avant garde

ben ihsan değil hilmiyim ben ihsan değil hilmiyim
öncü anlamına gelir, deneysel bir hareketi adlandırmak için kullanılır ve kabul edilen formların dışında kalan veya bunlara karşı çıkan; genel geçer, standartlara ters düşen konularla ilgilenen ve özellikle ticari hesaplara düşman olan sanatsal yaklaşım olarak tanımlanabilir.
ahmak ı hayal ahmak ı hayal
"avangard geçmişi yıkar, biçimi bozar;.........................; sonra avangard daha da ileri gider; figürü yıkar, ortadan kaldırır, soyuta, biçimi olmayana, beyaz telaya, yırtık telaya, yanık telaya dek; mimaride perde duvar ın asgari koşulu, stele gibi yapı, katıksız paralelyüz edebiyatta konuşma akışının ortadan kaldırılması, bourrough vari bir kolaja, suskunluğa ya da ak sayfaya dek; müzikte atonaliteden gürültüye, mutlak bir sessizliğe geçiş.

ama bir an gelir avangard (modern) daha ileri gidemez, çünkü olanaksız metinlerden söz eden bir üst-dil (kavramsal sanat) üretmiştir artık."

umberto eco
kuroneko kuroneko
serifsiz bir fonttur. herb lubalin ve tom carnase tarafından 1968 yılında avant garde adlı dergi için logo olarak tasarlanmıştır. tamamı majiskül harflerden oluşan bir logodur bu. 1970 yılında itc(international typeface corporation) avant garde adıyla font haline getirilip piyasaya sunulur. bu sırada beklediği ilgiyi görmez ve yanlış yerlerde yanlış işlerde kullanılarak başarısız görülür. daha sonradan hakettiği yeri kazanır ve bold'undan italiğine döşenir. adidas'ın da logosunu oluşturan fonttur ayrıca.

özelliklerine gelirsek:

majiskül r'nin yuvarlağı gövdeye bağlanmaz fakat p harfi bağlanır,
majiskül q harfinin içinden kıvrık bir çizgi geçmektedir,
harflerin alt çıkıntıları kısaltılmıştır,
majiskül g harfinin kıvrımı oldukça aşağıdadır,
i ve j harflerinin noktaları dikdörtgen şeklindedir.
jouissance jouissance
geçmişteki eserleri taklit etmeyecek, hatta onlardan esinlenmeyecek kadar kibirli (geçmişe karşı nefret dolu) ve geleceği düşünmeyecek kadar da uçarı bir serüvendi avant-garde, abartarak söylersek, "şimdi"nin estetiğinin yıkıcı etkisi. ne geçmiş ne de gelecek; her şey bir şairin, bir ressamın ya da bir estetik okulun yaşam süresinde olup bitmeliydi. bir tür sabırsızlık hakimdi, iz bırakma kaygısından öte bir şey; iz bırakma histerisi adeta; canlıyken izini de görmek arzusu (iziyle yarışan sanatçı; sarhoşlukları bundandı belki biraz). bu yüzden yüzlerce akım ortaya çıktı, hatta kimi sanatçılar bir akıma bile ihtiyaç duymadan kendi yaşam sürelerince uğraştıklarını tüm dünyaya bedel bir şey olarak gördüler. bir tür hız denemesi (tabi buna eşlik eden şeyler vardı; savaşın getirdiği kaos, toplumsal karmaşa, kapitalizmin düzensiz işlediği kriz anlarının fazlalığı, yer değiştirmenin kolaylığı, felsefenin katkısı, uyuşturucular, amfetamin..) sanatın hızı öyle bir güce ulaşmalıydı ki her şey onun anaforunda dönsün, sürüklensin ve bu karmaşa olsun yeni estetiğin adı.

şimdi geriye dönüp bir avant-garde tarihi okuması yaptığımızda göreceğimiz şey, eserlere nüfuz etmenin, onları yakalamanın zorluğu (çoğunlukla anlamama duygusuna eşlik eden bir hayranlık var avant-garde'a ilişkin. bu ressam ne boktan şeyler çizmiş böyle bile diyemiyorsunuz, çünkü "beyaz tual üzerine beyaz kare" gibi bir tablonun bir tablo olup olmadığı bile sorgulanabilir) doğal bir şey bu ama; adamların amaçladığı buydu zaten, gelecek umurlarında değildi, sanat tarihçileri onların yapıtları üzerinde ahkam kesebilsin ya da müzelerde sergilensin (ki kapitalizmin sanat fetişizmi sayesinde bu bir nebze de olsa gerçekleşti) diye uğraşmadılar. manifestolar ilginç gerçekten; her akıma ilişkin manifesto, sanki uğraştıkları şeyleri anlayamayacağımızdan eminlermişcesine küçük rehberler de hazırlamışlar. aslında avant-garde üzerine yapılan her imkansız konuşma yalnızca bu manifestolar üzerine yapılıyor, yoksa ne resimler ne de plastik sanat üzerine değil.

şu var yani; avant-garde'ı müzeleştirmeden tartışmak imkansız günümüzde, eylemle var olan bir şeydi çünkü. 300 senelik klasik akımları konuşuruz her zaman ama avant garde için bu imkansız, en azından ortaya "yeni" bir şeyler koymadıkça. yeni bir şey ortaya koymak da ne demektir? devrim zamanının kendini göstermesi demektir bu. ve iki devrim arasında (en sonuncusu 60ların sonundaydı ve yenisi ne zaman gelecek şu an bilmiyoruz) yeni bir sanat ortaya çıkmaması doğaldır ama o potansiyel olarak yok değildir. breton'un deyişiyle, bir kıvılcımın yakabileceği baruthane arıyoruz.
death death
1948 aralığında, parnett newman bir deneme yazmaya girişir: ''yüce itim şimdi''dir. 1950-51'de ''vir herocius sublimus'' olarak adlandırdığı bir resim sergiledi: burada i, burada ii, burada iii.

bunlar modern avant-garde kavramını oluşturmaya zemindir işte. edmund burke amcamız da bu kavramı ilk kullananlardan.
tekil kişilik tekil kişilik
bir sanat deyimi...
sanat akımlarının öncüleri ile onların ürettikleri ve yeni olan ne varsa onun için söylenendir bu...
bir gerçeği kabul edelim...
yeni hep var olacaktır ama öncü bir daha hiç olmayacak gibi!
vlad vlad
zaman zaman geleneği reddetme yaklaşımı sebepli modern sanatla karıştırılan, ya da aynı tutulan kuram. ikisi arasında ortak noktalar bulunmasına rağmen, modern sanat aksine avant-garde yaklaşım sanatın olumsuzlanması, hatta toptan reddedilmesi üzerine şekillenir. farklı hareket ve akımları, sanatçıları kapsayan geniş bir mevzudur.

modern sanatta estetik, kendi özerkliği içindedir ve bu estetik gelenek reddetme üzerinden çıksa da modern eserler sosyal-politik bir eleştiri amacı gütmez. daha elitist, bireysel ve kapalı kutudur. avant-garde ise burjuvanın masturbasyon yollarından biri olarak gördüğü kurumsal sanatı yıkmak, sanatı yaşamla bir araya getirmek ve isimsizlik ister. tabi çeşitli akımların dahil olmasından dolayı avant-garde'ın amacını ararken italyan fütürizmi gibi, dünya savaşlarının etkisiyle savaş ve yıkım güzellemesi yapıp sönüp giden tırt manifestoları da görebilirsiniz, marcel duchamp'ı ve 20. yüzyılın en önemli eseri olarak kabul edilen fountain'ını da.

ki avant-gard'ın en net özeti de bu pisuvardır. üstüne attığı r. mutt imzası ile, imzanın eserden önemli sayıldığı sanat piyasasının kafasına dilini ısırarak yımrık atmış, arabasını çizmiş; mına koduklarım, sanatsa bu da sanat demiştir. sanat eseri ve sanatçı tanımlarını uzun süre sorgulatmıştır. tabi doğal olarak avant-garde işler de zamanla, eleştirdiği eserlerle aynı müzelerde yerini almıştır.