ateistlerin cayır cayır yanacak olması

11 /
mncdprssv mncdprssv
kesinlikle doğru olan durumdur..

inanmıyorsanız kur-an ve hadis araştırması yapın, görürsünüz..

hepsi oralarda yazıyor.

dolayısıyla cayır cayır yanacaksınız.
sona sona
böyle bir şey olsa görüntüleri bu cuma yayımlarlardı. illa ki bir ispatı olurdu yani. zira korkutmak her yolu deneyenler bu fırsatı kaçıracak değiller. yok öyle bir şey siz raadolun.
dumrul dumrul
önce tam olarak bu konuda dücane cündioğlu'nun berrak biçimde anlattığı şeye kulak verelim:

"bir müslüman da bir hristiyan da nihayetinde cennet ve cehenneme inanır. ahirete inanır. hesap gününe inanır. bu hesap gününde inananların hesabı verebileceğine, inanmayanların ise veremeyeceğine inanır. dolayısıyla böyle bir mahkemede dindar bilincin vicdanı, ya da dindar bilincin kendisi (oradaki bilinç de bir vicdandır) bu mahkemede dindar olmayan, müslümansa müslüman olmayanların, hristiyansa hristiyan olmayanların, yahudiyse yahudi olmayanların sınavı geçebileceklerine, yani, cennete gidebileceklerine inanmaz. eskatolojisi böyledir. bu da hiç değişmemiştir. süleyman ateş ehli kitap cennete gidecek dedi diye adama demediklerini bırakmamışlardı. bundan 20 - 25 yıl evvel. yani ehli kitap bile cennete gidebilir diyemeyen bir bilinçten söz ediyoruz. öyle ki şiiler cennete gidecek mi? sünniler cennete gidecek mi? selefiler cennete gidecek mi deseniz selefiler şiileri cennete sokar mı? şiiler selefileri cennete sokar mı? başka dinler ve başka mezheplerden olanları bile büyük sınavdan geçip cennete gitme ihtimalini bile üretemeyen dindar bilinç, nasıl toplumsal yönetimde kendisi gibi düşünmeyen, inanmayan, yaşamayan insanların lehine kararlar alabilir? dindar bilincin yönetme zaafı, kendisine benzemeyenlerle eşitlikçi bir ilişki kurma yeteneksizliğidir. yani bir müslüman, müslüman olmayanları kendisine eşit kabul eder mi? hayır! kardeş olan müminlerdir. (...) ateistleri düşünün, eşcinselleri düşünün, içki içenleri düşünün... dindar bilinç bunları nasıl adil yönetebilir? cennete gönderemediği insanlara bu dünyada nasıl iyi davranmayı becerebilir. bunu hiç yapabilmiş mi tarihte?"

1:37:20'den itibaren dinleyin:

youtu.be

aklı biraz olsun çalışan herhangi birinin kolayca anlayacağı gibi burada ateist için rahatsız edici olan şey "yanacak olduğuna" inanmak değil. muhatap olduğu insanların sonsuza kadar işkenceyi kendisine layık görebilmesidir. benim sonsuza kadar işkence görmemi adil bulan bir tipten günlük yaşamda da her türlü düşmanlığı, pisliği bekleyebilirim. bu da benim her an tetikte olmam gerektiği anlamına gelir.

en ılımlı müslüman, hristiyan ya da yahudi bile benim sonsuza kadar yakılarak işkence görmemi hak olarak görmek durumunda. yorum morum değil. organize dinlerin temelinde bu var. öyle ki kimi zaman bir sebeple teşekkür ederlerken bile "inşallah ıslah olursun" gibi laflar duyuyoruz.

şimdi aynayı elimize alalım ve şunları bir netleştirelim:

1- müslüman bir kişi, bir ateistin cehennemde sonsuza kadar işkence görmeyeceğine inanabilir mi? buna inanmayan bir kişi müslüman olabilir mi?

2- müslüman bir kişi, bir ateistin sonsuza kadar cehennemde işkence görmesini adaletsiz bulabilir mi? allah'ın adaletsizlik yapabileceğine inanan bir kişi müslüman olabilir mi?

ateistler nefretlerinde bilmem ne oluyorlarmış da öfkeden yanıyorlarmış. ondan sonra efendim zaten bu öfkeyle yandıkları için cehennem ateistlere koymazmış filan.

islamı rasyonalize etmeye çalışan arkadaşlarda gördüğümüz belli "tartışma" yöntemleri var. ilki kendi dininin temsilcileri olan cihatçıları, değişik cemaatleri filan karşı tarafa ittirmek. işte vay efendim ışid yavudi, el kaide ateyiz, fetö deizt, akp kitapsız falan filan... ikincisi, en sıradan ateistleri bile kendi tarafının "uç"ları ile eşitlemek. bu arkadaşlara göre kafa kesen, diri diri insan yakan, damlardan eşcinsel atan ışidcilerin yaptıkları ile ateistlerin attıkları twitler birdir.

elbette kendileri günlük yaşamlarında ne kadar rasyonel insanlar olurlarsa olsunlar baştan aşağı irrasyonel olan bir inanç sistemini savunmaya geçtiklerinde el mahkum rasyonaliteyi de askıya almak zorunda kalıyorlar.

"ahiret inancı olanlar bilinçleri yok olana kadar 'hani benim cennetim' diye ızdırap çekecekler. (...) ateizmde de kendinden olmayanlar için ebedi bir acı bulunuyor."

bunu söyleyen insanı bilmesem anaokulu terk diyeceğim. ama yukarıda andığım eşitlemeci söz oyunlarının her türüyle günde kırk kez muhatap olduğum için garipsemiyorum.

"müslümanın gözünde ateist sonsuza kadar yanacak olan kişi... dur bunu ateistin dünyasında bir şeyle eşitleyeyim ama neyle eşitlesem?"

mantığı bükerek kendi paralel evrenini oluştururken ölmeden önce cennet beklentisinin karşılanmadığını görüp hayal kırıklığına uğrayan bir müslüman portresi çiziyor. velev ki örneğimizdeki ultra mal ateistin böyle bir fantezisi olsun. kişi, ölmeden önce cenneti göremeyince nasıl acı çekiyor? bu acı nasıl sonsuza kadar sürüyor? dediğim gibi savunmaya çalışılan şeyin rasyonel zemini olmayınca onu savunmaya çabalayan kişinin mantık sistemi de çöküyor. kendinize bunu yapmayın. "enerji geldi enerji gitti, kuantum dalgalanmaların evrene gönderdiğimiz pozitif 'ohm'lardan dönen yansımaların paradoksal karma dalgalanmalarıyla bişey bişey olması" filan deyin.

itiraz edilen şey ne? ateyiz olarak ben cehenneme gitmiyor muyum yani? yoksa beni sonsuza kadar yakacak olan allah bir yanlışa imza atmak üzere mi?

soru bu kadar basit. ne bağdadi'si ne yorumu abicim yahu? ben mi yanlış biliyorum bu islam'ı, siz mi yanlış biliyorsunuz, yoksa sırf islam propagandası adına bile isteye dini hükümleri mi büküyorsunuz?

yoksa karpuz, peynir, rakı güzel. siz de buyrun beraber olsun. rakı içmezseniz ayran da buluruz.
azwepsa azwepsa
konu için hiçbir açıklama dinlemeksizin, kendi sözlerinden öte bir şey kabul etmeyen ama müslüman bağnazlığından dert yanması da bitmeyen insanlar için bir de budizm üzerinden bir açıklama yapalım. budizm ateist bir dindir. içinde bir tanrı yoktur. buda bir tanrı değil, senin benim gibi bir insan. belki bir peygamber gibi düşünebilirsiniz. bir öğreti getiriyor: 4 yüce gerçek var şu hayatta diyor.

ilki dukkha; bu hayatın içinde acı da var keder de. zulüm de var neşe de. neşe var evet. mutluluk da var ama gelip geçiyor.bu böyle bir hayat. sonra geliyor ikinci gerçeğe; samudaya. evet, hayatın pek cazip olmayan eksik gedik yanları var. bunun da bir sebebi var. arzularımız ve tutkularımızla kendi kendimize hayatı bu hale getiriyoruz. dr. buda teşhisi koyduktan sonra bir tedavi müjdesi veriyor: üçüncü hakikat nirodha; tüm bu eksiklik, kötülük ve acının oluşturduğu korunun ötesinde bir yer var ki orada acı ve keder yok. mutluluk ise geçici değil. burası; nirvana. son olarak da dördüncü yüce gerçek de insanı nirvana'ya götüren 8 katlı yoldur. bir budist bilir ki eğer ilk üç gerçeği idrak eder ve 8 katlı yolu takip etmeye gayret ederse mutluluğa ve özgürlüğe ulaşacaktır. herkes buda değil, belki bir ömür içerisinde ulaşamayacak ama bu hayatta yaptıkları sonraki hayatında ona bir karma hazırlayacak ve tekrar başlayacak ve tekrar gidecek. saflaşıp nirvana'ya ulaşana kadar doğacak, dukkha'yı yaşayacak ve ölecek. reenkarnasyon ve tanrı'nın olmaması gibi konuları bir kenara koyarsanız islam ile büyük ölçüde uyuşan bir sistem.

bir budist dört asil hakikati reddeden, inkar eden birine niye üzülsün? doğuştan saçı sarı da ondan mı reddetti? yok, kendisi öyle tercih etti. bu kişi budizmin cehennemi olan bu hayata tekrar tekrar gelecek, aynı acıları çekecek, üzülecek ve sıkılacak. bu budizmin suçu mu? buda mı yaptı? hayır. kendi tercihi. bir noktada belki o da anlayacak. buda da zamanında 4 asil hakikati bilmiyordu. 8 katlı yolu imkanı varken reddetmişti. ama sonunda buldu ve nirvana'ya ulaştı. islam için de durum farklıdır. sahabenin bir kısmı müşrik değil miydi? islam peygamberi'ne kılıç çekmemişler miydi? islam açısından da kişinin hangi denemelerden geçeceğini bir tek allah bilir. bu denemelerin sonucunda kişinin yoldan mı çıkacağını yola mı gireceğini kul ne bilir? insanın ahiretine mekan biçip de ona göre adaletsiz muamele etmek aslında islam'ın temelleriyle çelişen bir durum.

vahhabiye takipçisi köprücü deli hoca'nın elbette buna itirazı olacaktır. ama şeyhim ebu bekir bağdadi hazretleri ve diğer bazı selefi hocaefendi hazretleri öyle demiyorlar, yapmıyorlar... yapmazlar tabi. bunun nedeni bir miktar dini-felsefi olduğu gibi ağırlıklı olarak siyasal ve psikolojiktir. twit atan ateist ile bunları bir tutmak haksızlık ya, kendi halinde alelade bir müslümanı kafa kesen terörist ile ya da çocuklara musallat olan sapıkla bir tutmak herhalde bilimsel din eleştirisi falan oluyor.

kimileri islamı allayıp pullamak için rasyonalize ediyormuş... ne islamı ne de akılcılığı bilen insanın söylemidir. kuran bile pek çok şeyi aklın algılayabileceği bir ifade biçimi seçer. neticede din, metafizik yanı da olan bir kozmogoni anlayışıdır. gündelik hayat için akıl lazımdır ama 4 asil hakikat gibi o kozmogoniyi de anlamak için tanımladığımız fiziğin ötesinin de olduğu bilgisini kabul etmek gerekir. bu bilgiyi kabul edersen, aklın ötesinde sezgi/ilham'a da kulak verebilirsen bu kapıların da sana açılacağını söyler din. sadece akıl seviyesinde kalacaksak fiziğin metafiziği açmasını beklemek gerekir. işte bu yüzden bazı şeyler akıl seviyesine de indirgenmiştir. bunlardan biri de cehennem kavramıdır. soyut ve metafizik bir kavramı somut ve fizik dünya içinde analoji ile anlatır. bazı tarikatlar bunu böyle düşünebilmeyi küfür sayarlar, ancak islam dünyasının gerisi ise onlara "yav he he" der geçer. bu konu aslında sadece islam özelinde değil tüm dinler için aynıdır.

hz. musa'nın gördüğü sürekli yanan çalı sürekli yanan bir çalı mıdır? kurukşetra diye bir yerde gerçekten dünyanın tüm savaşçıları mı toplanmıştı? herkül bir aslanı kolları ile mi boğdu? tüm bunlar, mitler, dini semboller, insanlara bazı soyut kavramları anlatabilmek içindir. aklın ötesini inkar edip aklın ötesi üzerine ahkam kesmeye kalkınca haliyle size gelen her açıklama boş laf gelebilir ama laflar boş olduğu için değil siz reddettiğiniz için.

bunun bir örneği olarak şu meseli verirler. bir balık ile kurbağa dostmuş. kurbağa bir gün suyun dışına da çıkmış, kıyıda zıpladıktan sonra dostu balığa orada gördüklerini anlatmak istemiş. balığa sudan çıktığını zıpladığını, orada gördüklerini anlatmış. balık ise inanmamış. canlıların yüzmedikleri bir yer... yürümek diye bir hareket... kurbağacım demiş, sen uyduruyorsun. aynı dönemlerde antik yunan'da da platon mağara alegorisi ile benzer bir şeyi anlatıyordu.

sözün özü ateistler cehennemde ne şekilde yanarlar beni değil onları ilgilendirir. kendi tercihleridir. doğuştan kaşı gözü kara diye tanrı cezalandırmıyor onları. insanı insan yapan "akıllarını" kullanıp kendileri öyle münasip bulmuşlar. özgür iradeleri ile geliştirdikleri düşünce ve eylemlerin varoluşsal sancıları da hukuki ya da ahlaki yaptırımları da beni çok sınırlı şartlar altında ilgilendirir. ama bir insana ateist diye dünyada zulmetmek mi? her cuma; şu ayeti duyuyorsunuzdur:

muhakkak ki allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. o, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

adalet dünyadaki adalettir. ahiretin ödül ya da cezasını vermek kula düşmez. bu ayette "kime" olduğu belirtilen tek eylem yardım etmek. adalet, iyilik kişinin kendi özelliğidir, birine karşı tavrı olamaz. fenalığı da yasaklar. kime fenalığı yasaklar? kişinin içinde fenalık olmasını ve kim olursa olsun başkasına fenalık yapmasını. düşünelim de tutalım diye bize böyle bir öğüt verilmiş. herkes aynı miktarda düşünemiyor ve tutamıyor. o da ayrı bir sorun.

ateistlerdeki gibi müslümanın da belasıdır kin ve nefret. bu tür yoğun duygular aklın bile önüne geçer. kin ve nefrete kapılmış insanların akıldan rasyonaliteden, irrasyonaliteden bahsetmesi ne garip oluyor.

bir ateisti de twit attı diye ışidcilerle bir tutmamak lazım. her müslümanı ışidcilerle bir tutan twitleri varsa arada belki benim içime de pol pot mu kaçmış acaba diye sorsa fena olmaz. "pol pot mu kim? yahu el kaide'nin kamboçya emiri... tipik müslüman..." isteyen kendini böyle de kandırabilir tabi ki. kendi tercihidir.
polia polia
tek bir defalık yaşadığımız bu hayatta çarşaf içinde bu sıcaklarda yanacağımzıa, öbür tarafta ki varsa öyle bir yer, orada yanmak daha iyi!
11 /