmin selâmını bile almazlar.
• zürefanın düşkünü, sade giyer kış günü.
bu başlıktaki 1591 giriyi daha gör
instela

instela ile kendinizi özgürce ifade edebilir ve yazdıklarınızla anında binlerce kişiye ulaşabilirsiniz

üye olmak yalnızca saniyeler alır

zaten bir hesabınız var mı? giriş yapın